şükela:  tümü | bugün
  • 1 kasım 2017 günü bir kadına aşık oldum. yüzüne karşı asla söyleyemeyeceğim şeyleri söylemek için ekşi sözlüğe girdim. sözlükte yaptığım berbat bir espri yüzünden aynı günün sabah saatlerinde 3 aylığına lanetlendiğimi öğrendim. neden bir gün önce yahut bir gün sonra değil de o gün lanetlendim?

    iyi ki o gün yazmamışım. bir anlık gaza gelip "x'te gördüğüm y giyen kız beni bul" gibi bir saçmalığa ve ucuzluğa kaçmadığım için nispeten mutluyum. onu betimlemeyeceğim, hiçbir zaman ona olan hislerimden de haberi olmayacak, buraya yazdığım bu gereksiz yazıyı okuyacak, okusa da üzerine alınacak boş vakti dahi olmayacak.

    ben ondan değil, bana beynimin boş bir anımda yakaladığı nesneyi kurgulayarak gerçekleştirdiği oyundan bahsedeceğim. öyle boş bir anıma denk geldi ki onu görmeden önce hormonlarımın zaten bir şeylere hazırlandığını hissettim. yıllar önceki deneyimlerimden hareketle bu ızdıraplı süreci hiç başlatmamak üzere o gün gördüğüm her kadında kusur aramaya başladım.

    kusursuz insan yoktu. ama birinde daha fazla kusur aradım. ben onda kusur aradıkça beynim ona daha hırsla bağlanmaya başladı. yaşadığım hisleri hak edecek kadar mükemmel bir insan değildi. hatta onu yakından tanısam ondan nefret edeceğime emindim. ama bana ondan nefret etmemi sağlayacak fırsatı bile vermezdi.

    bu illüzyonu bozmak için bir şeyler yapmaya karar verdim. muhakkak sevgilisi olmalıydı. böyle neşeli, sıcakkanlı, etrafına enerji saçan bir insanın sevgilisi olmaması mümkün değil. önce buna kendimi ikna etmeye çalıştım. hatta yüzünden hiç eksik olmayan o tebessümün de tek kaynağı dün akşam sevgilisiyle yaşadığı aksiyonun bir motivasyonu olmalıydı.

    bunu temellendirmek için hakkında biraz stalk yapmaya karar verdim. hesaplarına ulaşmak biraz zor oldu, hatta günlerimi aldı. tüm hesapları gizliydi! hiçbir hesabına istek atmaya cesaretim olmadı. görünen kısımlarda bir iz de bırakmamıştı. ufak bir ipucu bile yeterdi bana. büyük bir gizlilikle ilişkisini saklıyordu...

    gerçi ilişkisinin olup olmamasının beni ilgilendirmemesi gerekirdi. neticede hislerim içimde ondan bağımsız yaşadığım, onunla kirletmemem gereken değerli hislerdi. çünkü bilseydi en iyi ihtimalle alaya alır, eğlenirdi. beni skor hanesinde +1 dahi görmezdi. hislerimi hak etmiyordu.

    her şeyinin yalan olduğuna kendimi inandırdım. gözlerinin lens, yanaklarının estetik, geri kalanının da makyajdan ibaret olduğuna kendimi inandırdım. beğenilme tutkusu onu olduğundan farklı bir insan gibi görünmeye zorlamıştı. hatta sadece dışı değil içi de öyleydi. hırslı, bencil, egoist karakterini örtmek için yardımsever, nazik, çalışkan, başarılı insan kimliğine bürünmüştü. iyi rol yapıyordu.

    bunları düşünürken kendimi gereksiz bir romantizmin içerisinde buldum. onun bu romantizmden haberi olsaydı muhakkak bu duruma vereceği cevap kötü kadın kahkahası olurdu. benim de daha önce saçmalık olarak gördüğüm ve hiç dinlemediğim yahut uzun yıllar önce dinlediğim ancak epeydir tekrar dinlemeye cesaret edemediğim müzikleri saatlerce durmadan dinlemeye başladım. sanki her şarkı beni anlatıyordu. tek tek tüm şarkıların sözlerini ezberlemeye başladım. sanki bu şarkıları yazanlar benim içimi okumuştu.

    sadece şarkılar değil, yazılan tüm şiirlerde, okuduğum herhangi bir kitap yahut yazıda, izlediğim filmlerde, otobüste şahit olduğum bir konuşmada, göklerde uçuşan kuşların seslerinde kendimi buluyordum. hiçbiri benim için söylenmemişti, ama beni anlatıyordu... halbuki bu anlam arayışlarının boş bir çaba olduğunu, anlam diye bir şeyin olmadığını çok daha öncelerden de deneyimlemiştim.

    ben zerre haberi yokken onun ızdırabını çekiyorken, ağlamayı unutmuş ben bir gece yarısı dinlediğim basit bir şarkıda bile ağlayabiliyorken, aynı saatlerde onun bir erkeğin altında zevkten ağladığını düşünerek ondan nefret etmeye çalıştım. ben acı çekerken o bir yerlerde gülüyor, geziyor, eğleniyor ve çok mutluydu. bencildi...

    karşısına geçip konuşmam imkansızdı. onunla aynı bir ortamda bulunmam bile imkansızdı. aramızda toplumsal rollerle örülen büyük setler vardı. ona hislerimi açıklamak köşedeki büfeci hilmi abiye "abi oradan iki bira ver, bir de senden hoşlanıyorum" demek kadar abuk bir durum olurdu. hatta hilmi abiyle daha kolay olurdu.

    bir insan toplasan en fazla bir dakika gözlerinin içine bakabildiği birinin neden eksikliğini hisseder? sanki daha önceden görmüşsün, uzun yıllar aramışsın da hiç olmayacak bir anda karşına çıkmış gibi. kendi kendine otururken birden kalbin hızla çarpmaya başlaması ve sanki onu hissetmen, hiç koklamadığın birinin kokusunu duyman, yokluktaki bir varlığa sarılma arzusu. beynim benimle oynamaya devam ediyordu.

    hayatımın merkezine yerleşmeyi hak edecek kadar neye sahiptin? çok mu güzeldin sanki? daha güzel kadınlar da vardı. neden hiçbiri senin yaptığını başaramadı? neden hepsi bir anda gözümde kadınlığını kaybedip hilmi abiden farksız hale geldi? senden intikam alırcasına başka başka kadınlarda teselli aramaya çalışırken hiçbirine tahammül edemedim ve hepsinden ayrı ayrı tiksinmeye başladım.

    zihnim seni öyle şekillendirdi, sana öyle anlamlar yükledi ki her geçen gün gerçek senden daha da uzaklaştım. karşıma çıksan artık seni tanıyamazdım. "acaba şu yanımdan geçerken tebessüm eden kız o muydu?", "metrobüste kesiştiğimiz kız o olabilir miydi?", "bankamatik sırasında önüme kaynak yapan kız yoksa???" yok o bu kadar terbiyesiz olamaz. ama yine de kızamadım. sen olma ihtimaline karşılık bu sefer tüm kadınları sevmeye başladım.

    beynim seninle yaşayabileceğimiz tüm olasılıkları senaryolaştırmaya başladı. devreye zihnimin mantık bölümü girdiğinde istisnasız her senaryoda hatta senin beni sevebilme ihtimalinin olduğu ütopik senaryolar bile mutsuzlukla sonlanıyordu. ben her defasında senin hayatını mahvediyordum. halbuki sen çok uzun ve mutlu bir hayat yaşayacaksın. çünkü bunu hak ediyorsun. düşüncelerimle sana haksızlık ettiğimi düşündüm.

    sonra bir ömrün olmasa da seninle geçirebileceğim bir ayın hayalini kurdum. bir ay olmazsa bir saatin. bir saat olmazsa bir dakikanın. bir yerde oturamasak da ayak üstü geçecek iki lafın hayalini kurdum. konuşamasak da anlık bir bakışın. bakışamasak da yanımdan geçip gitmenin. o kadarını bile kendime fazla gördüm. senin için bir zaman kaybından başka bir şey olamam. senin mutlu olman lazım.

    ancak talihsizliğimden biliyorum ki ben artık senden ne kadar uzaklaşmaya çalışırsam çalışayım hiç olmasını istemediğim zamanlarda seninle karşılaşacağım. ben yine de çabalayacağım. sana o zaman kaybını yaşatmamak için. hem belki zaten geçmiş zamanda bir yerlerde mutlu olmuşuzdur. yahut gelecek bir zamanda bir yerlerde mutlu olmamız gerekiyordur. ancak bu zaman diliminde mutlu olamayacağımız aşikar. zaten ben sana çok geç kaldım.

    seninle yaşlanabilmem mümkün olmasa da çok mutlu geçirdiğin bir hayatın sonlarına doğru artık yüzünde kırışacak bir yer dahi kalmadığında belki karşına çıkar mutlu olup olmadığını sorarım.

    böyle yazınca aklıma aşağıya linkini bırakacağım sahne geldi. onu bırakıp yazıyı burada sonlandırıyorum.

    https://youtu.be/bwnen6ljbx8
  • okumadım ama eğer gerçekten bu kadar paragrafı 1 kasım 2017’de gördüğün kadına yazdıysan git tedavi ol bence. sağlıklı bir davranış değil bu.
  • (bkz: 6 yıllık ilişkinin tus için bitmesi)
    bu iki başlığın sahibinin yanında 3. olarak eve çıktığınızı düşünsenize.
  • "iyi ki o gün yazmamışım. bir anlık gaza gelip "x'te gördüğüm y giyen kız beni bul" gibi bir saçmalığa ve ucuzluğa kaçmadığım için nispeten mutluyum" şeklinde beyanı olan ve bu saçmalık ve ucuzluğa üç ay sonra kaçan yazarın aşık olduğunu iddia ettiği eylem.
    aşk değildir o. aşk olsa duramazsın.
  • öncelikle; (bkz: peki bundan bize ne)

    bu aşk gerçekten boş adam işi. baksana tuğla gibi entry girdiriyor insana. 15 dakika fazla mesai yap desen kavga çıkaracak adamlar, aşık olunca paragraflarca yazı yazabiliyor.

    ya da benim içim ölmüş, bilemedim şimdi.
  • kadinin verilmis sadakasi varmis...