şükela:  tümü | bugün
  • şu an gerçekten inanılmaz bir şoktayım.

    83 kuşağı ve çok derin bir tarkan hayranı olduğumu belirterek başlayayım.

    albümü dinledim;

    şu hayatta eskilerin güzelliklerine dair, hayata dair sevdiğim, geriye kalan ender şeylerden biriydi tarkan. gençliğimdi. bozulmadan kalan'dı.

    cuppa'daki o "nakarat" saçmalığını ve müzikalitesinin boktanlığını ben de beğenmemiş ve hayret etmiştim. fakat 10 albümünü dinleyince kesinlikle şok oldum.

    hiç bir şarkıda nakarat yok.
    hiç bir vurucu nota, bir ahenk, bir kompozisyon yok.
    doğru düzgün hiç bir yaylı ya da canlı saz yok. masa başı dımtıs üzeri vokaller. berbat bir düzenleme. a'dan z'ye tüm şarkılar böyle.
    satıralarda hiç bir hece ölçüsü, tam ya da zengin kafiye yok. kelimeler çekiştirile çekiştirile söylenmiş hep.
    kompozisyonlar hani;
    au eeeu a a a aa ee uuu ee a a a

    gibi filan oldugunda guzeldir ya notalarda,

    tüm şarkılar

    sjduej disjler isee kfifie aggsysyd kf sisiheee suaaa

    şeklinde notalarda. anlatabildim mi bilemiyorum burayı... uyum yok.

    tarkan'ın sesi pes'lerde güzeldir. tiz'lerde ise coşkulu nakaratlar çıkar. tüm albümü tizlerde dolaşarak, hani tam değim yerindeyse yumşaak yumşak, bıkkın ve olgun, okumak için okumuş gibi söylemiş. nerde o eski kelimeleri vurgulu söyleyen, rockvari, işveli, alımlı, kimi yerde metalize, çekici tarkan sesi?... hiç bir şarkıda yok...

    resmen sezen aksu'nun son yillarda çıkardığı kompozisyonsuz ve olmuş olsun diye yapılmış menapoz dönemi şarkıları gibi.

    ruh yok ruh... duygu yok. oryantal ezgiler yok. kemanlar yok. elektro ya da gitar yok. birsürü söz kalabalığı. beste ve kompozisyonlar kötü olduğu için üç beş sloganik vurucu söz de kaybolmuş gitmiş.

    bana dün deseydiniz ki, 7 sene sonra tarkan'ın çıkardığı albümü 1 gün önce edinmek için 1000 tl verir miydin, inanın verirdim. şarkıların ilk birer dakikalarına zor dayandım. eee bu boktan, nası ya bu da boktan, aaa dur bakayım, e bu da boktan diyerek bir baktım albüm sonu gelmiş...

    çelik'in, emre altuğ'un, hatta murat dalkılıç'ın b2-b3-b4 şarkıları gibi "laf olsunluk" şarkılar hep. asla ama asla yıllarca filan uğraşılmamış. bariz bir şekilde birkaç ayda stüdyoda birkaç kişi masa başında yapılmış bir albüm bu. üç beş söz toplayıp rastgele birşeyler seçim yerleştirip dımtıs'ı da verip üzerine antin kuntin okumuş.

    ben bir tek şarkısını bile ikinciye aynı şekilde okuyabileceğini sanmıyorum çünkü nota ve kompozisyon yok. hiçç hem de.

    şu an satın almaktan dahi vaz geçtim ve buna inanamıyorum.

    biliyor musunuz, artık tarkan'ı da suçlayamıyorum. tarkan da değişti. sanki gerçek tarkan gitmiş ve botoks'lu dublörü gelmiş gibi, kabus gibi, ama ne yazık ki değil.

    adam yıllar öncesinde hevesle, ruh'la, emekle, ihtirasla yapıyordu albümleri. sevdimmm, çokk sevdimmmm derken hissediyordu, sesi öyyle vurgulu öyyle kalın'dı. döön dööönnn bebeğimmm derken, gözlerimizdeki yaşlar çıkacakları saniyeyi bile bilirdi, inanılmaz bir şekli, bir rengi, bir komposizyonu vardı bestelerin. ağğ zınnn da sa kı zıı şişii riiip şişiriiip derken, o ses tonu ve vurgusuyla karşı tarafla dalga geçerdi. seninnle sonnn ge ce mizzz buu, bu sonnn sevişşmemizzz bel ki deeee derken, kadın erkek herkesin tüğlerini diken diken ederdi. bi biz nereye şarkısı vardır ki, takılllmışım sözlerine, benn mec bu rumm gözzlerineee derken mest olurduk o rock ses rengine.

    şimdi o aşkları geride bıraktı. o duyguları geride bıraktı. yıllar onu da yordu, belli. hedefleri ihtirasları kalmadı, çok belli... özenmemiş albüme, şarkı seçimleri böyle olamaz, şaka gibi... geçen albümlerdeki "dilli düdük" ya da "sevdanın son vuruşu" bile bunlardan katbekat daha iyiydi. tarkan'ın duygu anlamında zirvesi şımarık albümüdür. müzikalite zirvesi ise karma albümü. hatırlarsınız kuzu kuzu'nun yaylılarının nasıl girdiğini...

    ya bu albüm? bir a1 şarkısı mı var? sizi temin ederim, cuppa bu albümün a1'iydi ve çıkartıldı. çünkü cuppa bile tüm bu albümden daha iyiydi.

    zaman da değişti, yine suçlayamayız. artık sanıyorum kimse can şengün ya da nurkan renda gibi gitaristleri çağırıp şarkıya nakaratlar, riff'ler üretmek için zaman harcamıyor, sazlar, yaylılar çağırıp ayrı kayıtlar yapılmıyor. tarkan giriyor, 1 saatte birkaç tekrarla okuyup çıkıyor, arkadan da ozan çolakoğlu ya da her kimse birkaç uygulamayla sunni bir düzenleme yapıp dinletiyor, tamam mı abi, tamam oluyor. geç...

    müzik'den zerre kadar anlıyor ve tarkan'ın eski hallerini iyi biliyorsanız, birazcık analiz yeteneğiniz ve kulağınız varsa, emin olun yazılan diğer yorumlar tamamen yanlış. ne 90'lar geri gelmiş, ne de bunca şarkı arasından tekrar tekrar dinlenecek, kulaklık takılacak, duygusal anlar yaşatacak, gözleri doldurup ağlatacak ya da gece kulüplerinde elinde içkiyle kendinden geçirip hoplatıp zıplatacak tek bir şarkı var.

    tarkan'ın zevkinin bu olduğuna da, bize 7 sene sonra bunu reva gördüğüne de inanamıyorum.

    hep espirisi yapılırdı ya "tarkan bitti aaabi" diye. ben şahsen 34 yaşıma girerken, hayatımdaki nadide değerlerden biri olan tarkan'a da veda ettiğimi anladım.

    gerçekten çok üzdün tarkan. keşke hiç yapmayıp, o şarkılarla kalsaydın aklımızda. tsm albümündeki cansız elektronik playback müziğin üzerine okuyup herşeyi mahvetmenden sonra, son hevesimizi de bu albümle kırdın.

    herşey bundan ibaret dostlar. başka kim ne diyorsa yalan söyler...

    edit : oha ya, üç dört saat içinde posta kutum bana hak veren onlarca mesajla dolmuş. herkes albümün bu denli başarısız olmasına gerçekten ne kadar da gönülden üzülmüş. herkes eski anılarını, eski şarkılardaki güzellikleri özlediğini filan yazmış. arkadaşlar özelden mesaj atacağınıza buraya yazın ki yerine ulaşsın. biz bu tip bir kalitesizliği kabul ettikçe, tarkan standardını düşürecek.

    bir arkadaşın da çok güzel belirttiği, albüm baştan sonra "kelime sıkıştırma" dolu. bu daha önce hiç bir albümünde yoktu tarkan'ın. söyleni söyleniverilen kelimeler. her tempoda bir hece yok yani. müzikler ve sözler uyumsuz gidiyor. ayrıca kesinnlikle duygu yok. slow şarkısı bile duygusuz. armoni yok, melodi yok. dudu albümünde de, ara albümlerde de ilk dinleyişte en fazla "garip" gelir sonra sevdirirdi şarkılar. bu albümde garip gelmiyor, dinlemek zulüm geliyor. ayyyh deyip kapatmak istiyor tahammül edemiyorsunuz. arada fark var.

    "ben senin ben senin, ben senin ben senin, ben senin ben senin" nedir abi yaa... buna gerçekten kapatmadan dayanabilen var mı? leş...

    ahhhh be tarkan yaaa.. herkese şarkılar yazan, şarkılar veren, iyi şarkı nasıl olur iyi bilen sen, bunu nasıl yaptın anlamıyorum... emir'e yaptığın albüm bile bundan iyiydi.

    edit 2 : aklıma ne geldi biliyor musunuz, mfö'nün bir şarkısı vardı hani, "daii daii yauu, nurundaa nurundaaa iyaiyaa. dada bis teestee baha, daaas diis doooss suuu de suu de suuu" diye. inanın şu sözsüz şarkı anlamlı söz olmadan da bir şarkının güzel olabileceğinin kanıtıdır ve şu albümdeki tüm şarkılardan açık ara daha iyidir. melodi, armoni, kompozisyon var şarkıda. bunlar bu albümde olmayan şeyler.

    7 sene boyunca bu albümü mü yapmış şimdi? sizce 7 sene uğraşılmış bir albüme benziyor mu? 7 koca sene... elbette hayır. 1 aylık bir albüm bu. peki, benim merak ettiğim şey şu. tarkan bunca sene boş vakitlerinde ne yaptı? ye, iç, yat, kalk, gez mi? bana sadece bunu açıklasın. bunca sene, 365x7 gün, bu albüm mü çıktı? pes...

    edit 3 : cengiz kurtoğlu'nun oğlu aydın kurtoğlu'nun bile albümü bundan çok daha güzel.

    hatta açın, simge'den yankı şarkısını dinleyin, tarkan'ın kirlettiği kulaklarınızın pası silinsin. son yıllarda çıkan birkaç nadir şarkıdan biri. tarkan da dinlesin. açsın, kompozisyon, müzikalite, ahenk, nasıl olur anlasın. ben seee ni ben seeeni, ben seeeni be... tövbe ya...
  • bu hükümet tarkan'ı da bitirdi.
  • içerdiği parçaları tek tek analiz ederek, tarihe not düşmek istediğim albüm. bazı müzikal terimlerin türkçe karşılığını yanlış biliyorsam affola, ama olabildiğince doğru izah etmek için çaba sarf ettim.

    #1 yolla

    bariz bir "yakar geçerim" rip-off'u, bu konuda söylenecek çok şey yok. ama rip-off olmasından daha ciddi sorunlar var.

    "sürü sürü bir sürü çile, toplanmış geliyorlar" ve "içime ata ata pat diye patlıycam" şeklinde devam eden bölümde bariz bir prozodi katliamı var. tarkan usûl bilen, ölçü bilen adam, bu bürünsüzlükten adam öldüren şeye nasıl olur vermiş anlamak mümkün değil.

    genel olarak nakaratsızlıktan can çekişen albümde, bariz bir nakaratı olduğu için, bu şarkıyla çıkış yapacak olmasına şaşmıyorum da nakarattan sonra gelen apaçi sample'ı duyunca gerçekten şaşırdım.

    şarkı teknik açıdan bir felaket bence, ama kesinlikle tutar.

    #2 çay simit

    "köprüleri yıkamayız ki, gemileri yakamayız ki, biz ayrılamayız ki" vs. diye giden o cibiliyetsiz bölüm ve ağızda hint kınası tadı bırakan şu üflemeli çalgı sesi ile tam bir simit sarayı jingle'ı, tebrikler. umarım gülşah tütüncü adıyaman tütünü çiğneyip beste yapmayı bırakır da bir daha böyle şeyler duymayız.

    #3 beni çok sev

    tam bir mustafa ceceli parçası, ne eksik ne fazla. edeb ya hu.

    #4 ben senin

    allah aşkına, önce bir 4 sene evvel çıkmış evrim özkaynak versiyonuna bakın, bir dinleyin... zuhal olcay daha ölmeden reenkarnasyonunu başlatmış resmen kadın, yorumu ne kadar güzel...

    şarkının altyapısı da tarkan ve ozan çolakoğlu'nu karşısına oturtur, özel ders verir. şarkıyı bağcılar-kirazlı metrosu gibi doldurup, rayların üzerine salmışlar resmen :( yorucu.

    #5 çok ağladım

    tarkan'ın sırf götlüğüne harcanan ingilizce albümündeki* touch ve adımı kalbine yaz albümündeki muazzam parça sen çoktan gitmişsin ekolünde ilerleyen, harika bir şarkı. işte 90'lar ruhu ile 2017'yi harmanlamak böyle bir şey. ardından tuesday'i dinleyin, bakın kulağa o zaman nasıl gelecek...

    albümün en sevdiğim parçası oldu. murat matthew erdem katkısı var mı acaba?

    #6 her şey fani

    herşey birleşik yazılır diye öğrendik, ayırdılar. sezen aksu artık güzel slow yapamaz diye öğrendik, şaşırttılar. tam teşekküllü bir sezen aksu slow'u. bence tarkan'a hafif ağır kaçmış ama nezih. en azından bir nakarat, bir meyan duyabiliyoruz.

    #7 kedi gibi

    daha girişte ritm dinleyiciyi hemen yakalıyor. o açıdan albümde "doğal hit" olan tek parça. tarkan'ın nakarata kadar olan kısımdaki sesi efektsiz, temiz. özlediğimiz gibi. *

    "ne çok özledim" derken, bizim özlediğimiz o vurgulu tarkan işvelerini, cilvelerini duyabilmek mest edici.

    fakat şarkının ne yazık ki yine nakaratı yok. bu şarkıda nakarat zannedilen şey, bence aslen köprü.

    bu albümü yaparken "intro-verse-bridge-chorus-solo" elementlerinden chorus'u komple elemişler. sanıyorum solo'ya tekabül eden meyanlar da eksik, yok.

    eğer melodik nakaratı ya da hiç yoktan ay parçasındaki gibi bir meyan bölümü olsaymış instant-classic olurmuş.

    yazık.

    #8 hodri meydan

    yeniden düzenlenmiş bir orhan gencebay şarkısı havası var. ve düzenlemede giriştikleri bir takım olaylar hoşuma gitti, ama sözler çok bayık. yani bu "beni yıkamadın zalim felek, sal üstüme dertleri ama hepsini harcarım" temasını ben sevmiyorum, sanırım o yüzden ısınamadım. bir arada kalmışlık, bir olmamışlık var şarkıda.

    #9 biz çocukken

    hele şükür intro'su aceleye getirilmemiş bir parça duyabildik dedim dinlediğimde. daha da ötesi usûl, ölçü, melodik akış ve prozodi anlamında albümün en eli ayağı düzgün, teknik açıdan doğru parçası bence bu. eğer nakaratı düz değil de daha nağmeli, daha melodik olsaymış anında hit olurmuş. naif sözleri, orta ritmi ve meyanıyla bence tarkan şarkısı gibi tarkan şarkısı.

    #10 bal küpü

    tam her üyesi ayrı sakar, babası tatlı-sert ve çocukları hülyalı iç anadolu ailesi dizisinde, kız tarafının nişan alışverişi sahnesine konulacak dizi müziği olmuş bu. sözleri erotik, bir tarkan geleneği olarak da alaturka tınılı yaptınız diye, bu gıygıyı şarkı diye yiyecek değiliz.

    #11 acımasız

    tam bir nazan öncel şarkısı, tam ama. nazan öncel'i seven sever, sevmeyene hiçbir şey ifade etmez. aksak ritmli, eşya resim yakmalı nazan öncel 101.

    #12 sevdam tek nefes

    hani aslen alaturka nağmeli, canlı enstrümanlarla kaydedilmiş bir şarkıymış da, suat ateşdağlı hasbelkader remix yapmış gibi bir şarkı.

    sanırım bu şarkının düzenlemesi yapılırken ozan çolakoğlu evlilikti, ev almaydı, çocuktu, gülşendi bunlarla uğraşıyordu. yoksa duyduğum şeyin başka bir açıklaması olamaz. gül gibi şarkıyı hiç etmişsiniz.

    #13 sevişmeler

    a-acayipsin'deki dön bebeğim'in spin-off'u, ama time-slot olarak ölürüm sana'nın beni anlama gecesinde yayınlanıyor.

    #14 affedin bizi çocuklar

    durum beter, verme gibi sosyal mesaj kaygısı güden, ama bunu iyi ki gütmüş bir parça. bu albümün heal the world'ü bence. düzenlemesini, sakinliğini, tarkan'ın vokalini çok sevdim. sürekli dinlemem belki ama, dönüp dönüp dinlerim.

    velhasıl tarkan'ın o güzel hatrı için 10 üzerinden 6 verdiğim bir albüm. eğer şu şarkılara, o muazzam sesi ile can vermese tarkan, inanın çoğundan hit falan çıkmaz.

    bence ekşi sözlük'te "tarkan'a beste yapıyoruz, hiç olmadı söz yazıyoruz" kampanyası başlatılması gerekiyor. bir de parası neyse verelim, karma albümündeki gibi çok-kültürlü bir müzisyen skalası oluşturalım. ozan çolakoğlu ile tarkan artık yürümüyor.
  • türk vatandasligindan cikmanin, konsoloslukca istenilen avro karsili olan bedeli. askerlik subesi tarafindan görüldügü yerde öpülecek olan camel, sonunda özel ögrenci dosyasini actirmak icin küsuruncu kere bulundugu ülkenin, bagli oldugu sehrinde bulunan t.c. egitim ateseligine yeniden diger. bir kac yildir tanidigi, sonunda unutmayi basardigi fakat son dönemde yeniden telefon ve maillesmeler yüzünden malesef iletisime girmek zorunda kaldigi ilgili makamin bu islerle ilgilnenen sekreteri camel icin artik bir bölüm sonu canavari olmustur.

    s- guten tag
    c- merhaba, türkce konusabiliyorum.
    s- ich auch.
    c- (tavana bir bakar, dilini alt dudaginin ic ceperine dayiyarak bir tur attirir, nefes alip, bismillah der baslar) özel ögrenci dosyasi acilimi ve askerlik durumum icin gelmistim..
    s- belgelerin hazir mi? valla bir tanesi eksikse almam bile.
    c- hazir, fakat hala kafam da bir soru var, bu ofisden verilen kagida göre x kadar 1.00 dm (deutsche mark) degerinde alman posta pulunu hala istiyor musuz? yoksa web sitesinde x kadar 0.55 eu'luk pulu mu yoksa yine dün telefonda istediginiz y kadar 1.20 eu'luk pulu mu istiyorsunuz?
    s- x kadar 0.55 (sinirlenir)
    c- tamam (sevinir, sinirlendirebildigi icin)
    s- sen neden ilk senende gelmedin?
    c- geldim, siz vardiniz bana ilk sene olmaz, derslerini gecersen(!) ikinci seneye kabul olursan yaparim dediniz. (camel denen kul, okudugu üniversitede 4 yil sinav vermeden, okula adim atmadan kayidini yenileyebilmektedir, fakat kendisini caliskandir, verir kendi capinda sinavlarini.)
    s- ..
    c- ikinci senemde geldim, haziran ayinda kabul etmiyoruz dediniz. (zaten keyfi de yoktur camel'in bunlari yapmaya, seve seve rölantiye almistir, ugrassa basina gelecekleri biliyordur)
    s- simdi yumurta kapiya sikisinca geldin yani?
    c- aslini sorarsaniz babamin hatrina geldim, zaten ankara'dan türk isi style yapmaya basladi onlar dosya acilimi icin, bir de burdan yapalim dedik.
    s- uzat bakalim.
    c- buyrun.
    s- bekliyeceksiniz simdi, müdür xxx imzaliycak. (dosyayi minibus soforunun on cama para firlatma hareketi edasiyla bi kenara yerlestirir.)
    c- tamam, ne zaman gelir?
    s- yokki yillik iznini kullaniyor.
    c- ee? kimi bekliycem ben?
    s- simdi isim var benim, yan odaya git bekle ben belgelerinin tam mi diye kontrol edecegim.
    c- iyi bakalim.

    camel gider, o sirada iceriye okuma niyetinde olan ve okuyan türk vatandaslari gelir. konusmalara kulak sahidi olur, gülme krizlerine girer, gercek anlamda gözünden yas gelir, hatta ne idigu belirli olmayan bir görevli tarafindan kendisine verilmis kurabiyeleri kösede oturup yerken, gülmesi sebebiyle bogulma tehlikesi bile atlatilir. sekreter bayan bir anda kalabaligi yarip, ofisten kacar adimlarla gider. bir avuc ögrenci ve diger görevli bas basa kalinir. görevli kisi sansina neseli cikar, sigarasindan bir firt alip;
    gk- gel takil pesime, ne gösterecegim (beraber mutfak oldugu anlasilan yere dogru yürüler)
    c- evet abi
    gk- (muslugu gösterir) bak bu tesisat bilirsin, hem sicak hem soguk su verir. biz normal soguk suyu veren boruyu kapattik, artik muslugu cevirince sadece kaynar su akiyor.
    c- (siritir)
    gk- cay suyu demleme derdinden de kurtulmus olduk, koyayim mi bi cay?
    c- koy abi, sen burda mi calisiyorsun abi? (cayci misin manasinda)
    gk- evet ateselik memuruyum ben.
    c- abi o zaman bi baksan benim, belgelere tamam mi, beklemiyim ben he?
    gk- valla ben anlamam o islerden
    c- peki.. iki seker, eyvallah

    camel yerine gecer cayini yudumlarken, ateseligin cikarmis oldugu genclik ve tanitim dergilerine bakar. türkiye nin tanitimi icin yapilmis o ünlü videonun ve logonun oldugu tanitim dosyalari dikkatini ceker. enfes peri bacalari ve kapadokya görüntülerinin arka planda oldugu klasörlerin önünde olan balonlar dikkatini ceker, yakindan bakinca bunlarin direkman fotomantajlanip, eski corel draw kutusunda bulunan balonlardan alindigini fark edince, hüzünlenir. sözüm ona genclik dergisi alir eline, almanca ve türkce yayinlanmis olan dergideki kastirilmis "modern" konulara göz atar, kendilerince yapmis olduklari samdan tarzi magazin sayfalarda "ahmet hedehödö ise dogumgününü sevdalinka barda (mac izlenen gurbetci kahvehanesi) kutladi, arkadaslari süpriz olarak, fenerbahce'nin sampiyonluguna nispet fanatik ahmet hedehödöye kanarya formasi hediye ettiler" yazilarini ve resimlerini görür, bir nüshasini ilerde cocuklarina göstermek icin cantasina atar. sekreter gelir bu yarim saat icinde.

    s- ben dügüne gidiyorum, yarin gelin
    c- resmi daire olarak 08.00-16.00 arasi acik degil mi burasi? (saat 13.45 civaridir, dügün haberi geldiginde)
    s- bugün dügün var, dügün oldugu günler is yapamayiz.
    c- eee ben ne olacagim, 200 km öteden geldim ben
    s- ben seni ararim, telefonunu birak. tamam mi eksik mi arayacagim seni
    c- tamam, bir yastikda kocasinlar.
    s- ekikikikikikii

    cikmadan evvel, panoda diger isler icin gerekli olan harc tablosunu inceler camel, vatandasliktan cikma bedeli 10 avrodur. cüzdanina bakar, ailecek cikmaya yetecek miktar vardir yaninda, acaba bir daha gelise birakmasam mi bu ise diye düsünür ve dört duvar arasinda zaten hukuki olarak t.c. topragi sayilan binada iki saat boyunca kendine memleket havasini yasatmayi basarmis kisilere minettar bir halde olay mahalinden kafasinda 10 sayisi ile ayrilir

    not: bes gün sonra arar, ne oldu benim is diye. telefonun ucundaki sekreter hanimin sesiyle;
    s- halloldu bekliycen simdi 6 hafta ama.. neden ariyorsun ki, olmasa ben seni arardim, biz sizin icin burdayiz, bedava isinizi yapiyoruz, bana kalsa zate...
    c- tak.. diit dit dit dit.. (telefonu kapatir)
  • metin oktay ve gheorge hagi isimlerinde iki unutulmaz şairin ortak mahlası.
  • meğer 2 saat önce soundcloud'a düşmüş tarkan albümü.

    edit: eyvahlar olsun. 90'ları zaten geçtim de, en azından 3-4 şarkıda 2010 yazını mutlu geçirten adımı kalbine yaz performansı bekliyordum. o bile yok. üstteki entry'de uzunca bahsedildiği gibi; zamanı mı suçlasak, ülkenin git gide boktanlaşmasını mı, heyecan kalmamış. yarın uyanınca kahve hazırlarken hatırlayıp keyifle mırıldanacağım tek bir nakarat bile yok. üstüne çoğu şarkı sıkıcı elektronik altyapı üzerine ve inatla pesten okunmuş. son şarkıda da "çocuklar ölüyor patlamasın silahlar ühü" tribine girilip duyarını yapmış ve kapıyı çekip çıkmış megastar reis. pop is dead. ruhuna el fatiha.

    edit2: reise haksızlık olmasın diye ikinci turu da hızlıca bitirdim. albümün ilk saniyelerindeki dıt duddu dıt dıt yapan * yaylılar albümün tek akılda kalan kısmı. o da hazır vst enstrüman ve ajda pekkan'ın yakar geçerim'ini hatırlatıyor. hiç özenilmemiş. hiç. dandik magazin haberlerinin arkasında kısık sesle çalınırsa biraz iş yapar, varoşa oynar, sonra da unutulur gider. yazık.
  • öncelikle şunu yazmış bir insan evladı olarak tarkan'ın bırak "hayranı" olmayı, bizzat kendisiyim desem yeridir sanırım. yani, söyleyeceklerimin "tarkan bitmiş abi" muhabbeti olarak algılanmaması önemli diye bu notu düşüyorum.

    1) dijital ağırlıklı altyapı olayı tarkan'a gitmiyor. tarkan'ın sesi, ruhu analog. kobain hırkası giyip unplugged albüm yapsın da demiyoruz ama tekno-halay albümleri tarkan'a göre değil. ozan çolakoğlu gülşen'e tam 90'lar / 2017 kırması altyapı yapabilirken, tarkan'a yapamamasının sebebini tarkan'ın şarkıları 600 kere revize ettirmesine bağlıyorum.

    2) sözleri tıkıştırmak olayı hala devam ediyor. aşk gitti bizden ile başlayıp hop de gibi şeylerle devam eden bu katastrofi, bu albümde trajediye dönüşmüş. bunun en büyük sebebi de şarkıların nakaratsız oluşu. nakaratsız türkçe pop olmaz.

    3) tarkan'ın ilk albümünden beri tüm albümlerinde tarz çeşitliliği vardır, yandım dinlerken bir anda uzak'a geçip dumur olursun, eyvallah. fakat tarz çeşitliliği = ebru gündeş seviyesinde çaresizim, dev gibi sesime şarkı bulamıyorum, bunalımda olduğum için şarkıya benzeyen herşeyi okudum demek değildir.

    4) "ıyyy tarkan mı dinliyorsunuz siz, ay nasıl uncool bir yapılanma burası? halbuki gayda ile antropolojik bir geçiş kültürü referansına konu olmuş atmosferik yarak metal dinleyip, nors mitolojisini kutsayan sözleri fince tekrarlamanız gerekiyordu :( " kafasındaki malları başka yere alalım, keza milyonlarca insanın zevkine şerh düşünce bi sik yaptığını zanneden apartman yöneticisi amcalardan senelerdir ayak kokusu yükseliyor. karışmayın arkadaş milletin müzik zevkine artık, yeter.

    5) gülşah tütüncü'nün simit sarayı jingle'ı albümdeki en kötü şey olabilirdi, eğer bir cecelist marşı olan beni sev olmasaydı.

    6) albümde duygu yok, aşk yok, keder yok. kitlesel okşama görevi görecek sloganlar vs, bilemiyorum. ay böyle olmuyor bu iş tarkan. birazcık laf dinle.

    tüm ekşi sözlük halkına selam eder, küfürlerden ötürü özür dilerim. fakat insan başka bir dilde yazarken küfür kullandığında kendini aidiyet duygusunun tetiklenmesiyle daha bir "ortama ait" hissediyor.
  • şimdi öncelikle şu karma geyiğini bi tarafa bırakalım artık. tamam anladık karma
    gibi değil. ama siz de şunu anlayın, amaç zaten o değil, amaç o olsa da "olmaz".
    çünkü bu hem doğanın kanununda yok, hem de müzikte yok. her albüm, kendi döneminin albümüdür. kendi döneminde güzeldir. o oraya aittir. onun tadı onun tadıdır. aynı şeyi yakalayamazsın. zaten yakalamamalısın da. karma, o dönemdeki tarkan'ın ve arkadaşlarının ruhunu yansıtıyor. sanat bu. bir nevi hayat gibi. yıldızlar belli bir hizada bir araya gelir
    ve o güzel görüntü ortaya çıkar ama bu sen her istediğin zaman olmaz. hangi zamana nasipse o zaman olur. işin güzelliği de ordadır. "şu an" ne varsa elinde onun değerini bilmek, onu anlamaya çalışmak, onu yaşamak gerekir.
    zaman geçtikçe bir çok şey değişir ve sesinin taşıdığı duygu da değişir. ayrıca evet aacaipsin, ölürüm sana ve karma tarkan'ın altın üçlemesidir ve ben tek başına bu seri için bile eyvallah derim, üstüne de artık neler gelirse... ama yine de 90'larda çıkıp ta kim hala tarkan kadar star bir düşünün derim. o dönemin tarkanla neredeyse aynı klasmanda olan isimleri bile kayboldu gitti.

    ikincisi özellikle de çok şey beklediğiniz bir isim olmak üzere yeni bir albüm dinlerken; ki artık bu bir sendrom olup isim bile konabilir, şarkılar genellikle baştan anlaşılmıyor. ya da çok nadiren ilk dinleyişte kendine bağlayabiliyor. ama aradan belli bir zaman geçince ilk dinleyişte anladığını sandığın şarkı "sonradan anladıklarının" yanında sönük kalıyor, hatta dinlemiyorsun. bazı şarkıların da demlenmeye ihtiyacı var. sözün özü bir albümü ilk dinleyişte vereceğiniz not pek sağlıklı olmaz. ben aacaipsin albümünde de hepsi senin mi ve kış güneşi hariç diğer şarkılarda hayal kırıklığı yaşadığımı hatırlarım. ama yine de en azından bunlar var deyip arka arkaya dinleyip duruyordum. ölürüm sana'da da yine aynı şekilde. şımarık'ı dinleyip olmamış diye üzülmüştüm ilk gün. ama en azından ölürüm sana var diye düşünmüştüm. karma ona keza.
    bu sefer maalesef olmamış deyip bir ölürüm sana, bir ikimizin yerine, bir inci tanem aramıştım. ama başka güzellikler oldukları ortaya çıktı sonradan. ve bu her sonraki albüm için aynı şekilde oldu.
    metamorfoz berbat dedi herkes. ben de beğenmediğimi hatırlıyorum. ama şimdi görüyorum ki mertamorfoz seviyesine artık çıkamaz diyenler var.

    gelelim 10 albümüne. yine aynı sendromdan müzdarip herkes diye düşünüyorum. ama albümü bir "sendrom" ile savunacak ta değilim. ilk şarkıyı beğenmedim. "yolla" bana çok hafif, basit geldi, tarkan karizmasına yakışan bir şarkı olmadığını düşünüyorum. bir kaç defa dinledim ve bende büyük hayal kırıklığı yarattı. hatta eğer duyumlar doğru ve çıkış şarkısı
    bu şarkı ise kelimenin tam anlamıyla, inanılmaz. albümün üzerinden bir kaç yıl geçtikten sonra bu şarkı internet ortamında öylesine bir yerde paylaşılıp, 10 albümü için önce bunu düşünmüştük te sonradan çıkardık albüme koymaktan vazgeçtik dense, cuk oturur, öyle bi şarkı hissi uyandırdı bende ve hala öyle düşünüyorum. cuppa zamanında lbüm aslında hazırdı da sonradan fikirler değişti
    ve albüm tekrar ele alınacak gibi bir imaj uyanmıştı ve ben de bu titizlikten ve hatta biraz sil baştan durumundan dolayı çoğu kişi gibi acaip bişey bekliyordum. bi de insan diyo ki, aradan bunca yıl geçmiş
    kim bilir ne müzikal birikimler olmuştur, ne fikirler, ne besteler, neler neler olmuştur. bunun üzerine de "yolla"yı dinleyince yüz şöyle bir düşüyor. inşallah başka bir şarkı seçilmiştir çıkış için. ya da inşallah henüz "anlayamamaktan" kaynaklı bir histir. mesela sevdam tek nefes mükemmel bir seçim olurdu bence. ya da kedi gibi. ok yaydan çıkmadıysa bunu ciddi ciddi düşünmeliler bence.
    klip çekildiyse bile iptal edebilirler, koy kenara seneye yayınlarsın :) bence burda tarkan başta olmak üzere albümü hazırlayan ekibin içine düştüğü hata şu:
    piyasaya ve beklentilere oynamak. kafalarda bazı müzikal formüller var ve
    bu tür kaygılardan dolayı düşülüyor bu hatalara. halbuki her zaman kalbinin sesini dinle. farklı ve yaratıcı ol, korkma. sevdam tek nefes biraz elektronik, mesajı pek "çıkış şarkılık" değil, değil. yap, olur o. şarkının ruhu ortada. tutku var, aşk var, heyecan, duygu, karizma var. o "altın çağ"ın şarkısı yani.

    neyse, nacizane değerlendirmelerim bunlar. albüm genel olarak iyi. zamanla değerini daha da bulacaktır. sanata saygı göstermek gerekir. sanatçı; sanatçılar; böyle yorumlamışlar, böyle yapmışlar,
    alan alır, almayan almaz bu kadar basit.

    ha bi de tarkan albümleri arasında her zaman çok süre olmuştur. 3 yıl 5 yıl 7 yıl.
    tarkan artık bu duruma bir son vermeli. niye bu kadar süre abi. niye yani. tamam her yıl da çıkarma albüm ama en azından bu kadar beklemenin de hiç ama hiç bir alemi yok. yap bişeyler işte. akustik yap,
    onu dene bunun dene, sen tarkan'sın. eskimezsin merak etme. bol bol üret. sonraki albüm 2023'e kalmasın mesela :)
    gördüğün gibi bu milletin derdi sensin :)
  • karma ile en fazla, karma sessiz modda çalınırsa kapışabilecek olan albüm.
  • uzun bir değerlendirme olacak. o yüzden şöyle başlamak istiyorum: 10 üzerinden 6'lık albüm.

    kariyeri boyunca yaptığı her işle ortalığı yıkan bir isim olan tarkan'ın 7 yıl aradan sonra çıkardığı albüm olunca beklentiler arşa çıkmıştı tabii. çıkan sonuç ise beklentileri %100 karşılamamış oldu elbette (ki aksi mümkün değil). ancak ilk günlerdeki gömüldüğü kadar da kötü değil.

    bu albümün sorunlu taraflarıyla başlayalım:
    1- tarkan bu zamana kadar her zaman piyasadaki en kaliteli isimlerle çalışmış, en kaliteli orkestraları oluşturmuş bir isim. 22 yaşında bir tıfılken çıkardığı albümün a1 parçasının geri vokallerinde ümit sayın, levent yüksel ve sertab erener gibi 3 ismi bulundurduğu için tarkan oldu bu adam. herkes haklı olarak karma şöyle karma böyle der, karma bu topraklarda çıkıp çıkabilecek en kaliteli albümdür. çünkü yaratıcılıklarının zirvesinde olan tarkan ve ozan çolakoğlu ikilisinin yanında öyle derin bir kadroyla çalışılmıştır ki ağızları açık bırakır. erdem sökmen, erdinç şenyaylar, bilgehan tuncer ve michael heart gibi isimlere (ki dahası da var, şuradan bakabilirsiniz) aynı albümde gitar çaldırdığı için karma 1 numaradır. ya da hem ahmet koç hem de çetin akdeniz'e aynı albümde bağlama çaldırdığı için karma 1 numaradır (yandım'daki bağlamayı ahmet koç'un sen başkasın'dakini ise çetin akdeniz'in çaldığı 1 km öteden bellidir). bu durum tarkan'ın işine ve dinleyicisine olan saygısının göstergesidir. ama bu albümdeki orkestral derinlik karma'yı geçtim adını kalbine yaz kadar bile yok. aynı şey söz yazarı/besteci meselesinde de geçerli. sezen aksu ve nazan öncel ikilisi demirbaş olduğu için geçiyorum. nerede mete özgencil (türk popunun gelmiş geçmiş en kaliteli 3 albümünün ikisi olan karma ve apayrı'da ciddi imzasının olması kesinlikle tesadüf değil), nerede gülşah tütüncü, nerede günay çoban. tarkan'ın eski heyecanı yok. bu durum normal karşılanabilir ama isim tarkan olunca insan her zaman daha iyisini bekliyor. tarkan, kendisini tarkan yapan en büyük prensibini biraz yemiş.
    2- ozan çolakoğlu. tarkan albümlerinde her şeyi gerektiği kadar yapan titizler titizi ozinga gitmiş, her şeyi boğdurmuş bir ozinga gelmiş. ben cidden bu albümün aranjesinin ozinga'nın elinden çıktığına inanmıyorum. gülşen'di çocuktu derken işe vakit bulamamış da düşük kaşeli birine ihale etmiş sanki. tarkan'ın elektronik sound iddiasıyla çıkardığı metamorfoz'da bile (ki o albüm eleştirilerin aksine gayet güzel bir albümdür) bu derece boğucu bir elektronik sound yoktu.
    3- albüm bence çok uzun. ilk 4 şarkıyı tıraşlayıp adına yaraşır 10 şarkılık bir albüm çıkarsa bu kadar gömülmezdi bence. benim nazarımda albüm 5. şarkıda başlıyor.

    şimdi şarkı şarkı değerlendirmeye geçelim.
    1- yolla: her ne kadar az yukarıda tıraşlama için aday gösterdiysem de yolla cidden güzel şarkı. evet müzikte bariz yakar geçerim esintileri var ama hem sözü hem müziği güzel. peki bu şarkının sıkıntısı ne? düzenleme. kesinlikle illa orkestral veya alaturka düzenleme olmalıydı demiyorum ancak bu şarkının düzenlemesi hem çok ucuz hem de çok boğucu. düzenlemede öyle gereksiz katmanlar var ki şarkının gidişatına hiçbir katkı sağlamadığı gibi kulak yoruyor. bu albümde pas geçip özenli bir düzenlemeyle 2018 yılında single olarak çıkarsa ortalığı yıkardı ama. ben biraz da bu aradaki ruh halime uygun olduğundan sözlerini çok sevdim.
    2- çay simit: klişeler klişesi sözlere ve vasat bir müziğe sahip şarkı. değerlendirme için dinlediklerim hariç direkt geçtiğim şarkılardan ilki. beyaz atletli'den sonra gülşah tütüncü imzası taşıyan bu sene duyduğum ikinci şarkı. ikisi de vıcık vıcık vasat. hani tarkan gülşah tütüncü'den bu şarkıyı alana kadar başka bir prensibinden yiyerek ben yanmışım'ı aynı düzenlemeyle söylese daha iyi bir sonuç çıkardı eminim. hem ozan paşa'ya iş çıkmamış olurdu ehehe.
    3- beni çok sev: bu şarkının bu albümde ne aradığına dair mantıklı bir sebep buldum. malum tarkan evlendi düğün müğün yaptı, kendi şarkısıyla dans edememiş olması koymuş olmalı ki ondan böyle bir şey yaptı. başka bir açıklaması olamaz. rezalet. ama itunes listesinde yıldızı kapmış bile. inanılmaz derece vasata hitap ediyor. 1 saniyesine bile katlanamıyorum.
    4- ben senin: 4 kere ben senin dedikten sonra cemaziyülevvelini sikeyim denmediği için beklenen etkiyi yaratamıyor haliyle ehehehe. şaka bir yana sezen aksu bu şarkıyı nasıl yazdı, nasıl yakıştırıp da tarkan'a verdi hiçbir fikrim yok. tarkan ise muhtemelen sezen ablasına saygısından laf etmedi. çok kötü şarkı. direkt pas. gerçi düşündüm de bunu albüme koymazsan her şey fani'yi alamazsın tehdidi gelmiş olabilir, bak o da mantıklı.

    bence albümün en kötü 4 şarkısının ilk 4 şarkı oluşu albümün en büyük sorunu. keşke bu 4'lüyü hiç yayınlamasalardı.

    5- çok ağladım: düştüm ben yollara'yı hafiften andırıyor olması umrumda değil, çok güzel şarkı çok. kışa doğru gelmesi muhtemel remix albümünde şarkının yılanlığı daha bir ortaya çıkar. albümün en sade düzenlemelerinden biri olmasına rağmen yine yorucu olduğunu eklemek ise boynumun borcu.
    6- her şey fani: bu şarkıda kusur bulamıyorum ya. özellikle 3-4 kere dinledikten sonra kulağıma öyle bir oturdu ki çıkmıyor. fatih ahıskalı'nın el attığı ise yine kilometre öteden belli. sadece araya bir de ney atılsa fena olmazdı diyerek yapabildiğim en büyük eleştiriyi yapmış olayım.
    7- kedi gibi: tam bir tarkan şarkısı. çok keyifli bir şarkı. keşke eski albümlerdeki gibi katmanlı aranjman yapılsaydı buna da. remix albümünde kıymeti daha bir anlaşılacak ikinci şarkı.
    8- hodri meydan: bu da gaz bir şarkı. yolla'dan sonra bu şarkının sözlerini de göz önüne alarak tarkan'a abi derdin nedir demek istiyorum. akustik düzenlemesi de güzel olur aslında ama o şarkının temelinde yatan hiddet ne ölçüde yansıtılabilir o konuda fikrim yok.
    9- biz çocukken: müzikal anlamda tarkan potporisi bu. verme ile gitti gideli'nin karışımı gibi. hatta ufaktan inci tanem esintileri bile var. sözleri de güzel. günay çoban'dan beklenmeyecek kadar iyi hatta.
    10- bal küpü: ilk 4 şarkı haricinde kalan kısmın en vasata yakın şarkısı bu. birkaç remix yapılsa belki güzel olabilir. ama kendini zevkle dinlettiğini eklemezsem ayıp olur.
    11- acımasız: tarkan albümün hareketli parça kısmında kırık not almış olsa da slow konusunda lafa yer bırakmayacak derecede iyi iş çıkarmış. her şey fani'den sonra bu şarkı da çok güzel. hatta her şey fani'den daha çok sevdim diyebilirim. nazan öncel hayranı olup sezen aksu hater'ı olduğumdan da olabilir, bilemeyeceğim. ama iki şarkı da çok güzel.
    12- sevdam tek nefes: albümün ilk turunda loop'a alma isteğini en çok bu şarkıda yaşadım. çok tatlı, çok güzel bir şarkı. aşırı ucuz düzenlemesi bile şarkıyı tekrar tekrar dinlemeye engel değil.
    13- o sevişmeler: ümit sayın'ı ve stilini seven bu şarkıyı sever, sevmeyen sevmez. ben çok severim o yüzden çok sevdim. şarkının en büyük sıkıntısı bu. tarkan'ın vokal hariç hiçbir etkisi yok. direkt ümit sayın şarkısı olmuş. ben çok sevdim ama. sen çok yaşa ümit abi.
    14- affedin bizi çocuklar: müzikal anlamda yine verme'ye benzeteceğim ben bunu. şarkının mesaj kaygılı ana fikri de verme ekseninde hatta çok daha adrese teslim mesajlar var. popülizm eleştirilerine ise kahkaha ile gülüyorum. tarkan ulan bu, tarkan'ın popülizme ihtiyacı mı var? aylin aslım mı lan bu adam? velhasıl, güzel şarkı.

    ilk 4 şarkı kesilmiş olsa 10 üzerinden 8 alacak albüm bu haliyle 5.5'tan 6 aldı benden. ama şu şarkıları cidden emek verecek birilerine tekrar aranje ettirseler çok iyi olur. remix albümünden ayrı bir ihtiyaç bu.

    bir de albümün çıkışındaki sorunlar ve fizy meselesi var, onu da bir ara doğan müzik başlığında irdeleriz.