şükela:  tümü | bugün
  • üç ay kadar önce, like a man' i ilk dinlediğimden beri iple çektiğim ve bugün izleyerek az önce eve döndüğüm konserdir. yıllardır şarkılarını dinlediğim ve söylediğim yaşayan en büyük şarkı yazarı leonard cohen' in yeni keşfettiğim ve müziğine hemen ısındığım oğlunu görmek benim için çok önemliydi. konserin gerçekleştiği istanbul live mekan olarak çok samimi bir atmosfer sağlamıştı aslında, gel gör ki içki içip birbiriyle laflayan, hatta sahneye sırtı dönük olan birtakım gereksiz insanlar büyüyü bozmaktaydı.

    cohen' den önce grubunun cellisti, hayat arkadaşı ve çocuğunun annesi olan mai bloomfield sahne aldı ve gitarıyla solo albümü eclipse'den parçalar seslendirdi.

    ardından oğul cohen geldi sahneye. her ne kadar babasından farklı olsa da, daha sahneye adım atışından yıldız kumaşından biçilmiş bir adam olduğu belliydi. pek çok şehirde bulunduğunu söyledikten sonra, istanbul için ''your city is fucking beautiful'' dedi. sahnede duran set list' i gösterdi ve ''tur menajerim bana bir şaka yapmış diyerek şarkıların isimlerini okudu: ''like a kebab (like a man), kebabs these days (girls these days), what other kebab (what other guy), sweet kebab (sweet dominique)'' ardından ''bu sabah katıldığım tv programını izleyen var mı?'' diye sordu ve sunucunun adını istedi. ''oylum talu'' cevabını alınca, '' she' s nice!'' dedi.

    esprilerinden babası da nasibini aldı. ''biliyor musunuz, ben çok ünlü bir kanadalı şarkıcının oğluyum... celine dion!'' dedi ve olduğum yerde tepine tepine kahkaha attım. ailesinde geleneksel olduğunu söylediği bir hikayeyi anlatmak için izin isteyerek ''alkolün üç safhası'' adında bir hikaye anlattı. öğrendik ki, önce adam (türkçe' deki adamı kastediyorum) şarabı içermiş, sonra şarap şarabı. en sonunda şarap adamı içermiş. bitirdikten sonra ''sıradaki şarkımı şarabın beni içtiği bir anımda yazmıştım'' diye ekledi. unutmadan, bu hikayeyi videoya kaydetme saadetine nail oldum.

    what other guy' ı çalmaya başladığında gülümseyerek yanımdaki kız arkadaşıma döndüm ve ''işte!'' dedim. çünkü bu şarkıyı ilk keşfettiğim gece ona göndermiştim. çok sevdiğim like a man' i çalmadan önce sessizlik rica etti, hatta önünde hala konuşan birkaç hanzoya da ince bir ayar verdi. beautiful' u ise dört yaşındaki oğluna ithaf etti.

    güzel coverlar da dinledik kendisinden. ''güzel bir folk şarkısı geliyor'' dedi ve babasının şaheserlerinden so long marianne' i çaldı. daha sonra ''marvin gaye' i sever misiniz?'' diye sordu. kendi kendime ''acaba sexual healing mi geliyor?'' derken, harika bir what's going on dinledik.

    sonlara doğru ''aranızda albümümü edinmeyen var mı, ama sadece bayanlar'' dedi ve sahneden dişi izleyicilere cd'lerini dağıtmaya başladı. birini kız arkadaşım kaptı, konser sonrasında da adına imzalatmayı başardı.

    sahneden ayrılmadan önce mai bloomfield' ı takdim ederek ''şöyle harikadır, böyle yeteneklidir, elleri şöyledir, dudakları öyledir, yatakta harikadır'' gibisinden şeyler söyledi ve kadıncağız kıpkırmızı bir halde gülümsedi. sonra grubunun üçüncü üyesi olan basçı/gitaristine döndü ve ''onunla tanıştığımızda bu kadar şişman değildi. onunla bir tuvalette birlikte olduk. ben üstteydim, o alttaydı. sonra o üstteydi, ben alttaydım. derken içeri george michael girdi (bu anda salon kahkahadan yıkılacak gibi oldu). george ikimizin arasındaydı. şöyle bir şeyler yapıyordu (ne yaptığını anlatmaya terbiyem müsaade etmiyor)'' diyerek zirve yaptı. faith' in kısa bir kısmını çalmayı da ihmal etmedi.

    sahneyi terkettikten sonra alkışlarımıza dayanamayarak bir elinde içkisi, bir elinde sigarasıyla geldi ve ''siz hala burada mısınız?'' diyerek önce ''seksi bir şarkı'' olarak tanımladığı matchbox' ı söyledi. tanıştığı kızın numarasını kibrit kutusuna yazan bir adamın şarkısıydı bu. akabinde ''bir blues şarkısı çalacağım.'' diyerek, babasının tower of song' unu, kendisine armonika ile eşlik eden tur menajeri ile seslendirdi ve konseri bitirdi. kaydedebildiğim ikinci video da bu şarkı oldu.

    gecenin sonunda şunu söylemeliyim ki, adam cohen kesinlikle kendi adıyla anılacak harika bir müzisyen ve izleyicisine olağanüstü vakit geçirten birinci sınıf bir sahne adamı. çok sevdik kendisini, yine bekleriz.