şükela:  tümü | bugün
  • kazan doğurdu fıkrasındaki gibi 2 tane olarak apple’a gönderdiğim bilgisayarlarımın bir tane olarak geri dönmesi olayı.

    özellikle delaware’deki sözlükçülerden yardım beklediğim rezaletler silsilesidir. hiç olmadı konuşup güleriz çünkü yapacak bir şey de yok görünüyor.

    1 ay önce facebook üzerinden macbook pro 15 inch aldım. bundan sonra 15 olarak bahsedilecektir.

    3 hafta önce letgo üzerinden 13 inch macbook pro aldımm. bundan sonra 13 olarak bahsedilecektir.

    iki bilgisayar da sorunsuz çalışıyordu. bu arada ben ve kız arkadaşım da çalışıyoruz. yorgunuz, üzgünüz. tabi ki bu apple’ın ya da başkalarının sorunu değil. kabul ediyorum.

    2 hafta önce 15 açılmamaya başladı. sadece power tuşuna uzunca basınca açılıyordu. araştırdım ettim, konuştum vs. derken apple support posta yoluyla sorunu çözebileceklerini söyledi. 595 dolar fatura çıkardı. boşver dedim idare ederiz. bu sırada 15’in şarj aletinin 65w (13 inch için) olduğunu farkettim ve satın aldığım adama mesaj attım. beni kandırmış, bana başka bir şarj aleti vermişti. düşünebiliyor musunuz. bankaya para yatırırken bankacının parayı saymadığı ülkede ben yanlış insana güvenmiştim. kontrol etmemiştim. evet 3 sene ios developer olarak çalışan birisi olarak şarj aletlerini ilk görüşte tanıyamamıştım. benim hatam.

    adam cevap atmadı.

    derken bir gün 13ün şarjı bitti ve bir daha açılmadı.

    2 tane açılmayan macbook’la başbaşa kalmıştım. apple’a yazdım. 6 gün çalışıyorum ve yakınlarda apple store yok.

    15 için konuşmaya başladık. adresimi, telefon numaramı verdim. 699 dolar fatura çıkardılar. (neden ilkinden fazla diyemedim.) aynı oturum üzerinden 13 için de talepte bulundum. 499 dolar ödeyip anlaştık. eve 2 tane boş kutu göndereceklerdi. ben bilgisayarları gönderip bekleyecektim. tüm konuşmalar bilgisayarların seri numarası ile ilerledi. mail ile sohber yedeği mevcut. hayal kurmaya başladım. evet iki bilgisayarın aynı hatayı vermesi tuhaftı. ne yapmış olabilirdim de ikisini de bozabilirdim. rüyamda elektrik şirketinden tutun apple’a kadar herkes benden özür diliyordu. gerçi yine kabusa dönmüştü. chicken çevirme makinasına dizdiğim chickenlar gülüyordu bana. o demire geçirişim... kanın yüzüme sıçrayışı... canlı canlı pişirdiğim lobsterlar...

    ertesi gün sabahtan bilinmeyen bir numara arayıp 2 adresten hangisinin benim olduğunu sordu. teyit ettik. öğleden sonra iki kutuma kavuştum. 15 için olan üzerinde başka bir adres çizilmiş ve düzeltilmişti. bu arada kutuları posta kutusunun yanına bırakmışlar. ıslanmış. dükkanı su bastı aynı yağmurda siz düşünün. ulan derdim haberlerde görünce. bu adamlar kovalarla seli durdurmaya çalışıyorlar. mümkün mü böyle bir şey?

    mümkünmüş sözlük. 16 oz plastik konteynerla suyu tahliye ettim inanır mısınız?

    neyse aradım fedex’i gelin alın dedim. ertesi güne sözleştik.

    ertesi gün kapıda geldik bulamadık yazısıyla karşılaştım. ulan geldiniz de niye kapıyı çalmadınız diyemedim. apple’ın uyarılarına rağmen adamlar bilgisayarları kapının önüne koymamı beklemiş.

    aldım 2 kutuyu düştüm yola. saat dört buçuk. fedex arıyorum. buldum. 5:15’e kadar pickup gözüküyor. elimde 2 kutu bilgisayar otobüse koşmama mı yanayım, otobüste sarhoşların bilgisayarlarımı pizza sanıp yemeye çalışmalarına mı yanayım bilmiyorum. adam önce beni italyan sandı. sonra italyanca konuştuğunu sanarak ingilizce polisi arayacağını söyledi. bi durak önce indim beşi çeyrek geçe. koştum highway’de pizza kutularıyla.

    yetiştim sözlük.

    adam çıktı dediler. adam çıkmış.

    geri döndü. fedex express’miş bu fedex ground kolilerini almış meğer. hatayı farkedince dönmüş. hep birlikte kolileri indirdik. dükkanda 7 palet taşıdığım yetmezmiş gibi fedex kolilerini taşıdım. hiç birini tekmelemedim sözlük. aldım hizaladım. stokladım. atmadım ama hep watched my back. ülkede ucundan tutma yok anasını satayım. varsa yoksa dikkat et. koli koli muz taşıyorum bi allahın kulu tutmuyor ucundan neyse.

    benim bilgisayarlar böylece apple’a gitti.

    keşke gitmeseydi...

    (telefonun şarjı yüzde bir. kapanırsa açılmaz diye korkuyorum. çıkmam lazım sözlük. foruma döndürdüğüm için özür dilerim ama devamı gelecek.)
  • fedex’in de apple’ın da sessizliğini koruduğu ölüm.

    evet bilgisayarlar apple’a ulaştı. cuma günü (off günüm) kahvaltı sonrası ben tuvaletteyken kapı çaldı. adam 13’ü kutusuyla vermiş. kız arkadaşım el terminaline imza atmış. “one more one more” dediyse de nafile adam gitmiş. tracking number’dan bakıyorum 13 inch için teslim alan d.gilly görünüyor. adını sordu mu diyorum yok diyor. neye göre yazdı aklım almıyor.

    neden tuvaletten çıkmadın diyebilirsiniz haklı olarak. çünkü hemoroid. o kadar. şu lanet olası ülkede “hiç olmadı dilini ilerletirsin” dediler piç oldu. basurumu ilerlettim. beginner’dı. valla birinci seviye demişti doktor. birinci seviyeyse neden fitil verdin diyememiştim.

    advanced oldu. yurtdışına çıktım ve hemoroidimi geliştirdim dostlar.
    bisiklet kullanmak filmlerde güzel. araban, karavanın varsa güzel.

    neyse 13’ü denedik yeni gibi olmuş. bakalım dedim 15 nerede. delivered görünüyor. allah allah macbook’u kim aldı?
  • başlığın özeti :

    yurt dışında yaşıyorum siz türkler bok yemeye devam edebilirsiniz
  • (bkz: allah başka dert vermesin)

    fedex falan zor işler bunlar....
  • apple store olmayan eyalet mi varmış, bu apple’da bozdu yemin ediyorum.
  • bazıları için küçük benim için büyük olay. yardım istiyorum çünkü ne yapacağımı bilmiyorum. bilgisayarımı başka birisi teslim almış. kısaca olay bu. ama anlatamıyorum.

    şimdi anlatamıyorum dedim. çünkü sonuç alamıyorum. adama bilgisayar bozuldu apple’a gönderdim diyorum. “aman allahım sen bir macbook’a mı sahipsin. çok güzel.” diyor. ya da “apple nasıl böyle bir hata yapar?” diyor. zaten ingilizce dediğin how ve nice’tan oluşuyormuş. kadın dün nasıl uyuduğumu soruyor. sanki evine misafir gitmişim de bana çekyatı vermiş gibi. biliyor koltuğunun demirlerinin battığını ama nezaketen soruyor işte: “ayy iyi uyuyabildin mi?”

    aynısını türkiye’de anlatsam yine sonuç alamam doğru. “o kadar para mı verilir?”, “bataryayı değiştirseydin.”, “ben dedim sana dell al.” öyle derdiniz. ondan kaçtım zaten buralara ama beterin beteri varmış.

    bence bu sorunun cevabı:
    - bizim amca oğlu yurt içi kargoda çalışıyor. bi ona soralım.
    - benim kargo da kaybolmuştu. deepwebe ilan verdim buldurdum.
    eğer iyi bir insansanız:
    - şu an bilgisayara ihtiyacın varsa benimkini kullanabilirsin.

    empati iyi güzel de yarım olunca adamı kibirli yapıyor. tamam kendimizi karşımızdakinin yerine koyuyoruz da kendi kafamıza göre yorumluyoruz. green card çıktı dedim. sevindiler. hayır zaten ilk masraflar 3000 tl. tutuyor. uçak bileti 2000, kalacak yer desen kafadan 1500 tl depozito. bi de bana sertifika alırsın kursa gidersin diyor hayvanlar. sen olsan giderdin. ama değilsin. ben olsam... diye başlıyor. ulan kendini benim yerime koyuyorsun. ama sadece green kartımı alıyorsun. parasızlığı da alsana. şartları eşitle. ona göre yap yorumunu.

    bilgisayar öldü diyorum. amerika’da yaşadığını belirtiyor diyor. demek ki kendi gelse yapacağı ilk iş checkin. zaten size uydum geldim. amerika dediniz. burda şunu olacağıma amerikada bakkal açarım diyen sizdiniz sözlük. risaykıbıldan bahsetmediniz ama: https://eksiup.com/a2474f1b650
    yarın sabah bunları çöp kamyonuna atmak üzere yola çıkaracağım. diğer çalışanların kutuların içinde bıraktığı pislikler yüzüme yüzüme sıçrayacak.

    bir keresinde ‘file’ marketten aldığım fındıklar kurtlanmış. günlerce yemek yiyemediydim o küçücük hareket eden canlıları görünce. şimdi delik çöp poşetlerinin altından yılan boyutunda çıkıyor. misket oynar gibi ittiriveriyorum parmaklarımla.

    ah canım ülkem. insanoğlu her şeye alışıyor.