şükela:  tümü | bugün
  • yine atatürk ile ilgili, kutsal kalıntı başlıklı yazıdır.
  • beyler adamı önemsediniz, adamı ciddiye aldınız yazı dizisi şeklinde atatürk’ü yeriyor.

    prim vermeyiniz, heryer salya oluyor sonra.
  • engin ardıç kendinden bekleneni yapmış ve mide bulandırıcı bir başka yazı daha yazmış.
  • kaç paraya atatürkçülük yapacağını merak ettiğim şahsın kaleme aldı gayriciddi bir yazı.
    edit:kamili en iyi bu anlatır sanırım.
    edit2: ayrıca (bkz: #23391481)
  • bir adet fındık beyinizinim yazdığı kusmuk.
    linke tıkladım yanlışlıkla.

    --- spoiler ---

    çanakkale cephesinde atatürk'ün hayatını kurtaran "kahraman saatin" esrarı zihinleri kurcalamaya devam ediyor... mu? yoksa yazacak şey bulamayan bazı gazeteciler üfürükten konu mu yaratmaya çalışıyorlar?
    göğsüne isabet eden bir şarapnel parçasının cebindeki saatine çarptığını ve böylece kurtulduğunu atatürk ruşen eşref'e anlatmış (ünaydın), o da bunu 1918'de yayınlamış o ünlü söyleşi kitabında. ("anafartalarkumandanıyla mülakat"...)
    ama kurşun da diyorlar. bazı arkadaşların "şarapnel parçası" ile "kurşun" arasındaki farkı öğrenmelerigerekiyor. yoksa askerliği bedelli mi yapmışlar?
    atatürk saati liman von sanders'e hediye etmiş. (oysa hiç sevmezdi, yıldızları hiç barışmamıştı.) o da ona kendi saatini vermiş. miralay haydar bey buna şahit.
    saat sonra unutulmuş.
    haydarpaşa'dan beşiktaş'a giderken bindiği ve güvertesinde "geldikleri gibi giderler" dediği "gazi çatana" gibi...
    demek ki atatürk bu gibi gayretkeşliklere aldırmıyor, hiç önem vermiyormuş! verseydi, "benim eşyamı bendensonra emanet-i mukaddese gibi saklayınız" derdi.***sonra, 16 ocak 1939'da son posta gazetesi bu saat konusunu ortaya atmış. isviçre'deki bir saat fabrikasının (omega) gazi saati 250 bin isviçre frangına almak istediğini yazmış.
    "fotoğrafının kimde bulunduğunu" bildirene bile bin frank ödül vereceklermiş! getirene değil, yalnızcabildirene.
    bilen bildiren çıkmamış.
    meğerse, von sanders 1929'da öldüğünde türk hükümeti saati alıp müzeye koymak istemişmiş ama dul bayan frau von sanders saatin eve giren hırsızlarca çalındığını belirtmiş...
    oysa 1933 yılında da maarif vekili yusuf hikmet bey (bayur) saatin aile tarafından "satıldığını" söylemiş.
    fakat 1939 yılında bir alman papazı berlin elçiliğimize müracaatla, saatin von sanders tarafından başka bir alman subayına hediye edildiğini bildiriyor...
    her neyse, yazışmalar falan derken araya dünya savaşı giriyor, papazı ya da subayı aradınsa bul.
    saat büyük bir ihtimalle ukrayna steplerinde bir çukurda ya da stalingrad enkazının altında yatıyor. ya da berlin yıkıntılarının arasında kaybolup gitti de yıkıntılardan tuğla toplayan kadınlardan biri ("trümmerfrau"), bir çöp yığınına atıverdi... isterseniz enkazdan oluşan şeytan tepesi'ni (teufelsberg) kazınız, belki bulursunuz.***hani bazı arkadaşlar 10 kasım'larda dolmabahçe sarayı'na koşuyorlar ya, "yattığı yere gidemiyoruz hiçolmazsa öldüğü yere gidelim" yaklaşımıyla...
    biz de benzerini yapalım: hayatını kurtaran saati bulup müzeye koyamıyor, ona bir "relic" (kutsal kalıntı) muamelesi yapamıyoruz ya...
    kurtaranı bulamıyorsak "öldüreni" ortaya çıkaralım: müzeye bir şişe kulüp rakısı koyalım, altına da "atatürk'ün katili" yazalım.
    hem böylece birtakım psikopatların "atatürk öldürüldü mü?" gibi uçuk ve abuk spekülasyonları da sona erer.
    --- spoiler ---