şükela:  tümü | bugün soru sor
  • yine müthiş bir yazı kaleme almıştır. eline yüreğine sağlık diyoruz.
    ülkeyi bu duruma getirenleri çok güzel ve ayrıntılı tasvir etmiştir.
    kurduğu analoji bok üzerine ama devrin haramilerini, yamyamlarını bundan daha iyi başka birşey anlatamaz. çünkü ülke bundan fazla boktan olamaz.
    dev bir foseptik çukuruna dönmüş durumdayız.
    her zamanki gibi uzun, ama sabrederseniz hoşunuza gitmeme şansı yok.
    aşağıda çarpıcı bir kısmını alıntıladım, daha aşağıda ise yazının tamamı var

    "bundan on iki yıl önce yaptığımız bir haberden dolayı bir bakan bey bizi bilgilendirmek kabilinden bakanlığa çağırdı, gittik, öyle sıramızı bekliyoruz, derken çişim geldi, tuvalete gideyim dedim, o zamanlar her yerde yoktu, şu gösterişli nikelajlı pisuvarlar.

    fermuarı çözdüm ne göreyim nikelaj ayna gibi ve üstelik dış bükey, olduğundan iki kat büyük gösteriyor. çişim bitsin istemedim. ulan neymişiz haberimiz yok. koruma ordusu gelse beni artık pisuvar önünden koparamaz. kendimi roma imparatoru osmanlı padişahı gibi hissettim.

    ah eski yıllar herkesin islamcıların liberallerin fetö’nün fazla büyük göstermeye çok ama çok ihtiyacı olduğu yıllar, bu yüzden, batı'dan akan sıcak parayla liberaller islamcılar dış bükey nikelajlı pisuvarın önünden onaltı uzun yıl ayrılamadılar, bu büyük gösteren nikelajı dahi size batı dolarla satıyor.

    ve yıllar yılları kovaladı kaplama nikelaj boya (sırma) döküldü, gerçek ortaya çıktı.

    islamcılar liberaller yerli milli karma ekonomi milli seferberlik bilmez ve damat bakanın yurtdışında okul bitirmiş danışmanları hiç bilmez, bunlar iyi sıçsınlar diye yabancı okullarda okur. bu parlak çocukların okudukları bildikleri tek şey parlak nikelajdır."

    ilgili yazının başlığı da "tarikatlar neden boktan dolar yapmayı beceremedi"

    bir

    siyasi gündemi kaçırdım, en son nerede kalmıştık, suud elçiliği'ne giren arda turan bir daha çıkmadı. jandarmayı da savunma bakanlığı'na (kendine) bağlarsa hulusi akar'ın da suud prensi salman gibi saray darbeleri yapacak önüne geleni boğacak bir gücü olacak mı? iktidarın el altından fetö’'yle anlaşıp elli kadar ismi içerde bırakıp gerisini çıkartacak mı? parayı basan fetö’cüler'in kurtulması şaka mı siyasi bir plan mı? masum tarikat ve cemaatlerle bizim aramızı bozmak istiyorlar diyen akp'li ağızların bu laflarını yoksa fetö’cü suçlamalardan kurtulmak için bir ordu büyüklüğünde menzil tarikatına girenler mi yaptırıyor? savcılar hakimler yüksek kurumları 15 temmuz hiç yaşanmamış gibi kararlar almaya başlaması hukuk endişeleri mi tesadüf mü siyasi mi yoksa aynı tas aynı hamam'a geri dönüşümün sinyalleri mi? siyasi kariyerini riske ederek en zor günlerde sırf fetö’ ve pkk'yla mücadele ediyor diye akp'ye verdiği desteği doğu perinçek neden çekti? hulusi akar'la hakan fidan'ın haftada bir kaç kez çok sık görüşmesi hayra alamet mi? fetö’'nün türkiye'de siyasi ipleri aldığı günlerde olduğu gibi her şeyi açıktan yazamadığımız günlere geri mi dönüyoruz? bu sefer bombalı silahlı değil sessiz bir ilerleyiş yumuşak bir saray darbesiyle akp içinden birilerinin tayyip'in alanını daraltıp çerçeveleyip sonra etkisizleştirmesi, su usul usul derinden mi akıyor?

    iki

    kredi faizlerinin yüzde 35'e çıkması, kimse banka kredisi almaya cesaret edemedeğine göre ekonominin kapısına kilit vurmak değil mi? ekonomi stop ettiğine göre her ay binlerce iflas ve her gelen ay onbinlerce işçi kapıya konmaya başladı bile. bunca 'alamete' rağmen hala 1980'lerde başlayan neo liberal dünya düzeninin bittiğine inanmak istemiyorlar. suud elçiliği'nin boğazladığı muhalif gazetecinin hükümet yetkilisi yasin aktay'la telefon kayıtlarını ve başka özel gizli görüşmelerini ele geçirmesinden tartışma programlarında tek bahis neden açılmıyor. dünyayı ayağa kaldıran böyle çok büyük skandal karşısında medyamız maalesef benden de hiç görüş almıyor, fikrimi bu satırlarda söyleyeyim. suudlar'ın dünyanın gözleri önünde muhalif gazeteciye boğazlamasına sebep şu: türkiye'yle öyle bir düşmanlığımız olsun ki bizden dolar para isteyecek yüzleri olmasın.

    akp'nin b.klarını temizleyecek gücü yok

    üç

    temizlik yapacak gücünüz yoksa, evi bok götürür, akp suçu kimsede aramasın. b.k'la ilgili bir kitap okumuştum, 1539'da fransız kralı ünlü hijyen fermanını çıkartır, 'boklarınızı şehir dışına çıkartın yoksa ceza olarak evleriniz elinizden alınacaktır' diye. evet, boklarınızı temizleyemediğiniz için ülkeniz iktidarınız elinizden alınacak.

    sadece 'dışkı' değil domuzlarınızı hayvanlarınızı da şehir dışına çıkartın. hikayenin gerisini biliyorsunuz, bu b.k savaşı ikiyüzyıl sürer ve iki yüz yıl boyunca parisliler parfüm ve makyajla bok kokusunu gidermeye çalışır, damatın icad ettiği parfümün adı da: işte burası önemli.

    akp'nin b.klarını temizleyecek gücü yok çünkü tiner (sıcak para) bağımlısı islamcılar liberaller b.klarında inci dolarlı maaşlar vakıflar buldukları için her gün köşelerinde hala b.k yeme yarışı yapıyorlar.

    ortalığı öyle b.k götürüyor ki sormayın, henüz fetö’nün ve özgürlük savaşçıları sağ sol liberallerin yediği b.kları temizlemeye devletin gücü yetmezken, ikinci bok dalgasıyla karşılaştık. malumunuz fetö’'nün kapatma liberalleri sırf bok yemeye devam edebilmek için tayyib'i devirmeye kalktılar, otuz uzun yıl sıçma özgürlüklerini savundular, onlar sıçtı ve b.klarına altın ve dolar üzerinden maaşlar ödendi ve milyar dolarları da yurt dışına kaçırdılar. ve şimdi hakimler nasıl kararlar veriyor askeri terfiler nasıl çalışıyorsa darbe ihtimalleri ve söylentileri yine hız almaya başladı, fetö’cülerin atatürkçü ve kemalist ve menzilci kripto maskeleri önlerinin açılıp yine baş köşelere oturması karşısında arda turan silahını aldı ve hastaneye bastı.

    akp'yi iktidara taşıyan bir önceki ekonomik krizde o günün de yandaşı sabah gazetesi'nin artık tarihe geçen meşhur manşeti şuydu: 'ekonomi pupa yelken', yani kriz yok güle oynaya işler yolunda.

    ve iktidar b.k yiyip ağzı burnu elleri b.ka bulaşmış sağ ve sol liberalleri çok geçmedi 17/25 aralık'tan sonra üf üf sayılmaz deyip bir güzel yıkayıverdi.

    suratları da dilleri de kelimeleri de b.kluydu on altı yıl ellerini parmaklarını yalamaktan yorulmadılar, çok geçmedi yine b.k götürüyor, eylülü de devirdik nerdeyse ekim bitecek ankara'ya tek damla yağmur da yağmadı, ulan ne kıymetli hulusiymiş.

    dört

    diğer tarafa da dokunalım, hatta, kendine kemalist diyen avukatlar fetö’cüler'i savunup fırsat bu fırsat ceplerini doldurmaya başladı. avukat bu istediğini savunur. meslek ahlakı başkadır. siyasi ahlak başka. sorun şurada: mesleğinizi pekala yapabilir her tarafı savunabilirsiniz, ancak mesleki olarak savunduğunuz şeyi siyaseten savunamıyorsanız lütfen siyasi alanda konuşma yapmayınız. çürüme dediğiniz şey işte budur. yani herkes işini yapsın. fetö’cüler'in de hukukunu savunurum diyorsanız savunabilirsiniz bu herkesin hakkıdır, ancak ekranlara 'kemalistim' diye atlayıp zıplamayın, işte o zaman mesleğiniz avukatlık değil madrabazlık şarlatanlık olur.

    sıçması için başında bekliyorlar

    beş

    sağ ve sol liberaller otuz uzun yıl ülkeyi tröllediler, en mucizevi ithamları ise: kuzey kore gibi mi olacağız. (yani bir diktatörlük rejimiyle dünyaya mı kapanacağız.)

    sonunda muradlarına erdiler ve 'kuzey kore misali tek başkanları' oldu.

    sonra olan oldu, dolar da gelmediğine göre, otomatik olarak dünyaya kapandılar.

    sağ ve sol liberallerin habire 'küreselleşme' ve 'dünyaya açık' demeleri dünyadan 'dolar' akacak demekti.

    gökten artık dolar yağmadığı yeni bir döneme girdik, bu kadar çok açık alametlere rağmen hala savundukları rejimin bittiğine inanmak istemiyorlar, aksine kurulmuş pilli bebek gibi habire kuzey kore gibi olacağız diyorlar.

    unutmayın otuz uzun yıl kuzey kore benzetmesiyle halkımız korkutuldu ve medyamızda ekranlarımızda temizlenmesi imkansız bir pislik yığıldı.

    öyle ki islamcılar hızlarını alamadı batı'nın suud'un dolarıyla (sıcak parasıyla) batıyı ve orta-doğu'yu fethe çıktılar.

    duymuşsunuzdur bir turist elli bin dolarlık yüzük yutmuş, sıçması için başında bekliyorlar.

    şimdi damat beyle hepimiz ekonomik önlem paketinin başında milletçe tarikatların rantiyenin yuttuğu dolarları sıçmalarını bekliyoruz?

    doların b.ka çevrilmesi çok kolaydı löpür löpür yuttunuz bağırsaklarınızdan geçti ve b.k oldu, ancak, b.kun nakit paraya dönüşebilmesi için bir mucize lazım, bunun için tarikatların rantiyenin şehrin dışındaki tarlalara sıçması lazım. çünkü dışkı tarlada verimi on kat artırır.

    ya da tarikat ve vakıfların kapısına şu levhayı asmalıyız: lütfen devletin üstüne sıçmayınız.

    2000'li yılların hemen başında bir vesileyle sağlık bakanlığı 'bakan' katına çıkmıştım, bakan odasının kapısında şaşırmayın şu uyarı levhası asılıydı: yerlere tükürmeyiniz.

    kırmızı halıyla döşeli zaten izinsiz kimsenin giremediği bu makam koridoruna demek birileri tükürmüş ya da tükürme ihtimali var ki bu yazıyı yazmışlar, dedim, sonra bu adamlar yoksa benim gibi birini mi ikaz ediyorlar deyip hırslanıp tükürmeyin uyarısının üstüne tükürdüm.

    altı

    hakikaten ekonomi krizle baş etmek istiyorsak önce bir 'atık' politikamız olmalı.

    daha önce yazdım, bu medya düzeniyle mümkün değil, çünkü yandaş medyanın köşeleri 'leşlerle' dolu ve leşler çok kötü kokuyor, bu tiner dolar bağımlısı medya düzeni değişmeli yerlerine sahiden tertemiz milli yerli müslüman ahlaklı insanlar gelmeli.

    tam tersine dünyaca lanetlenmiş neo-liberallere hala mücevher muamelesi yapıldıkça b.ka gömülüyorlar.

    liberallerin otuz uzun yıldır dillerindeki tortu çökültü ortada, ne zaman milli yerli karma ekonomi laflarını duysalar sarımsak görmüş gibi kuzey kore'ye mi dönüşeceğiz diye çığlık atmaya başlıyorlar, bunun bir sebebi olmalı.

    niye kuzey kore'ye dönüşelim, memleketin ihtiyacı olan yem gübre çelik plastik vs. üç beş yerli tesis açmakla kuzey kore'ye benzemenin ne alakası var? korkmayın avrupa ve abd çok uzun bir süre daha sizi düzmeye devam edecek, panik yapmayın.

    kim kuzey kore'ye mi dönüşeceğiz lafını ediyorsa bilin ki çarpıtıyor manipüle ediyor, dünyanın orta yerindeki türkiye'nin dünyaya kapanması isteseniz de mümkün değil. bu ülkede dünyaya kapanalım diyen tek bir kişi var mı? otuz uzun yıl aynı çarpıtma ve karşılığında dolarlı maaşlar.

    sevgili b.k yemeye doymayanlar, bir kasabada hayvan dışkısı pislikten sayılmaz ama şehirde sayılır, çünkü kasabada b.k'un rengi değişir.

    şehirde b.k ahlaksızlıktır tarlada ise berekettir. şehirde b.k mikroptur enfeksiyondur tarlada ise besleyicidir, bunu çok iyi bilen mao, işte bu liberalleri kültür devrimi'nde tarlalara gönderdi.

    artık bu liberallerin bunaltıcı leş kokusunu şehrin ortasında plazalardaki kürek kürek bu b.kları kaldıramıyor.

    plazalara yığılmış bu b.k yığınları ekonomik önlem paketleri manzarasını da bu ne turşu bu ne perhiz kabilinden bozuyor. oysa köyde tepe tepe yığılmış tezekler manzarayı tam aksine güzelleştirir.

    kardeşlerim unutmayın, bu kokuşmuş siyaset son otuz yılın sağ sol liberallerinin kuzey kore mi olacağız diyen dışkılarıyla bugüne geldi.

    evet doğrudur, devlet b.k'a niye karışsın, bırakınız yapsınlar bırakın etsinler, değil mi?

    devlet senin-benim b.kuma karışır, rantiyenin vakıfların sağ sol liberallerin ballı maaşlarına karışmaz, hatta üstüne tüy diker.

    hatta devlet daha rahat sıçsınlar diye özelleştirir.

    özelleştirme denenip görülmüştür ki özel sektöre sıçması için mahrkem bir yer tahsis eder, o mahrem yere müfettiş denetim hukuk kimse karışmaz, sonra kokusu çıkarsa devletin bankaları gelir o pisliği bir güzel yıkar temizler.

    bir zamanlar bu ülkede 'kamusal alan' tartışması vardı, gördük ki, devlet özel sektöre halkın parasıyla sifon, klozet, tuvalet kağıdı, sabun deterjan temin ettiği halde ortak sıçılan bu kamusal alan hala 'mahrem' (gizli) olmaktan kurtulamıyor. kuzey kore suçlamalarının ve iftiraları tam tersine doğrudur, kuzey kore olan işte bu 'dokunulmaz hesap verilmez' mahrem alandır.

    mesela yemyeşil dereleri sanayinin b.kları götürür, devlet karışmaz, fabrikalar üretimi durdurur arsalarına inşaat yapılır, kimse karışmaz.

    yeniden yapılandırma dediğimiz de b.kun gözlerden uzak tutulması.

    devlet vakıfların tarikatların rantiyenin 'kanalizasyonu' haline getirildi ve islamcı dinci liberal ne kadar fare var bu kanalizasyonda mutlu bahtiyar bir hayat yaşıyor.

    devletin ve siyasetin bu kanalizasyonu temizleyecek gücü yoktur.

    onaltı yıl boyunca (ithal kağıtla) dolarla taharet yaptılar.

    unutmayın, özal krizinde hayat sosyolojik olarak nasıl alt üst olmuşsa en meşhur haberlerden biri şuydu, modern bir hela açan bir adama allah öyle bir yürü ya kulum dedi ki bu tuvaletçinin oğluna paris'te düğün yaptığı haberlerini dahi okuduk, gavs hazretlerinin milyon dolarlık jeeplere binmesi aynı b.kun boncuğudur.

    kuzey kore mi olacağız demiştiniz

    yedi

    bundan on iki yıl önce yaptığımız bir haberden dolayı bir bakan bey bizi bilgilendirmek kabilinden bakanlığa çağırdı, gittik, öyle sıramızı bekliyoruz, derken çişim geldi, tuvalete gideyim dedim, o zamanlar her yerde yoktu, şu gösterişli nikelajlı pisuvarlar.

    fermuarı çözdüm ne göreyim nikelaj ayna gibi ve üstelik dış bükey, olduğundan iki kat büyük gösteriyor. çişim bitsin istemedim. ulan neymişiz haberimiz yok. koruma ordusu gelse beni artık pisuvar önünden koparamaz. kendimi roma imparatoru osmanlı padişahı gibi hissettim.

    ah eski yıllar herkesin islamcıların liberallerin fetö’nün fazla büyük göstermeye çok ama çok ihtiyacı olduğu yıllar, bu yüzden, batı'dan akan sıcak parayla liberaller islamcılar dış bükey nikelajlı pisuvarın önünden onaltı uzun yıl ayrılamadılar, bu büyük gösteren nikelajı dahi size batı dolarla satıyor.

    ve yıllar yılları kovaladı kaplama nikelaj boya (sırma) döküldü, gerçek ortaya çıktı.

    islamcılar liberaller yerli milli karma ekonomi milli seferberlik bilmez ve damat bakanın yurtdışında okul bitirmiş danışmanları hiç bilmez, bunlar iyi sıçsınlar diye yabancı okullarda okur. bu parlak çocukların okudukları bildikleri tek şey parlak nikelajdır.

    bir bakın ülke tarihine harvard'dan mezun olanlar nereye sıçıyor, köy enstitüleri'nden mezun olanlar nereye?

    sekiz

    ve ilk defa hayret bir ekonomik krizde 'bor' madeni gündeme hiç gelmedi, sebebi çok basit, 'bor' dediğin maden yerli milli ve bu madeni de işleyemediğimiz kürek kürek kamyon kamyon dışarı sattığımızı herkesin bilgisinde.

    ancak ekonomik kriz yaklaşınca şurada burada petrol bulduk, bulunuyor haberleri eskiden az da olsa vardı, heyhat acı gerçek o kadar çok petrol bulundu haberi yapıldı ki artık kimse inanmıyor.

    tek bulacağınız şey b.k'unuzda inci bulmak, onu da ya mckinsey ya da damat bey bulacak.

    bu inci'yi de bir önceki krizde kemal derviş heba etti.

    kemal derviş bir önceki krizi öyle sağlam kazığa bağladı ki yabancıların sahip olduğu bankalar dışında herşey batıyor. ülkenin ipotekleri bankaları ele geçirmiş yabancıların elinde. osmanlı'nın topyekün teslim olup battığı yıllarda osmanlı bankası batmadı.

    bizler bu trajik çöküş zihniyeti ve kaderinin tam olarak farkındayız.

    yüzyıllar geçse de başınızın b.k'tan kurtulamayacağını gayet iyi biliyoruz ama size dinletemedik.

    tarihi yapan şey 'kendine güvenmektir', o da siz de hiç yoktur.

    insanı insan bu toprakları millet yapan şey kadere meydan okumaktır, o da siz de hiç yoktur.

    ekonomide ve tarlalarda ve atelyelerde çalışacak çalışkan korkusuz ve insana uygarlığa saygılı milyonlarca insanımız var, siz de hiç yoktur.

    ha ha ha ha kuzey kore mi olacağız demiştiniz, ha ha ha ha, .ötümün liberalleri, dolar gelmiyor, mal gitmiyor, başınızda tek adam, ekranda tayyip'i görüp alkışlamaktan başka çareniz kalmadı.

    doların yeşili islamın (ahlakı) yeşili çoktan b.k'a dönüştü, b.k yemekten onaltı yıl zafer şenlikleri yaptınız, bir tek gün acı çekmediniz.

    tarihin leşlerinden ve hainlerinden kahraman yapa yapa adalet ve ahlak duygusu hiç olmayan insanların onaltı yıl hapur hupur dolar yemesi her birinizi kör bir canavara dönüştürdü.

    tek bir başkan olursa memleket güllük gülistanlık olur dediniz, aksine, kör bir canavar peydah ettiniz, dünyaya esnafına işçisine her gün taşlar fırlatan olup biten felaketi görmeyen kör bir canavar.

    esnafına işçisine kendi tarlalarına kendi ürünlerine vatanına halkına tarihine savaş ilan eden kör bir canavar.

    sabah akşam b.kla beslenen canavar.

    medyası ekranları gazeteleri bakanlıkları sarayıyla o kadar büyük bir canavar ki o kadar çok şey yedi ki allah'ı dini cumhuriyeti milleti saygıyı insanlığı tarihi muhalefeti o kadar şey yuttu ki kurtarıcısı kalmadı, kurtaracak kimsesi kalmadı.

    dokuz

    liberallerin ağzından kuzey kore'den başka bir de beyaz türkler lafı vardı, güya islamcılar zenci yukarıda devleti yöneten derin devlet beyaz adam'dı.

    oysa gerçek hepimiz ne yeterince siyahız ne yeterince beyazız.

    ve bugün 'beyaz türkler' iftiraları ayıklandı, kimlerin üstün ırk anlamında beyaz türk olduğunu öğrenmiş olduk. beyaz türk, her dönem patronlarından maaş almayı başaranların adıdır. beyaz türk demek cumhuriyet tarihinde en uzun süre maaş almayı başarabilmiş ve hala kovulmamış gazetecilerin adıdır.

    huzurlu yaşamı değil ülkenin felaketlere savaşlara gark olması pahasına medyada uzun bir yaşamı başarabildiler.

    on

    gelelim yerli milli karma ekonomi laflarını hala küçümseyenlere.

    gandhi tuz yürüşünde dört yüz km yürüdü ve peşine yüzbinler takıldı, denize geldiğinde suyun kıyısından bir parça tuzu eline aldı ve dünyaya şöyle seslendi:

    "bu bir parça tuzla ingiliz impiratorluğu'nun temellerini sarsıyorum..."

    fındıkla buğdayla tütünle çayla zeytinyağıyla pamukla dalga geçenlere ders olsun.

    gandhi ingiliz kralının davetine hintli giysisi yani boyundan sarılan peştemalle katılır, saray görevlileri bu giysiyle davete giremeyeceğini söylerler, gandhi o zaman davete gelmiyorum, deyince, mecburen hindli giysisiyle saraya girdi ve o yarı çıplak giysisiyle kralın yanında oturdu.

    gazeteciler gandhi'ye bu yarı çıplak haliyle kral'ın yanında otururken ne hissettiğini sordular.

    gandhi şöyle cevap verdi: kral ikimiz için de yeterince giymiş, dedi.

    sevgili gençler, hatırlatalım, gandhi'nin giysisi emperyalizme savaşın simgesidir.

    şöyle.

    çünkü ingiliz dokuma sanayi hindistan'ı ve çin'i hazır dokuma kumaşlarıyla kölesi haline getirmiştir üstelik pamuğundan hindistan'dan alıp dokuyup tekrar hintliler'e satmaktadırlar. henüz petrolün sanayi ürünü olarak keşfedilmediği 17, 18, 19. yüzyıllarda ingiliz dokumaları emperyalizmin en büyük ticaretidir.

    gandhi'nin elinde ise hintli köylülerin kullandığı 'çıkrık' vardır. bir küçük tek kişilik çıkrığın bu devasa ingiliz dokuma sanayisiyle baş etmesi mümkün mü?

    gandhi ingiliz emperyalizmine çıkrık'la meydan okudu.

    gandhi'nin 'çıkrık' felsefesi şudur: sagratyaha. sagratyaha ruh güzelliği iyiliğin gücü demektir. şöyle, herkes çıkrığı başında kendi işini yaparsa ruhu güzelleşir içine iyiliğin gücü dolar.

    yani 'çıkrık' sadece yün eğiren basit bir makine değil, insanı iş sahibi yapan insana üretme şansı veren bir küçük basit el tezgahı.

    bir küçük tezgahınız olması size 'güven' verir, bir küçük kaysı bir kuru fındık, tütündür, çaydır, ottur, gübredir, yemdir, küçük sanayidir, küçük tezgahlardır diye küçümsemeyin, size güven verir, ruhunuzu güzelleştirir, içinize iyilik gücü verir.

    nazım hikmet'in bursa cezaevi'nde karnını doyurmak için çıkrık kadar küçük bir havlu dokuma tezgahı vardı, bu tezgahla karnını doyuruyor ve çok mutlu oluyordu, şöyle dedi, ey yoldaşlar, bir gün her şey ortak komün olsun istiyoruz ama benim şu küçük dokuma tezgahıma dokunmayın, bende kalsın.

    karnını doyurmayı başaramayanlar bağımsız şair bağımsız yazar olamaz bağımsız bir ülke hiç olamaz.

    sağ-sol liberaller otuz uzun yıl ne dedi, dışarıda ucuzu var.

    bağımsızlığın 'ucuz'u hiç olmadı.

    nihat genç

    nihat genç
  • bu adamı hala okuyan var mı ya
  • yine saygıyla andım ilhan selçuk'u.

    (bkz: zamanım yoktu, uzun yazdım)
  • "2000'li yılların hemen başında bir vesileyle sağlık bakanlığı 'bakan' katına çıkmıştım, bakan odasının kapısında şaşırmayın şu uyarı levhası asılıydı: yerlere tükürmeyiniz.

    kırmızı halıyla döşeli zaten izinsiz kimsenin giremediği bu makam koridoruna demek birileri tükürmüş ya da tükürme ihtimali var ki bu yazıyı yazmışlar, dedim, sonra bu adamlar yoksa benim gibi birini mi ikaz ediyorlar deyip hırslanıp tükürmeyin uyarısının üstüne tükürdüm."

    bu adam budur kardeşim. adam o kadar münferit ve bağımsız ki zamanında ergenekondan kimseyle bağını kurup sahte delil uydurup içeri bile alamadılar.

    nihat genç delidir ama bu ülkenin bu ülkenin insanının delisidir.
  • nihat ağabeyin kalemini konuşturduğu yazı.

    --- spoiler ---

    ...
    temizlik yapacak gücünüz yoksa, evi bok götürür, akp suçu kimsede aramasın.
    b.k'la ilgili bir kitap okumuştum, 1539'da fransız kralı ünlü hijyen fermanını çıkartır, 'boklarınızı şehir dışına çıkartın yoksa ceza olarak evleriniz elinizden alınacaktır' diye.
    evet, boklarınızı temizleyemediğiniz için ülkeniz iktidarınız elinizden alınacak.
    sadece 'dışkı' değil domuzlarınızı hayvanlarınızı da şehir dışına çıkartın.
    hikayenin gerisini biliyorsunuz, bu b.k savaşı ikiyüzyıl sürer ve iki yüz yıl boyunca parisliler parfüm ve makyajla bok kokusunu gidermeye çalışır, damatın icad ettiği parfümün adı da: işte burası önemli.

    --- spoiler ---