şükela:  tümü | bugün soru sor
  • başlık karakter sınırına takıldı. olayın daha da enteresan olarak gerçekliği, 12 ocak 2019 hans zimmer'le çavdarhisar pazarında karşılaşmamdır.

    istanbulda bir devlet üniversitesinde arkeoloji öğrenimi görüyor aynı zamanda da yaklaşık iki aydır instagramda ve kafama estiğinde çıktığım semt pazarlarında zeytinyağı satışı yapıyorum.

    geçtiğimiz haftayı kârlı satışlar yaparak kapatmış, gece vakti kafam rahat bi vaziyette yatağımda uzanarak antik dönemde ticaret dersinin ikinci dönem ödevi için kütahya il sınırları içerisinde bulunan dünyanın ilk borsa merkezlerinden biri aizanoi'yi araştırmaya başladım.

    araştırmacı ruhumun ve ticaret aşkımın birden alevlenmesiyle sürerken kendimi ghost rider gibi hissettiğim doksan model şahinimin arkasına antik kent ziyaretim son bulduktan sonra cami çıkışlarında, köy kahvelerinde satarım ümidiyle yaklaşık 200 litre zeytinyağı yükleyip peksimet yerken ellerinde ki tahvillerle aizanoi piyasasını takip eden baldırı çıplak romalıların şehrine doğru yola çıktım.
    bi kaç sene önce bizim bölümden mezun olup ailesinin yanında bu civarda yaşayan görüştüğümüz vakitler sürekli aizanoi'den bahseden semihi arayıp yola çıktığımı söyledim. çalışmamda üzerimden büyük bi yükü kaldıracak, planıma göre o anlatacak ben kayda geçecektim.

    saat sabah sekize gelirken ayazdan donmuş şehir tüm heybetiyle karşımda duruyor ben titremekten yerimde duramıyordum. terkedilmiş bi harabeden farksız olan alana güvenlik zaafiyetinin doğuracağı istenmeyen sonuçları düşüne düşüne elimi kolumu sallayarak girdim.

    bir saat boyunca alanın büyüsüne kapılıp kah tiyatro sahnesinde timon'un tiradını atarak kah zeus tapınağının sütunlarına dokunup bu sütunları işleyen ustaların ruhlarını hissederek kah çavdar türklerinin duvarlara çizdikleri şekillere anlam yüklemeye çalışarak oyalandım. macellum'un duvarında ki imparatorun enflasyonla mücadele bildirisini okumaya çalışırken semih geldi.

    tam da dediğim gibi semih bülbül gibi anlattı ben yazdım, o anlattı ben kayda geçtim.
    yakında ki bir fırına gidip kahvaltımızı yaparken biraz dertleştik. bölümle ilgili bişey yapmadığını, ticaretle uğraştığını söyledi. bende tamamen aklımdan çıkan zeytinyağlarından bahsedip nerede satabileceğimi sordum.
    bugün çavdarhisarda pazar olduğunu pazarda da yerleri olduğunu söyledi. 'ulan denemekten ne zarar çıkar bakarsın iç egede ticari faaliyetleri geliştirir bu roma eskisi bölgeye zeytinyağını ben satarım' diyerekten teklifini kabul ettim. saat onbir gibi birden kendimi pazar tezgahının başında buldum. 'param osa da ben asaam' 'yin gocanızın parasını yin' sesleri arasında zeytinyağı satmaya çalışıyordum, enteresan memleket. tezgahı açalı iki saat olmuş siftah bile yapamamış soğuktan tir tir titrerken
    kalabalığın arasında dev cüsseli birisini gördüm. ben bu adamı nerden tanıyorum diye ufak bi beyin jimnasitiği yaparken duyabileceğim yükseklikte yanındakilere almanca bişeyler söylediği gibi beynimde şimşekler çaktı. kalbim trance müziklerin metronomları ile yarışacak seviyede atıyor ruhum gökyüzüne çekiliyordu. o esnada arkada bunun çaldığına yemin edebilirim, evet duydum. ve benim dizginlenemez bir epiklikle bu duruma verdiğim tepki sevgili hans zimmer'in büyük bir şaşkınlıkla bana dönmesine ve göz bebeklerinin dağlar kadar büyümesine sebep oldu: mr. zimmer!

    sizden bu sahneyi düşlemenizi istiyorum, zeytinyağı, çavdarhisar pazarı ve hans zimmer. nasıl hissediyorsunuz?
    bence bu absürt koalisyon hayatın bana farklı bir metodla göz kırpma pratiğiydi.

    üzerimde ki zilleti bi şekilde savuşturup yanına gittim, isimlerini orada öğrendiğim karısı suzanne ve kayınçosu fabian'da onunla birlikteydiler. selamlaştığımız gibi o cevabı merakla beklenen soruyu sordum, burada ne işin var?

    önce uslanmak bilmeyen bi avrupalı kahkahası patlattı. roma'yı konu alan bi yapım için doğu avrupa turuna çıktıklarını tarihi mekanları gezdiklerini söyledi. bende espriyle karışık çavdarhisar pazarının dioklatianus zamanından beri her cumartesi kurulduğunu ve bundan haberimiz olmadığını mı söylemek istiyorsun diye sordum. kahkahası gerçekten uslanmak bilmeyen bir çocuğun bağırmasıyla aynı frekanstaydı. aizanoi kentini ziyaret ettiklerini daha sonra ise bu kentten çaldıkları taşlarla ev yapan yerlilerin evlerini görmek için kent merkezine indiklerini ve geri dönerken eşi suzanne'nin alışveriş tutkusu yüzünden pazara girdiklerini söyledi. suzanne zimmer'in elinde ki poşetlere baktım mor örme bi kazak, tuzlu fıstık ve sanırım harput pekmezi vardı. uzun zamandır kendisine sormak istediğim bi soru vardı, dedim oğlum federico yapıştır gelsin. ar damarımı çatlatıverip interstellarda ki stay parçasını phlip glass'in prophecies'inden mi esinlendin diye soruverdim. kaşlarını hafif çatıp yüzüne simsar bi tebessüm kondurarak müziğin sekiz notadan meydana geldiğini ve parçaların birbirlerine benzeyebileceğini söyledi. tabi ki cevap bu değildi fakat çavdarhisar pazarında zeytinyağı satan bi gence verilebilecek alternatif vasat cevaplardan yalnızca biriydi bu.
    eşi ve kayınçosu sıkılır gibi olmuşlardı, bende daha fazla sıkmadan son olarak mekanın anlam ve önemini arz eden can alıcı soruyu sordum: zeytinyağı alır mısın?

    absürt koalisyonun etkisinde yalnızca ben olmadığımı iki litre taş baskı zeytinyağı alıp yüz dolar bırakmasından anladım sevgili hans zimmer'in. siftah senden bereket nolan'dan deyip parayı yere attım. yine güldük, sohbetimiz baya neşeliydi be sözlük.

    vedalaştık, böylesine menem bi yerde bu muhabbeti yaptığımız için ikimiz de berhudar olmuştuk. o, romanın kasveti ve büyüsü bol diyarlarına doğru yola çıktı, ben tezgahta soğuktan yarı donmuş zeytinyağlarını satmaya çalıştım.

    son olarak, zaten fotoğraf çektirmeyi sevmeyen şahsımın hans zimmeri görünce aklı başından uçmuş, kamera telefon gibi icatlardan adam gittikten beş dakika sonra haberi olmuştur. gittiği yöne doğru koştum, pazarın çıkışında arkası dönük bi halde duruyordu, sevinçli sevinçli omzuna dokundum mr. zimmer dedim.
    arkasını dönüp verdiği cevap beni dumura uğrattı. 'mısırcı garşıda gülüm, ben patik satyon' ne diyelim, enteresan memleket.
  • okumayin. ben direkt hikayenin sonuna gittim ve gercegi ogrendim;

    --- spoiler ---

    arkasını dönüp verdiği cevap beni dumura uğrattı. 'mısırcı garşıda gülüm, ben patik satyon' ne diyelim, enteresan memleket.

    --- spoiler ---