şükela:  tümü | bugün
  • hayatımdan 5 dakikayı çalan şey. o 5 dakikada boş boş oturup, duvara bakardım ben.
  • şiire aşina olmayanların, şairi merak etmeyenlerin, mısralarla iletişime geçemeyenlerin vakit kaybı olarak nitelendirdiği şiir. çünkü onlar kolon kanserinden ölme arefesindeki bir kadının ameliyat sonrası buruk bir hüzünle sarfettiği "ilk defa bu kadar sağlam yazıyorum." cümlesindeki ironiyi es geçerler.

    "galiba ahbap artık sana ulaşacağım" cümlesinde şairin muhatabı ölüm müdür, ölümün daha önce aldığı eski bir dost mudur yoksa bizzat tanrı'nın kendisi midir; diye düşünme gereği duymazlar.

    bu, her ne kadar yağmurda ıslanan kuşların, mutfakta yapılan küçük keşiflerin verdiği hazzın insana aşıladığı yaşama hissinden bahsederek hayatın öncelendiği bir şiirse de, tüm bunları terk etmek zorunda olmanın getirdiği isyana da yer verdiği için aynı zamanda ölüme kucak açan bir şiirdir; bunu bilmezler. öyle ki, vakit azdır, hayattan umut kesilmiştir ama füsun'un yeşil-ela gözlerini kocaman açarak pembe fincanıyla öyle de bir çay getirişi vardır ki... henüz yavruna doyamamışken ardında bırakıp gidecek olmanın haksızlığına ettiğin isyanı içine gömer pembe çayını yudumlarsın.

    acının, kemoterapi esnasındaki kendisiyle özdeşleştirdiği, patlak gözlü ve kel kurbağasına isim koyarken, edip cansever'in "kurbağalara bakmaktan geliyorum" şiirine gönderme yaptığını bilmesi mümkün değildir onların. hayatın yolu "z" harfine gelip karnında bölünerek çoğalan ölümün hissiz şiirini bile kağıda döktüğünde her şeyi söylemiş olmanın verdiği huzurla borcu olmayan şiirlerini bitirirken şair, onlar bu hüzünlü veda karşısında dönüp el bile sallamazlar. "füsun'a ne oldu acaba?" demezler mesela, çünkü şiir, çünkü okumak, çünkü empati ve dolayısıyla duygu dünyasının yabancısıdırlar.

    sorun değil yabancı, gerçekten... ama keşke yorum yapmasan, keşke kalan tüm dakikalarını duvara bakarak geçirsen de hayata veda niyetiyle yazılmış bir şiire dil sürmesen...
  • gece gece ne tuhaf insanlar var göstermiş şiirimsi. hiçbir şeyi beğenmek zorunda olmadığım gibi, hakaret eden insanları da anlamam mümkün değil.

    hayata son bilmem neyini yapan kişiymiş de, bilmem ne. neden bu umrumda olmalı, halan dakikalarım ya da saatlerim ya da günlerimi duvara bakarak geçirmemi temenni eden bir duyarlılık, kusura bakmayın ama osuruktan bir duyarlılıktan başka bir şey değil.

    asıl kibir, asıl bok kafalılık "nasıl olur da benim hissettiğim şeyleri hissetmezsin, öyleyse geber, bok, sürün, sus, otur, yat, kalk" insanları.

    ve maalesef ya da iyi ki, bu kişilerin bir şiir okuduklarındaki o "naif" duyarlılığın ne denli bencil ve gerçek olmadığını görüyorum.

    sanat böyle bi'şey mi, bunu da sorgularım ben. hayır değil. çok net bir cevap bu. sevgi pıtırcığı ya da direkt şeylerden hoşlanan biri değilim ben. ne sanat anlayışıma sığıyor, ne de, spesifik olursak, şiir anlayışıma uyuyor. zor zamanlarını anlatan birinin yazısını beğenmek zorunda olmanız, benim sanat ya da şiir anlayışımın değil, sizin kendi zevklerinizin seviyesini düşünmenizle ilgili bi'şey, kusura bakmayın.

    şimdi burada bana bok diyen, kibirli diyen, keşke yorum yapmasaymışsın diyecek cüreti kendinde bulan kişilere bakıp, kendi içlerindeki paradoksun bile farkında olmayan kişilerin, ne hakkında fikir sahibi olduklarını sorguluyorum.

    kendini bilmeyen şiiri mi bilecek, hadi canım. :)
  • karşıma hala saldırganlıkla çıkan, gönlü ikircikli, bir sikten anlamayan, anlamamalarının da suçlusu ben mişim gibi, "ruh hastası" olanlar beğenmez, bi bok biliyosun sanki" gibi şahane argümanlarla çıkan kişilerin be"y"endiği şiirimtrak yazı.

    meyve veren ağacı taşlamak ümidiyle, esen kalınız.
  • didem madak'ın arkadaşı müjde'nin özenle kaleme aldığını söylediği şiir.
    hastanede, ölmek üzere iken bile şiir söyleyen ve doğuran bir insana sadece saygı duyulur.
  • didem madak'ın son şiiridir.
    "sabah olmak üzereydi... hastanenin antetli kağıtlarına, fotokopi çeker gibi yazmaya başladım didem'in emanetini. kaybolmasından korkuyordum. hem şiirin başını okşarsam, sanki didem hiçbir yere gitmeyecekti."*

    "...
    bir mutfak cadısıyım bu sıralar
    çeşitli şeyleri çeşitli şeylere karıştırmak
    ve seni düşünmek, mırıldanmak
    bazı büyülü yemekler yapmak
    bazı şifalı yemekler yapmak
    ve kalmak istemek ahbap..."*
  • "füsunun yeşil ela gözleri var
    ve pembe plastik fincanı ile kahve getirişi var
    ve bana anne deyişi var
    benim pembe fincandan pembe kahve içişim var
    bu kahveleri seviyorum ahbap
    içimi pembe bulutlar kaplıyor
    şekerli ve tatlı bir biçimde havalanıyorum."

    ölmek üzere olan bir annenin okundukça can yakan şiiri. annesizliğin acısını bu kadar çektikten sonra aynı kaderi kendi kızına yaşatacağını bilmek ne acı bir duygu olmalı. pembe fincandan pembe kahveleri son kez içmek... düşündükçe canım yanıyor.
  • .......

    füsunun yeşil ela gözleri var
    ve pembe plastik fincanı ile kahve getirişi var
    ve bana anne deyişi var
    benim pembe fincandan pembe kahve içişim var
    bu kahveleri seviyorum ahbap
    içimi pembe bulutlar kaplıyor
    şekerli ve tatlı bir biçimde havalanıyorum.

    ....

    son zamanlarını yaşayan bir annenin şiiridir.
  • ''ölümünden bir gün önce ışıl, hastaneye kucağında bir defterle geldi. içinde didem'in el yazısıyla notlar bulunan bu defter, aslında bir ajandaydı. "son yazdığı şiir" olarak, ışıl'a bir süre önce okuduğu şiir vardı içinde: 128 dikişli şiir.

    bu son şiiri bir kuytuda okuduk, son bir gece olacağını bilmeden... ışıl, zeynep ve ben.

    bir yokluğa yuvarlanır gibiydik... o gece hale teyzeyle birlikte kaldık didem'in yanında. sabah olmak üzereydi... hastanenin antetli kağıtlarına, fotokopi çeker gibi yazmaya başladım didem'in emanetini. kaybolmasından korkuyordum.

    hem şiirin başını okşarsam, sanki didem hiçbir yere gitmeyecekti...'' demiştir müjde bilir bu şiir için.
  • gece gece ağlama sebebim.
    acıyla alay etmek, ölüme ahbap demek, hayatı hala sevmek, kalmak istemek, zaman zaman çok acıyan saçlar ve içinde kalan hissiz şiirler, birlikte yok olacağı birlikte unutulacağı şiirler...

    tabi bir de pembe plastik fincanı ile kahve getiren füsünun yeşil ela gözleri var. anne deyişi var. ah didem bu son şiirini yazarken kim bilir neler hissettin. sana en çok yakışan hitap anne oysa kızın yeteri kadar anne diyemeden gittin. füsun şimdi 8 yaşlarında olmalı. fotoğrafını gördüm dünyalar güzeli bir kız. senin resmin var duvarımda. füsun küçük, sen gülüyorsun. ışıl ışıl bir yüzün var. ınsan hiç tanışmadığı bir insanı bu kadar özler mi?

    canım zaman zaman çok acıyor. senin kitaplarınla dertleşiyorum. baştan sona tekrar okudum tüm kitaplarını. ılk şiirinden son şiirine kadar sanki senin hayatına tanık oldum. bu son şiirini de okuyup kitabı kapatınca daha derinime işledi ölümün.
    bu gece "son şiiri" kelimesindeki hüzne ağlayacağım ve tabiki bir de füsuna

    "acı aniden diner yağmurun dindiği gibi
    bazen sadece tanrı öyle istediğinden"