şükela:  tümü | bugün
  • umalim da kutsal annelere kufredilmeden gecirilen bir gun olsun.
  • ilk anneler günüm. geçen seneki anneler gününde hamileydim, onu saymıyorum. çünkü çocuk doğduktan sonra anne olunurmuş, öğrendim. hamilelik gerçekten hiçbir şeymiş. hamilelik, kadını sadece psikolojik olarak hazırlıyormuş anneliğe 9 ay boyunca ilmek ilmek, ama fiziksel zorluğunu göstermiyormuş hiç. bebek doğduktan sonra emzirdim emziremedim, gazı çıktı çıkmadı, ağladı sustu derken, gece 1 saat bile kesintisiz uyuyamamanın getirdiği fiziksel yorgunluğu, "ben bu bebekle napıcam? anne olmak istiyordum ama doğru karar mıydı? hiç uyumayacak mıyım bir daha?" diye düşünülen psikolojik yorgunluğu hiç öngörememiştim hamileyken, halbuki haftada 2 kere avokadolu yumurta yiyen, hamile yogası pilatesi ne zıkkımsa yapan bilinçte bir hamileydim.
    şimdi dönüp bakıyorum da. evet anne olmak güzel bir şey, hormonlarınızı tatmin etmek (ay bi bebeğim olsa öpüp koklasam olayı gerçek birçok kadında, anne olmak istemeyenler de olabilir tabii) içinse sadece. evet sadece onun için. evliliği kurtarmak için çocuk yapılmaz. çünkü birbirinizi ne kadar severseniz sevin, o evlilik bi çatırdayacak bebekle. çünkü koca, tipik türk kocasıysa yardım etmeyecek pek, ettiği 5 dakikalık yardımı 1 gün yardım etmiş gibi gösterecek, sen emzirmeye uyanırken horul horul uyuyup seni sinir edecek, ve bebeğin de biraz büyüdü mü babaya sana yaptığından daha çok cilve yapacak bu da seni çatlatacak. yani kötü giden bi evliliği çok daha kötü yapmaya müsaittir bir bebeğin gelişi. fiziksel ve psikolojik olarak zaten yorgun olan anne, hele de çalışmıyorsa gün boyu tek gördüğü kişiye, kocasına sarıyor mecburen... yani evlilik kurtarmak için çocuk yapılmaz, yapılmamalı. perişan olursunuz. erkeklerin bebek sevgisi (kendi bebeklerine de) anca bebek ağlayıncaya kadardır, bir alt değiştirmeye bile sizi çağırırlar. ondan bile acizdirler. neyse. başka yere sapmadan konu, anne olmanın o kadar da güzel gelmeyen yanlarına gelelim. psikolojik ve fiziksel yorgunluktan bahsettik. bir de hayattan soyutlanma hissi var... bulunduğunuz şehirde yalnızsanız, yani anne baba kayınvalide falan yoksa, hatta belki onlar varsa bile, işyerinden uzun süreli izin almışsanız ya da hiç çalışmıyorsanız, tüm gün bebeğe bakmaktan mütevellit bir hayattan soyutlanma hissi gelişir ki sormayın. sanki herkes müthiş eğleniyor, geziyor tozuyor da siz geride kalmışsınız, asla yetişemeyeceksiniz çünkü bir bebeğiniz var artık. bebeğiniz, eski sosyal ilişkilerinize (e arkadaşlarla geç buluşmalar yok artık) ve hobilerinize (yürüyüş seviyorum hatta likya yolu'nu mu yürücem dediniz? e peki kim bakçak bebeğe?) ket vurmaya başlamıştır. bu hayattan soyutlanma hissinin bence en iyi çözümü, sık sık dışarı çıkmak. avm, park fark etmez, mutlaka dışarı çıkmak, bir soluklanmak.
    bu kadar uzun uzun niye mi yazdım? çünkü anneliğin gerçekten, gerçekten ama gerçekten zor olduğunu anladım. sadece "aman yemek yetişsin, ortalığı da sileyim" olayı değil, bu psikolojik dinamiklerle de mücadele etmekmiş annelik. her türlü zorluğu düşündükten sonra da "amaan allah'a şükür sağlıklı ve benim yanımda ya, boşveer" demekmiş. "iyi ki anne olmuşum, seçme şansım olsa yine bu bebeğin annesi olurdum" demekmiş. hepimizin anneler günü kutlu olsun.
  • sözlükteki tüm annelerin ve yazarların -tabii çaylakların da- annelerinin ellerinden öpülerek kutlanası gündür.iyi ki varlar,allah evlatlarını onlardan mahrum etmesin.
  • annesi ölmüş olanlar için üzüntü veren gün.