şükela:  tümü | bugün
  • insanin kafasi balyoz gibi inen epi topu 80 dakikalik film.
    uzun zamandir seyrettigim en heyecan verici yapim tebrik ediyorum emegi gecenleri.
  • --- spoiler ---

    istanbul'un da bahsinin geçtiği film. sebastian; olaya kabul edilmeden önce bahisçisi ''yalnızca 13 kişi mi?! bunu istanbul'da 42 kişiyle yapmıştık!'' diyor.

    bizde o kadar adam toplansa kesin horoz dövüştürürlerdi lan! sonra niye kara film çıkmıyor?!

    tema müziği güzeldir bu arada.

    --- spoiler ---
  • adamın beynine beynine vuran bir film. siyah beyaz çekilmesi hoş olmuş. filme kasvet katmış. filmin başları sıkıcı ilerlese de ortasından itibaren gerilim düzeyi üst düzeyde.

    --- spoiler ---

    bence bahis oyunları güzeldi. intacto'yu hatırlatsa da rus ruleti ve düello acaip gerdi. tabii bu noktada seyirciyle başrol oyuncusu aynı konumda. ikisi de gelecek oyundan ve sonucundan habersiz. lambalar yandıkça, söndükçe kalbimm duracak gibi oldu. açıkçası adamın öleceğini bekliyordum. bir de sandalyenin tepesine çıkıp oyunları idare eden adamın sese bittim. çarşı grubu kaçırmasın, bu adamdan süper amigo olur.
    yazmassam içimde kalır. filmin başlarında adamımız çatıyı bir şekilde deler. odanın içine bir parça düşer. aşağıdakiler konuşmalarına devam ederler. arkadaşım bu nasıl bir rahatlıktır ya. herif çatının afedersiniz ama amına koyuyo, tık yok. biri çıksa da "hoop bilader napıyosun yukarda, elinin ayarını sikiyim" dese ya. ama yok fransız soğukkanlılığı ya, allah belanızı versin.

    --- spoiler ---

    filmin anafikrine gelirsek; kaderde varsa düzülmek neye yarar üzülmek
  • gürcistanlı géla babluani’nin 2005 yılında yönetmenliğini, kardeşi george babluani’nin de başrolünü üstlendiği fransa-gürcistan ortak yapımı bir film. fransa’da yaşayan gürcistanlı bir ailenin yaşama tutunma cabasıyla başlayan film, zamanla yaşama tutunmanın cabadan fazlasını gerektirdiği bir zaman dilimi ile devam ediyor.

    --- spoiler ---

    filmi üçe bölmek gerekir; ilk kısım göçmen bir ailenin fransa’daki dramı üzerine kuruludur, çocuk (sebastian), sakat olmasına rağmen evin geçimine az da olsa katkıda bulunan bir abi, evde oturan kız kardeş, ev işleri ile meşgul anne, hasta yatalak bir baba. bunları yaşama tutundurmak (fakirin yaşama tutunması karnının doymasından ibarettir) için uğraşan çocuğun çalıştığı iş, çatı tamirciliği gibi koşullardan fazlasıyla etkilenen bir meslek, her an süprizlere açık ve her an ailenin yaşama tutunmasını sekteğe uğratabilecek bir meslek. nitekim de öyle olur. çatısını tamir ettiği evin sahibinin ani ölümü tamir işinin yarıda kalmasına sebep olduğu gibi o zamana kadar çalıştıklarının da parasını alamaz. bu süreçte tamirini yaptığı evdeki kızla yaptığı konuşma fazlasıyla dramatiktir, sebastiya’nın dibe vurduğu bu sahnede buradan kurtulmak için belirsiz bir riski göze alabileceği koşullar oluşur.

    filmin ikinci kısmı, mektubu ele geçirmesi ve mektupla gelen talimatları izlediği süreçtir. bu kısım toplumsal olandan çok psikolojik olana eğilir. sebastian mektubu çatı tamir parasını alamayacağını öğrendiği andan önce almıştır. kişinin kötü olana yönelmesi (başkasının hakkını gasp ederek kısa yoldan para kazanmak gibi) salt koşulların ürettiği bir şey değildir. kişi doğası gereği kötü olanı aklından geçirebilir. mektubu alması bu şekilde okunabilir. fakat mektubu almasını kolaylaştıran (tamamen risksiz hale getiren) rüzgarın mektubu pencereden uçurarak dışarıya atmasıdır. mektup yerinde dursaydı hiçbir şey olmayacaktı. bu da insanın kötüye olan eğilimini hayta geçirenin büyük ölçüde koşullar (onun kontrolünde olmayan gelişmeler) olduğunu gösterir, öncelik koşullarındır.

    mektubu yapacağı işe karar verdikten sonra almasını izleyici direkt bir şekilde görmez, hiç olmaması gereken bir yerde varolan ayna sayesinde (aynadan) görürüz. yönetmenin jaques lacan’dan etkilenip etkilenmediğini bilmiyoruz ama ayna evresi kişinin özne olduğu evredir (kişi ilk kez kendini aynada bütün olarak görünce etrafındaki şeylerden bağımsız olduğunu, kendisinin onların bir uzantısı olmadığını anlar ve bu şekilde kendilik güdüsünü ortaya çıkararak özneleşir), burada da bu geçiş anının yani normal yollardan hayata tutunan sebastian’dan, riskli fakat ödülü büyük buna rağmen onun hakkı olmayan bir yaşamı tercih eden sebastiyan’a geçişin aynadan yansıtılması bu evreye bir gönderme olabilir. yeni bir özne böylelikle ortaya çıkmıştır. yönetmen bu ayna işinde ısrarlıdır, yeni öznenin (yeni sebastiyan’ın) ortaya çıktığını ısrarla vurgulamak ister. annesi saçını traş etmiştir. üstelik traştan sonraki halini de aynadan görürüz.

    yeni sebastiyan’ın belirsizliğin peşine koyulduğu yolculuk eyes wide shut’daki tom cruise’nin yolculuğunun aynısıdır, ikisini de merak ve çaresizlik aynı yola sürüklemiş, ikisi de çalıntı bir bilgiyle bu yolu takip etmiş, ikisi de varılacak yere belli ritüellerden geçerek varmıştır. sebastiyan’ın yolculuğu ve bu yolculuk sürecinde polislerin atlatılması (polisler sebastiyan tarafından değil, sebastiyan’ın izlediği talimatlar tarafından atlatılır) hayli zekice kurgulanmasına rağmen yer yer kurgu problemine sahiptir, sebastiyan’ı kavşağa götüren taksinin plakasını alan polis daha makul olanı yani bu taksiyi izleme işini yapmaz. yönetmen istisna olanın kurtarıcılığına sığınmıştır.

    mektubun talimatları sona erip, büyük para karşılığında yapılacak işin ne olduğu farkedildikten sonra filmin üçüncü kısmı başlar. gelinen yerde sebastiyan rus ruleti üzerine bahis oynanan ve büyük paraların döndüğü bir ortamda bu oyunu oynayan kobaylardan biri olacaktır. yeni sebastiyan (yani aynadan sonraki ikinci sebastiyan) bu oyun için uygun değildir, ölüm korkusunu göze alacak, öldürmenin zihninde normalleştirildiği bir sebastiyan yoktur. bu yüzden ilk oyun sebastiyan için fazlasıyla gerilim yüklüdür ve tetitği de çekemez zaten. yaşadığı bu gerilim ve bu gerilimden bir çıkışın olmadığını öğrenmesi onu dönüşüme zorlar, yani koşullar yine devreye girip üçüncü sebastiyan’ı doğurur. yönetmen üçüncü kez aynayı kullanır. ilk oyundan sonra verilen arada kobayların toplandığı odada sebastiyan’ı bir kez daha aynadan görürüz. üçüncü bir özne ortaya çıkmıştır, tetiği çekme cesareti olan insan öldürmeyi göze alabilen bir sebastiyan.

    yine de, son sahneye kadar asla ilk tettiği çeken kişi olmaz. oyunun kurallarını kabul eden bir özneye dönüşmüş olsa da bunları içselleştirip oyunun bir parçası haline gelmesi biraz zaman alır. ve son oyunda tetiği ilk çeken kişi olarak karşısındakini öldürür. sebastiyan’ı aynada son gördüğümüz sahne ise, öldükten sonra trende giderken camdan yansıyan görüntüsüdür. ortaya dördüncü sebastiyan çıkmıştır, ölü sebastiyan.

    ayrıca, rus ruletinin oynandığı ortam kapitalizmin mikro bir örneğidir. güçlü olanların piyonlarını oynattığı ve tüm paranın bu piyonlar sayesinde sürekli el değiştirdiği ve bu süreçte kaybedenin sadece piyonlar olduğu net bir şekilde görülür. sebastiyan’ın ölümü ise kapitalizmin mottosudur: “insanlar gider geriye para kalır.”

    --- spoiler ---
  • venedik film festivali'nde luigi de laurentiis odulunu almis, 2006'nin sundance film festivali'nde "dunya sinemasi" kategorisinde yarisacak buyuk juri odulu adaylarindan, manyak bir film.. "fransa'da yasayan gurcustan asilli, tamir isleriyle ugrasip ailesi icin para kazanmaya calisan genc ve fakirce bir cocukcagiz, catisini tamir ettigi adamin yakin gelecekte bir suru paraya kavusacagini ogrenir, daha dogrusu kulak misafiri olur ve adama gelen mektupta yazilanlari, adamin yerine gecerek uygulamaya karar verir" gibi bir konusu var.

    gercekten tuyler urpertici. spoil etmemek icin devamindan bahsetmiyorum. zaten tuylerim urperiyor.

    http://www.numero13.com/
  • güzel ve çarpıcı bir filmdi ama esas filmden aklımda kalan şey istanbul film festivali sırasında başrol oyuncusunun katılımı olan gösterimde izlemiş olmam, film sonrası soru cevap kısmına geçildiğinde de sırf soru sormak için soran tiplerden birinin "neden filmi siyah beyaz çektiniz?" diye sorması, cevabın ise “bunu bana soran bininci kişisiniz” olması...yine kibar adammış sonra cevapladı meğerse sebep filmdeki şiddet sahnelerinin ve kanlı görüntülerin filmin önüne geçmesini istememesiymiş...ben biliyodum ki...
  • --- spoiler ---

    "ne şehittir ne gazi, bok yoluna gitti niyazi." şeklinde özetlenebilecek bir gela babluani filmi.

    --- spoiler ---
  • yeniden çevirim hakları, brad pitt'in şirketi plan b tarafından satın alınan film.
  • atilla dorsay ın dediği gibi bünyede ikinci bir fight club etkisi yaratmıştır.
  • kimse fark etti mi ama filmdeki diğer bir mantık hatası, uyuşturucudan ölen adamı evinin önünde fotoğraflayan dedektifin fotoğraf makinasını flaşı sürekli açıktı ve fotoğrafları güpegündüz flaş ile çekiyordu. eve o kadar yakın bir mesafeden flaşı adamın yüzüne tuttuğunda "noluyor lan?" demez mi? der, gider adamın ümüğünü bile sıkar.

    diğeri ise kumara iki kardeşin katılması. şimdi bu amcalar bilmiyor mu kardeşi ölünce diğerinin intikam duygusu besleyeceğini? ya o kalantor amcalardan birini vurursa bu intikamcı kardeş?

    velhasıl güzel film, tekrar çevrimi olursa muhtemelen daha kanlı olacaktır.