şükela:  tümü | bugün
  • ava duvernay'ın bu ay başında netflix'te yayınlanan belgeseli. belgesel abd anayasası'ndaki 13. maddenin* kölelik ve ülkedeki suç tanımı konusunda geçmişten bugüne olan etkisini anlatıyor.

    --- spoiler ---

    öncelikle nixon ve reagan uyuşturucuyla mücadele ediyoruz diye yıllarca iyi ezmiş afro amerikalıları. büyük şerefsizlikler yapmışlar. bilhassa nixon'ın şerefsizliklerini, zamanındaki önemli bürokratlardan birinin ses kayıtlarından anlayabiliyoruz. ha keza reagan'ın bu konudaki şerefsizliklerini de yine seçim kampanyası danışmanlarından birinin sızan kayıtları gösteriyor.

    benim gibi cahiller için işin en ilginç kısmı ise bill clinton'ın 94'te çıkarttığı bir anayasa ile bugünkü afro amerikalıların polis tarafından şiddete uğramasının yolunu açmış olması. clinton her ne kadar karısının seçim kampanyası dolayısıyla konuşma yaparken (bu arada hillary de aktif olarak bu yasa tasarasını desteklemiş) "hata yaptık" tadında konuşsa da, hillary de bunu mutlaka değiştireceğiz dese de, cezaevlerinin 20 yılda afro amerikalılarla doldurulmasına epey katkıda bulunmuşlar.

    genel olarak, 13. maddeden bugüne kadar afro amerikalıların uğradıkları haksızlıkları ve mücadelelerini çok güzel anlatmış belgesel. izleyin, izlettirin.
    --- spoiler ---
  • abd'nin kuruluşundan beri varolan ırkçılığın farklı adlarla ve görünüşte farklı sistemler içinde nasıl aynen devam ettiğini anlatan çok iyi kotarılmış bir belgesel.

    --- spoiler ---

    her dönemde isim değiştiren ırkçılığın abd için ekonomik olarak ne kadar karlı olduğunu görmemiz bir yana, hemen tüm ülkelerde yaşanan benzer problemlerin nasıl da aynı canavar sistem içinde oluştuğunu da görüyoruz. belgeseli dünyanın bir yerinde yaşanan, sadece siyah insanlarla alakalı bir mevzu olarak değil, kendi ülkemizde yaşanan sorunları kafamızın bir yanında tutarak izlemekte fayda var.

    --- spoiler ---

    black lives matter konusunda kafası karışık olanlar özellikle bir izlesin derim.

    ayrıca hapishane sistemi ile ilgili kısımlar için izleyiniz. adı bile yeter:
    (bkz: orange is the new black)

    belgeselden bazı şarkılar:

    roots - criminal

    killer mike - reagan

    dead perez - behind enemy lines

    nas - last words

    nina simone - work song
  • konusu ve irkcilik sistematigiyle ilgili sunmus oldugu elestiriler acisindan onemli bir film. selma'yi seyretmedim, ama gordugum kadariyla ava duvernay hollywood'u beyazligindan ve erkeksiliginden kurtarmasi icin buyuk umit beslenen bir yonetmen. ancak o.j. made in america gibi, her eylemin sosyolojik temelini, gelecege nasil yon verdigini ince ince, uzun uzun (5 bolum, yaklasik 8 saat!) isleyen bir belgeselden sonra 13th, elestirdigi noktalari aydinlatmak ve seyirciyi ikna etmek konusunda biraz yuzeysel kaliyor. ırkcilik uzerine ilgisi olan ve bu filmi begenen sinemaseverlere bir haftalarini ayirip o.j belgesini izlemelerini tavsiye ederim.
  • abd anayasindaki 13. maddeyi, siyahlarin nasil haksizliga ugradiklarini anlatan ama eksik anlatan bir belgesel.

    evet anlatilan hersey dogru.. ancak verilmeye calisilan mesaj sanki siyahlar sucla alakasi olmayan, super egitimli, hic bir katakulliye bulasmamis sutten cikma ak kasiklar gibi gosteriliyor ki, super sacma hatta yanlis..

    siyahlar sucun oldugu yerde her zaman vardilar, her siyahin oldugu yerde de suc vardi.. peki bu siyahlar gercekten kotu insanlar olduklari icin mi boyleydi, yoksa devlet politikasiyla desteklenen kanun ve dayatilan normlar sonunda mi siyahlar daha cok uyusturucu kullanan, adam olduren ceteler kuran ve kanun disi takilan tipler haline geldiler.. hah tam da bunun icin apayri bir belgesel cekilir zaten..

    bi topluluk dusunun, bunlar bir asir ezilmis otelenmis olsun.. sonra diyin ki bunlara, tamam hadi gel sen de artik bizdensin, ama egitim anlaminda yeterince destek verme, ustune bu toplulugun uyusturucu kullanimina goz yum, medya ile onlarin bu durumunu afise et, ve bu durumu duzeltmek icin zerre caba harcamayip aksine daha fazla korukle..

    hayir ne bekliosunuz amk, tabi ki dunya skinde olmayan tipler olacak bunlarin cogu.. ve hapisaneleri bunlar dolduracak genel olarak.
  • abd'nin yargi sisteminin bizim kopru isletmelerinden farkli olmadigini ortaya koyan yapim. adamlar baya baya mahkum garantili hapishane yapmislar.
  • son derece başarılı ve güzel bir bağlama oturtulmuş "black lives matter" eseri.
    abd'de anayasasında 13 th amendment'a göre tüm amerikalılar özgürdür.
    böylece siyahiler kölelikten kurtulmuştur.
    ancak aynı yasa "suçlular hariç" demektedir.
    böylece kölelikten kurtulan siyahiler kriminalleştirilerek hapse tıkılır.
    siyah emek ücretsiz bir şekilde sömürülür.
    böylece siyahlar modern dünyada yeniden köleleştirilir.
    1970'ten bu yana hapiste yatan siyahi sayısı katlanarak artar.
    ayrıca iki çeşit eroin bulunmaktadır: crack (parça) ve powder (toz) olarak.
    beyazlar pahalı olan tozu alırken, siyahiler ucuz olanı alır.
    ucuzun cezası ötekinden senelerce uzundur.
    tozu kullanalar kefaletle serbest kalırken, crack için kefalet şansı yoktur.
  • abd'deki zenci hak ihlalleri hakkında belgeseldir. insanlık tarihinin göstermelik değişikliklerden ibaret olduğunu göstermektedir. kölelik güya lincoln'de kalkmıştı. yüz yıl sonra dünyaya nizam veren wilson da halkların kendi karderlerini tayin hakkından bahsediyor, eşit haklar dağıttığını ileri sürüyordu. 60'larda kölelik yeniden kalktı, ama bu gösteriyi insanlık daha önce de izlemişti.
    tarih boyunca köleliğin daha iyi gizlenmesinden başka bir kölelik kaldırmadan bahsedilemez. özellikle de çağımızın ücretli ve gönüllü köleleri tarafından.
  • oz izlediğim şu günlerde karşıma çıkarak ufkumu açan belgesel.

    belgesele dair siyahları akladığı için taraflı eleştirisi getirilmiş. buna katılmıyorum. belgeselin değindiği nokta siyahların kendilerinin bile suçlu psikolojisine sokuldukları bir sistemin var olması. çocukluklarından itibaren gerek toplum düzeni gerek medya ile bu insanlara benimsetiliyor suçlu oldukları. zaten tüm akrabaları içeride olan bir aileye doğuyorsa gidişatını değiştirmesi çok güç. eğitim yok, fakirlik var. aynı şey latinler için de geçerli ama beyaz olanlar bir şekilde devlet yardımı ile paçayı kurtarıyor ya da düzgün işler buluyorlar.

    istatistiklere göre aynı suçu işleyen bir beyaz çoğunlukla serbest bırakılırken siyahlar için durum tam tersi. orantısız güce uğramaları, öldürülmeleri artık sosyal medya sayesinde bildiğimiz şeyler zaten. o yüzden siyahiler her zaman suçlulardı. suçun olduğu yerde onlar vardı demek doğru bir bakış açısı değil. suçun olduğu yerde beyazlar da vardı ama onları yan kapıdan çıkarttılar ya da görmezden geldiler. 2.5 milyon tutukludan söz ediliyor ve devlet/özel şirketler bu insanların üzerinden inanılmaz paralar kazanıyor. sırf crack taşıdığı için biri şartlı tahliyesiz ömür boyu hapis cezası alabilir mi yahu? akıl işi değil.
  • dokundurucu bir yapım...

    belgeseli izlerken bazen kendinizi gözleri fal taşı gibi açılmış olarak bulabilirsiniz. oturduğunuz yerden sizi abd'ye ışınlayabilecek bir samimiyet hissettim ben. netflix'de bitmesine 1 dakika kala otomatik olarak yarım saatlik yapılmış bir ava duvernay & oprah winfrey röportajına yönlendiriliyorsunuz belgesel hakkında... onu da izlemeniz ben tarafından yüksek dozda tavsiye içerir siz güzel insanlara.
  • amerika'nın cezaevi sistemini araştıran belgesel, amerikan anayasasının 13. madde değişikliğinden bu yana hapishane sisteminin köleliğin yerine geçen bir kurum haline geldiğini, yargı sistemi sayesinde yeni bir biçim aldığını öne sürüyor. herhangi birinin köle olarak tutulmasını anayasaya aykırı kılan 13. madde değişikliği suçlular dışında herkesin özgür olduğunu söylüyor. güç odaklarınca yapısal ırkçılık biçiminde kullanılan bu madde değişikliği, köleliğin milyonlarca afro-amerikalı'nın hapsedildiği ıslah sistemi olarak yeni bir biçim kazanmasını sağlıyor.

    belgeseldeki tüm konuşmacılar konuyu son derece açık ve net anlatıyorlar. bilgi çok hızlı bir şekilde akıyor ve hiçbir konuda bunalmış hissetmiyorsunuz. verilen mesaj çok güçlü. iddiaları, savları ve arşiv görüntüleri çok vurucu. insanı eğiten, gözünü açan, aydınlatan ve her argümanını tam anlamıyla ikna edici şekilde bilgilendirerek gerekçelendiren bir belgesel. bu kadar geç izlediğim için üzüldüm.

    belgesel amerikan tarihine kronolojik bir bakış açısıyla yaklaşıyor. amerika'nın ırk tarihinin büyük resmine geniş bir açıyla bakıyor ve azınlıkların yüzlerce yıldır karşı karşıya kaldıkları sert gerçeği ortaya koyuyor. sosyal adaletsizlik, ırk eşitsizliği, ayrımcılık, insandışılaştırma, yaftalama gibi linç kültürünü kışkırtan toplumsal baskıyla özellikle afrika kökenli amerikalıların sistematik mağduriyetine tanık oluyor ve amerika'nın suç sisteminin altında çaresiz kalmanın nasıl bir şey olduğunu öğreniyoruz.

    bozuk sistemin beslediği bir kanser gibi yayılan kronikleşmiş köklü ırkçılığın ne denli ciddi ve derin bir mesele olduğunu idrak etmek oldukça acı verici bir deneyim halini alıyor. belgeselin devrimci ruhuyla birlikte içinizde bir öfke ateşi yükseliyor ve bünyede black lives matter diye bağırarak koşma isteği hasıl oluyor.

    köleliğin gerçekten bitmediğini, tıpkı ırkçılık gibi hiçbir zaman sona ermediğini, sadece yeniden tasarlandığını ve sürekli yeni formlar alan sistematik baskıyla beraber modern kölelik ve modern hapishane sistemini doğurduğunu görüyoruz. bu rant, çıkar ve örtülü ırkçılığın sadece politikacılar tarafından değil, büyük işletmeler tarafından da nasıl harekete geçirildiği en çarpıcı noktalar. istatistiğe yansıması; 1973 - 2014 yılları arasında hapishane nüfusu üç yüz binlerden, iki buçuk milyona kadar yükseliyor. inanılmaz.

    belgeselde en çok canımı yakan kalief browder'ın yaşadıklarını görmek oldu. kahrediciydi. hakkında netflix'te "time: the kalief browder story" adında bir belgesel serisi olduğunu öğrendim. böğrümü deşme pahasına izlemeyi düşünüyorum.