şükela:  tümü | bugün
  • sozlukte yoklugunu cok garipsedigim, aslinda bir ogretmenim hakkinda yazmakta oldugum bir entry icin sadece tarihini ararken bulamamamin etkisiyle ilk entrymi iptal edip simdi tum enerjimi buraya yogunlastirarak (malesef hayal meyal) anlatacagim mac. 1998-1999 sezonunda uefa kupasina katilan fenerbahce, baljic*'in akilli oyunu sayesinde goteborg*'u eleyip bir ust tura yukselmis, kurada da karsisina parma* cikmisti. lise sondaydim, futbol maclarina gitmek eskisi kadar cazip gelmiyordu, ama rakip parma o yillarda fenerbahce'den sonra en cok sevdigim, marco di vaio denen terbiyesiz gibileri oynatilana dek gonulden destekledigim takimdi. ustelik, omrum boyunca en sevdigim futbolculardan asprilla* ve stanic* de parma'da oynuyorlardi. bu yuzden maca gitmeye karar vermis, bir sekilde bilet buluvermis, sali gunu ogle tenefusunde okuldan cikip bagdat caddesi'nde ne idugu belirsiz karanlik bir yere biletimi teslim almak icin ugramis, ardindan gecikmeyle okula geri donmustum. gunun sonunda cantami ve cekedimi okuldaki dolabima birakmis, mis gibi bir ekim aksami izlemeyi en cok dileyebilecegim iki takimin macina gitmistim.

    gercegi soylemek gerekirse, mactan cok umutlu degildim. fenerbahce duran toplardan buldugu goller haricinde yeterince organize olamayan, tum gucunu parreira* mirasi defansif sisteminden alan bir takimdi. uche-hogh tandeminin hemen onunde "joachim löw'un prensi" diyerek dalga gectigimiz murat yakin, onun cevresinde de deli gibi kosan ve tum tribunlerin cok sevdigi tayfun korkut-john leshiba mosheu ikilisi vardi. bolic*-baljic-moldovan*'a ragmen, gol atmak, fenerbahce'nin cok iyi becerebildigi bir sey degildi; ustelik forvetinde crespo-asprilla ikilisini oynatan parma'ya karsi cok guvenilen savunma da simdi yetersiz gelebilirdi.

    ama korktugum olmadi. asprilla her zamanki gibi maca cikmadan birkac cizgi kokain snifflemis kolombiyali forvet ekolune uygun bicimde oynuyor, orta sahadan aldigi pasla supersonik hizda top surmeye baslayip bir-iki kisiyi calimladiktan sonra uche-hogh'un arasina dalip yere dusuyordu. parma'nin o donemki orta sahasi veron*'un yanisira fuser*, dino baggio, gencecik fiore* gibi duz oynayan, top surup calim atmayan oyunculardan olustugu icin powerhouse h(ayv/ern)an crespo* neredeyse hic top alamiyordu. ustelik, oglen sicagi yiyen beynimin "mis gibi ekim aksami" diye ongordugu aksam hava birden donmus, istanbul cok sogumus, yagmur baslamisti. asprilla kaygan zeminde daha da duser olmustu, parma gercek anlaminda pek hucum edemiyordu.

    ardindan bir fenerbahce klasigi daha geldi: avrupa kupalarinda tum taktigi "eger once biz gol yemezsek, bir frikikten atariz insallah" seklinde ifade edilebilen ekip, kimsenin olumlu bir sey beklemedigi bir noktadan atis kazanmisti. havadan gelen topa yukselen hogh'un kafa attigini sanmistik ama hogh degememisti; koskoca signor' buffon*'lu, thuram*'li parma defansi uyuyunca moldovan golu ativermisti.

    macin sonunda herkes cok umitliydi, bu fener rovansta da yenilmezdi. herkes crespo'nun ne kadar kopuk oynadigini, asprilla'nin surekli yere dustugunu, kendisini taniyanlar futbol kariyeri "arjantinli forvet asistani kontenjani"na bagli (bir crespo, bir batistuta'nin pesinde kosan) abel balbo'nun bize gol atamayacagini soyluyordu. veron korkutucuydu ama, ne etrafindaki orta saha oyunculari, ne de gerideki nestor sensini veya luigi sartor gibi savunmacilar bizi korkutamazdi. tamam onlarda buffon vardi, thuram vardi, eger "derdini cozebilirse" oynayacak olan (esiyle ayrilmak uzere oldugu, bu yuzden yonetimden izin aldigi iddia edilen) stanic vardi ama, bunlar bizi elemeleri icin rovansta* islerine yaramazdi.

    [rovans macinin basligina yeni entry yazmaya usendim]
    yararmis ama. saffet akbas'in rustu'yu avladigi erken gol, sonradan rustu'nun crespo'ya hediye ettigi gol derken umutlar azalmisti. aslinda ikinci yarinin ortalarinda baljic yine bir frikikten, buffon'un bugun hala utanmasini gerektirecek kadar basit bir gol atmisti, skor bize yetiyordu. ama bu sefer boghossian* karsi karsiya pozisyonda rustu'yu ters koseye yatiriverdi; biz o mac yuzunden mutlaka birisi kovulacaksa, yedigi birbirinden anlamsiz uc gol icin rustu olsun isterdik, sanssizlik eseri piyango saffet'e cikti. son bes dakika'da herkesin "parma macinda bolic'in kacirdigi gol" diye animsayacagi pozisyon gerceklesti, ama olmadi. top direkten donunce bolic kariyerini bitirecek bir donguye giriverdi, parma da o sezon uefa'yi kazandi.
  • sözlükte bugüne kadar hakkında sadece 1 entry girildiğine şaşırdığım maç. beşiktaşlı olmama rağmen hala zihnimdeki yerni korumayı başarmış bir maçtır. fenerbahçe parmayı 1-0 yenmiştir bu maçta moldovanın attığı gol ile. o parma o yıl uefa kupasını müzesine götürmüştür. ve yine hafızam beni yanıltmıyorsa parmanın uefa zaferine giden yolda aldığı tek mağlubiyet fenerbahçeye karşı olmuştur. maçla ilgili en önemli olaysa bence şükrü saraçoğlunda yapılan meşale şov olmuştur. kapalı ve numaralı tribünlerde yakılan meşaleler ortamı cehenneme çevirmiştir. benzer görüntülerin hatta daha da cehenneminin yaşandığı maç için;

    (bkz: 3 aralık 1996 beşiktaş valencia maçı)
  • sanılanın aksine, parma'nın, o sezon uefa kupasında kaybettiği tek maç değildir. çeyrek finalde bordeaux'ya da ilk maçta, 2-1 kaybetmişlerdir (rövanşı 6-0 almışlardı). bununla beraber wisla krakow eşleşmesiyle birlikte parma'nın en zor tur atladığı iki seriden biri, fenerbahçe maçları olmuştur.
  • sevda demirel'in maratondan izlediği maçtı yamulmuyorsam. "bana pandik attılar" gibi demeçleri vardı maç sonunda.

    edit: tam olarak "popomu ellediler" demiş kendisi, zbam'a teşekkürler düzelltiği için:) .

    edit2: e yamuluyormuşum, monty düzeltti, göteburg maçıymış o :)
  • 89. dakikada balic'e yaptigi mudahelesi ile cannavaro'nun kirmizi kartla oyun disi kaldigi mac olmustur.
  • balic maca damgasini vurmus, her topu aldiginda adam gecmesi ve parma defansini bogmasi ile italyanlara ne oluyor mina koyyim hissiyati yasatmistir.
  • mac oncesi dagitilan binlerce rulo konfetiyle ortaligin bembeyaz oldugu mactir. bir anda elimde 7-8 tane birikmisti dusunun artık
  • bu mac oncesi fenerbahce yonetimi, su an hatirlamadigim sayida forma dagitmisti.

    not: maraton tribune forma, vip tribune kravat dagitmislar. *
  • macin tarihi 15 ekim degil 15 eylulmus...
    asagiya macla ilgili detaylari ekliyorum. parma'nin kadrosunda ilk dikkat ceken henuz 5 gun once* dunya kupasi finaline cikan 2 italyan ve bir fransiz futbolcu. fenerbahce'nin teknik direktoru ise alman milli takiminin basina getirilen joachim low.

    fenerbahce (tur) - parma (ita) 1-0 (1-0)

    first round, first leg
    istanbul
    tuesday 15 september 1998

    fenerbahce: rüstü; saffet, okechukwu, dogan; tayfun, yakin, metin,
    moshoeu, erol (85'kemalettin); moldovan, baliç. ct: löw (ger)

    parma: buffon; sensini, thuram, cannavaro, stanic (52'fuser), baggio,
    longo (76'benarrivo), fiore, vanoli, balbo, asprilla (65'boghossian).
    ct: malesani

    scorers: 24'moldovan.

    booked: stanic(p), baggio(p), yakin(f).

    banned: 60'baggio(p), 92'cannavaro(p).

    attendence: 25000.

    referee: paul durkin (eng).
  • fenerbahçe şükrü saraçoğlu stadyumu'nun o zamanki kapasitesinin (25000) tamamının dolduğu nadir karşılaşmalardan biridir.
    ayrıca "maça gelen herkese forma vereceğiz sözleri" tutulmuş, her seyirciye birer adet forma verilmiştir. fenerbahçe takımı ise sahaya sarı renkte fakat kenarları lavicert şeritli bir formayla çıkmıştır. forma reklamı da proton(5x5) belasından sonraki sponsorumuz olan rifle'dır. muazzam konfeti yağmurundan sonra, o an seyircileri arasında bulunduğum "efsanevi" maraton tribününde ve kapalı tribünde art arda meşaleler yakılmış, ortam bir anda cehennem kırmızısına dönmüştür.
    fenerbahçemiz de bu mükemmel seyircinin yarattığı şahane atmosfere yakışır bir futbol oynayıp karşılaşmayı viorel moldovan'ın kafa golüyle 1-0 galip bitirmiştir.

    ayrıca elvir baliç'in avrupa'da doğru düzgün dikkat çektiği ilk maçtır. daha önce bursaspor formasıyla intertoto kupası'nda da klasını konuşturan baliç*; intertoto kupası'nın, uefa kupası, kupa galipleri kupası* ve şampiyonlar ligi'nin yanında pek ilgi görmemesi yüzünden arzuladığı görücü kitlesine ulaşamamıştır. fakat bu defa klasman uefa kupası, formasını giydiği takım fenerbahçe ve rakibi de italyanların güçlü temsilcisi parma'dır.
    baliç bu maçta parma defansını tek başına maymuna çevirmiş, kendisinin bir tek rakip oyuncuların sağından atıp solundan geçmediği kalmıştır. rövanş maçında da iyi oynayıp üstüne bir de gol atınca, fenerbahçe'nin elenmesini müteakiben parma'nın transfer listesine ilk sıradan girmiş buna rağmen sene sonunda kesenin ağzını açan real madrid'e rekor bir ücretle satılmıştır.