şükela:  tümü | bugün
  • 15 temmuz kimine göre bir suni darbe, bir ihanet, kimine göre bir savaş, bir yıkım, kimi için ise uzuvlarını veya hayatını yitirdiği elem bir gün. ben ise bunların arasında en değerli olanı kaybettim, umutlarımı.

    ben 25 yaşında pasif agresif takılan, bir kez bile kendimi şanslı hissedebilecek bir an yaşamamış "ve tanrı erkeği yarattı" olmasa da göze hoş geldiği iddaa edilen bir adamım. her şeyden gereğinden fazla çok bilip hiçbir şeyi profesyonel bilmeyen biri.aslında bir kadını sevmeyi öğrenmiştim, dibine kadar. hem de uzaktan, bir kez bile sarılmadan, kokusunu kaynağından almadan. gözlerime parlayan sarı saçları, kendini saklamak için siyaha boyadığı ömür gibi saçlarına bakarak sevdim. adeta bir toprak ana gibi parlayan koyu kahve gözleri, bir defalığına bile olsa körü kartal ederdi. eskaza tohum gibi düşüp filizlenmek için her şeyi yapabilirdim o koyu kahveye, hala yapabilirim.

    nedense korkmuştum ilişmekten bu güzelim tabloya. belki de o güzel resmin içinde olup onu bozmaktan korktum, onun yerine resimleriyle yaşam alanımı donattım. erkeğe adam olduğunu hissettiren bu sonu görülemez duyguyla ona yaklaşmaktan, olabileceklerden korktum.lakin bir gün kazanamazsam kaybedeceğim bir şey olmaz diye karar verip çalıştığı masasının yanına ani ve kendinden emin bir biçimde gittim. günün 9 saati dile kolay, saatlerce yanında durup her hareket ettiğinde onu duyup, görüp, gerçekten "mutlu" hissedecektim. kendime güvenim bendini çiğneyip aşmış, onun kafasına bir zehir gibi akıyordum. bir fikir gibi örneğin, bir fikir aklına girdikten sonra onu bastırabilmek kolay iş değildir.

    tam uygun yerini denk getirip, "iş çıkışında güzel bir rakı masam olacak, işin yoksa bana eşlik eder misin?" sorumun cevabı güzel bir gülücük ile gelmişti. "olur!"
    tam iş çıkışı yaklaşmış, saatler ona doğru akıyor ,kafamda ona kuracağım can alıcı cümlelerim film şeridi gibi 24er frame'den kafamda birleşiyordu. ya sonra ? ortalık ayağı kalktı. herkes şaşkınca birbirine bakıyor, kimisi korku ve bilinmezlikten konuşmuyor, hassas olanlar ise girdikleri şok sebebi ile ağlıyordu. şirket operasyonunun kapısında tüm birimi yöneten o ulaşılamaz yöneticinin pahalı gömlekleri gibi bembeyaz olmuş yüzünü unutamıyorum. uğruna iki sene beklenmiş bir buluşmadan söz ediyorum. görüşmeye engel hastalık olur sağlık olur iş çıkar ev yanar otobüs kaçar metro çöker ama darbe olur mu? darbe oldu.

    hayatımın merkezi olmuş kadın "üzgünüm ama eve gitmeliyim, bir şekilde." dedi.babasının çok kıymetli kızını yanımdan alıp mermi gibi uzaklaşmasını seyrettim. askerler boğaz kapatma derdinde sağa sola koşuşturuyor, tanklar duble yollarda geziyor, benimse nefret dolu ruhum bedenimden ayrılmış, sanki göğe yükseliyordu. 2 seneden fazladır beklediğim rüyalarıma giren o gece yaşanacaklar, sokaklarda gezen askerlerin bot, savaş makinelerinin sesleri altında eziliyordu. en son gezi parkında böyle hissettiğimi hatırlıyorum.
    velhasıl kelam o gece kötülük tohumları ve onların köleleri şehirde kuş gibi özgürce gezerken çok canlar yandı, insanlar öldü, hayatlar rüzgar oldu, toprak oldu. toplum oluk oluk kendinden bir şeyler kaybederken ben umutlarımı ve ona kavuşma fırsatını kaybettim. o gece konuşabilseydik beni hayatımın cennetine kavuşturacak kadına bir daha açılabilme fırsatım olmadı. kısa süre sonra da yollarımız sanki kutsal bir eldeki bıçakla kesilmiş gibi ayrıldı.

    ben hala duvarımda onun gül yüzünü bana dönerken gizlice çektirdiğim fotoğrafı ile bakışarak uyuyorum. inançsız olsam da içten içe sesleniyorum bazen bir yerlere, boydan boya fotoğrafının kaplı olduğu duvar bir deprem ile üzerime yıkılsa da altında ezildiğim bu duyguların benzerini fiziken de yaşasam diye.

    aşk bu kirli hayatın ruh anahtarıdır. tatmaktan korkmayın, korkunun ecele faydası yokmuş ben acı yoldan öğrendim...