şükela:  tümü | bugün
  • bir mekan** var, etliekmek yapıyor. konya tarzı etli ekmek, upuzun, belki 1 metre boyunda. incecik hamuru neredeyse çıtır çıtır, üzerinde de kıyma. uzunca bir tahtayı iki ucuna ayak koyarak yükseltiyorlar ve etliekmeği bu tahtanın üzerinde servis ediyorlar. enteresan geldi, upuzun etliekmek. merakla oturdum mekana ve etliekmek siparişi verdim. salata, ezme vb. bir şeyler geldi önce. hemencecik götürdüm onları. sabırsızlıkla etliekmeğimi beklemeye başladım, iyi de acıkmışım.

    bir süre sonra geldi etliekmeğim ama ufak ufak kesilmiş bir şekilde ve bir porselen tabağın içinde üst üste yığılmış halde. porselen tabağa değen etliekmek parçaları da nemlenmiş, hamurlamış biraz. upuzun, metrelik etliekmeğimi masamda uzun uzun görmek istiyordum halbuki ben. bir o uçtan bir bu uçtan uzun uzun yemek. tuhaf oldum böyle, ben dakikalardır, aç aç, bunun için beklemiyordum ki? ben böyle hayal etmemiştim, bunun için oturmamıştım masaya. hani benim özendiğim, oturmaya sebep gördüğüm o güzel sunum?

    mal gibi kaldım, nutkum tutuldu. tiksindim etliekmekten. sonra garsona "benimki niye öyle uzun değil, niye onlarınki gibi servis etmediniz benim etliekmeğimi de?" diye sordum öbür masayı işaret ederek. garson "abi onlar çift kişi oturuyor, siz tek başınasınız. ya çift kişi olmalısınız ya da bir buçuk porsiyon söylemeliydiniz öyle servis edebilmemiz için." diye cevap verdi.

    ben içinde bulunduğum hayal kırıklığının ve açlığın da etkisiyle tatmin olmadım garsonun verdiği cevaptan. kıllandım, huzursuz oldum. porselen tabağı restoranın camında kırmak ya da o tabakla birlikte kasada oturan restoranın işletmecisi pezevengi de etli ekmek fırınına atmak geçti içimden. ama yapamadım, sustum kaldım öylece. çok kızınca, haksızlığa uğrayınca hep böyle yaparım. masanın altında yumruğumu sıktım sadece ve susup oturdum. başımda dikilen garsonun uzun gölgesi de ayrı rahatsız ediyordu beni. yapacak çok şey vardı halbuki, restoranı dağıtmak, kasadaki pezevengi pataklamak, ağır küfürler savurmak ortaya. ama yok, yapamadım hiçbirini. pıstım kaldım. haksızlık karşısında yine susuyordum her zaman yaptığım gibi.

    ama bu sefer aklımdaki çılgın ve aşırı tepkileri gösteremesem de başka bir şey geldi aklıma. pasif protesto mu derler? öyle bir şey işte. getirdiği etliekmeğe elimi sürmeden kalkıp gitmek istedim. paralarını arsız suratlarına fırlatıp gitmek istedim. o an için içimdeki yangını bir nebze olsun dindirir diye düşündüm bu pasif perotestom. aptalca belki ama, bir şey yapma/yapmış olma isteği ile o an için mantıklı ve tek yol olarak göründü bu bana. belki benim parasını verdiğim ama yemediğim porselen etliekmeğini başka bir müşteriye kakalayacaktı pezevenk işletmeci. şeytan gibi bir adam, gözleri felfecir okuyor, fıldır fıldır müşteri sayıyor çaktırmadan. tam bir çakal, bir aç kurt gibi göründü o kasadaki haliyle bana. ama olsun, yapmalıydım bunu. bu sefer tepkisiz kalmamalıydım haksızlığa, hayatımın makus gidişatını bozmalıydım. yapacaktım evet.

    gittim ve çıkardığım 20 lirayı atar gibi* bıraktım kasaya. adam bir paraya baktı bir de bana. "ne atıyorsun kardeşim öyle parayı, suratıma çarpsaydın bir de?" diye çemkirdi bana. "dilenciye atar gibi ne hareket yapıyorsun, düzgünce versene parayı." diye sesini yükselterek devam etti. sesini yükseltince fırındaki elemanlarla, ki bu elemanların birinin elinde bir bıçak diğerinin elinde de kürek gibi bir şey vardı, bir-iki tane de garson dikkat kesildi, birden durup bize bakmaya, bizi izlemeye başladılar. benim elim ayağım titremeye başladı bunları farkedince, dilim tutuldu, öylece bakakaldım kasada ki elemana. "ne desem suç olacak, bu adamlar daha da yüselecekler bana" diye düşünebildim o anda. alttan almalıyım, adamları sakinleştirip gerekirse özür dileyip sıvışıp gitmeliyim diye geçirdim içimden.

    o sessizlik anı belirsiz bir süre sonra kasaya gelen başka bir müşteriyle bozuldu. diğer müşteri hesabı sordu felan derken dikkatler az da olsa üzerimden çekildi. ben de fırsat bu fırsat deyip arkamı dönüp dükkandan çıkmaya yeltendim. daha dükkandan dışarı adımımı atamadan arkamdan bir ses "hop birader" diye seslendi. hop kelimesinin sonuna sonsuz tane p ekledi gibi, hopppppppp... takılmadım bu detaya, bir sığır edasıyla başımı çevirdim kasadaki elemana. "hesap eksik kardeşim, 15 lira daha vereceksin daha. 35 lira senin hesabın." diye seslendi daha ben kasaya gelmeden. ben "özür dilerim abi, kusura bakma dalgınlık işte" deyip bir 20 lira daha çıkartıp verdim adama. adam o 20 lirayı da kasaya indirdi ve kapattı kasayı sertçe bir hareketle. ben ise 5 lira bekliyorum daha. beklemez olaydım, adam daha pis bakmaya başladı suratıma, "ne var lan" der gibi bir hal içindeydi bakışları. ben "abi 5 lira para üstü.." diye bekleme sebebimi arzettim kendilerine. adam pis, iğrenç bir bakışın ardından (ki bu bakış beni daha bir ezdi sanki) çattttttt diye bir sesle kasayı açıp, oradan en eski, en buruşuk 5 lirayı fırlatır gibi önüme attı. suratıma çarpmasa da ben suratımda hissettim o buruşuk 5 lirayı.

    sonra ezik ezik çıktım restorandan, ardımdan garsonun, fırıncının ve en çok da kasadaki pezevengin kıs kıs gülmesini, her her birini ayrı ayrı duyar gibi oldum.
  • malum butonu aratan rezalettir.

    özet: adamın etli ekmeği falan filan gelmiş.

    puanım 1/10 (emeğe saygı)
  • bir an evvel derelerde tepelerde kaybolmasını temenni ettiğim birinin başına gelmiş dandik rezalet.
  • arayanlar için buraya alalım.
  • okumadan eksiyi bastıran rezalettir.
  • öncelikle ya başlığın taşınması ya da silinmesi gerekiyor. çünkü mekan konyalı değil.

    ancak konu gayet de rezalettir. etli ekmek masaya geldiğinde kıtır değilse aynen geri gönderilir. kesinlikle kabul edilmez. bunu her etli ekmek yapan yer bilir.
  • okumadım.

    alt tarafı etli ekmek yemişsiz, 10 bülümlük dizi senaryosu yazmışsın.

    10/0,1
  • restaurantin değil yazarın yaptığı rezalettir.