şükela:  tümü | bugün
  • milyonlarca galatasaray taraftarının heyecandan uyuyamadığı bir geceyi de içine sığdırmıştır.

    ortaokula gidiyordum henüz ve öğlenden akşama kadar okulda olduğumdan her zamanki gibi fenerbahçeli arkadaşlarımla taşak geçiyordum. eve geldikten sonra da maçın başlamasına daha 4-5 saat varken trt 1 karşında dikilip, heyecan ve heyecanın verdiği muazzam bir karın ağrısıyla maçın başlamasını bekliyordum. güzeldi lan gecenin sonu.

    (bkz: 17 mayıs 2000 galatasaray arsenal maçı)
    (bkz: 17 mayıs 2000 popescu'nun penaltıyı attığı an)
  • tüm gün okulda akşam yapacağımız maçı düşünmüştüm.
    ve maç saatini beklemekten vakit bir türlü geçmemişti.

    o gün olan her şeyi sanki dün gibi hatırlıyorum,
    tek şey hariç:
    popescu gol attıktan sonraki saniyeleri.
    gol olduktan sonraki birkaç saniye hafızamda yok,
    karanlık,
    mutluluktan iptal etmiş vücut, bilinci.

    kendime geldiğimde sol dizimden hafif kan sızıyordu.
    mutluluktan kendimi yere atmış, dizlerimi yaralamışım.

    bacaklarımın günlerce geçmeyen,
    ama baktıkça üzülmek yerine gülümsediğim morlukları hala gözümün önündedir.

    ve sonraki tüm 17 mayıs’larda yaptığım..
    hiç değişmedi.
    hala her 17 mayıs, o günün özetlerini izlediğimde henry’nin pozisyonunda kalbimi tutuyor, nefessiz kalıyorum.

    hala popescu topun başına geçtiğinde “ya olmazsa korkusuyla” yay gibi geriliyorum,
    olacağını bile bile.
    ve top ağlarla buluştuğunda gözlerimden akan 1 damla yaşa engel olamıyorum.

    bu kupa, kupadan çok daha fazla bir şeydir.
    avrupa’da yıllarca ezilmişliğimizin,
    “biz yapamayız” felsefesinin tabutuna son çiviyi çaktığımız gündür.

    zaten hemen arkasından süper kupa ve dünya üçüncülüğü gelmiştir.
    belki statü olarak süper kupa daha öndedir ama bir galatasaraylı için en önemli an hala uefa kupasının ellerimizde yükseldiğidir.