şükela:  tümü | bugün
  • ibnelerin rengarenk giyinip sokaklara kendini vurduğu gün.

    parmak işaretleri ile tarifine dikkat; http://www.tdk.gov.tr/…4376734bed947cde&kelime=ibne

    edit: zamanının ötesine gönderen götveren dostlarına ithafen, böyle konuşuyorsak bir sebebimiz var elbet!!
    (bkz: eşcinsellik bir hastalıktır/@fuck milk get beer)
  • başkalarının hayatları hakkında malca konuşmaya kurnalanmış mallara maruz kalmadan ailemin yanında, belki de çalışarak geçireceğim öz-saygı rekreasyon günlerinden biri.

    biz geyler hepimiz çok zengin olup ultra lüksten ve sıkıntıdan gey olduğumuz için avakado pürelerimizi yerken, ilk uluslararası homofobi karşıtlığı günü anısına cesur yeni dünya paneli düzenleyip ipad'lerimizden cesur ve güzel antolojisini izleyeceğiz. ayrıca sokaktaki o.ç. (ordu çengileri) grubu tarafından fiziksel engellilere yapılan ayrımcılığın benzerine uğradığımız için (kimi beden kullanımlarının taklidi, mimiklenmesi, parodilenmesi, ayıplanması, komiğe kaydırılması vs.) vücutlarımızı kalas gibi kullanmadığımız için çok üzülüp saksıya girme atölyesi de yapacağız.
  • cinsel kimlik ve cinsiyet ayrımcılığına karşı ses veren herkesin gününü kutlarım..
    ilerde ana baba olmak isteyen herkes şunu çok iyi bilsin ki; dünyaya getireceğiniz çocuğunuzun yönelimini veya cinsel kimliğinin ne olacağını bilemezsiniz ve bunu seçemezsiniz ona dikte ettiremezsiniz. bu yüzden şimdiden homofobiye karşı tavır alın. çocuğunuzun güzel bir dünyada eşit ve özgür bir birey olarak yaşamasına destek olun...
  • 17 mayıs 1990' da dünya sağlık örgütü eşcinselliği bir "hastalık" olarak görmekten vazgeçmiştir. o günün anısına oluşturulmuş bir homofobi, transfobi, bifobi karşıtlığı günüdür.

    bununla birlikte dsö 23 yıldır eşcinselliği hastalık olarak kabul etmiyor deyince sanki insanlığın başından beri eşcinsellik bir hastalık olarak kabul ediliyormuş gibi bir algı oluşuyor. amerikan psikiyatri birliği 1952 yılında eşcinselliği hastalık olarak kabul etmiş, 73 yılında ise listeden çıkarmış. dünya sağlık örgütü ise (nispet yaparcasına) 1977' de hastalık olarak kabul ettiği eşcinselliği 1990' da listeden çıkarmış. yani, aslında modern anlamda psikiyatristler sadece 21 yıl boyunca eşcinselliği bir hastalık görmüşler; bunun da tamamına yakını tartışmalarla geçmiş. zaten psikiyatristlerin hastalık olarak kabul etmediği eşcinselliği dünya sağlık örgütü neye dayanarak hastalık ilan etmiş bilmesem de tıp biliminin eşcinselliği hastalık olarak kabul ettiği süre toplamda 34 yıl. (hadi dünya sağlık örgütünü de katalım işin içine)

    eşcinsellik neden bir hastalık değildir ve neden bir hastalık olarak kabul ettirilmeye çalışılmaktadır?

    evvela, her toplumun büyümek için üremeye ihtiyacı vardır. eğer şirinler değilseniz bu üreme elbette ki kadın ve erkeğin vajinal yoldan birleşmesiyle olacaktır. normal şartlarda toplumun kendi dinamikleri kendi devamlılığını sağlamaya yeter. otorite de kimin ne yaptığına karışmaz. ancak, özellikle savaş zamanlarında devletin ve toplumun devamlılığı için kalabalık olmak lazım gelir, meydanda ölecek askere, fabrikada çürüyecek işçiye, askerleri eğlendirecek fahişeye ihtiyaç olur. devlet toplumu üremesi için teşvik eder. normal yetmez artık, normalden çok çok daha fazla çocuk gerekir savaşı sürdürmek için. zira ihtiyaçlar arttığı gibi, kayıp da artmıştır.

    işte bu dönemlerde görürüz ki "normal" olan yolun dışındaki her türlü cinsel aktivite lanetlenir. kişinin "üreme" enerjisini, üremeyle sonuçlanmayacak kanallarda tüketmesi vatana ihanet değildir de nedir? zira insan hakları ancak barış ortamında vardır ve devletin "ihtiyaçları" sizin haklarınızdan, ne isteyip ne istemediğinizden daha önemlidir. flört de ayıplanır, mastürbasyon da, oral seks de, anal seks de, homoseksüel her türlü aktivite de... neden? çünkü bunların hiçbiri devlete yeni vatandaşlar üretmeyecektir.

    bunun en güzel örneklerini üç semavi dinde görebiliriz. ne musevilik, ne isevilik, ne de islam gökten indiği (ya da yerden bittiği, hangisine inanıyorsanız artık) anda eşcinselliğe düşman kesilmemiştir. hep arada birkaç yüz yıllık bir süreç mevcuttur. mesela, yahudiler eşcinselliği ancak hristiyanlık yükselişe geçtikten sonra şiddetle lanetlemişlerdir. aynısı hristiyanlar ve islam için de geçerli. neden? eşcinselliğin ne "boktan" bir şey olduğunu anlamak iki yüz sene mi sürüyor?

    hayır, çünkü artık dünyada hristiyan diye bir şey var. daha çok üremelisin ki onları yenebilesin, bu yüzden de üremeyle sonuçlanmayan her türlü cinsel etkinlik israf, ihanet ve dolayısıyla günah. ki, bugün bile dini her ne olursa olsun muhafazakar insanların üremek için olan seksi yüceltirken bu amacı gütmeyen her türlü cinsel davranışı lanetlemelerinin başka bir açıklaması olabilir mi? ki ilginçtir, bu türden yayılmacı bir politika gütmeyen, bütün dünya benim tanrıma inansın gibi bir amacı olmayan dinlerin (şamanizm örneğin) eşcinsellikle bir sorunu yoktur.

    ki, bunlar sadece antik zamanların politikası değil. bak, yukarıda tarih verdim. amerikan psikiyatri birliği 1953 yılında hastalık olarak kabul etmiş dedim. sonra baskılara dayanamayıp listeden çıkardıkları eşcinsellik her nasılsa dört sene sonra dsö' nün listesine giriyor ve 1990' a kadar da o listede kalıyor. peki 1953- 90 yılları arasındaki kırk yılda dünyada ne olup bitiyordu?

    amerika' nın eşcinselliği bu kadar ısrarlı bir şekilde karalamasının sebebi neydi? bingo, soğuk savaşa asker yetiştirmek! burada askeri sadece doğrudan silahlı çatışmaya katılan kişi olarak da algılamayın, savaş zamanı bütün halk askerdir zaten. eşcinsellik kınandı, çünkü savaşın devamı için nüfus gerekiyordu. ne zaman ki bu tehlike ortadan kalktı; a a hastalık değilmiş meğerse!

    bundan bin - iki bin sene önce toplumu yönlendirmekte en etkili unsur dindi. bu yüzden de eşcinselliğin "önlenmesi" gerektiği zamanlarda (savaş) günah deniyordu. hâlâ bile muhafazakar toplum/kesimlerin en birinci argümanıdır günah. oral seks de günahtır, anal seks de, mastürbasyon da... zira o dönemin insanlarını bu dizginlemekteydi. 17-18. yüzyıla gelene kadar hep günah denmiş; hastalık gibi bir söylem yok henüz. ancak aydınlanma çağından sonra görülmüş ki (özellikle batı kültüründe) tanrı inancı zayıflamış, bilim güçlenmiş. artık "günah" diye korkutmak insanlara yetmez olmuş. bu sefer bilim eşcinselliği lanetlesin demişler de "hastalık" denir olmuş. o günden beri de muhafakazarlar ise hedef kitleniz "günah", "ahlaksızlık" gibi kavramlar olur dilinizde, liberaller ise "hastalık".

    bu hastalıktan (!) kurtulsunlar diye eşcinsellere neler yapılmamış ki! ne tesadüftür ki, nazilerin nefret ettiği gruplardan biri de eşcinsellerdi. (savaşla, üremekle alakası yok canım, tesadüf!) bu, yukarıda da belirttiğim üzere bir ilk değildi, savaş zamanı hemen tüm devletlerde bir eşcinsellik düşmanlığı görülür. nazilerin farkı bunu sistematik bir katliama çevirmek şansına erişmiş olmalarıydı, onlar da bu şansı bu melun hastalığa tedavi bulmaya harcadılar.

    neler yapıldı? örneğin eşcinsel erkeklerin testisleri alındı; onlara diğer tutsaklardan alınan testisler nakledildi. nakledilmeye çalışıldı dense daha doğru; akıllarınca sağlıklı (!) erkeğin testisleri hasta olanına da şifa verecekti. yemedi. kim bilir kaç yüz, kaç bin kişi öldü bu şekilde. baktılar olmuyor, daha akıllıca (!) bir işe giriştiler, testosteron zerkettiler eşcinsellere. bu da yemedi, zira testosteron cinsel isteği arttırır. yani yapabildikleri tek şey eşcinsellerin erkekleri daha fazla arzulamasını sağlamaktı.

    cerrahi tedaviden (!) bir çözüm alınamayınca daha deneysel bir şeyler yapalım demiş olacaklar ki şöyle bir yola giriştiler: ekrana bazı görüntüler yansıttılar, hastayı (!) da bir düzeneğe bağladılar. görüntülerden bazıları erkeklere ait erotik görüntülerdi ve görüntüler değiştikçe sıra ne zaman bu erotik görüntülere gelse hastaya elektrik veriliyordu. oysa kadınların erotik görüntülerinde elektrik verilmiyordu. evet, hastayı şartlandırmaya çalışıyorlardı, karşındaki insan değil de pavlov' un köpeği çünkü.

    bu da yemedi. insanlar bu deneyler sırasında öldü, kafayı yedi, cinsellikten soğudu ama hiçbiri heteroseksüel olmadı.

    altmışlardan itibaren tıp bilimi eşcinselliğin bir hastalık olmadığını kabul etti ve devlet(ler)in bu ayrımcı politikasına alet olmayı reddetti. kararlı bir mücadelenin sonucunda iktidar(lar) geri adım attı; fakat iktidarların gücü o kadar büyük ki bunu kırmak kolay olmuyor. insanların zihnine yerleştirilen günah/hastalık algısı yıkılamıyor.

    eğer heteroseksüelseniz, bugün şunu sorarak başlayın kendinize: ben kendi cinsimden hoşlanmaya başlayabilir miyim? cevap sizin için neyse homoseksüeller için de o. cinsel yöneliminiz değiştirilemez, kimden hoşlandığınız saç renginiz, ırkınız gibi bir şey. doğarken elinizde buluyorsunuz onu.

    ama kendimize sormamız gereken asıl soru şu: iktidarın çıkarları vardır ve bu sebeple bireyin haklarını kısıtlayabilmektedir. benim ne çıkarım var ki başkaların hakkını kısıtlamak istiyorum? bu insanlar bana ne yaptılar, ne yaptılar da onlardan nefret eder hale geldim?

    cevabı bulmak için de çok düşünmeye gerek yok, birilerinin kötü olduğunu size söyleyenin kim olduğunu biliyorsunuz. ve bir şeyi günah diye yargılamadan önce şunu da düşünün, tanrı kendi yarattığı bir varlıktan nefret edebilir mi?
  • bu sene uluslararası homofobi karşıtlığı gününü onur haftası partisinde ghetto'da kutluyoruz.

    21. istanbul lgbt onur haftası 17 mayıs "ghetto // ne ayol?!" partisi / 21st ıstanbul lgbt pride week 17th of may "ghetto // wtf?!" party

    21. istanbul lgbt onur haftası, 17 mayıs uluslararası homofobi ve transfobi karşıtlığı gününde "ghetto // ne ayol?!" partisine ev sahipliği yapıyor.

    "ghetto // ne ayol?!" partisi, bu yıl 24 – 30 haziran tarihleri arasında ‘direniş’ teması ile gerçekleşecek 21. istanbul lgbt onur haftası başlamadan, onur haftası dayanışması ön etkinlikleri kapsamında düzenlenen ikinci istanbul pride partisi olacak.

    görkem gökdağ’ın "ghetto//ne ayol?!" partimize özel hazırladığı yabancı pop parçalarla önce dans etmeye başlayıp saat 23:00’da faciya von tiss’in olay sahne şovuyla eğlenmeye devam edeceğiz. ardından sesiyle hareketimize neşe katan nuri harun ateş nam-ı diğer kafası karışık kontrtenör, türkçe pop şarkılardan oluşturduğu yepyeni repertuarıyla 23:30’dan itibaren bizlerle olacak.

    bitmediiiii!

    gogoboy kedi adam’dan, kaykay performansıyla ağızlar sulanırken, seyhan arman geceye özel hazırladığı şovuyla bizi coşturacak. zenne segâh göbek şovuyla sahneyi onurlandıracak.

    ardından 90'ların en sevilen türkçe hitleri ve türkiye'nin ünlü müzik yazarı naim dilmener'in dj performansı! gece 4’e kadar vur patlasın, çal oynasın!

    17 mayıs saat 22:00’da ghetto’da başlayacak olan partimize herkesi bekleriz.

    giriş ücreti 10 tl’dir ve tüm gelir 21. istanbul lgbt onur haftasına aktarılacaktır.
  • ankara'da da kutlanacak.

    bir de ilk entry icin: (bkz: akil kupu).

    bir de insanlığa saygı duyun, insanlığa.
  • devrimci işçilerden "destek"
    https://twitter.com/iscimucadeleder
    bugün 17 mayıs homofobi ve transfobi karşıtlığı günü, ne suç, ne günah, ne hastalık
    işçi sınıfı, mücadelesinde zafere ulaşmak için tüm ezilenler gibi eşcinsel ve translara da "sahip çıkmalı", erkek egemen düzeni reddetmeli
    işçi sınıfının mücadelesi, derrida'nın tabirini genişletirsek,"etçil-fallus merkezci" sınıflı toplum karşıdır.homofobi ve transfobi öldürür!
    etçil (hayvanı hiçe sayan,etobur),falusçu(erkek penisini merkeze koyan),sınıflı (kapitalist) topluma karşı mücadele bir bütündür, bölünemez!
  • ilerici çevrelerce etkinlikleri desteklenmesi gereken gün.
  • uludağ üniversitesi özgür renkler topluluğu

    17 mayıs uluslararası homofobi ve transfobi karşıtı gün bildirisi

    yaşam mücadelesi vermenin daha da zor bir hal aldığı bu günlerde, insan olma mücadelesinin geride kaldığını görüyoruz. bugün, 17 mayıs 1990'da dünya sağlık örgütü'nün (who) eşcinselliği hastalıklar listesinden çıkarması anısına 2004'ten bu yana cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimlerle ilgili tüm fiziksel, ahlaki ve benzeri şiddetlere karşı durma günüdür. uludağ üniversitesi özgür renkler lgbti topluluğu olarak belirtmek istiyoruz ki; genel ahlak ve kamu düzeni bahane edilerek nefret cinayetleri, nefret söylemleri, değişmeyen seksist toplumsal algı, sürdürülebilir olmayan politikalarla birlikte, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin anayasada tanınmaması ve anayasal güvencenin olmayışı lgbti'leri yalnızlaştırmakta ve hatta canından etmektedir. öncelikle kendisi gibi olmayan insanlara saygı duyarak, bir arada yaşamayı öğrenerek, tüm farklılıkların ve renklerin özgürce yaşamasını istemeliyiz. böylelikle daha barışçıl, sağduyulu, özgür ve insancıl bir toplum oluşacağının inancındayız.
    biz görünürlüğümüzü arttırmak, homofobi, transfobi ve bifobinin yanlışlığını ortaya koymak için buradayız. burada olmaya karalıyız.

    uludağ üniversitesi özgür renkler lgbti topluluğu
  • homofobiye karşıtlık kavramı da bir nevi homofobifobi değil mi mirim?