şükela:  tümü | bugün
  • kara sava$lari ile kari$tirilmamasi gereken tarih. deniz sava$inin, daha dogrusu bogazi denizden yardirip gecme te$ebbusunun ba$ladigi gundur. turklerin kesin zaferi ile biterek, cok kisa surmu$tur. daha sonra gelibolu cikarmasi yapilmi$tir.
  • (bkz: bouvet)
    (bkz: ocean)
    (bkz: irresistible)
  • aşağıdaki yazı piyade alay komutanı bursalı mehmet nihat'ın raporlarından günümüz türkçesine çevrilmiş, derlenerek özetlenmiştir. raporun tamamının günümüz türkçesine çevrilmesi için çalışmalar halen devam etmektedir. bahsedilen rapor ve adı geçen kişinin diğer askeri raporları bir kitap haline getirilmekte, gün ışığına çıkmayan bu değerli eserlerin okuyucuya sunulması için çaba sarfedilmektedir. günün anlam ve önemine binaen rapordan bazı cümleleri buraya naklediyorum:

    ikisi ingiliz, ikisi fransız olmak üzere 4 savaş gemisi ve toplam 28 parça gemiden oluşan düşman filosu saat 06:30’dan itibaren 17 dakika boğaz girişini bombardıman etmiş, bize 5 subay, 80 er kaybına mal olduktan sonra ateş kesmiş ve bu olay adeta ilk savaş selamı yerine geçmişti. bundan sonra ege denizi kıyılarında düşman gemilerinin faaliyetleri artarak şurada burada bireysel ateş teatisi (alıpverme) olmuş ve 26 kasım’da bir düşman denizatlısı boğaza girerek deniz önünde demirli olan mesudiye zırhlımızı batırmıştır. deniz hücumunun planı söyleydi.

    1- boğaz girişi tahrip edilecek (1.aşama)
    2- kesin hücum: bunun için de önce kepez dengine kadar bataryalar tahrip edilecek, sonra muharebe sırasında torpil hatlarından geçit açılacak, filo bu geçitten dalarak istanbul’a doğru hareket edecek. (2.aşama)
    3- ilk torpil hattına kadar deniz temizlenecek
    4- sonra ordu karaya çıkarak geri kalan istihkamları arkadan zaptederek boğaza hakim olacak. (4.aşama)

    bu planın sakatlığını ve gülünçlüğünü burada açıklamaya gerek yoktur. planın uygulaması şöyle oldu:

    1- boğaz girişinin araştırılması: 19 şubat’ta 11 zırhlı, 3 kruvazör 28 parça diğer gemilerden oluşan bir filo 14, 30,5 cm çapında toplam 200 topla, bizim girişteki 4 adet 24’lük topumuza saldırdı. saldırı 09:30-19:30 arasında iki saat ara ile tam 100 saat devam ettiği halde iki subay, iki er şehit, 11 er yaralı ve gayet az maddi kayıp ile kurtulduk. deve ile karınca mücadelesi, karıncanın zaferiyle son buldu.

    bundan sonra birkaç gün havalar bozularak düşman 25 şubat’ta saldırısını yeniledi. yedi buçuk saat aralıksız ateş, tabyadaki değişiklik sonunda bu kez etkili oldu. 13 şehit, 19 yaralı verdik. fakat bütün boğaz girişindeki toplar susturulmuş ve tahrip edilmişti. böylece düşman planının ilk aşaması kendi hesabına başarı ile sonuçlanmış ve boğaz girişi açılmıştı.

    2- savaş alanının temizlenmesi: 25 şubat ile 17-18 mart gecesi arasında aralıksız devam etti. hemen her gün çeşitli düşman gemileri boğazdan içeri girerek merkez silahlarına ateş açıyor, geceleri sabaha kadar torpil araştırılıyordu. taraflardan biri temizlik, diğeri denizi yeniden torpillemek ve tahkimatı takviye etmek için elinden geleni yapıyordu. bu sırada düşman çıkarma ordusunda nakliye gemileri de dahil olmak üzere gökçeada limanında toplanmıştı.

    bu faaliyetlerde hangi tarafın başarılı olduğunu 18 mart savaşı gösterecekti.

    3- kesin savaş: 18 mart’ta saldırıya karar verilmişti. düşman içinde, queen elizabeth de bulunan en son model 18 zırhlıdaki 14-38 cm. çapında 316 top ile bizim kıymet ve gücü her halde çok aşağı özelliklere sahip 15-35,5 cm çapında yalnız 73 topumuza saldıracaktı.

    amiral carden, bir dereceye kadar eski olan 8 gemiyi gözden çıkararak geri kalan 10 zırhlı ile istanbul önüne varmaya karar vermişti. fakat 10:30’da başlayarak geceye kadar devam eden emsalsiz savaş düşman için hiç beklenmedik bir şekilde sonuçlanmıştı.

    bizim toplam 3 subay, 22 er şehit ve 2 subay, 59 er yaralımızla saf dışı kalan bir tek topumuza karşılık düşmanın 3 zırhlısı, 44 topu ve tüm mürettebatıyla batmış; 5 zırhlı esaslı derecede ağır maddi ve insan kaybıyla saf dışına çıkmış, diğer gemilerin hepsi de az çok zarar görmüş, bir hayli torpido vs. havaya uçmuş veya yaralanmıştı. savaş o kadar korkunç olmuştu ki, amiraller, generaller akşam üzeri toplanınca “eyvah” demişler, bütün ve cesaret ve kararlılıklarını kaybetmişler, ertesi günü yeni bir teşebbüsü hatırlarına bile getirememişlerdi.

    not: asıl savaş bundan sonra 25 nisan'da başlamış ve sekiz ay sürmüştür.
  • (bkz: henry moseley)
  • ülkenin bazı yerlerine "cumhuriyet'in kazanıldığı topraklardasınız." tabelasının çakılmasına, yazılmasına vesile olmuş tarihlerden biridir.
  • çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
    sâde bir hâdise var ortada: vahşetler denk.
  • bu adamların torunu olmaktan gurur duyduğum tarihtir.
  • o zamana kadar hiç yenilgisi olmayan ingiliz donanmasının* fransız donanmasında da destek alarak 16 gemiyle çanakkale boğazlarına yaptığı deniz harekatının tarihi. 16 geminin 3'ü o gün nusret mayın gemisin döşediği mayınlarla ve tabyalardan atılan isabetli atışlarla batırılmıştır. ilk olarak fransız gemisi bouvet 600 kişilik mürettebatıyla birlikte büyük bir patlamadan sadece 3 dakika sonra boğaza gömülmüştür. bu türk ordusunun inancını arttıran bir gelişme olmuştur. bouvet'i iki ingiliz gemisi takip etmiş, onlar da boğazın serin sularına gömülmüştür.

    nusret mayın gemisi işte o gün tarihimize adını yazdırmıştır. koca ingiliz istihbaratının nusret mayın gemisinden ve döşediği mayınlardan bihaber olması da ayrı bir konu tabi. (bize ingilizler'in osmanlı'yı ne kadar küçümsediğini gösteren bir kanıttır sanırım)

    tabyalarla ingiliz donaması arasındaki 4 gün süren savaş churchill'in savaş öncesi inancının aksine ingilizlerin aleyhine sonuçlanmış sonuç itibari ile ingilizler çanakkale deniz savaşında ağır kayıplar vererek başarısız olmuşlardır. rusya'ya mutlak surette ulaşmak isteyen ingilizler bu hesapta olmayan yenilgiyle boğazı geçmek için 270 gün sürecek kara harekatına başlayacak ve oradan eli boş dönecektir.

    bu destansı gün, türk milli bilincinin oluşmasını sağlayan, başlatan gündür de aynı zamanda. ruhunuz şad olsun.

    *yenilgisiz oluşuna dair kaynağım viki.
  • 18 mart 1915

    dünya tarihinde eşi benzeri olmayan bir özgürlük mücadelesinin ilk cümlesinin 40 askerin kanıyla yazıldığı gündür.

    sonraki bir yıl içinde 57 bin onurlu insan cesaretleriyle ilham vererek sonsuza kadar anılmayı hak etmişlerdir. genelkurmay başkanlığı askeri tarih araştırmaları strateji etüdler daire başkanlığının (atase) yaptığı araştırmaya göre cephede ölen, kaybolan, esir düşen, hastalıktan kaybedilen askerlerin sayısı toplam 253 bin kişidir.

    253 bin insan.
    yaşadığı yeri savunurken, haksızlığa direnirken, özgürlük için onuruyla öldü.

    uyuyamadım,
    unutmadım.

    çanakkale şehitlerine

    şu boğaz harbi nedir? var mı ki dünyâda eşi?
    en kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
    -tepeden yol bularak geçmek için marmara’ya-
    kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
    ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir avrupalı'
    dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
    varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
    eski dünyâ, yeni dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
    kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
    yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
    avusturalya'yla beraber bakıyorsun: kanada!
    çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
    sâde bir hâdise var ortada: vahşetler denk.
    kimi hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
    hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
    ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
    ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
    kustu mehmedciğin aylarca durup karşısına;
    döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
    maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
    medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
    sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
    öyle müdhiş ki: eder her biri bir mülkü harâb.

    öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
    beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
    bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
    atılan her lağamın yaktığı: yüzlerce adam.
    ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
    o ne müdhiş tipidir: savrulur enkaaz-ı beşer...
    kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
    saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
    yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
    veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
    top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
    ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
    hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
    çünkü te'sis-i ilahi o metin istihkâm.

    sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
    beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
    bu göğüslerse hudâ'nın ebedi serhaddi;
    'o benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
    asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
    işte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
    şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    o, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
    vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    bir hilâl uğruna, yâ rab, ne güneşler batıyor!
    ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
    gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
    ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
    bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
    'gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
    herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
    seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
    'bu, taşındır' diyerek kâ'be'yi diksem başına;
    ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
    sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
    kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
    mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
    yedi kandilli süreyyâ'yı uzatsam oradan;
    sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
    uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
    türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
    gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
    tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
    sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
    şarkın en sevgili sultânı salâhaddin'i,
    kılıç arslan gibi iclâline ettin hayran...
    sen ki, islam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    o demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
    sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
    sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...heyhât,
    sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
    ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    sana âğûşunu açmış duruyor peygamber.

    mehmet akif ersoy

    tüm şehitlerimizin değerli hatırasına; çanakkale türküsü

    "çanakkale istanbul müzik katkılarıyla, kuzey kumsal önderliğinde oluşturulan yapıt bütün çanakkale şehitlerinin değerli anısına armağanımızdır..."
hesabın var mı? giriş yap