şükela:  tümü | bugün
  • ahmet hamdi tanpinar tarafindan kaleme alinan bu eser adindan da anlasilacaği gibi, tanzimat dönemi edebiyatinin muallim naci'ye kadar olan bir kismini oldukça detayli ve sanatsal bir üslupla inceler. tanzimat dönemi edebiyatin ruhunun iyice anlaşilmasi içinse, kitap eski edebiyat anlayişimizi yansitan bir giriş bölümüyle başlar. sonra 1789 devriminin osmanli'ya olan etkilerini de baz alip tanzimat ve sonrasinin siyasi olaylarini da anlatir. cevdet paşa, münif paşa, şinasi, namık kemal, ziya paşa, ahmet mithat efendi, recaizade mahmut ekrem, abdülhak hamit tarhan, muallim naci ile ilgili detayli bilgiler veren kitap bir yandan da yeni edebi türlerin, fikirlerin yazınsal ve toplumsal hayatimiza girişine dair çok önemli noktalari belirtir. esasinda iki cilt olarak tasarlanan bu kitap tanpinar'in ölümünden dolayi tek cilt olarak kalmiştir.
  • buradaki bilgiler, kitabın yky tarafından yapılan 3.baskısı esas alınarak yazıldı. 19. asır türk edebiyatı tarihi her şeyden önce bir türk edebiyatı tarihi araştırmasıdır. fakat onu özellikle köprülü’nün edebiyat tarihçiliği tekniğini benimsemiş genele marjinal kılan birtakım nedenler vardır. işte bu elini attığı hemen her şeyi özgün kılan türk edebiyatının gerçekten özgün yazarının kaleme aldığı bir edebiyat tarihi metnini de özgün kılmasını beklemek yanlış olmaz. bu başlık altında kitabı genele marjinal kılan bu nedenler üzerinde duracağım. kitabı özgün kılan nedenlerden tespit edebildiklerimi şu başlıklar altında topladım:
    1. tanpınar’ın tarihe bakışı
    2. değerlendirdiği şiirleri kendi şiir anlayışına uygunluk yönünden ele alması
    3. magazin
    4. tanpınar’ın yorumdan kaçınmaması
    1. tanpınar’ın tarihe bakışı
    eric hobsbawm, geçmişi herhangi bir bakış açısına göre değerlendiren herkesin tarihçi sayılabileceğini söyler “tarih üzerine” adlı kitabında. her ne kadar bir tarih kitabı olmasa da 19. asır türk edebiyatı’nda özellikle “başlangıçtan 1789’a kadar” adlı bölümde yazarın hobsawm’ın “tarihçi” tanımına uygun düşen bir değerlendirmeyle geçmişi değerlendirdiğini görürüz, bu da kitaba tarih kitabı; yazarına da tarihçi titrini atfetmemizi sağlar.
    tanpınar’ın tarihe bakış açısı –salt olmamakla birlikte- ekonomik temelidir. özellikle ceneviz – venedik savaşlarının nedenlerini, bu savaşların sonuçlarını, osmanlı reayasında sermaye birikiminin yaşanmamasının nedenlerini açıkladığı bölümler tanpınar’ın tarihe neredeyse bir iktisatçı gözüyle baktığı bölümlerdir.
    bizde edebiyat tarihçiliğinde incelenen dönemin ekonomik formasyonunun dönemin kültürel üstyapasına etkileriyle vermek pek rastlanılan bir durum değildir. bundan ötürüdür ki tanpınar’ın 19. asır türk edebiyatı tarihi daha başlangıç kısmıyla beraber alışılagelmiş edebiyat tarihçiliği anlayışına marjinal düşer.

    2. tanpınar’ın değerlendirdiği eserleri kendi sanat anlayışına uygunluk yönünden ele alması:

    kendisi doğrudan söylemese de tanpınar sanatçı yaradılışlı bir insandır. bir edebiyat adamı olmasına rağmen özellikle resimden, müzikten, heykelden, mimariden, çocukluk anılarından, rüyadan beslenen bir muhayyilesi vardır onun. nasıl ki birçok farklı pınardan beslenen bir nehirle tek bir pınardan beslenen nehrin debisi de kimyası da farklı olmak zorundaysa tanpınar gibi bir çok farklı kaynaktan beslenen birinin yazacağı bir edebiyat tarihi eserinin yoğunluğu da kimyası da kaçınılmaz olarak genele farklılık arz edecektir.
    tanpınar’ın “değerlendirdiği şiirleri kendi şiir anlayışına uygunluk yönünden ele alması” derken; tanpınar’ın kendi şiirlerinde ve hatta romanlarında sıkça yer verdiği, birçok şeyin tek bir şeyin etrafında toplandığı durumları bulup çıkarma işini kendi eserlerinde yapan yazarları tespit etmesi ve hatta yazarların o eserlerini başarılı kabul etmesini kast ediyorum.
    tanpınar’ın eserlerinde yaptığı bu işe kendisi “cristallizasyon” yani billurlaşma der. kendi eseri üzerinden somutlayacak olursak, sözgelimi “sahnenin dışındakiler” romanında yazarın elagöz mehmetefendi camiye atfen yapığı şu tespit :”ictimai subjektifliği ve bütün hayatı toplayan merkezdi” tanpınar’ın tüm sanat serüveninin bir özeti kabul edebileceğimiz hayatın içindeki “müşahhas imaj”ları bulup çıkarma işine güzel bir örnektir. işte yazar eserinde konu ettiği sanatçılardan bu işi yapanları bulup çıkarması ve onları takdir etmesi sanırım bu çalışmaya özgünlük kazandıran bir değer etkendir. kitaptaki örneklere bakacak olursak:

    yazarın, sayfa 94’te izzet molla’nın bir eserinde bütün eski hikayelerin kahramanlarını bir araya toplamasını başarılı ve yeni bir şey olarak takdir etesi ve sonra molla’nın bu yaptığı işi müşahhas bir imaj halinde vision olarak sunamamasını başarısızlık olarak kabul etmesi,
    sayfa 106’da aşık seyrani’nin bir dörtlüğüyle ilgili yaptığı,”burada rüyada gördüğü anasıyla bütün bir realiteyi "birleştirmesi" (vurgu bana ait), anayı bu suretle bir sembol haline getirmesi gerçekten düşünülebilecek bir şeydir. bu hayal kudreti birdenbire hakiki bir "vision" (vurgu bana ait) olur” demesi,
    yine sayfa 107’de seyrani’nin bir başka dörtlüğüyle ilgili; “bütün kozmik nizam şu tek mısraa sığar” şeklindeki yorumu,
    yine ayrı bir kristalizasyon olarak; insanın hayata dair süzdüğü, bildiği, her şeyin saklı olduğu bilinçaltının kontrolsüz bir salınımı olan rüya hali de bildiğimiz üzere onun eserlerinin bir diğer önemli durağıdır. yazarın 19. asır türk edebiyatı tarihi’nde eserlerinde rüyaya dair ibareler bulunan yazarlara değinmesi de yine tanpınar’ın değerlendirdiği eserleri kendi sanat anlayışına uygunluk yönünden ele alması bahsine örnek teşkil eder kanımca. nitekim tanpınar’ın 394. sayfada namık kemal’in edebiyatımız açısından çok da kıymet- i harbiyesi olmayan rüya adlı eserini ayrıca bir başlık altında değerlendirmesi bile onun kendi poetikasını başka yazarlarda görme çabasına verilebilecek güzel bir örnektir.
    devamlayın, tanpınar estetiğinin önemli bir diğer unsuru olan “eşikte” olma / kalma durumunun da namık kemal ile ilgili sayfalarda karşımıza ayrı bir başlık olarak çıkması da yine onun kendi poetikasını başka yazarlarda görme çabasına bir örnektir.
    3. magazin:

    zeynep kerman ve inci enginün yayına hazırladıkları tanpınar’ın günlüğünde yazarın tarihin magazinsel yanına olan düşkünlüğünden bahsederken 19. asır türk edebiyatı tarihi’nde de yazarın bu yönüne şahit olunabileceğine değinirler. gerçektende kitap bu bilginin ışığında okunmasa bile tanpınar’ın bu “magazin” merakı son derece belirgin olarak çıkar karşımıza. bir edebiyat tarihi incelemesinde hiç de alışık olunabilecek türden bir özellik olmayan bu özellik kitabı özgenleyen bir başka yön olarak ayrı bir başlık altında değerlendirilmesi gerekir. ben burada birkaç örnek vererek durumu somutlamak istiyorum:
    142. sayfadaki şu satırlar:”ali paşa damadı selahattin beyi tayin eder. bunun üzerine darılan hafız müşfik ceride- i havadis başmuharrirliğine geçerek bab- ı aliyi bırakır.”
    ya da cevdet paşa’nın mecelledeki katkılarından bahsettiği bir bölümün içindeki şu satırlar: ”kanun-i medeni’nin tercümesinde kendi görüşünün tam müdafaasını yapar. çocukluğundan beri tanıdığını söylediği mithat paşa’ya olan kininin başlangıcı da belki de öteden beri kabul edildiği gibi bu müdafaadır.” (s.106)
    şinasi ile ilgili “fakat şinasi’nin istanbul’a gelir gelmez karısını boşadığını biliyoruz.” sayfa 178’deki bu satırlar onun “magazin”e olan düşkünlüğüne verilebilecek güzel bir örnektir.
    yine agah efendi ve şinasi’nin tercüman- ı ahval’deki ayrılığı ile ilgili olarak 98. sayfadaki şu satırlar tanpınar’ın bu merakının boyutunu göstermesi adına önemlidir: “şinasi ile agah efendi’nin ayrılmaları hemen herkesçe tabiat zıtlığıyla yorulmuştur. şinasi birçok şeyler de çok titiz ve tahammülsüz olmasına rağmen "laubalilik ve mahsustan anlamamak" hususunda (vurgu bana ait) insanın burnuna muttasıl kan kokusu gelir dermiş… agah efendi ise atak, kavgacı, sabırsız ve hatta muhteristi.”
    206. sayfada mustafa fazıl hakkında söyledikleri de ilginçtir: “mustafa fazıl paşa büyük bir entrikacı olan kardeşinin elinden…”
    sayfa 532’de muallim naci’nin alkolikliğinden bahsettiği satırlarda tanpınar’ın tarihin magazin yönüne olan düşkünlüğüne verilebilecek bir diğer ilginç örnektir.
    hiçbir edebiyat tarihi kitabında rastlayamayacağımız türden bu bilgiler kitabın değerine gölge düşürmek bir yana kitabın okunulabilirliğine katkı sağladığını da ayrıca belirtmek yerinde olacaktır.

    4. eserler hakkında kişisel yorumlar:

    “maddi tedkiklerin izhar edeceği noktalar hakkında manevi ve vicdani keşiflere kalkışmak abes ve manasız bir meşgaledir.” (fuat köprülü, türk edebiyatında usul, s.30) gerçektende bilimsel bir eser olması iddiası olan bir eser için yazarın kişisel yorumlarını işin içine katması affedilmez bir hatadır. tanpınar 19. asır türk edebiyatı tarihi’nde bu “hatayı” çok sık yapmıştır. fakat bu “hatalar” eserin kıymetine gölge düşürmüş müdür? buna evet demek son derece zordur.
    sözgelimi enderunlu vasıf’ın bir beyitiyle ilgili “…beyti şüphesiz şiirimizde hatta bütün edebiyatımızda aşk üzerine söylenmiş sözlerin orijinalidir.” (s. 86) yargısı ne kadar da özneldir.
    ya da ziya paşa’nın harabatıyla ilgili “zevksizce ve nükteli bazı mısralar” (s. 308) yargısı ne kadar acımasızca ve ne kadar da kişiseldir.
    namık kemal’in vaveyla’sıyla ilgili “vaveyla’da birkaç güzel mısra vardır” (s. 322) yargısı ve hele ahmet mithat’la ilgili şu satırlar : “ahmet mithat efendi’nin eseri 1870 senesinin okuyucu kütlesinin seviyesinden başlar. bu biraz da kendi seviyesi yani aşağı yukarı deniz sathının seviyesidir.” (s.409)
    başka bir eserde olsa şiddetle eleştirilecek olan bu denli kişisel yargılar neden 19. asır türk edebiyatı tarihi’nde bir kusur olarak algılanmamıştır? onu da tanpınar’ın dönemini ve dönemimizi aşan entelektüel karizmasında aramak gerekir kanımca.

    başarılı ve okunması son derece keyif verici bir çalışmadır. keyif vericidir çünkü tanpınar edebiyat yaparak tarihi anlatmıştır.
    başarılıdır çünkü bir edebiyat tarihinde olması gereken tüm özellikler fazlasıyla mevcuttur kitapta. türk edebiyatında usul makalesinin 28. sayfasında şöyle der köprülü: “en şahsi sanatkar mutlaka muhitine, ailesine, zamanın temayülüne birçok şeyler borçludur. binaenaleyh, onun asıl şahsiyetini tayin için kendisine imtidat eden maziyi ve tesir icra eden hali anlamamız gerekir. fakat bu da kifayet etmez onun hayati değişmelerini, şahsiyetinin dalgalanmalarını, ve teessüsünü , nüfuz ve tesirlerini, edebi ve ictimai hayattaki yerini, asırlar arasındaki manevi hayatını da öğrenmeliyiz.” şimdi buradan bakınca, tanpınar’ın; ali suavi’nin yetiştirilme tarzıyla onun mizacını ilişkilendirdiği satırlar, şinasi’nin avrupa’dan döndükten sonra sansür nedeniyle paranoyaklaşmasından bahsetmesi, muallim naci’nin alkole düşkünlüğünü konu edinmesi, yazarın gereksiz bir magazin merakından ziyade anlamlı bir çabası gibi duruyor ve eseri daha da başarılı kılıyor.
  • bu kitapta sihirli bir şey var. her okuyuşta yeni bir keşifle karşılaşıyor insan. bugün antoine galland'a ferdinand brunetiere'e dikkat kesildim mesela, tanpınar'ın adem kasidesi'ni yorumlayışına yeniden hayretlendim.
    yıllar geçtikçe çoğalan bir maden gibi.
  • müthiş bir tanpınar kronolojisine sahip eserdir. dili günümüze göre biraz ağır gelecektir; fakat olaylar, bağlantılar ve değerlendirmeler o kadar güzel sunulmuştur ki bir çok meselenin iç yüzünü öğrenebileceğiniz bir hal almıştır. özellikle tanzimat edebiyatını tam anlamıyla kavramak isteyenlerin bakacakları ilk kaynak olmalıdır.
  • 33 sayfalık girişiyle bu kitap kendini tekrar tekrar hatırlatır. öyle ki kimi cümleler hafızanızda her an kullanıma hazır sizi bekler. bir anda aklınıza takılan bir şarkıyı mırıldanır gibi "hakikaten eski şiir düştüğü yerden, yani aruzdan kalkar" derken yakalarsınız kendinizi.

    bir diğeri için (bkz: şiir hakkında bazı mülahazalar)
  • türkiye'de edebiyat tarihçiliği alanında yapılmış en yetkin çalışma.

    az çok tanınan bir hocamız "edebiyat tarihi yazmakta ne var, banarlı** bile yazdı." gibi bir cümle sarfetmişti, edebiyat tarihçiliğinden bahsederken. anlatmaya çalıştığı şey edebiyat tarihinin; edebiyat olaylarını ve edebi kişilikleri ardarda sıralamak olmadığı, bunun sadece bir "derleme" işi olarak adlandırılabileceğiydi. nitelikli bir eser içinse daha fazlasına ihtiyaç vardı. ilaveten şunu da belirtebilirim ki banarlı'nın kitabında bazı taraflı, ideolojik yorumlar da vardır.

    tanpınar'ın eseri ise, önsözünde değindiği "edebiyat tarihinden beklenen şeyler"in bir karşılığı. tanpınar her şeyden önce bu kültürün, onun müziğinin, edebiyatının ve yaşayışının adamı. bunların yanında üstün bir tarih, sosyoloji bilgisi var. tanzimat seneleri bölümünde yaptığı yorumlar, devre hakimiyetini ve tarihi bakış açısına sahip olduğunu gösterir cinstendir örneğin.

    tanpınar öte yandan, yalnıza türk edebiyatına değil, dünya edebiyatlarına da hatta diğer sanat dallarına ve estetiğe de hakim. haliyle hem dış tesirleri saptayabiliyor hem de disiplinler arası yaklaşımlarda bulunabiliyor. eserleri ve yazarları, tarihi bilgisi sayesinde, devirleri içine oturtarak sıralarken, estetik açıdan da yargılıyor, ki bir edebiyat tarihi çalışmasında tüm bu konularda isabetli yorumlar bulmak bir hayli zordur.

    son olarak onun sanatçılığının, bu çalışmasında; çeşitli yaratıcı benzetmeleri ve sıkıcılıktan uzak zengin dili vasıtası ile tezahür ettiğini söyleyelim.
  • bu eserin en büyük talihsizliği isminin edebiyat tarihi olarak konulmuş olmasıdır. eğer daha doğru bir isimlendirme yapılıp, düşünce tarihi olarak konulmuş olsaydı hem çok daha fazla okunur hem de osmanlı-türk düşünce tarihi çalışmaları üzerinde hakettiği etkiyi yapardı.
  • başucu eseridir. kolay kolay aşılamayacak bir eşiktir.
    en büyük talihsizliği; isminin edebiyat tarihi olması değil, edebiyat tarihi olarak tamamlanamamış bir eser olmasıdır. tanpınar'ın ömrü vefa etmemiştir.