şükela:  tümü | bugün
  • türk hava yolları nın yaptığı nadir kazarlardan bir belki de en ilginci konusu ise aynen şöyle milano-istanbul-antalya seferini yapmakta olan boeing 727 tipi "antalya" yolcu uçağının isparta yakınlarından geçerken alkolu fazla alan pilotlar gece vakti ispartanin işiklarinda aldarak ne kadar çabuk geldik dercesine yaptıkları dalış sonucu kendilerini toroslarin eteklerinden biri olan ve ispartada karatepe olarak bilinen yerde bulurlar. uçaktaki 155 yolcunun tamami kazada olur. kaza haberini alan bir kısım insan evladi * soluğu kaza yerinde alip turistlerin neyi var neyi yoksa yağmalar. turistlerin bir kismi ispartadaki asri mezarlıkta kendilerine ayrilan bolumde yatmaktadir. cocukluğumda yuzlerce kez farkli versiyonunu dinlediğim bu kaza ve yerine gitme isteğim anamin israrlari ile suya düşmüştür. üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala parçalarin kaldiği rivayet edilmektedir.
  • düşen uçağın tipi boeing 727 olup kazada 8'i personel 22 türk, 133 yabancı, toplam 155 kişi yaşamını yitirmiştir. kaza sonrası thy'nin yaptığı açıklama ''alçalma hatası'' yönündedir...

    ayrıca, gariptir bilinmez acaip derecede merakımı kaldıran hadisedir...
    (bkz: du bakalım)
  • (bkz: sonu gelmeyen ucak kazasi belgeselleri)

    dönemin popüler uçağı olan boeing 727 "antalya" adı ile filoya yeni katılmıştı.milanodan sorunsuz şekilde istanbula gelen uçak antalyaya uçacaktı.akşama doğru bir uçuş olacaktı.
    talihsiz olayın başlagıcı istanbuldaki dispatch ofisinde başlamıştı.kaptan pilot yorgun olduğunu belirtmiş fakat olumsuz yanıt alarak uçmaya gönderilmiştir.ofistekilere göre antalya da dinlenebilirdi.
    ikna edilen pilot ve 727 de uçuşlarına yeni başlayan yardımcı pilotu ile kokpitteki yerlerini alırlar.sorunsuz bir şekilde uçuş başlar.
    yorgun olan kaptan kalkış sonrası kokpiti terk eder ve kabine dinlenmeye geçer.artık kokpitte iki kişi vardır.727 uçuşlarına yeni başlamış yardımcı pilot ve onun arkasında bulunan uçuş mühendisi.
    ısparta yakınlarında ise acı olay kendini göstermeye başlamıştı.kumandayı alan yardımcı pilot eline yanlış chart almıştı,hava karanlıktı ve alçalma sonrası ıspartadaki caddenin ışıklarını antalyanın pist ışığı sanmıştı.
    uçuş mühendisi konumu itibari ile yardımcı pilotun yanlış chart kullandığını fark etmemiş mesafeye de bakmamıştı.her şey yolunda gidiyor gözüküyordu.
    kaptan bir şeylerin ters gittiğini kokpitte olmamasına rağmen hissetmişti,kokpite dalarak "ne yapıyorsun o.ç" dedi bunlar onların son konuşmaları olacaktı.yardımcı pilot uçağın yönüne birden ve ani olarak sola doğru çevirdi ve dağa çarptı.
    yanlışım varsa düzeltin
  • (bkz: cfit)
  • uçağın enkazı daha doğrusu enkazından kalan parçaları halen karatepe diye bilinen olay yerindedir, şehir merkezinden görülebilecek kadar yakın olmasına rağmen; yolun yarısını araçla 10-15 dakikayla, ardından diğer yarısını ise baya sağlam bir yürüyüş ve 1-1,5 saatlik bir macerayla ulaşmak ancak mümkün olmaktadır.

    ve en elverişli yol sidre tepesi ya da kent ormanı değil gökçay mesireliği üzerinden geçmektir, aksi durumda; 400 küsür metre kaya* tırmanışı yaptıktan sonra, bir tırmandığınız kadar alçaklıkta olan kuru dereye bir de karşı tepeye bakar kalırsınız, haliyle yemez orayı atlamak..
    **
  • "takvimler, 19 eylül 1976/pazar’ı göstermekte, thy’nin, tc-jbh çağrı kodlu, filoya katılalı daha henüz iki senesi dolmamış, yakışıklı boeing 727/2f2, antalya tayyaresi, yeşilköy havaalanı, eski terminal binası üzerindeki uçuş kulesinin tam önünde park halinde istanbul-antalya seferine hazırlanmakta, saatler gece 22.45 sıralarını göstermektedir. tesadüf ya; o yıllarda yeşilköy kulede görev yapan hava trafikçi yakın akrabam, korhan akşit de, o gece kulede nöbetçi ve nöbetini tamamlamak üzeredir. rahmetli celal topçuoğlu kaptan, korhan abinin kulede nöbetçi olduğunu fark eder etmez, yakın dostlukları münasebetiyle, “ korhan, hadi gel, seninle bir antalya yapıp dönelim,” der ve korhan’ı, kokpite davet eder. korhan, aldığı bu davet üzerine nöbeti arkadaşına devrederek, kule merdivenlerini dörder beşer, atlayıp koşar adımlarla aşağıya inerek park halindeki tayyareye geçer ve doğruca kokpite yönelir. yönelmeye, yönelir ama, birde ne görsün? kokpit’teki misafir koltuğunda bir şahıs oturmaktadır. merhabalaşma ve kısa süren diyaloğun ardından bu kişinin, yeşilköy dış hatlar terminalinde görevli bir gümrük muayene memuru olduğu anlaşılır. korhan, her ne kadar kaptanın misafiri olduğunu, birlikte antalya’ya gideceklerini söylese de, muayene memuru, antalya havaalanı, dış hatlar terminalindeki gümrüklü yolcularda yığılma olması nedeniyle geçici görevle acil olarak antalya’ya çağırıldığını, yolcu kabininin full dolu olması nedeniyle oturacak yer bulamadığı ve başka bir alternatifi olmadığı için kokpite girdiğini söyler. bunun üzerine korhan, yapacak bir şey olmadığını anlayıp kokpitten çıkarak tayyareyi ön kapıdan tam terk etmeye hazırlandığı sırada, rahmetli topçuoğlu kaptan ile karşılaşır uçağın merdivenlerinde. topçuoğlu kaptan sorar, “ hayırdır nereye gidiyorsun korhan?..” diye. korhan abi, bu soru üzerine, içeride oturacak yer olmadığını, kokpitte, acil antalya’ya gitmek durumunda olan bir gümrük muayene memurunun oturduğunu söyler. rahmetli topçuoğlu kaptan, bu cevap karşısında hiddetlenir ve “kimmiş o, kime sormuşlar, kimden müsaade almışlarda kokpite girmişler?..” diyerek, hemen korhan’ın koluna girer ve tekrar tayyareye sokar. birlikte kokpite geçerler, akabinde de kaptan, kokpitteki muayene memurunu emrivaki ve usulsüz bu davranışından dolayı azarlar… ancak zavallı muayene memuru, ecelin kapısını çalmakta olduğunun farkında olmadan, aynı mazereti yineler topçuoğlu kaptana. aslında korhan abi hariç, hiç kimse farkında değildir, o pazar gününün ürpertici gece karanlığında ölüm yolculuğuna çıkıldığının. topçuoğlu kaptan, her ne kadar söylense de, o da anlamıştır artık yapılacak bir şey olmadığını ve istemeye, istemeye rıza göstermiştir bu davetsiz misafirin onlarla birlikte ömrünün sonuna doğru ecele uçmasına… son olarak, rahmetli topçuoğlu kaptan, korhan’a dönerek, “ söz sana, bir dahaki sefere seni avrupa’ya götüreceğim, hadi çık yukarıya, bizi sen kaldır,” der ve orada vedalaşırlar. o geceki görüşmede son görüşmeleri olur zaten. korhan, kaptanın bu ricasını derhal yerine getirir ve tekrar kuleye çıkarak tayyareye kalkış müsaadesini verir. kalkış müsaadesi alan tc-jbh,(tango, charlie - julliet, bravo, hotel) uçuşla ilgili tüm prosedürleri tamamlayarak kalkış için yeşilköy rwy 06-24’e (sıfıraltı-ikidört pisti) yönelir ve kalkışını tamamlayarak gözden kaybolur. buraya kadarki kısım, hikayenin birinci bölümüydü,

    gelelim ikinci ve son bölüme;

    korhan abinin anlattığına göre, kalkış sonrası, topçuğlu kaptan ile tayyarenin frekanstan çıktığı, yalova’ya kadar ara, ara sohbet etmişler. orta yaşta olanlar iyi hatırlar; 70’li yıllardaki trt döneminde televizyonda bir boya reklamı vardı, “ merbolin boyacının aşkı,” diye. bu reklamda, balıkçı teknesi içinde rol alan ve reklam müziğine eşlik edip şarkı söyleyen manken de, rahmetli topçuoğlu kaptanın kızıdır… o gece kalkıştan sonraki sohbette kaptan, kızının manken olması, televizyon reklamlarında oynamasından hoşnut olmadığı, ama kızına bir türlü söz geçiremediğinden yakınmıştır korhan’a, kızımla başım dertte diyerek… bu ayrıntıyı da, anlatmadan geçmek istemedim. neyse, biz tekrar işin uçuş faslına dönelim. o gece uçağı, antalya’da teslim alacak birde görevsiz pas ekip bulunmaktadır tayyarede. pas ekipteki kaptanlar ve uçuş mühendisi, ( boeing 707,727 ve dc-10’larda pilotlara ilaveten birde uçuş mühendisi bulunurdu kokpitte.) haliyle topçuoğlu kaptanın arkadaşları olduğu için kalkıştan bir süre sonra kaptan idareyi mesul kaptan sacit soğangöz’e, yani ikinci kaptana (f/o) bırakıp, (o yıllarda ikinci kaptanlara mesul kaptan denilirdi.) kısa bir süreliğine arkadaşlarının yanına, arka tarafa geçer. işte ne olduysa, bu dakikalardan itibaren olanlar olmaya, ecel ağlarını örmeye başlar... yerel saatle, 23.11’de, yani kalkıştan tam 26 dakika sonra, soğangöz kaptan, çok enteresan ve anlaşılamayan bir sebeple, daha henüz isparta semalarındayken antalya kuleyle temasa geçerek, antalya pist ışıklarını gördüğünü rapor edip, rwy 36 pist için direk yaklaşma talebinde bulunur ve akabinde de, kulenin izni olmadan alışkanlık sonucu alçalmayı başlatır. antalya kule, “ nereye alçalıyorsunuz? daha ….. dakikalık yolunuz var, sizi radarda da, çıplak gözle de göremiyoruz bu bölgede!..” diyerek müdahalede bulunsa da. soğangöz kaptan, esenboğa da dahil olmak üzere, antalya kulenin tüm uyarı ve müdahalelerini, cvr, (cocpit voice recorder) / kara kutu kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla, “size mi inanayım, gözüme mi?..” diyerek dikkate almayıp, kuleyi de bir güzel fırçalayarak kendisini, mürettebatını ve yolcularını ölüme götüren dönüşü olmayan yoldaki tehlikeli alçalışına ısrarla devam eder. yolu isparta’dan geçenler iyi bilir, isparta’da bulunan askeri birliğin hemen yanında, 4.000 metre uzunluğunda bir bulvar bulunmaktadır. bulvar, sağlı sollu, düzenli bir biçimde aydınlatıldığı ve hava yoluyla isparta’ya yaklaşırken üzerinden geçildiği için, 4 km uzunluğundaki isparta bulvarı’nın ışıklarını soğangöz kaptan, uzaktan pist ışıkları olarak algılamış ve güllü mahallesi üzerine 150 metre irtifaya kadar tehlikeli alçalışına devam etmiştir. bu sırada yolcu kabininde bulunan ve erken alçalmayı fark eden topçuoğlu kaptan, derhal kokpite geçip duruma müdahale etsede, karayoluna inildiği (cvr: “aaaaa, pistte kamyonlar, arabalar var!..) ve dağlar fark edildiğinde artık çok geç kalınmıştır. topçuğlu kaptanın acil tırmanışa geçip irtifa kazanmak için pratt & whitney jt8d-15 motorlara yırtarcasına verdiği tam takat, tayyarenin kargo, yolcu ve yakıt yükünün full seviyede olmasından dolayı işe yaramamış ve tayyare içine girdiği vadinin sağ yamacına, sağ kanadından çarparak, çarpmanın şiddetiyle, vadinin sol tarafına doğru fırlayıp, karatepe olarak bilinen dağa çarparak parçalanmış ve talihsiz kazada, 8’i mürettebat olmak üzere 154 kişi, feci şekilde hayatını kaybetmiştir. bu kaza, ifr (instrument flight rules), yani alet uçuşu yapan boeing 727, thy tayyaresinin, aynı şartlarda devam etmesi gerekirken görevli uçuş ekibinin inanılmaz hatasıyla, vfr (visual flight rules) şartlarda, görerek devam etmesi ve yaklaşması sonucunda meydana gelmiştir. antalya havalimanı’na rwy36 (üç-altı pisti) yaklaşımı, dağları geçer geçmez, alçalmayı gerektiren ve çok az kullanılan bir şekildir. rwy32’nin bitiminde başlayan karanlık deniz ile isparta şehrinin hemen arkasında başlayan karanlık dağ yapısı kanımca pilotu/pilotları yanılgıya sürüklemiş , isparta şehrinin hemen arkasındaki karanlığın önündeki ışıklar ise rwy36 pist ışıkları olarak algılanmıştır. kazaya uçuş aletlerinin pilotu/pilotları yanıltan katkıları ya da pilotun/pilotların tayyareyi farklı bir vor’a (veryhigh omnidirectional range) yanlışlıkla bağlamış olmaları da, etken olmuş olabilir tabiki. bu da ayrı bir araştırma sebebidir…"

    yazar:firuz altıngöz
  • tamamen pilot hatasıyla gerçekleşen üzücü kaza. o zamanları yaşayan büyüklerin anlattıklarına göre günlerce yanık ceset kokusu ıspartayı sarmış. görece şehre yakın olduğu için de maalesef yağma olaylarının yaşandığını doğruluyorlar.

    tabi yağmanın en büyük sebeplerinden biri de insanların merakı. o zamanın çocukları şu an hala uçak parçalarını saklıyor. yanlış hatırlamıyorsam 2005 yılında yine bu kaza hakkında dinlediğimiz hikayelerle heyecanlanıp biz de çıkmaya karar vermiştik. şimdiki gökçay mesireliğinden başlayan yolculuğumuz çıkış-iniş toplamda 6 saate yakın sürmüştü.

    açıkcası çıkarken içimde hep birşeyler bulma arzusu vardı. tabi küçüktüm o zamanlar. fakat uçağın düştüğü tepeye vardığımızda heryer çayırla kaplanmıştı. ve arazi araçları için patika bir yol vardı. fakat bizden önce çıkanların anlattıklarına göre uçak parçaları çok uzun yıllar o tepede beklemiş.