şükela:  tümü | bugün
  • evvela yalnızca beni ilgilendiriyormuş gibi görülen böyle bir başlık açtığım için okurlardan özür dilerim. zira farklı bir başlık aklıma gelmedi. bu gün, istanbul'da ortalama bir semtte yüksek giriş 1+1 daire alırken yaşadığım duygu ve garibime giden olayları anlatacağım.

    bir buçuk iki haftadır bu ev işi ile uğraşıyorum. kira da oturuyordum, üç yıl önce taşınmıştım ve eve çıkarken de malumunuz daireyi bok götürdüğü için epey bir tadilat masrafı harcamıştım. ev sahibine nerdeyse iki kira bedeline yakın depozito verip tüm faturaları da kendi üzerime alarak daha o dönem kafadan epey miktar para harcamıştım. ne güzel sakin sakin yaşıyorken ev sahibim aradı ve üç ay içerisinde evi boşaltmam gerektiğini söyledi. eyvallah çekerek hafif üzgün ve kurduğum düzeni yıkıp yeni bir düzen kurmanın verdiği acı üzüntü ile ev aramaya başladım.

    internette sahibinden.com başta olmak üzere bilinen sitelerden kiralık daire araştırmaya başladım. birde ne göreyim kiralar almış başını yürümüş.(ben 70 m2 daireye 700 tl veriyordum, muhtemelende 750'ye cıkacaktı haziran'da) 1000 tl'den aşağı nerdeyse daire yok. o 1000 tl dediğim daireler en az 20 yıllık kimi doğalgaz sobalı kiminin tuvaleti banyosu bok gibi, eve misafir çağırmaya utanırsın o derece yani. bu 1000 tl kira dediğim yerler öyle orta kat filan değil bildiğin giriş kat bodrum vs, orta kat 80-90 m2 daireler daha pahalı. 800-900 tutarına indireyim dedim gördüğüm nerdeyse studyo tipi daireler, küçücük ve yerin nerdeyse 7 kat dibinde. bir kaç ay orda yaşanız rütübetten ananız ağlar ciğerleriniz iflas bayrağı çeker. birde bu dairelerin hiç sahibinden olanını görmedim. tamamına yakını emlakçıların verdiği ilan. alta ne güzel süslü süslü yazmışlar; "dairemiz böyle, yok şöyle vs vs, depozito iki kira bedeli(bazıları insaflı bir kira bedeli istiyor), komisyon yıllık ödenen kiranın %12'si vs" yani nerden baksanız ev sahibi en az 1000-2000 tl arası depozito, emlakçı ise ortalama 1000-1500 tl komisyon istiyor.

    e bu ilanlardan yüzlercesine baktıktan sonra sikilmedik bir kulak arkamız kalır zaten deyip başladım hüzünle karışık kara kara düşünmeye. nerdeyse bir iki hafta böyle kara kara düşünmekle emlakçıya yedirilecek komisyona üzülmekle, yüksek fiyatlarla bok gibi dairelerden fazlasını tutamayacak olmanın ağır hüznüyle geçti. ellerin mülkiyetleri kıymetli arkadaş. dünya da suçumuz çalmadığımız, emek hırsızlığı yapmadığımız, haketmediğimize el sürmediğimiz için onurlu yaşam mücadelesi vermemizmiş. ortalama bir memur maaşının yapabilecekleri bu diye kara kara düşünürken elime alıp telefonu babamı aradım. birde yakın çevremden birileri akıl verdi tabi, 1000 tl kira vereceğine git 1+1 daire al 1500 öde kendi evin olsun, ev sahibi yarın çıkarır mı derdine düşme diye. aklıma yatmıştı bu, neyse açtı babam durumu anlattım, dedim 6-7 bin birikmişim var, yani metelik yok anliycanız, bana peşinat lazım verebilir misin? daha önce söylemiştim ona çıkacağım evden ağır ağır toparlanıyorum, baba kalbi işte üzülüyor adamcağız kiralık evlerde yaşamanın ne demek olduğunu iyi biliyor. teklifimi kabul etti bana 50 bin dolaylarında peşinat sağlayabileceğini taahhüt etti. bende bunu duyar duymaz hafif coşkulu şekilde ev aramaya başladım tabi.

    fakat arama bandını 150-165 bin bandında tutup bakınıyorum etrafa önüme çıkan evler yukarda bahsettiğim gibi yerin yedi kat dibinde ahırdan bozma rutubetli seçeneklerden başka birşey değil. az biraz yukarda olanları da aşırı küçük. örneğin salon dedikleri yer bir cekyat bir tv birde sen olunca içinde doluyor. evde ikinci bir kişiye yer yok yani. başvurduğum emlakçıların yüzüme pis pis sırıtırak gezdirdiği evler dalga geçer gibi. hele birde elinde birikmişin bu kadar az ya, yani daire fiyatları o bantta olunca %3'lük komisyonları da haliyle az oluyor. sanırım bu nedenleydi gördüğüm ilgisizlik ve alay eder gibi takınılan tavırlar. aralarında bir iki kişiyi tenzih ediyorum tabi.

    her neyse işte öyle yakın mahallelere bakın bakın evi yakınımda, üç dört sokak ileride buldum, bina sıfır, yüksek giriş 1+1 daire. 60 m2 ama kullanım alanı 40 m2 ite kaka anca oluyor. fakat beni cezbeden tarafı sessiz sakin bir sokakta olup binanın sıfır oluşuydu. beni o daireye götüren ilk emlakçı biraz köylü kurnazı tipte biriydi hatta biraz değil epey fazla. sonradan anladım bunu. aynı emlakçı bu daireyi hürriyetemlak sitesine 160 binden koyup sahibinden sitesine 165 binden koymuştu. ben fiyatı 150 dolaylarına çekme pazarlığı yaparken herif sözü 165 binden açınca orda şaşırdım tabi. dedim siteye bu fiyattan koymuşsunuz burda bu fiyat diyorsunuz? beni inkar ederek hayır 165'ten koyduk filan dedi, bende açıp telden ilanı gösterdim. görünce yanlış yazmışız vs deyip geçiştirdi. neyse olabilir insanlık hali dedim. fiyatı 158'e kadar indirdi orda tuttu, tabi iş komisyona gelince doğrudan %3 istedi.... yani 4500 tl cash para.... çok değil mi dediğimde 150'yi veren onu mu veremeyecek vs manasında bişeyler dedi. adam 100 bin kredi çekip bankaya ev ipotek 180 bin borçlu olacağımı, yani 50 küsür bin vereceğim peşinatın da aslında hiçbir şey ifade etmediğini unuttu sanırım. çünkü ben para kesiyorum onların gözünde. zar zor denkleştirilen 50 küsür peşinatın ve benim birikmiş 6-7 bin tl'nin bu süreçte taşınmasıydı, komisyonuydu tapu masrafıydı sikinde değil. emlakçı bu neticede, emeksiz, kolay paranın peşinde. o öyle deyince bir afallamıştım tabi ilk kez yaşadığım için böyle emek hırsızlığı durumlarını...yani ben o paraya iki ay it gibi çalışacağım sonra adam beni bir ev ziyaretine götürdü diye alıp cebine koyacak. içime oturdu açıkçası işin bu kısmı. neyse kabul etmedim çıktım geldim. oturduğum sokakta gide gele önceden bildiğim bir emlakçı vardı ona gittim. dedim şurda şöyle bir daire var bunu alabilir miyiz diye, herif işe el atıp o akşam bir kaç aramalarla işi bağladı, daire'yi de bana 156'ya bıraktı. bende kabul ettim. komisyon içinde 2500'e anlaştık. bir şekilde biraz rahatlamıştım. 4500 nere 2500 nere...

    bir haftadır krediyi ayarlamaya çalışıyordum, maaş bordrosuydu imza sirküsüydü derken kredi onaylandı ve 1750 tl de experiydi dosya masrafıydı ordan taktı. alacakları 80 bin tl faiz yetmiyor bankaya illa birde dosya masrafı çıkarıp ordan sikecek. neyse battı balık yan gider diyip bir şekilde kabulleniyorsunuz işte süreci, ister istemez sizi içine çekiyor, imazalıyorsunuz önünüze uzatılan her kağıdı. ne yapayım başka çare yok diyorum kendi kendime o imzaları atarken yutkunamıyorum bile ama yapacak bir şey yok diye, bak kiralık daireler bile bok gibi olmasına rağmen ebesinin ki kadar kiralar istiyorlar diye diye kendimi teselli etmeye çalışıyorum. kafam da oluşan büyük bir ağırlık, sanki yanında davul bile çalsa işitmeyeceğin kadar dalgın. boşver diyorum bak yeni evin olacak vs vs...

    bu gün yaptık satışı, tapuda paranın üçte birini verdim müteahhite, tapuyu üzerime verdi, kalanını da bankada verdim. bu gün gördüğüm tablo şuydu kredi işlemlerini yapan bankacı, emlakçı ve müteahhidin yüzü gülüyordu,keyifleri yerindeydi, kendime baktım nedense ev sahibi olmama rağmen zoraki yutkunuyor, gün boyu dalgın dalgın dolanıyordum. tapuyu alıp fotoğrafını babama gönderirken bile bir türlü sevinemedim, ite kaka gülümsemeye bile çalışsam gülemedim.

    çünkü daha tapuya gitmeden emlakçının dükkanında ona 2500 nakit parayı yani bir aylık emeğimi tak diye çıkarıp verdim. sabahtan beri recep tayyip erdoğan'dan ve müslümanlığın faziletlerinden başka laf etmeyen müteahhit abimize de tapu da ve banka'da olmak üzere paranın tamamını verdim. bankaya ise gelecek on yılımı ipotek ederek çektiğim 100 bin tl ye karşılık ödeyeceğim 180 bin tl nin altına imzalarımı basarak geleceğimi verdim. birde o dosya masrafı yok mu, hani 80 bin tl faiz ödemenizin tatmin etmediği bankayı orgazm delisi yapacak dosya masrafı, 1750 tl, içe oturmayacak gibi değil, oturdu işte...içime tek oturan o mu? birde bu konuyu tanıdığım bankacı arkadaşlara açtığımda, bankayı savunan bu ahmak, bu kraldan fazla kralcı banka çalışanı arkadaşlar...

    bankacı mutlu, müteahhit de mutlu, emlakçı da mutlu, bir ben mutsuzum aq... çünkü ben emekçiyim, emeği verenim, emeği çalıp üzerinden yüksek karlar sağlayan kişi değil. çok zaman sarfederek az kazanıyorum ki birileri az zaman sarfederek çooook kazanabilsin diye...kaderimiz diğer sıradan emekçiler gibi. ha burda o zenginleri kıskandığımı onlar gibi olmak istediğimi sanmayın. istediğim tek şey onlar bizim gibi olsun, emek versin, üretsin, ama çalışanın sırtından kimse geçinmesin işte. ama olmuyor, çünkü biz aptalız, bu evi aldığım için ben aptalım, çünkü atalarımız mağaralarda veya kendi yaptıkları derme çatma evlerde yaşayabiliyorken bu üst üste istiflenmiş betonarme yapılarda yaşamak için gerekli hırsa sahip olmakla ben hata ediyorum. benim gibiler hata ediyor. bir koca bina da balık istifi gibi onlarca aileyiz, emekçiyiz yaşıyoruz. biz emek veriyoruz, bizi tezgaha dizenler, patronlar, soylular, bankacılar, müteaahhitler birde bunların ayakçıcı olan emlakçılar yiyor. öyle işte bu sıradan insanların bu sokaklarda yaşadığı düşününce travma yaratan hikayeler. ama öyle işte...

    emlakçı toplasan bir kaç saatlik uğraşla bir aylık emeğin olan o parayı attı cebine iyi mi, hadi şimdi git otur götünü kırıp o yeni evinde...

    banka toplasan bir kaç saatlik uğraşla on yıllık emeğine, parasını ödeyemezsen de hayalini kurduğun o eve ipotek koydu hadi şimdi git otur götünü kırıp o yeni evinde...

    otur tabi oturabilirsen, mutlu huzurlu, henüz sarf etmediğin emekler daha bu günden satılmış iken...

    birde unutmadan; bizim müteahhit ile banka özel güvenliği arasında geçen diyalog; "geziden önce faizler 0,62'ydi, tayyip erdoğan sağlam bir istikrar getirmişti, bakın şimdi faizler 1,14, batırdı memleketi bu geziciler..."

    zaten o bitkin halimle yutkundum itiraz edip savunamadım geziyi, insanların avm'lere, rantlara karşı yaptığı haklı mücadeleyi...

    banka mutlu, kredi işlemlerini yapan bankacı mutlu, müteaahit mutlu, emlakçı mutlu, banka güvenlik görevlisi mutlu...

    ev sahibi olan ben mutsuz, muhtemelen o evi yapıp ev sahibi olamayan işçiler mutsuz...

    bir yerde tropikal bir ada keşfederseniz, bana da haber verin, sataram köyü ha deyip yakarım gemileri, başımı sevdiğimi alır gider derme çatma bir kulübe yapıp ihtiyacım kadar üretip, kağıt parçasına para diyerek bu kadar mana yükleyenlerden uzak, mutlu mesut yaşarım.

    orda da vergi alırlar mı bizden? aslında kimsenin olmayan toprağı parselleyip orda da satanlar var mıdır? yüksek faizle insanları borçlandırıp geleceklerini ipotek eden bankalar orda da var mıdır?

    ütopya mı bu?

    bence değil...

    sevgiler...

    debeye düşmesinden ötürü not; vermek istediğim bir mesaj var; "ideal düzen yoktur!"... evet bunu düşünüyordum uzunca bir zaman, ideal düzen var mıdır, yok mudur diye. sonunda verdim cevabını, "yoktur"... nasıl olsun ki, yukarda kendimden yola çıkarak anlatmaya çalıştığım şey ev sahibi oluyor oluşum değil bir düzen eleştirisi aslında. bu nasıl bir düzen sorusunun yaşanmış ve yakınılan hali. bizler üretici insanlarız, bizler emekçiyiz, gördüğünüz her şeyi, evi, arabayı, kalemi, silgiyi ellerimizle ürettik ama onlar bizim değil. onların, üretmeden geçinen az sayıda kişinin. peki toprak kimin? o da, oluşumunda hiçbir katkısı olmayan bir takım insanların. toprak satılır mı? ya ağaç? ağacı benim deyip nasıl satarsınız, siz mi yarattınız, siz mi verdiniz o hayatı ona? bu dünya kimin, kimlerin? nasıl parsellediniz bu kadar toprağı, nasıl mülk edindiniz, korumak için paralı askerler devşirdiniz? sizin üretmediğiniz bir şeye nasıl "benim" diyebilirsiniz? bu toprak kimin? ya toprağın altındakiler, ya madenler? hiçbir katkınız olmayan o madenleri nasıl "benim" deyip satarsınız, siz kimsiniz? bu ağaçlar, bu bitkiler, bu doğa kimin? hangi tek dişi kalmış canavar hukuk buna müsaade edebilir, insanın doğayı sahiplenmesine göz yumabilir? bu deniz bu göller kimin? nasıl sahiplenirsiniz, siz yokken de var olmuş bu koca doğayı bu evreni? kusura bakma ama bencil ve en tehlikeli yaratığın tekisin insanoğlu...

    ben özledim, tarıma geçmeden önceki dönemi özledim. yarını düşünmediğimiz, bu gün için avlanıp yaşadığımız, ağaç kovuklarında, mağaralarda sığındığımız zamanları özledim. o zaman eşittik, acıkınca avlanır ihtiyacımız kadarını tüketirdik. yarını düşünüp biriktirmez kimsenin olmayan topraklar için kimseyi öldürmezdik. ziyan etmezdik, istediğimiz kadar uyur istediğimiz gibi gezer dolaşır eğlenirdik, kimsenin emrine girmez, gereğinden fazla çalışmaz köle edilmezdik.

    biz özgür müyüz? bir kağıt parçasına para deyip güç yükleyen böyle bir düzende özgürlükten bahsedilir mi? özgürlük nedir, ne zaman biter veya başlar? bence özgürlük biz yerleşik hayata geçip tarımı öğrenince bitti... bunca yıl ileriye değil sanki geriye gittik...ağaçları sattık, toprağı sattık, madenleri sahiplenip işleyip onları da sattık, satıyoruz, suyu da satıyoruz, aslında denizi de satıyoruz. hele tatil köyleri hem toprağı satın alıyor, hem kumsalı hem de denizi satıyor...

    belki bir yolunu bulsak soluduğumuz havayı da satarız.

    yukarda yaşanan emlak alım satımında verilmeye çalışılan asıl mesaj budur. ben kendi yaşadığım üzerinden nerdeyse herkesin ortak sorunu olan bu konuyu eleştirdim fakat bir çok yazar bunu anlayamamış ki haksızca eleştiriyor, mesaj kutum bu tür ifadelerle dolu. her birine ayrı ayrı cevap vermek istemiyorum. bence bu soyguncu düzenini ve her daim soyluyu koruyan yapıyı savunan, sizler düşüncenizin önünde ki perdeyi bir çekmelisiniz...

    sevgiyle...
  • zaten morali bozuk kardeşimizin ;yıllarını heba edip hayatını ipotek ettirdin ne demek;hayırlı olsun;yatırım yatırımdır;ileride karşına çıkar;6 bin tl vardı şimdi 150binin var;borç yiğidin kamçisidir.
  • artık bu saatten sonra sende akp lisin, borcum çok kardeş istikrar devam etsincilere katıldın hayırlı olsun.
  • en azindan ev sahibi olarak kafan rahat be kardesim, biz kiraci olarak ne cekiyoruz diyerek imrendigim insanin yasadiklaridir.
  • kafasi rahatlamis arkadasin yasadiklaridir.

    ben de kirada oturuyorum. avusturya'dayim. 53 metrekare yere aylik 700 euro para veriyorum. burada ev satin almak da gercekten zor. 250+ binden basliyor evler. kayinbabam ev almis 4 sene once falan, 94 metrekare, 230 bin euro para. kolay mi anasini satayim adam fabrikada isci.

    ama su var, zaten kira veriyorsun. kira verip ev sahibini zengin edecegine yani parayi cope atacagina kendine yatirim yapiyorsun. ılerde ev senin olacak. mesela ben simdi senelik 8400 euro parayi tuhaf biyikli, ensesi kalin avusturyali ev sahibine veriyorum. adam bizi inek gibi sagiyor. ev de onun... yer bulabilirsem ben de ilerde ev alip kira oder gibi taksitlerini yatirmak ve evin sahibi olmak istiyorum. hadi hayirlisi...

    sunu da belirteyim, o oc emlakcilardan burada da var. kiralik ev ararken denk gelmistik. 3 odali ev, aylik 850 euro para ve 2500 euro hava parasi emlakci icin. varin siz düsünün...
  • artık ev sahibi diye bir kavram hayatında olmayacağı için seni tebrik ediyorum. bir süre sonra rahatladığının farkına varıp mutlu olacağından eminim. umarım her kiracı bu yazarın yaşadığı stresi en kısa sürede yaşar.
  • istediğin evi aldıysan,
    ki burası gerçekten çok önemli:
    içinde oturmaktan keyif duyabileceğin bir evse aldığın;
    hayırlı olsun.

    yok öyle değilse,
    sırf kiradan kurtulayım da gerisi allah kerim dediysen;
    geçmiş olsun kardeşim.

    ha bir de atasözleriyle kimi zaman dalga geçeriz ama
    ev alma komşu al sözü kadar doğru bir atasözü bilmem,
    umarım pişman etmezler.
  • servis, türkiye gibi geri kalmış ülkelerde böyle göze batıyor işte. halbuki öncelikli düşünmemiz gereken şey neden böyle servislerin pahalı olduğu değil. pahalı da değil ayrıca - o gördüğün banka kontratının ardında aynı senin gibi binlerce emekçinin emeği var. güldüğünü söylediğin bankacı da taş çatlasın 3000 lira kazanıyor. emlakçı dediğiniz de zengin olmuyor öyle kolay - merak etmeyin.

    kurumlar kar etmemeli mi peki? etmezse senin güvende hissetmek uğruna girdiğin devlet kapısında maaşınının her ay tıkır tıkır yatmasını devlet garanti nasil edecek? ya da şöyle sorayım - kar etmese sen kendini nasıl güvende hissedeceksin? banka dediğin elbette kar ediyor ama köşedeki emekçi mahalle bakkalın oran olarak sana çok daha fazla sokuyor, oran olarak çok daha az vergi veriyor - farkında mısın?

    düşünmemiz gereken asıl şey; neden bu arkadaşıma bir aylık emeği karşılığında 2500 lira reva görülüyor da mesela danimarka'daki memur 35000 kr - yani vergi sonrası 10000 lira kazanıyor? neden itirazımız hep yanlış yere?
  • emlakçı çakalları hakkında yaşananlar için:

    (bkz: #43470111)
  • alınmış alınmıştır hayırlı olsun ama yanlış yatırım yapmışsın arkadaşım,bir kere on yılını 1+1 ev için ipotek etmen saçma olmuş,istanbul yerine yarı fiyatına kendini kasmadan anadolu şehirlerinden birinden ev alabilirdin kirası ile oturduğun evin kirasını öder kısa vadede ev sahibi olabilirdin,evin borcu bittiğinde artı üzerine koyacağı değerle birlikte satıp eli ayağı düzgün iyi bir ev alabilirdin ama artık olan olmuş.