şükela:  tümü | bugün
423 entry daha
  • önden uyarı: entriyi yollamadan önce şöyle bi baktım. konuyla çok alakalı oldu mu bilemiyorum. tamamı kendi yorumumdur, sadece beni bağlar. ispat kaygısı gütmez. kaynakça içermez. teşbihte hata olmaz. her akıl her kıyası kaldırmaz.
    esasen yıllardır içimde biriken şeyleri bıraktım bir bakıma özet olarak. ama neticede "amaaan" diyerek çözüyorum düğmelerini entarinin.

    öncelikle türkçe rap anlamında öteden beri gelen t-rap ile yeni nesil rap olarak anılan trap'in farklı şeyler olduğunu hatırlatmakta fayda var. bu kısa hatırlatmadan sonra eski bir rap dinleyicisi olarak yorumuma geçeyim.

    türkiye'de rapin kendini ilk hissettirdiği zamanlar ortaokul zamanlarıma rastlar. ceza'nın rapstarı çıktı o aralar diye hatırlıyorum. günümüzde rap müzik adına getirilen rap şudur budur gibi tariflere gayet uyan hem de lirik açıdan kendini öne çıkaran şarkıların yapıldığı zamanlardı diye hatırlıyorum diyebilirim. gerçekten derdi olan adamların bunu kaliteli şekillerde belli bir ritim ile özgün okumayla derdini dışa vurduğu zamanlardı. altyapı ve soundlar başarılı ve okumalar genel olarak "rap diye bir şey var anladım hacı, ve bu müzik o müzik" dedirtiyordu en azından bana. sonradan edebiyata az çok merak salmış olan ben, şairlerin edebiyat tarihinde tuttuğu yerler gibi rap müzikle uğraşan bugün üstat olarak anılan eskileri kafamda bir yerlere oturtabiliyordum. örneğin ceza dendiğinde türk edebiyatını okumuş ve halk edebiyatına dönük, yer yer hiciv tadında eserler veren, yaptığı işin farkında, okuyan bir adamın sözlerine kulak verdiğimi hissediyordum. gereksiz popülizme düşmekten ziyade, piyasayı karşısına almış ve kendini entelektüel açıdan belli bir noktaya getirmiş bir adamın sözleri diyebiliyordum.

    ya da yüzünü divan edebiyatına dönmüş zaman zaman halk ve tekke edebiyatından da beslendiği görülen sagopa'yı zihnimde bir yerlere oturtabiliyordum. ayrıca sagopa çeşitli kültürlerden kaliteli samplelar toplama işini de iyi yapan bir adamdı ve rap müzikte çıkarılabilecek işlerin yelpazesini müzikalite açısından genişlettiğini düşündüğüm ürünler de ortaya koymuştu.

    norm ender ise piyasaya biraz yaramaz çocuk edasıyla çıkmıştı. onun alameti farikası, bana göre, daha varoş kesime hitap eden kulağa afili gelen küfürlü sözlerin özgürce ritimler içinde salınmasıydı. tabi ki yaptığı iş buna hapsedilemez ancak ününü yayan yanı bu olarak ön plana çıkıyordu fikrimce. bu isimlerin ön plana çıkan kaygısı bana öyle geliyor ki sözlerdi. daha net ifade etmek gerekirse dertlerini anlatmaktı. dert burada sorun gibi dar bir anlamda anlaşılmamalı.

    zaman ilerledikçe underground olarak yavaş yavaş ortaya çıkan bir rapçi kitlesi varlığını hissetirmeye başladı. farklı illerden farklı tarzlarda vs. rap yapma işinde özgün yanları olan gerek flow gerek ritim gibi yönleriyle üstad olarak anılan kişilerden ayrışan işler yapılıyordu. ancak piyasa karşıtı tavır tüm bu gençlerde görülüyordu. piyasa denilen şey çok geniş kitlelerin müzik zevkini yansıtmaktan ziyade domine etmeye hatta yönetmeye yarıyordu. türkiye'de gevşek bir pop müziğin piyasayı domine etmesi underground rap müzisyenlerinin cebini doldurmalarına engel olsa da onları haklı bir konumda kalmalarını sağlamış ve ilerde seslerini duyurabilmelerini sağlayabilecek genişleyen bir kitle yaratmanın tohumlarını yavaş yavaş atmış olabilir. neden böyle düşünüyorum? çünkü her ahmakçalığın bir sınırı olsa gerek diye düşündüğümden.

    gel zaman git zaman madde boşluk kabul etmediğinden kelli, bayağılığı ve tektipliği ayyuka çıkıp ekmeği tehlikeye düşen pop müzik tıkandı. bu ileriye dönük kültürel bir tıkanmaydı, popçuların aç kalmasından bahsetmiyorum. belli bir dönem aralığı vermeden söyleyeceğim zira maruz kaldığım pop şarkılarının çıkış tarihlerini bilmek zorunda değilim. bütün şarkılar benzer soundlarla benzer sözlerle hep aynı şeyleri anlatıyor gibi geliyordu bana. yavaş yavaş rapçiler geniş kitlelerce dinlenen popüler şarkıcıların şarkılarında ses vermeye başladılar. bu onların sözlerini belli şekillerde ayarlamaya zorluyordu aslında ancak adamlar taş mı yesinler? gerçekten rapçi olan insanların bu işte memnuniyet duymadan bazı şeyleri mecburen yaptıklarını düşünmeden edemiyorum. bu dönemde fikrimce rap o protest tavrından taviz vermeye başlamıştı yavaştan. neden? biliyorum burada her haltı bilir gibi ahkam kesmek farz. şahsi düşüncem piyasa ile uyumlu rap müziğinin rap'e ihanet olduğu yönünde. ama rapçilerin sarfettiği çabalar neticesinde sınıf atlamak istedikleri de bir gerçek. tabi genellemenin mayın tarlasında geziyorum da olsun. biz de dinlemek için yıllarımızı verdik. bu kadar hakkımız olsun.

    aslında anlıyorum raple uğraşan insanların sıkıntılarını az çok. underground rapçilerin organizasyonlara katılması büyük dert; belki para kazanması, sesini duyurması filan çok zor iş. canını dişine takıp stüdyo kurmakla bu iş bitmiyor, başlıyor neticede. ama bilmiyorum bu iş böyle mi olmalıydı.her neyse.

    amerika'da olan zaman içerisinde burada oluyor. çünkü üçüncü dünya ülkesi olmayı bile isteye seçmek böyle bir şey. orada da süreç benzer şekilde işlemişti. abd'de zamanla pop şarkılarının içinde rap bölümlerinin iyice yer etmesi ve hatta bir pop şarkıda "birazdan rapçi girer" diye dinleyicinin koşullanması gibi bir müzik algısı dönüşümü yaşanmıştı. bunun ilk zamanlarında değil ve fakat kanıksandığı zaman bizim burada da yavaş yavaş rapçiler pop şarkılara girmeye başladı.

    sesler duyuruldu az çok. kitle rap diye bir şey duydu. hoşuna da gider gibiydi. ama piyasanın sindirdiği geniş bir kitle piyasaca sindirilmemiş rap şarkılarını fazla sert ya da kendine uzak buluyordu. amerika'da tutan şeyler seri seri buraya getirilip denenirken araya trap de kaynadı. anlatımımdaki geçiş biraz hızlı oldu sanırım. ama türkiye'de trap de birden patlamamış mıydı ?

    trap de sözlerin içerikten ziyade ritmik değeri ön planda. bu da içeriği önemsizleştiriyor. piyasanın metalaştırdığı şeyleri içeriğine taşıyarak dikkat çekmeye gücü yeten rap müzik bir anda piyasanın metaı haline gelen söz öbekleriyle ritim yönünden şişmanlamış soundlar ortaya koymaya sebep oluyor. aslında dolaylı yoldan dinleyiciyi anlamsız sözlerle hipnoz eder gibi kendine çekiyor. anlamsız sözleri insanın diline doluyor. ama bu dışarıdan çok aptalca görünse de bu işten iyi para kazanılması, dinleyicinin aptallaştığının kanıtı olacağı yerde piyasada rap müziğin büyük atılımları yapması gibi abuk bir bilgi halinde piyasada yankı buluyor. piyasa rapçiyi asimile etti. kimse kusura bakmasın. istisnaların hakkı saklı olmak kaydıyla bunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

    buraya kadar az çok gözlemlerimi yansıtan, duygusal tavrımı da ifade eden bir şekilde, dağınık da olsa durumu anlatabildiğimi düşünüyorum.

    norm ender ve ben fero muhabbetine gelirsek... ben sadece norm ender hakkında konuşacağım. norm ender mekanın sahibi şarkısı üzerinden bir rap dinleyicisi olarak eleştirimi yapacağım. ben fero hakkında söyleyebileceğim tek şey bana göre "dertsiz" adam olması. sadece bu, bana göre onu rapla uğraşmaktan men etmeli. ama naparsın derdest piyasa ekonomisi.

    norm ender rap kültürünün uzun zamandır içinde olan bir adam. rapteki kısa zamanda yaşanan dönüşümlerin gerek rapçilere gerek dinleyicilere neyi kaybettirdiğinin ya da kaybettirebileceğinin farkında. sadece ama sadece bunun için bile savunulmayı hak ediyor. mekanın sahibi şarkısında kaygısı açıkça görülüyor. değişmeyen kaygısı rap'in zirvede yer alacaksa özünü bozmadan yer alması. türkçe yapılan rap müziğin üzerinde yükselen değerler itibariyle bu toprakla irtibatını kaybetmemesi. enderin dünya görüşüne çok uzak olsam da bu duyarlılığı kesinlikle takdir edilesi.

    lirik açısından şarkıya bakarsam ilk bir buçuk dakikada yapılan trap bölümünü aşırı kolaycı buldum. o kısmı trapçilere eleştiri olsun diye yaptım açıklamasını tabi ki de kabul ediyorum. bunda anlaşılmayacak bir şey yok. ama trap kısmı "yapacaksanız böyle yapın bu işi!" mesajını alttan veren bir kalitede olabilirdi, norm ender bu konuda bence bayağılığa düştü. "polis neden peşimizde?", gibi hareketlerse şahsen çok hoşuma gitti. mekanın sahibi ifadesini ise yersiz iddialı buluyorum. bir yerde çıkıp rap camiasında kardeşlikten bahsedip sonradan ağabeylik taslamak çok da makul görünmüyor. konu tecrübeyse bence bu sözü söylemeye norm enderden daha ehil adam bulunur. bunu rapçilerin gereksiz böbürlenme takıntılarının bir uzantısı olarak görmekten kendimi alamıyorum. kimse kusura bakmasın.

    ama norm enderi asıl yetersiz bulduğum nokta, ceza ve sagopa gibi ustalık izafe edilebilecek olmaktan uzak tavrı. sagopa ve ceza hem söz hem müzik hem de okuma özgünlüğü açısından tarzlarını önceden oturtup üzerine gelişimler gösterdiler. her yeni şarkılarında hem lirik tecrübelerinin hem de müzikal tecrübelerini katladıklarını bize gösterdiler. norm enderin de kendine has bir tarzı vardı. ama lirik açısından baktığımda enderin liriklerinde ilerleme göremiyorum. şarkılarının hepsi acapella okunsa tarihleri silinse hepsi sanki aynı zaman diliminde yazılmış gibi hissettireceğini düşünüyorum nedense. bunun da istisnaları vardır. -ee o zaman ne konuşuyorsun diyecek adamlar varsa biraz 60'lardan 90'lara ortaya konmuş edebiyat kritiklerine göz gezdirmelerini salık veririm. böyle işlerde net ak ve net kara olmaz. ama yakaladığı hissedilen dönüşümleri olur sanatçıların.- sıkı bir norm dinleyicisi olduğumu iddia etmiyorum. ama normu 2019 da değil 2007'de tanıdım. dinlemediğim şarkısı kaldığını hiç sanmıyorum. az çok müzik bilgimiz ve entelektüel birikimimiz de var şükür.

    zaman geçiyor. nesiller değişiyor. boktanlaşan piyasada enderin çabasını bir dizginleme niyetiyle gösterdiğini görüyor ve onu destekliyorum. 1 milyon dislike'a rağmen ceza'nın attığı genç sanatçılara destek muhabbeti tiviti beni rahatsız ediyor. ama gelgelelim bunun bir önemi yok. tüm bu süreçte bize güzel eserler veren rap camiasının emekçilerini takdir ediyorum. ama artık bu müziği dinlemeyi bıraktım. allaha emanet ol türkçe rap. kulaklarım olmadan daha güzelsin.