şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: 1900)
  • kahramanımızın, kendini beğenmiş piyanisti, piyanonun tellerinden sigarasını yakarak mort edişi unutamayacağım sahnelerden bir tanesidir...
    sinema eleştirmenlerinden çok iyi yorumlar almamsına rağmen bence oldukça etkileyici giuseppe tornatore filmi.
    (bkz: giuseppe tornatore)
  • garip bir tad bırakan film. muhteşem diyemem, hayatın anlamını bulduğumu hiç söyleyemem ama yine de kötü diyemeyeceğim bir film. en azından neden izledim diye bir pişmanlık yaratmıyor. bunda filmdeki müzik etkili olmuş olabilir, bir piyanistin hayatını anlattığı için film bolca müzikle harmanlanmış vaziyette. film müziğini ennio morricone yapmış bir çok ödül için aday gösterilmiş birkaçını da kazanmış.

    yolcu gemisinde bir kutunun içine bırakılarak terk edilen bebek bir tayfa tarafından bulunup evlat edinilir, ancak çocuk kendisinden alınır diye de bir yere nüfus kaydını yaptırmaz. çocuk herhangi bir yere, ülkeye ait olmadan gemide yaşar. bir gün piyanonun başına geçer ve muazzam şekilde çalar. hep gemide kalır ve hayatını gemide geçirir.

    --- spoiler ---

    işte bu muazzam yeteneğin gemide çakılı kalışının hikayesi. sergen'in bu kadarı yeter deyip yeteneğini dünyaya açmaması gibi.

    --- spoiler ---

    kadın oyuncu rolünün kısalığına rağmen güzel bir meltem esintisi bırakıyor filmde. bir de eski eşyaları alan adama bayıldım. son sahnede güzel bir hikaye eski bir trompetten daha değerlidir deyip max'in arkasından bakakalışı çok hoştu. hayatta bazen öyle insanlar çıkar karşınıza, yolunuz kesişir bir şekilde ve o kısa karşılaşmanın sonunda veda etmek zor gelir insana. kopamazsınız, bir yanınız tutup kolundan kal hemen gitme demek ister, çıkma hayatımdan böyle çabucak... ama ayrılık esastır, geriye tatlı bir dokunuş kalır.

    filmde trompetçiyi deniz tuttuğunda, 1900'ün rahat şekilde gemide gezmesi, sonra çözüm olarak piyanonun başına geçmesi ve frenlerini kaldırıp piyano çalmaya başlaması, piyanonun gemi sallandıkça salon içerisinde daireler çizerek gezmesi, müziğin o muhteşem uyumu ve nereye gittiğine aldırmadan çalmaya devam etmesi güzel bir sahneydi.

    bu arada başrol oyuncusu piyano çalmayı bilmiyormuş, 6 ay boyunca ders alarak piyano çalar gibi oynamayı başarmış. filmdeki ismi ile kayıtlı bir gemi varmış gerçekten ve titanik batarken yakınlarından geçiyormuş.

    bu film ayrıca yönetmenin ilk ingilizce filmiymiş.

    filmden bazı diyaloglar:

    iyi bir hikayeniz ve onu anlatacak bir kişi varsa daha işiniz bitmemiştir.

    and fuck jazz, too!
  • film gerçekten başka bir boyutta hiç sıkmadı, bitmeseydi dedirtti.