şükela:  tümü | bugün
  • taylan esin ve zeliha etöz'ün 1916 yılında yaşanan ankara yangını'nın hiç de doğal bir afet gibi algılanan doğal bir kaza olmadığını ortaya koyan inceleme kitabı. iletişim'den çıktı. türkiye'de de özellikle 1915'ten 1922'ye kadar çıkan yangınları mercek altına alarak 1915 soykırımının da izine düşüyor.
  • birinci dünya savaşı sürerken, ankara'nın azınlık mahallelerinin yandığı yangın. yangın yeri bugünkü hisar parkının bulunduğu bölgedir.

    http://m.radikal.com.tr/…916_ankara_yangini-1374274

    1916'de yaşanan yangın türklerle azınlıkların oturdukları kentin en zengin konut alanını ve iş bölgesini tümüyle yok etmiştir. hisrönü, çıkrıkçılar yokuşu, saraçlar çarşısı, bedesten ve atpazarı’na kadar uzanan korkunç bir yangındı bu. yangın konusunda çok parlak betimlemeler yazmış olan refik halit karay yangını şöyle anlatıyordu: iki gece, iki gün süren bu yangını anlatmak isterim. yangının esrarengiz bir sirayeti vardı. giyindim, seyrine koştum. ben oraya varıncaya kadar sekiz, on ev çoktan kızıl birer kül yığını kesilmişti. bir saate varmadan ateş dört, beş kola ayrılmış, hattâ perendeler atarak damdan dama sıçramaya, mesafeler aşmaya, harikalar göstermeye başlamıştı. hattâ rüzgâr yoktu. fakat bir damla su da yoktu. ateş arttıkça havada mevzii bir rüzgâr hâsıl oldu; tahta parçaları yerlerinden koparak mıncınıkla atılmış gibi vızlayarak gökte bir mitralyöz harbi yapıyordu. sabah olurken yangın sade birçok kola değil, birçok mahalleye de ayrılmıştı. eşya nakline darlıktan dolayı imkan yoktu. insanların güç geçtiği sokaklar, mesela bir piyano veya kanepe ile tıkanıveriyordu. yangından kaçırılan yüz kadar piyanonun sıra sıra dizildiğini gördüm, üstlerine seçme, pahalı halılar serilmişti. birden kocaman yanık bir kütük geldi, aralarına düştü, söndürmeye çalışacak adam yoktu. o kütük bir kundak gibi çeyrek saate kalmadı piyanoları tutuşturdu. ankaranın en kibar mahalleleri, en büyük çarşısı, serveti, refahı çoktan kül kesmişti. yolda saçları dağınık, gözleri ürkmüş ve güzellikleri atmış genç kızlara rastgeliyordum; ellerinde yangından kurtardıkları eşya vardı: lavanta şişeleri, pudra kutuları, kurdele ve dantel parçaları, kadife muhafazalar. çocuklarını kaybeden anaların ise haddi hesabı yoktu. evet, kıyamet o gün ankara’da kopmuştu ve mahşer yeri bugün orası idi. neler görmedim. saçlarından tutuşmuş kadınlar, yolda doğuran gebeler, cübbeleri alev almış hahamlar ve bütün bu kıyamet yerinde, izbe köşeler bulup sarmaş dolaş olan âşıklar. ne garibeler vardı. secdeye kapananlar olduğu gibi sevgililerinin dizlerine tırmananlar ve boynuna kollarını dolayanlar da mevcuttu. eşya çapulculuğu kadar kadın çapulculuğu da revaçta idi. ille kıpkızıl saçları ateşin akisleri altında alevden daha kızıl kesilen bir taze yahudi kızına rastgeldim ki, genç ırkdaşları, üzerine pars gibi bir köşeden atıldılar ve tutunca gözlerimin önünde bir boş evin loşluğuna attılar. işte bu minval üzere, ölenler, sevişenler, aç kalanlar ve susuzluktan bunalanlar ortasında ankara yangını iki gün, iki gece devam etti. nihayet yakacak bir şey bulamadı; söndü. sıra açlığa, susuzluğa, sefalete, perişanlığa gelmişti. yangının ikinci sabahı ankara’nın dörtte üçü ortadan silinmişti. şehrin bütün su yolları bozulmuştu, solfasol’dan su taşıyacak kimse bulunmuyordu. yangın yerlerindeki patlak boru sular ından çocuklar kumlu, kireçli bir iğrenç sızıntı toplayıp testilerle satıyorlardı; bunları içiyorduk; böbreklerimizden yaralıydık. derken hava bozuldu, yangın küllerini savuran sıkı rüzgârlar arkasından yağmurlar yağdı; etraf tepelere kar da düştüğü için soğuk kendisini gösterdi. kumlu ve kireçli sular içmekten böbrek sancısına tutulmuştum, büklüm büklüm kıvranıyordum....

    ayrıca aynı dönemden ve çok benzer sonuçlar doğuran diğer yangınlar için:
    (bkz: 1917 selanik yangını)
    (bkz: 1922 izmir yangını)
  • "yangın 13 eylül gecesi başladı ve ancak 15 eylül sabahı söndürülebildi. 3 gece 2 gün süren yangında şehir merkezinin büyük bir kısmı zarar gördü. bu alanın büyük kısmı, yoğun olarak ermenilerin ve rumların yaşadıkları ve çalıştıkları bölgelerdi. yangında en ağır zararı ise, tehcirden sonra ermenilerin geride bıraktıkları evler ve dükkanlar gördü. yakmak ya da yakana/yanana seyirci olmak; bir göz dağı verme, el koyma, terk etmeye zorlama ve sosyal-kültürel belleği yok etme yöntemi olarak halen sıklıkla kullanılmakta..."

    http://www.hafizakaydi.org/13eylul