şükela:  tümü | bugün
  • *
    1934 yilinda trakyada yasayan yahudilere karsi yapilan saldirilar. konuyla ilgili ozet bilgiyi asagidaki paragrafta okuyabiliriz:

    bu dönemde trakya'da 45 bin civarında yahudi yaşıyordu. ağırlıklı olarak ticaret ve hayvancılık yan sanayi üzerinde egemenlik sağlayan yahudiler bölge ekonomisinin can damarı olan meracılık ve süt ürünleri konusunda ekonomiye hakim olmuşlardı. aynı dönemde cevat rıfat atilhan adlı bir yazar ”milli inkılap” adıyla istanbul'da bir dergi çıkarmaya başladı. eğitimini almanya'da yapan atilhan bir nazi sempatizanıydı. nazi ideolojisinden devşirdiği ”saf kan”, ”saf soy”, ”öztürk” gibi kavramları ilk kez kamuoyunda tartışıyor ve yahudi düşmanlığını körüklüyordu. atilhan'ın çevresinde kümelenen militanlar trakya'da yahudilerin ekonomik üstünlüklerine karşı bir şeyler yapmak gerektiği propagandasına başladıklarında bu sürecin getireceklerini sadece yahudi cemaati gördü. dönemin devlet makamlarına başvurarak bu anti-semit kampanyanın durdurulmasını istediler. oysa iş işten geçmişti. 1934 yılının haziran ayında trakya yahudilerine karşı yaygın bir saldırı ve yağma hareketi başladı. yahudilere ait evler, mağazalar yağmalandı. kadınlara tecavüz edildi. yahudi tüccar ve esnafın dükkanları boykot edildi. 15 bin civarında yahudi evlerini, işlerini bırakıp istanbul'a doğru kaçmaya başladı. önceleri ”yahudileri istemiyoruz” diye slogan atan kitleler sonraları ”hadi, yahudi yağmasına” diye kışkırtılıyordu. başkentin olaylara müdahalesi geç de olsa gerçekleştiğinde sorumluların bir bölümü tutuklandı. ancak ideolojik olarak örgütlenmiş olan ırkçı-turancı çevrelere dokunulmadı. olaylardan ve israil devleti kurulduktan sonra trakya yahudilerinin tamamı israil'e göç etti. yaşanan travma bölge yahudilerinin hiç unutmadığı bir gerçeklik olarak hafızalara kazındı. trakya olayları niçin yaşanmıştı? bu konuda iki görüş var. birincisine göre, ekonomik yaşamda yahudilerin ağırlığını ortadan kaldırmak isteyen bölge burjuvazisi böylesi bir talanla amacına ulaşmıştı. ikinci görüşe göre, savaşın yaklaştığını öngören ankara, türkiye'nin batıya açılan bu kapısında ”yabancı unsurları” tasfiye etmek ve olası bir savaşta ”beşinci kol” faaliyetini önlemek için bir saldırıya göz yummuştu. nedenleri ne olursa olsun, türkiye cumhuriyeti içinde yaşayan vatandaşların etnik kökenleri, dilleri, gelenekleri ve kültürleri nedeniyle böylesi bir saldırıya uğramaları azınlıklar için ilk büyük düş kırıklığı oldu. cumhuriyetle birlikte imparatorluğun ikinci sınıf vatandaşı yerine cumhuriyetin eşit ve özgür vatandaşı olacaklarını öngören azınlıklar bu olayla aidiyet duygularının sarsıldığını hissettiler.
  • internette bile araştırma yapmak istediğinizde çok az bilgiye ulaşabileceğiniz, hasır altı yapılmış trakyanın kara lekesi. olayların aynı çanakale, edirne, kırklareli, uzunköprü ve keşan da aynı anda çıkmış olması kesinlikle planlı bir hareket olduğunu kanıtlamaktadır. olayların arkasında ise 1933 yılında edirne lisesinde öğretmenlik yapan nihal atsız'ın parmağı vardır. bu kişi çıkartığı orkun dergisi ile trakya halkını musevilere karşı kışkırtmıştır. olayların en acımasız bölümü kırklarelinde yaşanmış, bir haham çıırlçıplak soyulup sokkalarda dolaştırılmış ve kızına tecavüz edilmiştir (resmi belgelerde geçmiyor bu son anektod). kırklareli'deki olaylarda bir ölü vardır, musevi vatandaşları korumaya çalışan bir jandarma eri. kubilay teğemen/öğretmen kadar kahramandır ince fikrimce. sonuç olarak museviler bir kaç saat içinde istanbul'a kaçmak zorunda kalmış (sadece uzunköprü'de kendilerine 2 gün süre tanınmıştır), bu kısa süre zarfında tüm varlıklarını ya geride bırakmış ya ra türk ahaliye çok düşük meblağlarla satmışlardır. günümüzde trakya'nın zenginleri diye geçen kitlenin büyük bir bölümü işte böyle zengin olmuşlardır. bunu böyle bilmek ve onlara bu gözle bakmak gerekir sanırım. ayrıca eksi sözlüğün böyle kenarda köşede bir olaya dahi üç entry ile parmak basmış olması takdire değerdir.
  • (bkz: nihal atsız)
  • tarih ve toplum dergisi ciltlerinde bu konuya ilişkin ayrıntılı bilgiler bulmak mümkündür. takriben 1996/98 yılları arasındaki sayılar..
  • modern turkiye cumhuriyeti tarihinin en buyuk yuzkaralarindan ve utanclarindan biri olan lozan anlasmasinca haklari garanti altina alinmis bir irki topluca ekonomik, sosyal, gundelik yasamdan silme amacini tasiyan yakin tarihimizin hep gizlenen, bilinmeyen, ogretilmeyen antisemitist, yagmaci olaylar silsilesi. ikinci dunya savasi oncesi artan yahudi dusmanliginin turkiye versiyonudur. olaylarin trakya bolgesinde yasanmasi ise benim icin ayri bir uzuntu kaynagidir.

    konuyla ilgili rifat bali'nin aciklayici bir makalesi icin: http://www.anarres.net/yah/tr/trol6.html
  • trakyada artık pek konuşulmayan, benim gibi 20-25 yaşları arası gençlerin çoğunun bilmediği bir olaydır..belki de yahudi kalmadığı için
  • 1915 ermeni katliamı ve 6-7 eylül 1955 olayları gibi bu "olay" da kimi milliyetçiler tarafından haklılık payesine büründürülmek istenmiştir. sadece yahudilerin "ekonomik üstünlüğü" propagandası ile değil; nasıl ermeni katliamında ermenilerin "çoğunun" silahlı olduğu (dikkat edilirse "çoğu" diyorum), veya 6-7 eylül olaylarında "atatürk'ün evinin bombalandığı" dezenformasyonu yapıldıysa, burada da aynı olay geçerlidir bir biçimde: trakyalı olan büyüklerimden öğrendiğime göre yani tanıklıklarla birlikte "sözlü tarih" disiplinine bakarsak, 1934 yılında "birileri" tarafından "yahudilerin tünel kazıp türkleri evlerinde boğazladığı" propagandası yapıldığını öğreniriz. tabiî bu konuda hiçbir görgü tanıklığı ya da devlet arşivlerine geçen bir bilgi yok. ancak propaganda büyük ölçüde başarı kazanıp bu olaya da "haklılık" kazandırılmış.

    bu yüzden, bu olaylar hakkında konuşmak için, önce bu dezenformasyonla mücadele etmek zorundayız "maalesef." tıpkı diğer olaylarda olduğu gibi... ya da bunları hallettik diyelim, bu sefer yedek propaganda biçimi şudur: "yoksa trakya yahudilere mi veriliyor?" bu tip propagandacılara göre türkiye'de olan "yabancı düşmanı" olaylardan, linç girişimlerinden ve katliamlardan bahsetmenin arkasında kesinlikle bir "art niyet" vardır. yahudiler tazminat isteyebilir, üstüne üstlük toprak da talep ederler bunlar...

    halbuki, -boğucu belge ve arşiv dökümanlarından ziyade- bu olayların konuşulmasıyla türkiye tarihi hakkındaki önyargılar dağılabilir, olayların sebep ve sonuçları çıkarılarak türkiye'nin nasıl bir devlet aklıyla yönetildiği anlaşılabilir. . ama olmaz ki, bunu yapanlar siyonist yalakasıdır ne de olsa...

    edit: bir düzelti yapayım. reginleif, bir edirneli olarak hiçbir trakyalı büyüğünden "yahudilerin tünel kazıp türkleri evlerinde boğazladığı" propagandasını duymamış. sanırım bu da, pek inandırıcı veya yaygıın olmadığı anlamına geliyor.
  • 1934 yılının haziran ayının son günlerinde trakya kentlerinde yerleşik yahudilere karşı girişilen yağma teşebbüsü tarihimizde "trakya olayları" adı altında mal oldu. olaylar sonucunda trakya yahudilerinin büyük bir kesimi butun mal ve mülklerini geride bırakarak istanbul'a kaçtı. hükümetin, geç de olsa, duruma el koymasıyla olaylar kontrol el altına alındı, tahrikçiler ve elebaşları yakalandı. bu olaylar hakkında ayrıntılı incelemeler yayımlandığı için bu makalede, şimdiye kadar incelenmemiş olan kaynaklarda yer alan yeni bilgilere yer verilecek, böylece de mahiyeti henüz tam açıklığa kavuşmamış bu hadiseye biraz daha ışık tutulmaya çalışılacaktır.

    trakya'daki haleti ruhiye ve tahrikler

    trakya olaylarının meydana gelişinde nihal atsız'ın ne kadar etkili olduğu şu ana kadar yayımlanmış incelemelerde yeterince vurgulanmamıştır. atsız 31 temmuz 1933 tarihine kadar malatya'da türkçe öğretmenliği yaptıktan sonra edirne erkek lisesi'ne edebiyat öğretmeni olarak atandı ve 11 eylül - 28 aralık 1933 tarihleri arasında bu görevde bulundu. edirne'de iken orhun dergisini yönetmeye başladı. atsız, edirne'de öğrencileri ve halkı nezdinde büyük rağbet gördü. hayranları arasında trakya olaylarında "büyük hizmetleri geçmiş" olan körmutlu ibrahim ağa da yer aldı. atsız'ın edirne'deki öğretmenliği sırasında öğrencisi olan mehmet orhun bunu şöyle ifade etti: "o zamanlar savaşların pekiştirdiği (körmutlu) ibrahim ağa, kendisinden daha genç, 28 yaşındaki atsız beğ'in başta gelen takdirkarlarından idi". atsız, edirne öğrencileri arasında çok sevildiğinden görevi sona erip edirne'den ayrıldıktan sonra bile orhun dergisi edirne'de rağbet görmeye devam etti. mehmet orhun bunu şöyle ifade etti:

    "orhun'un ilk sayısı edirne'ye geldiği zaman istanbul'dan çok edirne'de satılırdı. bu sınır kentinde büyük heyecan uyandırırdı. orhun istanbul'dan doğrudan müşir konağı karşısındaki kitapçı şevki efendi'ye gelir, oradan da bütün edirne'ye dağıtılırdı. bir dağıtıcı da lise'nin giriş kapısına kadar gelir, orada satardı. girişin demir parmaklıklı kapısı kapanır, dağıtıcıdan dergi teker teker alınırdı. her ayın beşinde dergi geldikçe kapışılmak için talebelerin hücumuna uğrar demir parmaklıklar zorlanırdı. atsız beğ'in oturduğu üst kat, bizim evin karşısında olduğundan her vakit kendisini görürdüm. geceleri solgun lambasının ışığı altında geç vakitlere kadar orhun'un provalarını tashih ederdi. orhun'un yazıları hepimizi etkilemişti. ben her sayıyı aldıkça herkese duyururcasına okur, kendi çevreme de yayardım. bilhassa eniştem körmutlu ibrahim ağa, atsız beğ'in orhun'daki ilk yazısını okuduğunda 'bu büyük bir insandır' dedi. her sayı çıktığında benden atsız beğ'in yazılarını okumamı isterdi."

    atsız edirne'de öğretmenlik yaptığı kısa süre zarfında yayımlarıyla yöre halkını yahudilere karşı başarılı bir şekilde kışkırttı. bu kışkırtmanın ilk izlerine atsız'ın 1933 yılının son aylarında çanakkale'ye yapmış olduğu bir gezi sonrasında kendi kalemiyle naklettiği gezi izlenimlerinde görüldü: "öğleye kadar çanakkkale'yi gezdik. türk tarihinde büyük bir dönümünün, şanlı bir müdafaanın, insanlığın gücü üstündeki kahramanlıklarının remzi olan bu şehir, ne yazık ki tam bir türk yüzü göstermiyor. şehirde ne kadar çok yahudi, ne kadar çok çingene, ne kadar da rum bozuntusu var!.. buradaki yahudi de her yerde tanıdığımız yahudi'dir. sinsi, küstah, zelil, korkak, fakat fırsat düşkünü yahudi; yahudi mahallesi her yerde olduğu gibi burada da çığırtkanlığın, gürültünün ve levsin merkezi..... çarşıdaki dükkanların lehavalarını okuyoruz. onda dokuzu bizi sinirlendiren nankör ve kahpe milletin isimlerini taşıyor. kuvvetli olduğumuz zaman karşımızda köpekçe yaltaklanan, bozgun çağlarımızda küstahlaşıp düşmanlarımızla birleşen tarihin bu hain ve piç milletini artık aramızda yurttaş olarak görmek istemiyoruz. cihan savaşında düşmanlarımıza casusluk eden ve bezirganlıklarıyla kanımızı emen yahudi, tarihin hep iki yüzlü yahudi'sidir. kurtuluş savaşında bursa'ya yunanlılar girerken kocaman bir yunan bayrağıyla onları karşılayan, fakat türkler bursa'yı geri alırken aynı bayrağı ordumuzun ayakları altına seren yine bu vatansız yahudidir. istanbul'da tımarhanelik bir çılgın, sevdiği bir yahudi kızını öldürdüğü zaman, kızın cenaze merasimini türklere düşmanlık nümayişi şekline sokan ve hatta türk ordusuna uşaklık eden (çünkü yahudi hiçbir zaman asker olamaz) askeri üniformalıları da dahil olduğu halde "kahrolsun türkler" diye bağıran aynı hain yahudidir. türk'e düşmanlık bu yahudilerin irinden kanına o kadar işlemiştir ki vaktiyle katliamlarla ispanya'yı ve zaman zaman kırgına uğradıkları rusya'yı kendilerine koruyucu bilecek kadar ileri gitmişlerdir. sanki türkiye miskin ispanya'dan veya salak rusya'dan korkacak da yahudiler hakkında yaptığı tazyiki gevşetecekmiş gibi...

    evet yahudi şimdiye kadar hiçbir kötülük görmediği türk'e düşmandır. çünkü onun mayası yahudilik, yani kahpeliktir. türkeline "eroin"i dost (?) bir milletin erkanı harbiyesi sokuyor, onun türkiye'deki komisyonculuğunu da ermeni ve bilhassa yahudi vatandaşlar yapmıyor mu? büyük atalarımızın değerli savlarını unutmıyalım. onlar, yahudi'den yumurta alan içinde sarısını bulamaz demişlerdir. bu yahudi'nin hilekarlığını açığa vuran büyük bir hikmettir."

    çanakkale'yi ziyareti sırasında büyük anafarta köyüne de uğrayan atsız yemekten sonra köyün nüfus ve hasılat defterlerini inceledi ve izlenimlerini şöyle aktardı:

    "büyük anafarta köyünde 104 ev ve 504 kişi vardı. bunlardan üçü yahudi idi. bunu haber veren muhtarın yüzünde o kadar derin bir yas görünüyordu ki... yahudi'nin ne iş gördüğünü sorduk: 'bakkal' dedi. hepimiz acıyla irkildik. hala mı sen bezirgan? hala mı türk'ü maddi olarak kemirmeğe yeltenmektesin. ama iyi bil ki bu senin son kımıldanışındır. artık ne türk şehirlisi ve ne de türk köylüsü daha doğrusu damarında temiz türk kanı taşıyanlar senin elinde oyuncak olmıyacaklardır. işte senin köyündeki fazlalığından, mikropluğundan kederle bahseden köylü... sanır mısın ki bu, seni daha uzun zaman topraklarında barındıracaktır."

    atsız'ın, gözlemlerini dile getirirken kullanmış olduğu üslubun tahrikçi ve ırkçı özellikleri bir an için gözardı ederek meseleye bakıldığında, şikayetinin özünü teşkil eden yahudi tüccarların çanakkale'nin ticari faaliyetlerine hakim olmuş olmaları olgusu aslında gerçekten çok fazla uzak olmayan bir durumun tesbiti oldu. bu tesbitin gerçeğe oldukça yakın olduğunun teyidi trakya'daki olayların meydana gelmesinden yaklaşık iki ay önce vakit gazetesinde yayımlanan çanakkale menşeli bir haberde rastlandı:

    "bugün -bila mübalağa söyliyebilirim ki- çanakkale vilayeti iktisadi cepheden tamamiyle yahudilerin eline geçmiştir. bütün köyler ve hatta şehir halkı bile bu bir avuç beni israil'in esareti altına girmişlerdir. iki yüz bin nüfusluk koca bir vilayet, bu bezirganların elinde inlemektedirler.

    işte icra dairesinin dosyaları meydandadır! bu dosyalar içinde en çok alacaklı olanlar yahudilerdir. bezirganlar 60 liralık senetleri 300 liraya çıkarmışlardır. köylerde bütün tarlalar yahudilerin eline geçmiştir. köylüler bu tarlaları icarla kullanmaktadır. özbek çiftliği de yahudilere satılmakta iken yanlış bir muameleden dolayı durdurulmuştur!

    hükümetimiz buradaki alım satım muamelerinin içyüzüne bakmalıdır. bunların çoğu zavallı halkın bir kaç bezirgana hile yüzünden borçlanmasından dolayı mallarının yok pahasına satılmasından başka bir şey değildir! köylülerimizin muhtekirlerden kurtulmaları lazımdır.

    iki seneden beri bura icra memurluğunda bulunan izzet bey'in kanunun şümulü dairesinde halkın hukukunu muhafazaya çalışmakta olduğunu haber aldım. fakat, ne de olsa onun bu gayretleri köylüleri kurtarmağa kafi gelemez. bu işler ancak hükümetimizin şedit bir tedbiri ile hallolunabilir."

    bu haber vakit'de yayımlandıktan hemen sonra cevat rıfat atilhan'ın yayımlamakta olduğu milli inkılap dergisi tarafından iktibas edilmesi üzerine vakit başyazarı mehmet asım (us) kendi gazetesinde yayımlanan bir haberin milli inkılap tarafından iktibas edilmesinden rahatsızlık duydu, konuya müdahele etme ihtiyacını hissetti ve şu yorumda bulundu:

    "türk efkarı umumiyesinde almanya'da olduğu gibi yahudi düşmanlığı telkin etmeğe çalışan mecmuanın ikinci sayısında vakit'ten alınmış bir mektup var. çanakkale'de yahudi murahabacılarından şikayet için yazılmış olan bu mektuptan da istifade edilmek isteniliyor.

    vakit'e çanakkkale'den yazılmış olan bu mektupta mevzuu bahsolan şikayetler tamamiyle varit olabilir. fakat ferdi ve mahalli çerçeve dahilinde mütalaa edilmek icap eden hadiseleri ne kadar çirkin olursa olsun bütün bir kütleye malederek hepsini birden mesul tutmaya çalışmak doğru değildir. eğer vakit'e yazı yazan zat mektubunda bu umumi kaideye riayet etmemiş ise onun da hataya düşmüş olduğunu kabul etmek lazım gelir.

    vakit'in neşriyatına taaluk eden bu noktayı bu suretle tespit ettikten sonra türk milliyetperverliği ile yahudi düşmanlığı arasında bir münasebet bulunup bulunmadığını gösterelim.

    bu defa neşriyat yolu ile ortaya çıkan yahudi düşmanlığı bize almanya'dan geliyor. almanya'daki hitler hareketi memleketimizde -her halde muhtelif sebepler altında - akisler uyandırıyor. şurada burada yahudi düşmanlığına meyledenler görülüyor." asım us bu tespitte bulunduktan sonra almanya'da hitler'in önayak olduğu alman milliyetçiliği ile kemalizmi karşılaştırdı. alman milliyetçiliğinin "ırk nazariyesini bir nevi süzgeç" gibi kullanan "tahlilci" bir milliyetçilik, türk milliyetçiliğinin ise "terkipçi" bir milliyetçilik olduğunu belirtti ve türk milliyetçiliğinin almanmilliyetçiliğine kıyasla olan üstünlüklerini şöyle vurguladı:

    "türk milliyetçiliği ise türkiye'deki müteferrik anasırı camia haricine atmak değil, temsil etmek için ırk nazeriyesinden istifade ediyor. gene bunun için din meselesinde laik olduğunu aleme ilan ediyor. diğer unsurlardan olduğu gibi yahudilerden de türk harsını benimsemelerini istiyor. yahudileri türkçe konuşmağa teşvik ediyor. çocuklarını türk mekteplerinde öz evlatları gibi okutmalarını şart koşuyor. türk harsını benimseyen, türklükle iftihar eden, türk vatanının ve ülküsünün yükselmesine çalışan, türk kanunlarına severek itaat eden yahudileri öz türklerden asla ayırmıyor."

    asım us'un itidal telkin eden bu yazısı pek yararlı olmadı. trakya olaylarının vuku bulmasından sonra zaman gazetesi de trakya'daki yahudi tüccarların yerel esnafa yüksek faizle borç para vermelerinin bölge halkında yaratmış olduğu infialin, olayların meydana gelmesinde etkili olduğunu belirtti:

    "bir lokma ekmek, büyük milletleri bile yekdiğerinin boğazına sarılmağa mecbur ederse, artık fertleri ne kadar birbirine düşürmez, bunu tahmin etmek pek kolaydır. kaldı ki, yalnız iktisadiyattan dolayı türkler hiçbir unsurun aleyhinde olamazlar. fakat bunun için iktisadi hayatta faaliyet gösterenlerin hareketlerinin de meşru olması şarttır." zaman bu tespiti yaptıktan sonra yahudi tüccar ve esnafın artık kenara çekilip türk tüccarlara yer açmaları gerektiğini yanlış anlamaya mahal vermeyecek bir lisanla ifade etti:

    "meselenin ehemmiyetine binaen kelimeleri bile tarta tarta yazdığımız şu satırlardan maksadımız, musevilerin bu nazik noktaya nazarı dikkatlerini celbetmektir. türklerle iyi geçinmek kadar kolay birşey yoktur. türkler dünyanın en alicenap milletidir. en mütevazi türkün bile mertliğine, sehavetine, efendiliğine müracaat edildiği vakit kendisinden alınmayacak bir şey yoktur. fakat türk'ün, dünyada hiçbir millete nasip olmayan bu hasleti civanmerdanesi de ilanihaneye suistimal edilmemelidir. çünkü nihayet bu memleketi felaket zamanlarında kurtarmak için canımızı veren biziz, kanımızı düken de biziz, şu halde nimetlerinden de yine bizim istifade etmemize müsaade olunmasını istemek, zannederiz, hem hakkımız, hem de vazifemizdir."

    atsız 1934 yılının mart ayında orhun dergisinde yayımladığı "komünist, yahudi ve dalkavuk" yazısında da yahudilere karşı kinini sürdürmeye devam etti:

    "türk milletinin dışarki düşmanları bütün dünyadır. bunu tarih bize ebedi bir öğüt halinde hikaye eder. içerki düşmanları ise üç tanedir: komünist, yahudi ve dalkavuk. komünist, vicdanını yahudi "marks"a satmış olan vatansız serseri demektir. (...) ikinci düşmanı yahudi'dir. onun allahı paradır. o, cebine birkaç para koyabilmek için gölgesinde yaşadığı bayrağı satmaktan çekinmeyen namussuz bir bezirgandır. hangi memlekette oturuyorsa oranın düşmanıdır. fakat bu düşmanlığını açıkça değil yüze gülerek, tezellül ederek yapar. yahudi mayi gibidir. derhal bulunduğu kabın şeklini alır. yer yer kurulan yahudileri türkleştirmek cemiyetleri bu zelil poltikanın neticesidir. bununla cihan savaşında düşmanlarımıza casusluk ettiklerini, mütarekede türklüğü tahkir ettiklerini unutturmak isterler. hatta daha ileri giderek kendilerine türk adları takarlar. yahudi iki türlüdür. biri asıl yahudi'dir, bu dilinden tanınır. biri de yahudi dönmesidir. bu dilinden tanınmaz. bunu tanımak için yüzünün mütereddi yahudi hatlarına dikkatle bakmak lazımdır. yahudi'yle yahudi dönmesinin hiçbir farkı yoktur. biri "biz yahudiler" derse öteki de "siz türkler" der."

    nihal atsız'ın olayların meydana gelmesinden bir ay önce 0rhun dergisinde yayımladığı musa'nın necip (!) evlatları bilsinler ki!" makalesi de trakya yahudilerine bir diğer ihtar oldu. aynı makale cevat rıfat atilhan'ın yayımladığı milli inkılap dergisinde de iktibas edildi.

    asım us'un milli inkılap ve orhun dergilerinin antisemit yayımlarını telin eden ve kemalizm'in alman milliyetçiliğine hiçbir benzer yanı olmadığını vurgulayan başyazısına rağmen bu yayımlar yöre halkını kışkırtmada oldukça başarılı oldular. uzunköprülü eliezer kaneti anılarında 1930 yılından beri trakya'da zaten mevcut olan olumsuz havanın nihal atsız ve cevat rıfat atilhan gibi yazarların tahrikleriyle nasıl gelişip serpildiğini şöyle tasvir etti:

    "bu dönemde almanya'da yahudi aleyhtarlığı gelişmekte ve yahudilere karşı girişilen eylemler çoğalmakta ve tüm avrupa ülkelerine hızla yayılmaktaydı. avrupa'dan bizlere ulaşan gazeteler yahudiler aleyhinde olumsuz propagandalar ile dolu idi. durumdan yararlanmak isteyen sağcı ve milliyetçi bir topluluk yahudiler aleyhine propagandaya başlamaları ve halkı etkileme çabasında bulunmaları sonucu, olumsuz olaylar vukua gelmeye ve yahudi toplumunun yaşam düzeni tehlikeye girmeye başlamıştı.

    ilçemizdeki yahudi tüccarların borsada serbest alım-satım yapmaları kısıtlanmış ve koşula bağlanmıştı. babam serbest fırka başkanı ile iş ortağı idi. bugün netanya'da yaşayan ağabeyim ise halk partisi başkanının yeğeni ile iş ortağı bulunuyordu. bu ortaklık durumu nedeniyle ailemiz "eşraftan" nitelenirdi. bununla beraber avrupa ülkelerinde yahudiler aleyhinde gelişen eylemlerin etkisi altında kalarak israil'e göç etme düşüncesi her gün biraz daha kuvvet bulmaktaydı. tarihte "trakya olayları" diye anılan 1934 yılında vukua gelen olaylardan tahminen bir yıl önce ailece istanbul'a göç ettik."

    atsız'ın öğrencisi mehmet orhun da 1930-1934 yıllarının edirne'sini anlatırken trakya olaylarına değindi, atsız'dan ve orhun dergisinden şöyle söz etti: "o tarihlerde atatürk'ün "ne mutlu türk'üm diyene" ve kuvvayı milliye ruhu dipdiri ve revaçta idi. milli iktisad'ın temelleri atılıyordu. bütün memleket sathına yaygın olarak "yerli malı kullan hareketi" ile yabancıların türkiye üzerindeki iktisadi baskısının kaldırılmasına girişilmişti. yukarda işaret ettiğim gibi trakya umumi müfettişliği'nce yürütülmekte olan faaliyetlerin bir kısmı da yahudilerin trakya iktisadiyatındaki hakimiyetine son verme gayesine yönelikti. bu sırada orhun'un beşinci sayısındaki atsız beğ'in yahudiler hakkındaki makalesi de tam zamanında çıkmıştı. 1934 haziran ayı içinde kırklareli, edirne ve tekirdağ'da yahudilere karşı önce türkçe konuşma mecburiyeti, sonra mallarına karşı boykot ve nihayet göçe zorlama hareketine geçildi. bu harekete bütün ehali katılmış ve tarkya kısmen de olsa yahudilerden arınmıştı. bu temizlikte (körmutlu) ibrahim ağa'nın büyük hizmeti geçmişti".

    trakya halkını tahrik eden sadece atsız olmadı. bizzat atilhan da yayımladığı milli inkılap dergisinin olayların meydana gelmesinde etkili olduğunu itiraf etti: "1934 senesi temmuz başlarında milli inkılap gazetesiyle yapmış olduğum samimi ve heyecanlı neşriyat, bir akalliyet tarafından çeşitli hilelere maruz kalan trakya ve boğazlar halkını haklı olarak heyecanlandırmış ve 3 temmuz'da başlayan bir muhacerat hareketi ile trakya ve boğazlar'daki yahudiler bir anda ve her türlü vasıtaya müracaat ederek istanbul'a üşüşmüşlerdir."

    o dönemi yaşamış sabetay leon'a göre olayların meydana gelmesinde cevat rıfat atilhan ve dönemin basınında hiç adı geçmemiş olan trakya eski müfettişi manisa milletvekili sabri toprak'ın kışkırtmaları da neden oldu.

    trakya olaylarının seyri

    olayların meydana geldiği tarihlerde trakya bölgesiyle çanakkale boğazının askeri açıdan tahkim edilmesi için faaliyetlere başlandı. trakya bölgesinde üç milyon ton ham yün alımı, mekanize bir askeri birliğin kurulması gibi ciddi faaliyetler görüldü. bu askeri faaliyetler sırasında resmi makamlar yörede yaşayan azınlıklara güven duymayıp muhtemel casusluk faaliyetlerini önlemek için bölgeden ayrılmalarını güvenlik açisindan şart gördüler. yahudileri trakya'dan tahliye etme kararı önce onları korkutarak bölgeyi kendiliklerinden terk etmelerini sağlamaya çalışmak şeklinde oldu. amerikan şirketlerinin trakya bölgesindeki temsilcilerinin çoğu yahudi tüccarlar idi. bu tüccarlar, bayileri oldukları amerikan şirketlerine başvurup yaşadıkları kenti acilen terk etme emri aldıklarından bayiliklerinin kendilerinden geri alınmasını istediler.

    21 haziran 1934 tarihinde bin beş yüz kişilik yahudi nüfusuna sahip çanakkkale'deki yahudilere karşı saldırı, şantaj, yağma ve boykot girişimleri meydana geldi. yahudilere ait mağazaların önünde nöbet tutularak halkın o mağazalardan alışveriş yapması önlendi. kentin yahudi ileri gelenlerine kenti terk etmemeleri halinde öldürüleceklerini ifade eden tehdit mektupları yollandı. vali ve chf il başkanı polise ve jandarmaya yahudilerin mallarını koruma altına almayı emrettiler, ancak polis ve jandarmaların mevcudiyetine rağmen yahudilere karşı sataşmalar ve tacizler devam etti. yapılan telkinler ve tehditler sonucunda 25 haziran 1934 tarihinden itibaren çanakkale ve trakya'daki yahudiler bu bölgeyi kitlesel olarak terk etmeye başladılar. alelacele kaçmak zorunda kaldıklarından dolayı da gayrimenkullerini de değerlerinin çok altında fiyatlara elden çıkarmak zorunda kaldılar.

    yunanistan'ın edirne konsolosu 3 temmuz tarihli raporunda çanakkale'de durumun her gün daha kötüye gittiğini, yahudi esnaf ve tüccarların mağazalarını kapamaları için tehdit edildiklerini bildirdi. tehdit edilenler arasına yunan uyruklu iki yahudi esnafın da yer alması nedeniyle, konsolos, bu kişilerin korunmasını talep etmek üzere çanakkale emniyet müdürü'nü ziyaret etti. emniyet müdürü olaylardan hiçbir şekilde haberi olamadığını iddia etti. konsolos kentteki osmanlı bankası şubesini de ziyaret ettiğinde bankanın paralarını çekip hesaplarını kapatmak isteyen yahudilerle hıncahınç dolu olduğunu gördü. yunan konsolosu raporunda çanakkale'de yaşayan 7000 ile 8000 yahudi'nin kentten kovulmaları kararının halkevi tarafından verildiğine inandığını belirtti. konsolos bir gün sonra hazırladığı ikinci raporunda durumun gittikçe kötüleştiğini ve yüzlerce yahudi'nin kenti terk etmekte olduklarını yazdı. ankara'daki yunanistan büyükelçiliği'nden kentten kaçmakta olan yunan uyruklu yahudilere yunan pasaportu verebilmek için yetki istedi. italya'nın edirne konsolosu da italyan büyükelçiliği'nden kaçmakta olan italyan uyruklu yahudilere yardım etmesi, hatta ödünç para vermesi için talimat aldı.

    28 haziran ila 4 temmuz tarihleri arasında çanakkale, keşan, uzunköprü, kırklareli ve edirne'de yaşayan yahudilere karşı aynı anda saldırılar meydana geldi. çanakkale ve keşan'da yaşayan otuz ila kırk yahudi ailesine şehri 24 saat içinde terk etmeleri emredildi. bunun üzerine yahudi aileleri buralardan atar topar kaçtılar. aynı emirle karşı karşıya kalan uzunköprü'deki yahudiler üç günlük bir ek süre temin edebildiler ve bu üç süre zarfında ellerindeki malları ve gayrimenkulleri satmaya çalıştılar. en kötü olaylar kırklareli'nde meydana geldi. kırklareli'nde yaşayan yunan uyruklu yahudi tüccar aaron samuel kazes 3 temmuz 1934 akşamı saat 21.30'da yahudi mahallesindeki evlerin bir grup lise öğrencisi tarafından taşlanmaya başlandığını gördü. bu öğrenci grubuna halk ve silahsız askerler de katıldılar. son derece saldırgan hale gelen bu kalabalık yahudilerin evine hücum ettiler, kapıları kırıp evleri yağma ettiler. bu saldırıda altmışbeş ev yağmalandı, bir jandarma eri öldürüldü. silahla tehdit edilen kırklarelili bir yahudi tüccar binbeşyüz lira değerindeki gayrimenkulunu elli liraya satmak zorunda kaldı. yağmacılar, üç-dört saat boyunca her türlü şiddete başvurdular. yahudileri bıçakladılar, dövdüler ve kadınlara tecavüz ettiler. bu saldırı ertesi gün de devam etti. saldırganlar kırklareli hahamını yakalayıp çırılçıplak soydular ve sakalını kestiler. yağmacılar bazı genç kızların yüzüklerini almak için parmaklarını kestiler.

    edirne'deki olaylar ise şöyle seyretti. resmi makamlar edirne mezbahasında hahamlar nezaretinde yahudi şeriatına uygun bir şekilde yapılmakta olan et kesiminin devam etmesini yasakladılar. yahudi işçilerin işlerine gitmelerini önlediler. yahudi tüccar ve esnafa ait işyerlerinin boykot edilmesini kolaylaştırdılar ve boykota göz yumdular. paniğe kapılan yahudiler bu durumu vali'ye şikayet ettiler. vali kendilerine bu davranışlarda olağanüstü bir durum olmadığını, edirne halkının yahudilerin edirne'den ayrılmalarını istediğini ve dolayısıyla yahudilerin kenti terk etmelerinin daha doğru olacağını söyledi. cevat rıfat atilhan da vali'nin bu kayıtsız tavrını teyit etti: "o tarihte edirne valisi olan salim özdemir beğe müracaat eden bazı yahudiler:

    - "halk bizi istemiyor" demişler ve şu cevabı almışlardır:

    - "halk beni de istemezse hemen çekilir, makamımı terk ederim."

    o esnada edirne'de bulunan trakya mülkiye müfettişi ibrahim tali bey'in ve halk partisi başkanı ibrahim akıncı bey ehalinin bu harekette haklı olduklarını ifade etmişlerdi."

    olaylar sırasında edirne'den kaçıp sınırı geçerek yunan topraklarına sığınan edirneli bir yahudinin anlattıklarına göre bir grup saldırgan 2 temmuz 1934 günü ellerinde taşlar, sopalar ve "yahudilere ölüm!" haykırışlarıyla edirne'deki yahudi mahallesini bastı, yahudilere ait mağazaları, evleri yağmaladı, tahrip etti ve yahudileri dövdü. yahudi mahallesinde tasviri imkansız bir dehşet ve panik havası hakim oldu. baskını yapanlar evleri ve mağazaları yağmalarlarken yaralı yahudiler sokaklarda inliyorlardı. edirneli yahudilerden parası olup bilet alabilmiş olanlar trenle istanbul'a kaçtılar. parası olmayan fakir halk ise açık arazide konaklamak veya yunan sınırına doğru yaya kaçmak zorunda kaldı. kaçamayıp edirne'de mahsur kalmış olan az sayıda yahudiler de dehşet içinde saklandılar. edirne'de yahudilere karşı sert bir boykot uygulandı. gıda satıcılarına yahudilere yiyecek satmamaları tembih edildi. fırıncılar yahudilere ekmek satmayı reddettiler. bazı yahudi aileler bir somun ekmeği beş liraya satın alabildiler. polis 3 temmuz 1934 günü edirne yahudilerine kenti 48 saat içinde terk etmelerini emretti. bu kişilerin çoğunluğu tüccar ve esnaf olup ellerinde hemen tasfiye edemeyecekleri mal stokları mevcut olduğundan bu stokları terk etmek zorunda kaldılar. birçoğu da veresiye ticaret yaptıklarından müşterilerinden olan alacaklarını, verilmiş olan bu süre zarfında tahsil edemediler, böylece ağır maddi kayıplara uğradılar.

    şükrü sökmensüer ile cihad baban arasında trakya olaylarının müsebbibi tartışması

    olaylar meydana geldikten ondört yıl sonra gazeteci cihad baban ile içişleri eski bakanı ve chp gümüşhane milletvekili şükrü sökmensüer arasında cereyan eden bir kalem kavgasında cihad baban, trakya olaylarına da değindi ve olayların müsebbibi olarak şükrü sökmensüer'i gösterdi:

    "bazı vatandaşlar ırkçılığı bir fikir olarak kabul etmişler ve bu fikir uğrunda kanaatsiz insanların anlayamayacakları ıstıraplara katlanmışlardır. fakat gerek ırkçı ve gerek nasyonal sosyalist doktrinlerini müdafaa eden vatandaşlardan hiçbirinin bu memlekette aksiyona geçtiği sabit olunmamıştır. biri müstesna!... 1934 veya 1935 senesinde şükrü kaya içişleri bakanı iken trakya'da birdenbire yahudilere bir baskın verilmişti. kırklareli'nde haham efendi'nin evine girip kızının ırzına geçmişlerdi. evler soyulmuş, kadınlara tecavüz edilmişti.

    hatırlarsınız! çanakkale'den, edirne'den, kırklareli'nden yahudiler ellerindeki malları yok pahasına satarak veya sokaklara dökerek bu taraflara hicret etmişlerdi. işte o tarihten sonradır ki, edirne'de emniyetli bir istikrar havası tesis edilemedi. musevi vatandaşlarımız o taraflara sermayelerini götürmez oldular, o memleketleri tahliye ettiler.

    hükümet bu taşkın hareketi güç bela durdurdu. kimdi biliyor musunuz? bu yahudi mezalimini yaptıran kimdi? almanya'daki nasyonal sosyalizmi bu memlekete tek başına tatbik ettiren, ettirmeğe teşebbüs eden adam. trakya umumi müfettişliği başmüşaviri: şükrü sökmensüer!"

    tasvir şükrü sökmensüer'in bu iddiaları reddeden karşı cevabını yayımladı. cihad baban da yayımlanan cevapta yer alan her karşı iddiaya cevap verdi. şükrü sökmensüer'in cevabı şöyle oldu:

    "edirne'de bir yahudi hadisesi olmuştur. oluş tarihi 1934'dür. bu hadisenin en büyük ve tek muharriki hitler ve nasyonal sosyalizm eseri ve onun müellifi olan cihad baban'dır. bu eser 1933 yılında basılmış ve intişar etmiştir. bu eserin meydana çıkışına kadar bu memlekette yahudi aleyhtarlığı diye umumileşmeğe mütemayil bir hareket olmamıştır. vakta ki, sayın cihad hikmet (bugünkü adıyla cihad baban)ın hitler ve nasyonal sosyalizm eseri nazizmi ve nazizmim şiddetli yahudi aleyhtarlığı prensiplerini ve trakya ile hemhudut bulgaristan'da da yahudi aleyhtarlığının alıp yürüdüğünü memleketin dört bucağına yaymıştır ki, bu yayılma ilk defa şüphesiz ki istanbul'a çok yakın muhitlerde olmuştur; trakya muhitinin bunun tesirinden mahfuz kalmasına olanak yoktu. bu eserin yahudi aleyhtarlığını körükliyen telkinleri günden güne vatandaşlar arasında dalgalanmış, nihayet trakya muhitindeki yahudilerin, ürkerek istanbul'a çekilmelerine yol açan olay vukua gelmiştir. şimdi ben burada bu hadisedeki tarzı hareketimi sarahaten açıklayacağım. hüküm, vatandaşlarımındır. bu hadise patlak verir vermez, o zaman yalova'da bulunan rahmetli atatürk ve ankara'da bulunduğunu hatırlayabildiğim büyük inönü derhal harekete geçerek zamanının içişleri bakanı'nı ve emrindeki bir teftiş heyetini trakya'ya gönderdiler. meseleyi inceden inceye tetkik ve tahkik ettirdiler. işte bu tahkikatın devamı sırasında bir akşam üstü evimde iken kapı çalındı. edirne'nin yahudi ileri gelenlerinden mürekkep bir heyet beni ziyarete gelmişlerdi. bu heyet bana şöyle söyledi:

    'içişleri bakanı bizleri tekrar tekrar dinledi ve yahudi hadisesinin müsebbipleri ve cereyan tarzı hakkında sualler tevcih etti. bu hadisenin sizin aldığınız tedbirlerle durduğunu ve bizleri kurtardığınızı ve sizden memnuniyetimizi bildirdik. size hem teşekkür etmek hem de bunu haber vermek için geldik.'

    bu beyan, benim bu hadisedeki rolümü sarahaten göstermektedir.

    bu hadisede bilhassa edirne'de çok müşkül anlar geçirildiği sırada o zamanın edirne valisi ve halen antalya valisi bulunan sayın salim özdemir'le bilistişare alınan ciddi ve kuvvetli tedbir olmayaydı, her halde yahudi vatandaşlarımız çok güç durumlara düşeceklerdi. burada namusuna, şerefine, haysiyetine güvendiğim bir arkadaş da şahit olarak umumi efkara arzediyorum: halen istanbul polis mektebi müdürü sayın ibrahim akıncı, o zaman edirne'de parti başkanımız idi. hadisenin en had bir safhaya girdiği gün sabahı kendisini umumi müfettişliğe davet ettim. başmüşavirlik odasında buluştuk. kendisine, "bu hadisenin önlenmesi için il zabıta kuvvetleri ve yetmezse askeri yardımcı kuvvetler de derhal harekete geçecektir. sizin de bütün parti arkadaşlarınızla bu hareketi önlemek üzere hemen tedbir almanızı rica ederim. herhangi feci bir hadise vukua gelirse kanunların verdiği yetkiye dayanarak ateş açmağa kadar gidilecektir" [dedim].

    edirneli partili arkadaşların da başında akıncı olmak üzere hemen harekete geçerek aldıkları tedbirlerle ve bilhassa vali sayın salim özdemir'in fiili zabıta tedbirleriyle üzüntü verecek bir olayın tahaddüsüne meydan verilmedi. bay ibrahim akıncı da vicdani kanaatlarını ve benim burada kaydettiklerimin doğru olup olmadığını açıklamakta tamamen serbesttir.

    kırklareli olayının vukuu anında ben edirne'de o meşhur aleyhdarlığını körükliyen eserin tesiri altında bir elektrik cereyanı gibi bütün trakya'ya yayılmış olan bu hareketi önleyici tedbirleri almağa çalışmakla meşguldüm.

    kırklareli hadisesini bana ilk haber veren şahıs edirne milletvekili sayın mehmet edip ağaoğlu'dur. bu haberi alır almaz, hadisenin önlenmesi için kırklareli valiliğine nasıl emir verdiğimi bu arkadaşım da çok iyi hatırlarlar. onun şahadetini de şimdiden kabul ediyorum. irza tecavüz uydurması çok gülünçtür. böyle bir hadise örtbas edilebilir ve cezasız kalabilir miydi? kırklareli'de yargıç ve mahkeme yok mu idi?

    beni bu hadisede cumhuriyet devrinin az da olsa mesuliyet taşıyan bir vazifelisi olarak yaptıklarımdan, hem bir türk olarak, hem insan olarak, hem de cumhurüyet devrinin bir memuru olarak bütün varlığımla ancak huzur duymaktayım." şükrü sökmensüer daha sonra cihad baban'ı o yıllarda nazi yanlısı olmakla suçladı.

    kaynak: http://www.anarres.net/yah/tr/trol6.html

    orada yoksa: http://www.plat-forum.org/…2dd4962ccc97057a201eaaea
  • ayhan aktar'a göre bu olayların önemli bir sebebi o sırada italya-türkiye ilişkilerinin çok gergin olmasıdır. 1934'te mussolini açıkça asya ve afrika'ya açılmak istediğini söylemiş ve ege adalarını silahlandırmaya başlamıştır. italyanlar'dan gelecek bir tehdit önce arnavutluk'un işgali, sonra bulgarlarla işbirliği ve ardından trakya'nın işgali şeklinde beklendiği için trakya'nın stratejik önemi artmıştır. bu yüzden sınırlar silahlandırılmaya başlanır, ve bölgenin yahudiler'den temizlenmesi gündeme gelir. o sıralarda iskan kanunu kabul edilmiştir; buna göre "türk kültürüne bağlı olmayan göçebeleri, toplu olmamak üzere kasabalara ve serpiştirme suretiyle türk kültürlü köylere dağıtıp yerleştirmeye; casuslukları sezilenleri sınır boylarından uzaklaştırmaya" içişleri bakanı yetkili kılınır. bu nedenlerle yahudiler trakya'da hükümet tarafından istenmez. yani olaylar alman fazişmini yayan bazı dergilerin kışkırttığı yerel halkın galeyana gelmesinden de ötedir. zaten avrupa'da veya istanbul'da yayımlanan tüm dergilerin kısa sürede trakyaya ulaşması mümkün değildir, günlük gazeteler bile birkaç gün sonra gelir. hükümetin amacı yahudi halkın yavaş yavaş rahatsız edilmesi, ticarette boykot edilmesi suretiyle gitmek zorunda kalmasıdır. fakat sözlü talimat alan yerel yönetimler, partinin yerel örgütleri organizasyonu beceremez. özellikle örgütlenmek istenen spor klüplerindeki gençler şiddete başvururlar, yahudiler'den kalan serveti yağmalamak için acele ederler ve olaylar kontrolden çıkar. olaylar hiçbir şekilde gazetelerde çıkmaz; ancak yabancı basınına skandal şeklinde yansıyınca ismet paşa mecliste dile getirir ve bundan sonra gazeteler istanbul'a göçen yahudileri yazarlar. 14 ve 15 temmuzlarda hükümet ve chp genel sekreteri recep peker kendilerini masum gösteren tebliğler yayınlarlar, durumdan ve olaylardan haberleri olmadığını iddia ederler. oysa trakya yahudileri çok önceden birçok kez içişlerine kadar şikayet dilekçeleri vermişlerdir. sonuç olarak bu olay 1930ların türkleştirme politikalarının bir adımıdır.
    (bkz: ayhan aktar)
    (bkz: varlık vergisi ve 'türkleştirme' politikaları)
  • büyük ayıbımızdır.hadiseler özetle şu şekilde gelişimiştir: trakya’nın çeşitli bölgelerinde yahudi cemaatinin önde gelen üyelerine ölüm tehditleri içeren mektuplar gelmeye, halkı yahudi tüccarları boykot etmeye davet eden bildiriler boy göstermeye başlar. yahudi cemaati, yerel yöneticilere duydukları endişeleri aktarır ve koruma talep ederler ama umursayan olmaz. ilk saldırılar 21 haziran 1934’te, yaklaşık 1.500 yahudi’nin yaşadığı çanakkale'de başlar. militanlar, alışveriş edilmesini önlemek için yahudilerin dükkanlarının önünde nöbet tutar, bazı evlere, şehri terk etmedikleri takdirde öldürüleceklerine dair tehdit mektupları yollarlar. durumun her geçen gün kötüye gittiğini gören yahudiler 25 haziran 1934 tarihinden itibaren çanakkale ve gelibolu’yu terk etmeye başlarlar. alelacele gitmek zorunda kaldıkları için mal ve mülklerini değerinin çok altında fiyatlarda elden çıkarmak zorunda kalırlar. benzer olaylar, 28 haziran’dan itibaren edirne, keşan, uzunköprü, babaeski, lüleburgaz ve kırklareli'nde yaşanmaya başlar. keşan’daki yahudi ailelerine şehri terk etmeleri için sadece 24 saat içinde verilmiştir. uzunköprü'deki yahudiler ise çok şanslıdır çünkü onlara üç gün süre tanınmıştır!

    2 temmuz 1934 günü bir grup saldırgan "yahudilere ölüm!" haykırışlarıyla edirne'deki yahudi mahallesini basarlar, dükkanları ve evleri yağmalarlar. panik içindeki yahudilerden varlıklı olanlar buldukları ilk araçla istanbul’a doğru yola çıkarken, yoksullar ve araç bulamayanlar, yaya olarak yunanistan sınırına yönelirler. geride kalan bir avuç ürkmüş yahudi’ye ise, fırınlar ekmek satmaz, bakkallar yiyecek vermez. görevleri etnik kökeni ne olursa olsun vatandaşı korumak olan idari makamlar, bunu yapmak yerine, kalanlara, 3 temmuz günü bir tebligatla 48 saat içinde şehri terk etmelerini emrederler. ama en acı olaylar kırklareli'nde yaşanır. 3 temmuz 1934 akşamı, bir grup lise öğrencisinin yahudi mahallesindeki evleri taşlamasıyla başlayan olaylar 4 temmuz günü çığrından çıkar ve 65 ev yağmalanır. olaylar çarşıya sirayet etmeden bastırılır ancak çapulcular kırklareli hahamını yakalayıp çırılçıplak soyar ve sakalını keser, bir genç kıza da tecavüz ederler.

    olaylar yatıştığında bilanço ortaya çıkar. chf’nin hazırladığı bir rapora göre trakya ve çanakkale’de yaşayan 13 bin yahudi’den 3 bini istanbul’a göçmüş, pek çok kişi mallarını yağmalarda, mülklerini ise yok pahasına sattıkları için kaybetmişlerdir.

    peki olayları kim kışkırtmış, kim yönlendirmiştir? 14 temmuz’da trakya’daki yerel teşkilatlara “gizli” ibaresi ile bir tamim gönderen chf genel sekreteri recep peker’in sorduğu sorular arasında bir tanesi pek manidardır: “…meselenin telkin, hazırlık ve tatbik devirlerinde fırka katibi umumiliğine haber vermek vazifesi ne için yapılmadı?" buradaki “mesele” kelimesi acaba neyi anlatmaktadır? olayları mı? eğer öyleyse, peker’in “meselenin niye önlenmediğine” değil, “telkin, hazırlık ve tatbik” işlerinin neden kendisine haber verilmediğine kızdığı anlaşılmaktadır. yani olaylarda chf merkezinin değilse bile, yerel parti teşkilatının rolü bulunmaktadır. zaten, oldukça büyük bir coğrafyada, neredeyse eş zamanlı olarak aynı tip saldırıların gerçekleştirilmesi, olayların örgütlendiği şüphesini güçlendirmektedir.

    gerçi, hükümet daha sonra gasp edilen malların bir bölümünün iade edilmesini sağladı ancak, olaylarla ilgili soruşturma açılmadı. bu tarihten sonra türkiye’deki yahudiler hiçbir zaman kendilerini güvende hissetmediler. ve fırsatını buldukça başka ülkelere göç ettiler. 1938-1942 yılları arasında nazi zulmünden kaçan yahudileri taşıyan parita, sakarya ve struma gemilerine yapılan korkunç muamele, 21 kur’a ihtiyatları meselesi ve varlık vergisi uygulamaları güvensizliği had safhaya çıkardı ve1948’de israil devleti’nin kurulmasından sonra en büyük göç yaşandı. bugün, ülkemizde sadece 20 bin civarında yahudi vatandaşımız yaşıyor. onlar da olmasa, “türkiye’nin yahudiler için bir cennet” olduğu masalına kimseyi inandıramayız…