şükela:  tümü | bugün
  • soner yalçın'ın bugünkü köşe yazısında değindiği ilginç bir tespit.
    ilgili yazı.
  • ama tersten.
  • soner yalcin'in fransiz kanalları izleyerek yaptığını düşündüğüm tespit. benim gözlemlediğim kadarıyla sorgulamayan, önüne verileni kabul eden, özgürlük anlayışı tamamen bireysel olan, toplumsalliktan uzak bir nesil yetisiyor. tayyip amcaları ellerinden tabletlerini almadığı sürece sorun çıkartacak gibi de durmuyorlar. sonuç olarak aileleri hangi partiye oy veriyorsa o partiye oy vereceklerini düşünüyorum.
  • vermeye çalışılan siyasi kaygıdan ziyade okuyanda yaşlanmışlık hissi uyandıran başlık.
  • fenomen olabilecek bir durumdur. düsünsene, 18 yasinda gencler kendi geleceklerini özgürlüklerini garanti altina almak icin diktatörlüge karsi dur diyorlar. bu bilincte genclerin var oldugunu düsünmek naiflikle beraber hayalperestlik olur. cunku o bagimli olduklari teknoloji onlara gerceklerden ziyade sanal bir dunyayi sunmakta ve hicbir sekilde vicdanlarina, beyinlerine dokunamamakta. 68 kusagi okuyordu, kendinden öncekilerinin ve kendilerinin neler cektiklerine karsi kayitsiz degillerdi. su anki genclik, üzülerek söylüyorum ki odasinin kapisinin disindan bihaber.
  • sosyolojinin babalarının teorilerinin dünya genelinde gözle görülebilir şekilde doğrulanabileceği;ama türkiye maalesef için geçerli olamayacağını tekrar akla getiren yazıdır.

    68 döneminde taraflar bir şekilde bilgiyi kitaptan,gazeteden ya da çıkan yayınlardan takip ediyordu. bugün gidin o dönemi yaşamış, görmüş olan en koyu sağcı ya da en koyu solcuya ,size karşıt olduğu görüşün bütün argümanlarını, bütün yazarlarını, bütün tezlerini sayar, anlatır. ha katılırsınız, katılmazsınız o ayrı bir konu. tabi ki bunlar içinde de sayısı ciddi manada fazla yanlış, yanlı bilgi de mevcuttur.

    bugün çok daha vahim bir durum söz konusu. dezanformasyon haber, uydurma bilgi ve yanlı anlatımın okyanus kadar olduğu bir platformdan söz ediyoruz. tabi ki bir bilginin doğruluğu ya da gerçekliği çok kısa sürede araştırılıp, bulunabilir. bir çok kaynağa aynı anda ulaşılabilir;ama bugün türkiye'de siyasi ideoloji ayırt etmeksizin birçok genç daha ilk gördüğü kaynağın gerçekliğine inanıyor. 16 senedir akp iktidar. o dönem 2 yaşında olan, şimdi 18 yaşında olan bir bireyin nasıl geliştiğini düşünelim.

    okullardaki eğitimcilerden, televizyonlardaki programların niteliğine, yayıncılarına, rol model olarak görünen insanlardaki değişime, sürekli değişen eğitim müfredatına, toplumda kabul görme kriterlerine, siyasilerin birbirlerine olan hitaplarına, yargılarına, sokaktaki insanların birbirlerine olan tavırlarına baktığınız zaman arkadan gelen neslin, 68 dönemindeki nesil gibi bir durumu söz konusu değildir.
  • türkiye'deki z kuşağının kaderin cilvesi gereği politik büyümesi bunda etkili olacaktır. zira 2000'den sonra doğan kime sorsanız rte'den başka lider, akp'den başka parti bilmiyor. haliyle memlekette olan biten bütün kötülükleri doğal olarak bu iki şeyden biliyorlar (ki bu biraz da handikap ama farkında değiller). bir de olayları sosyal medya ve tr tarihinde görülmemiş net bir muhalif medya üzerinden görmeleri de bunda etkili. 80'lilerde böyle olmadı çünkü. neyse, eğer olur da bu z kuşağı kendini iyi eğitirse, yabancı dil öğrenip görüşünü dünya ölçeğinde geliştirirse, biraz da okuyup kendini geliştirirse ömürlerinin baharında maruz kaldıkları baskıyı telafi etme (ya da intikamını alma) şansları olacaktır. bu da her türlü memleketin faydasına olur, yeter ki bu beyinleri göç olarak vermeyelim.

    tek dileğim var, bu kuşak particilik, ideoloji için bunu yapmasın. derdi bir ideoloji, lider, parti derdi değil bu ülkede nasıl bir şeyler oluşur, düzelir derdi olsun. düşmanlığa, kutuplaşmaya benzin dökmesin. * *
  • bu köşe yazısında vurgulanmaya çalışılan özgürlüğüne düşkün yeni kuşaktan medet uman yaklaşıma (bkz: michel foucault)'tan bir cümle ile yanıt vermek isterim:

    "bize deniyor ki hapishaneler aşırı kalabalık. peki ama ya aşırı-hapsedilmiş olan halksa."

    bireyin rol model aldığı ilk sosyal ortam ailedir. belki ülkenin büyük bölümünde, tek hane içerisinde yaşayan kişi sayısı düşse de, bireysellik rüzgarları pragmatizmle füzyona uğrasa da, halen en büyük rol model ne yazık ki aile.

    bu ailenin siyasal eğilimi, içinde bulunduğu sosyo kültürel ortamdan etkilendiğine ve kadercilik kabulü halen bu ülkenin gettolarında genel geçer bir olgu olduğuna göre, ister z kuşagı, ister w kuşağı gelsin, ailesinin paralelinde oy verme refleksi değişmeyecektir.

    her ne kadar içinde biriktirdiği, baskıya karşı tavır alma güdüsü galip gelmeye uğraşsa da, bu yeni nesil öğrenilmiş çaresizliğin pençesine düşecek ve bir şekilde yolunu bulmanın imkanını müesses nizamda arayacaktır.

    belki seçim sandığı ile başbaşa kaldığında, bu muhalif dürtü harekete geçecek diye bekleyebilirsiniz, ancak insanoğlu denilen organizma, tehlike ile karşılaştığında savaşmak yerine genelde kaçmayı ya da ölü taklidi yapmayı tercih eder.

    biraz ağır bir yazı oldu galiba ama hedef seçtiğim kitle ne demek istediğimi anlayacaktır, bu da bana yeter doğrusu.