şükela:  tümü | bugün
  • 17 yılda ne kadar çok ileri gittiğimizi gösteren görüntüler. şu an istiklal caddesi sadece alt kesim araplara ve bağcılar gençliğine hitap ediyor. öncelikle, o ağaçları ve arnavut kaldırımlarını o caddeden söken kişi ve bu emre imza atanlar umarım gün geldiğinde bunun hesabını öteki dünyada veremezler.

    ne tarihimize sahip çıkıp korumacı yaklaşım gösterdik, ne modern mimariyi benimseyecek adımlar attık. varsa yoksa gecekondu mimarisi aşkı.
  • bence eski o kadar güzel değil, yeni çok kötü. neresinden tutarsan tut elinde kalıyor, genel olarak ülke de her sey böyle. 2001 senesi kriz senesi ama o seneyi bile arar olduk şu an.
  • bundan yüz yıl önce kravatsız çıkılmayan, herkesin grantualet gittiği istiklal caddesi'nin tersine evrim geçirip arap varoşuna dönüşmeden önceki hali.
  • ağaçların sökülüp atılmasına inanamadığım görüntülerdir. gerçekten türkler bu ülkeyi hak etmiyor. zaten araplar hak ediyormuş, tepe tepe sıçıp sıvasınlar.
  • hıyarın teki "caddedeki bugünkü kalitesizlik 17 sene önce de vardı. (....) . sizin özlediğiniz eski cadde değil sadece çocukluğunuz ve/veya gençliğiniz. (....) benzer bir düşünceye eskiden de rastlıyorduk. 1980'li yıllarda da caddeyi kırolara, magandalara terk ettik, pavyonlardan geçilmiyor diye ağlaşıyordu atalarınız." gibi bir şeyler zırvalamış.

    öncelikle istiklal caddesinin bugünkü haliyle 90'ların ikinci yarısından 2010 civarına kadar olan kısmı arasındaki farka "yok" demek için insanın ya cühela (bir de 30 yıldır orada yaşıyormuş götüm) ya da hakikaten ilgi çekmeye çalışan bir asosyal olması lazım.

    doğrudur, artan göç ve beyoğlu'nun kozmopolitleşip yozlaşması dönemini içerek 80'lerde sadece istiklal caddesi değil, beyoğlu'nun neredeyse tamamını bok götürmüştür, gerek pislik gerek güvenlik anlamında.

    ne zamanki 1990'da nurettin sözen isabetli bir kararla istiklal caddesi'ni trafiğe kapadı, beyoğlu'nun çehresi değişmeye başladı.

    benim babam hiç bana "istiklal'e kravatla çıkardık" hikayesi anlatmadı. ama yıllar sonra kafaları çekelim diye çıktığımız bir akşam nasılsa soluğu asmalımescit'te aldık, "buralara eskiden polis giremezdi, şimdi şu parıltılı ortama, şu neşeli insanlara bak" demişliği vardır.

    hakikaten de öyledir, beyoğlu'nun tamamı değil ama müptelaların, itin kopuğun meskeni istiklal caddesi, trafiğe kapanmasıyla 90'ların ilk yarısından itibaren git gide çehre değiştirmiş, şehrin kültür, sanat ve her kesime yönelik eğlence merkezi olma hüviyetine bürünmüştür. 2000'lerin başında istiklal caddesinde kıytırık türkü bar da vardı, en pahalı arabalarını tepebaşı'na parkedip, en şık kıyafetlerle gidilen pahalı kulüpler de. neredeyse her binada bir sanat galerisi açılmıştı, sanatçıların bir çoğu beyoğlu ve çevresinde ikame etmeye başlamışlardı; bugün cihangir'i cihangir yapan şey işte o dönemin kültür sanat çeşitliliğine kapılıp soluğu burada alan entellektüel kesimdir. kemancı ile başlayan bir dönem, dünyanın sayılı jazz kulüplerine, sayılı underground müzik mekanlarına (indigo) sayılı restoranlarına ev sahipliği yaptı.

    asmalımescit, nevizade, küçük beyoğlu gibi istiklal caddesi'nin arka sokakları denebilecek yerlerin eski şen şakrak halini bilenler, dediklerimi daha iyi anlayacaktır.

    böylesine bir yükselme döneminden, bugünkü varoş, pespaye, aşırı ortadoğulu siktirboktan hale dönüşmesinin hiç bir açıklaması yok, buna üzülmenin hiç bir sakıncası yok, buna üzülene bok atmanın da lüzumu yok. artık masa sandalyeleri kaldırttılar o arka sokaklardan, geceleri yerlere sıçan conoların bokuna basmadan yürümeniz gerekiyor mono'nun sokağında.

    siz sik gibi geçirmiş olabilirsiniz beyoğlu'nun en güzel zamanlarını. bazı insanlar ise hayatlarının en güzel zamanlarını yaşadılar o sokakta, nostaljik tramvayın geçtiği rayların etrafında, betona dönmeden evvel arnavut kaldırımlı kısımlarında.

    siz sik gibi yaşadınız diye, insanlar eski ve çok güzel halini özlemeyecek değil..
  • istiklal caddesindeki o güzelim ağaçları keserek, arnavut kaldırımlarını söküp her yağmurda su mayınına dönüşen kalitesiz banyo karoları ile döşeyen sana sesleniyorum : neden ? neden kıydın?
  • başını önüne eğip telefonuna bakarak yürüyen hiçkimseyi göremediğim görüntüler
  • sözlükte bazı çöp entarileri okudukça yaşamdan soğumuş, taşlaşmış kalplere ve pislik beyinlere sahip ne kadar gereksiz insan olduğunu fark ediyorum.

    insanların geçmişe özlem duyması dünyanın en hoş ve en naif duygularından birisidir.

    bu tarz duygulara karşı duygusuzca ve aşağılarcasına tepki verenler de dünyanına en gereksiz insanlarıdır bence.

    ayrıca geçmişte olan istenmeyen ve kötüye giden değişimler günümüzde de oluyorsa ve insanlar bu nedenle sürekli daha eskiye özlem duyuyorsa burada babamıza hatta atamıza kadar sövecek ne var onu da anlamış değilim.

    babam da atam da benim gibi eğitimli, duyarlı olduğu ve dünyanın gün geçtikçe daha iyi bir yer olmasını istedikleri için onlar da geçmişte istiklal gibi başka mekanların zaman içindeki kötüye gidişlerine üzülmüş ve geçmişe özlem duymuşlardır.

    ha senin gibi ampul beyinliler sadece bu durumda kesilen ağaçlara üzülebilir ama bizim gibi duyarlı insanlar topyekun tüm gidişata üzülürler. sen bunu anlamazsın çünkü 30 yıldır caddeye yakın oturduğun evinde tek yaptığın çevrendeki insanlara bok atıp atalarına sövmek olmuştur...
  • görüntülerde kendimi aradım resmen, o yıllarda haftada 4 5 gün takılırdım çünkü. üst taraftaki turkcell reklamı falan çok ikonik bu cadde için. hatta çalan şarkı da yaşar yerine bu akşam ölürüm olsaydı izlerken ölebilirdim.
  • bu benim istiklali hayatımda ilk gördüğüm hali,
    henüz hayatı yeni yeni tanıyan bir ergendim. bu sokaklarda dolaşırken.
    beni istanbulda en çok etkileyen caddeydi burası.
    artık hayatımıza dahil olmaması çok üzücü,
    araplara terk ettik , istanbulun merkezini