şükela:  tümü | bugün
  • bu ülkede 102 kişinin öldüğü gün oynanan milli maç öncesi hayatını kaybedenler ıslıklandı, hayatını kaybeden yakınlarını anmak isteyenler daha bugün ters kelepçe ile göz altına alındı.

    biz gelmişiz hala ülkenin ekonomisini tartışıyoruz.

    ekonomiyi anlatayım; büyük markalar ohal'den dolayı iflas erteleyemiyor, iflas da edemiyor, çırpındıkça batıyor. ülkede üretim yok, akp döneminde kurulmuş ve cirosu 100 milyon tl olan bir tane bile üretim tesisi yok. ihraç ettiğimiz ürünlerin büyük kısmı işlenip yabancı marka ismiyle tekrar ithal ediliyor. 14 yılda sadece betona teşvik vardı, o deniz de bitti. gerzek dış politikanın beslediği terör sayesinde turizm zaten tükenmiş halde, yerli yabancı bütün turistler yunanistan ve ispanya'ya kayıyor. ülkenin en hareketli piyasası kapalıçarşı'da her gün bir dükkan kapanıyor, kalanlar akşam siftahsız kepenk indiriyor. mesela biz de şirkette bu ay sonu 3 kişi çıkaracağız. son iki yıldır zarar yazıyoruz ama artık ufukta bir iyileşme ihtimali görmüyoruz, bu şartlarla sürdüremeyeceğiz.

    bizim şirket demişken, kırk iki yıllık şirketiz. ve yirmi beş kişi çalışıp emek harcıyoruz. son 5 yılda ülkeye vergi+sgk+stopaj falan derken 2,5 milyon tl ödemişiz. ama "passat mı çekeyim yanlarına?" diyen bir utanmaz, bizim 5 yıllık emeğimizle, mesaimizle, alnımızın teriyle, gözümüzün nuruyla hiç acımadan kendine bir audi alabiliyor. delirmemek mümkün mü? ama bu, toplumda infial yaratmıyor, gülünüp geçiliyor. tek özelliği malum partiden olmak olan o adam o milyonluk arabaya binebiliyor. bırak onu, insanlar o arabaya imreniyor. bu nasıl bir ahlak?

    ülke tarihinin en borçlu dönemindeyiz, bir gün olur mu bilmiyorum ama, akp'den sonra gelecek hükumet düyun-ı umumiye'nin borçlarını devralmış gibi olacak. borcu da 3 lirayı geçmiş dolar kuru ile ödemeye çalışacak. bu ülkede ekonomi ve eğitimin 14 yılda aldığı zararın 50 yıldan önce tamir edilip eski hale getirilebilmesinin imkanı yok.

    yani öyle gazetelerin yazmasına siyasal bilmemneye falan gerek yok, herkes piyasaların çok kötü olduğunu biliyor. bunu dillendirmeyen kısım akıl almaz bir militan korumacılıkla "neyse, bir tek ben değilim" diye kendini teselli ediyor. schadenfreude gibi, başkasının üzüntüsüyle avunuyor. olay bu.
  • öncelikle terminolojiye küçük bir itirazım var. ekonomide olup biten kriz değil, hastalık. kriz ani gelen, nereden geldiğini çözemediğiniz ve dışımızdaki etmenleri ifade eder. oysa bilenler için bu ekonomi zaten uzun yıllardır böyle. bu hastalık uzun zaman morfinle bastırıldı -katar parası, fiktif devlet borçlanması, suni sektörler -taahhüt, taşeronluk, inşaat- sistem uzun zaman baskılandı ama çöküntü bir gün gelecekti. henüz gelmedi ama yaklaştı. o yüzden kelimeyi doğru seçmek lazım, bu bir kriz değil. hastalık. öyle dil altı hapını atınca da geçmeyecek.

    başka bir başlık altında yazmıştım, burada tekrar edeyim. şirketlerden işçi çıkartılması, hacizlerin artması, kredi kartlarında döngü, kamu zamları, bisküvi üreticisinin gramaj düşürerek yaptığı saklı zam birer belirteç. ama sur borusunu çalacak melek her zaman bankacılıktır.

    ilk aşama için şunu gözleyin. reis hazretleri merkez bankasına ne zaman son ayarı verecek ve kredi faiz indirimi isteyecek? bunu takiben tcmb bankası başkanı istifa edecek mi veya istifaya zorlanacak mı?

    çünkü sarmal şu: eğer tcmb ve kamu bankalarına baskı son raddesine gelip de (ki baskı şu anda ağır düzeyde var) kredi faizleri düşürülürse, zaten kontrolü olmayan döviz tırmanışı sürdürecek. bu tcmb dahil tüm bankacılık sisteminin ayağına sıkması demek. çünkü banka da benim gibi borçlu bir varlık. farkı, ben tl borçluyum, o döviz borçlu. ben mikro borçluyum o makro borçlu. ben batarsam en fazla karı beni boşar, banka batarsa zararı ülke görür. ben garanti bankasına tüketici kredisi ödüyorum toplamı on bin baloncuk, garanti morgan stanley'e sendikasyon ödüyor, hediyesi bir milyar baloncuk. o yüzden bankacılık ile reyiz kavgası kaçınılmaz.

    bugün dövizin bir gecede yüzde bir kur artışı, toplam dış borcu bir milyar dolar olan bir banka için gecede on milyon dolar ek külfet demek. faiz hariç. oradan alıp piyasaya sattığın ve ekonomi çökünce geri alamayacağın alacaklarının riski hariç. işletme giderin, devlete ayırdığın zorunlu karşılıklar, kasada hazır tutmak zorunda olduğun paranın maliyeti hariç. yüzde otuz kur artışı, bankanın üç milyar dolar dış borcunun oturduğu yerde dört milyar dolara çıkması demek. sıkıysa düşür kredi faizlerini.

    o yüzden reyizin inşaatçılarını ve taşeronlarını kurtarmak, kor haline gelmiş ekonomiyi soğutmak için bildiği tek çare olan kredi faizlerini düşürmek bunu yapacak banka için intihar. bu da ekonominin bugünkü paradoksu. ya piyasaya morfini çakmaya devam edeceksin, ya da bıçağı içeri sokacaksın.

    çünkü bir sınai toplumu değiliz. ekonomi hastalanınca, onu üretim faktörleri üzerinden doğrultamıyoruz. yani istihdam teşviki, yatırımı için devlet desteği, ihracatı arttırmak için vergi indirimi, ürün, hizmet satmak için falan filanca ile ekonomik işbirliği gibi yetilerimiz yok bizim. biz kapkaççıyız. kapkaç ekonomisi salt aracılıktan kazanır. komisyoncudur. bizde inşaat sektörünün bile adı yanlış, inşaatçı denilen ağaoğlu komisyoncu. devletten arsa alıp sana ambalajlayıp satan, alt komisyonu siyasetçiye veren ve bu aracılığının karını indiren biri.

    bizim üretimimiz yok. bu hep böyle oldu. o yüzden krizle değil hastalıkla muhatabız. o yüzden kocakarının ağzına bakıyoruz, götümüze iyi gelsin diye deve katranı mı sürecek, abdest bozan otu mu içirecek diye.

    bankaları gözleyin. tcmb reyiz kavgasını bekleyin. karanlığa giden beş büyük kapının birincisi bu.

    debe editi: önce bir hatam hakkında uyaran @re noreno'ya teşekkür edeyim. yüzde otuz kur artışında dış borç 3'ten 4'e çıkmıyor, o ifadem hatalı. içeriye verilen kredi ile dış borç makası açılıyor. düzeltirim. ikincisi, bu vesileyle doğudaki unutulmuş okullara destek veren sevimli (bkz: oyuncaklar otostopta) çalışmasını destekliyorum.
  • benim için en büyük gösterge şudur; ben ve eşim boğaziçi mezunuyuz. ben 2005 mezunuyum, eşim 2007. ikimizde yönetici pozisyonunda, meslektaşlarımızın çalışmak isteyecekleri sektörlerinde başarılı kurumlarda çalışıyoruz.
    biz bu ülkede helal para ile ev alamıyoruz. paramız yetmiyor. bence ekonomik kriz bu. biz alamıyorsak kim alabiliyor çok merak ediyorum.
  • kriz zaten var. ben herhangi bir şirkette beyaz yakalı olarak görev yapmayıp kendi işimle ilgilendiğim için daha rahat görüyorum. yukarıda birisi yazmış zaten, "az biraz ticaretin içinde olanların varlığını tartışamayacağı kriz" demiş.

    tarım, çeltik piyasası için konuşayım.

    http://www.hurriyet.com.tr/…rteleme-istedi-40024981

    bu herifler cemaatçi. türkiye'nin en büyüklerinden. 140 milyon ciroları var, 150 milyon borçları. ödenir mi? ödenmez.

    http://www.bugun.com.tr/…-intihar-etti-1925136.html

    ipsala'nın en zenginlerinden. elinde balya balya çek varken alacaklarını alamadı, çekleri yazdırdı işin işine kürt mafyası falan girip oğlunu öldürmekle tehdit ettiler. sonuç intihar.

    daha uzatmayayım. ipsala havzası sanırım türkiye'nin %50'ye yakın çeltik ihtiyacını karşılıyor. 200bin dekarlık alandan söz ediyoruz. çeltiğin üretim kilo maliyeti 1400 kuruş civarı. şu an 1300'e satamazsın. satarsın ama parayı alamazsın. alan yok. açık fabrika da yok. ekilmeyecek bu alanın çoğu seneye. ekemez çünkü çiftçi. bitti.

    ayçiceği piyasası da yine aynı şekilde. uzunköprü ya da genel olarak trakya'da alıcı yok. ha yine aynı şekilde alıcı var ama öyle alıcı var. parayı almamak üzere verirsen alıcı var.

    şimdilik bu civarlarda batan firma, fabrika sayısı 20 civarında. her birinin ismini yazmama gerek yok. her gün yine birileri batıyor. domino etkisi gibi batan batana. zaten hepsi birbiriyle iş yapan firmalar. fırsattan istifade, yasalar zengini koruduğu için insanlara battık deyip batmayan da var tabii. fabrikan sayesinde 500 milyarlık arabayla geziyorsun; ama batıyorsun. benim bildiğim herşeyini satarsın, ödeyemezsin, o zaman batarsın. ama öyle olmuyor kılıfına uydurursan.

    ben açıkcası böyle bi yıl, böyle bi piyasa görmedim. yaşım yetmiyor da 89 yılı böyle diyorlar. 2001 krizi bile böyle değildi.

    bu akp cemaat kavgasına, bilen bilir bakliyat piyasınının %90'ı malatyalıların elindedir, onlarında çoğu nur cemaatini üyesi olduğuna, akp bunları kovalayayım derken bunlar da piyasadan yüklü miktarda mal çekip piyasaya sürdü. üreticiye, fabrikacıya para yok tabii yine. dolandıran uzadı yurtdışına, yoksa akp çökecek tepesine. akp-cemaat kavgası mit müsteşarı ya da 17/25 aralık değil sadece. bunların malları var. iş yapan herifler bunlar yıllardan beri piyasada. 60-70 yıllık firmalar bunlar. bunların mallarına çökme davası bu dava. 2 tane dershane değil olay. islamcı kavgası paradan çıkar, başka bi' şeyden çıkmaz.

    nakliye yok e doğal olarak ticaret yok. tırlar, kamyonlar garajlarda parkarda. yollarda tır gezmiyor lan. tek tük denk gelirse. edirne'den istanbul'a gitmeye kalksan yolda 10 tane tır zor görürsün.

    geçen mahmutbey'e gitmem gerekti. 3 tekstil atölyesinden 1'isi kapalı. e bu herifler rusya'ya çalışıyordu. bavul ticareti ya da perakende.

    pek bildiğim bir alan değil lakin bu hotel işletmecileri, turizm sektöründe çalışanlar da aynı şekilde konuşuyor. 1000 ve üzeri yataklı çoğu hotel bu yıl açılmaz diye konuşuyorlar. sanıyorum ki 1000 yataklı bir hotelde çalışan sayısı 500'ün üzerindedir. 500 kişi.

    ben anlamıyorum nasıl kriz yok. bizim götümüzde ayı bağırıyor, eleman cebine 2-3 bin maaş geçiyor diye kriz yok diyor.

    aliağa rafinerisini sovyetler kurdu, kredi aldın. iskenderun demir çeliği sovyetler kurdu. karşılığında cumhuriyetin ilk yıllarından beri mevye-sebze istiyordu herifler. gittin vurdun nato gazına gelip. sovyet sevicisi değilim de, ulan bu herifler cumhuriyetin ilk yıllarından beri en büyük müttefiğin. taksim anıtında rus general var lan. 3-5 tane domates değil olay. sovyetlerden gelecek parayı, turizmi katar karşılayacakmış. şaka gibi. katar'ın nufusu ile rusya'nın nufusu bir mi? akıl mantık yok bu heriflerde. 2 tane arap cevahirde gezecek, antalya'da tatil yapacak, rezidanstan daire alacak; böyle karşılayacaksın yani 200 milyonluk rusya'ya yaptığın ihracatı. tebrikler einstein.

    doğu'da savaş yürütüyorsun. gitmedim bilmiyorum lakin sur dediğimiz yer diyarbakır'ın merkezi. kırsalda eskisi gibi değil artık olay. hakkari keza öyle. şehir savaşı yürütüyorsun oralarda. bu savaşın da ülkeye bir maliyeti var. 3-5 tane fakir köylü çocuğunun ölümü mü sadece olay.

    benim mi? konya'lı herifin biri 40 bin lira taktı, alamıyorum. hacıymış ödermiş. hayır alamayacağım parayı. hacı olunca ödermiş. hacı hacıyı mekkede mi ne diyorlarsa.

    bu piyasada, bu şartlarda iş yapılmaz. 7/24 emlakçılara sövüyoruz ya burada. yapılabilecek en iyi meslek haline geldi. risk yok çünkü. başkasının üzerinden para kazanmak kadar güzeli var mı risksiz? yok.

    kriz yok ekonomi iyiye gidiyor evet.

    bu devlet 1 sene sonra emekli maaşlarını nasıl ödeyecek ben onu merakla bekliyorum. hayvan gibi işçi masrafı, stopaj tırı vırı veriyoruz gerçi, öderler bi' şekilde.
  • öyle bir durumdayız ki; muhalefet liderlerinden biri olsam ve bana "buyrun, hükümeti size devrediyoruz." deseler almam. çünkü tam bir saatli bomba durumunda.

    şimdi bir hane düşünün; dört çocuk ile anne ve baba. bunların da apartmanının altında bir marketleri var. ev ile market kendilerinin, kira vermiyorlar. ancak market çok ufak ve aileyi geçindirmeye yetmiyor. çünkü aile bir şey üretmiyor, eve yeteri kadar para girmiyor. çocuklar sağa sola özenip aileye isyan ediyorlar. anne ve baba da çareyi borçlanıp çocukları zengin yaşatmakta buluyor.

    ailemiz birkaç komşudan topladıkları borçlar ile (faiziyle geri vermek suretiyle) bir mercedes, oyuncaklar ve ev alıyor. kendi evleri ve marketlerini kiraya veriyorlar ama hiçbir surette bu kiralar bu evin artık giderlerini karşılamaya yetmiyor; üstelik bir sürü ödenmesi gereken borç içindeler. bu borçları ödeyecek bir gelirleri yok, çünkü üretmiyorlar; ne baba ne anne markette çalışıyor, ne de başka bir iş yapıp para kazanıyorlar....
    ailemiz bir süre boyunca bu ödemeler dengesini iyi kuruyor; çocuklar mutlu olsun diye aldıkları oyuncaklar, mercedes ve evin borcunu veren komşuları fatma hanım'a ödenmesi gereken borcun ilk taksidini üst kattaki şevket amca'dan yeni bir borç alarak ödüyor. sonra şevket amca'nın borcunun ilk taksidinin ödeme zamanı geldiğinde, abdülkadir dayı'ya gidip gene borçlanıyorlar ve şevket amca'nın borcunun taksitlerini ödüyorlar. bu terane böyle devam ederken çocuklar (sanırım burada çocukların artık "halk"ı temsil ettiğini anlamışsınızdır.) "hiç olmadığımız kadar zenginiz, 2000 öncesine göre daha zenginiz!" demeye başlıyorlar. ancak inanılmaz bir borç yükünün altında olduklarının farkında değiller.

    üretmeden; borçları ödeme dengesi kurulamadığı, kaynaklar, hatırlar bulunmadığı takdirde bu düzen patlayacak, çocuklar hayal kırıklığına uğrayacak, eski günlerinden daha beter durumlara düşecekler. farkında değiller... çünkü henüz çocuklar ve daha akılları ermiyor.

    aile; aldığı borçları apartmanın altındaki marketi büyütmeye (bkz: yatırım-üretim) harcasaydı, çocuklara şirin gözükmek (gerçek hayatta: oy toplamak) için bir daha asla gelir getirmeyecek araba, oyuncak gibi ürünlere (gerçek hayatta: köprü, yol) yatırmasaydı şu an daha büyük marketten daha çok para kazanıp git gide zenginleşeceklerdi.
    tek gereken çocukların biraz daha dişlerini sıkmalarını sağlamak ve bu esnada anne ve babanın da sıkı çalışmasıydı.

    çalışmadılar, üretmeyi düşünmediler. sadece ve sadece harcadılar. çocuklar mutlu olsun, aileye isyan edip evden kaçmasın diye (gerçek hayatta: oy vermemek) hiçbir getirisi olmayan, gönül eğlendiren şeylere büyük borçlar altına girerek sahip oldular.
    günümüzde, yani şu an, çocuklar akılları ermediğinden kendilerini zengin zannediyorlar ama anne-baba rahmetli olduğunda çok ciddi bir borç yükü altında olacaklar. evet, kendilerine kolay gelsin deyip gerçek hayata dönüyoruz:

    pamuk ipliğine bağlı bir ekonomimiz var, bu da akp'nin belli bir şekilde çıkar ilişkisinde olduğu yabancı yatırımcılardan (araplar vs.) gayrimenkul ve arsa satmak suretiyle ( hani o ecdadınızın kanıyla aldığı ve yabancıya satılan kutsal topraklarınız!) sürekli bu borçları kapatmak için sıcak para geliyor. ya da kendi ekonomimiz için vergi artırarak ya da halkı zorlayarak bu "ödemeler dengesi" kuruluyor.

    mesela; gss primi veya zorunlu bes gibi terbiyesizlikler neden var hiç düşündünüz mü? bu gss primi ve zorunlu bes hukukun güçlü olduğu bir ülkede olsa adamı sallandırırlar. sen kimsin ki benim maaşımdan daha benim rızam olmadan para kesip kaynak yaratabiliyorsun? bunlar aslında insan haklarına saygılı bir hukuk ülkesinde bahsi bile açılamayacak şeyler, bırakın yasalaştırmayı... bizde ise ülke birilerinin çiftliği olduğu için yapılabiliyor, koyunlar da ses etmiyor zaten. öyledir, koyunlar ses etmez, güdülürler. ne yapsınlar onlar da, yapıları bu.

    akp'nin insan hakları hukukuyla dalga geçercesine yaptığı bu "terbiyesizlik"ler aslında çırpınma belirtileri. senelerdir sürekli borçlandırdıkları on beş senedir bacaklarını zayıflattıları ülkeyi tökezletmemek için ya o kutsal vatanlarının topraklarını satıyorlar, ya da zaten satın alma gücü günden güne düşen halkın cebinden zorla para alıyorlar.

    işte bu sebeple 2016 ekonomik krizi veya 2017 ekonomik krizi tamamen baştaki hükümetin cüretine, insan haklarına saygılılığına bağlıdır. insan haklarını hiçe sayar, çiftliği gibi kullanırsa kriz çıkmaz ama halkın günden güne satın alma gücü düşer, yavaş yavaş endonezya, hindistan gibi "büyük ekonomili" ama "fakir" ülkelere evrimleşiriz. (şu an o yoldayız hamd olsun, amin.) ancak gelecek hükümet insan haklarına saygı duyar, hukuka bağlı kalırsa bu ekonomi ellerinde patlar.
    "sonra da akp gitti o yüzden ekonomi patladı." denilir. (bkz: yazın yediğin hurmalar kışın kıçını tırmalar) sonra tekrar akp başa gelir ve
    dünyada gördüğünüz büyük ekonomili rezil ülkelerin yoluna gireriz. (onlar da böyle bu hale geldi zaten, tarihin tekerrürü bir nevi.)
    düşük ihtimal ama; eğer halk yukarıda anlattıklarımı idrak edip vaziyetin farkına varırsa ve "ekonomi, akp yüzünden krize girdi çünkü saatli bomba yaratmışlar, biz sabredelim ve ülkeyi kalkındıralım." derse o zaman işler değişir. bir süre biz yokluk çekeriz ama eğitilerek üretiriz, üretiriz, üretiriz. biz çok çalışırız ama olsun, gelecek nesiller kurtulur.

    "neden eziyet çekiyoruz?" diyenlere önemli not:
    hiçbir şey vardan yok edilemez, yoktan var edilemez; on beş sene boyunca - hak ederek ve çalışarak değil- borçla sefa sürdüysek (onu da tam süremedik ya, tepedeki fırça bıyıklar sürdü işte) onun bedeli verilecek bir kere. bu kaçınılmaz. hayatta yaptığınız her eylemin bir sonucu vardır, bunu görmek zorundasınız.
    ancak bedeli kim verecek, ne kadar sürede verilecek -hindistan gibi yüzyıllar boyunca rezil yaşayıp mı ödeyeceğiz, yoksa bir nesil eziyet çekecek ama gelecek nesiller mi kurtulacak federal almanya gibi- ona halk karar verecek.

    seçim türk halkının. akp'nin değil.

    önemli edit:
    bir arkadaş benim diğer ülkelerin borçalarından haberim olmadığını söylemiş.*
    *burada sayılar ve teknik analizlere girdiğimizde insanların kafası karışıyor, herkes sayılar ile hoşlaşmıyor haklı olarak, herkes ekonomiden anlamak zorunda da değil. bu sebeple bu entry yalın ve basit bir dille anlatılmaya çalışılmıştır. aksi takdirde insanlar okumaz ve ekonomi ile kandırılan kesime ulaşıp yanlış bildiklerini düzeltemeyiz.

    konuya gelince; maalesef gene yanlış açıdan bakılıyor olaya, düz mantıkla bakmaktan vazgeçmememiz en büyük problemimiz.
    evet çoğu ülkenin borcunun gsmh'ye oranları yüksek; bu bir tehlike. hatta bazılarının oranı milli hasılalarını da geçmiş vaziyette.
    ben borçsuz büyüyün demiyorum, öyle bir şey imkansız. ama borcu borçla ödemeyin diyorum. mesela imf borcunu kapatarak diğer borçların kapatılan borçtan daha fazla artması bir şey ifade etmiyor (türkiye'nin yaptığı gibi).
    evet kafayı kaldır ve dünyaya bak (ben bunu defalarca dile getirdim daha önceki ekonomi ile alakalı entry'lerimde):
    asıl mesele sürdürülebilirliktir. sen dünyaya kıyasla hiçbir elle tutulur şey üretemezken borcunu ya borçla ödersin, ya yabancıların elini öpüp gelin diye yalvarırsın (kendileri fırsatı görüp kalıcı yatırım için gelse eyvallah), ya da herkesin yaptığı şeyleri yaparak ödersin.
    mesele katma değerli ürünler üretebilmektir. bunları üretebildiğin ve bu gelişimlerin sürdürülebilirliğini sağlayabildiğin takdirde aldığın kredileri her daim ödeyebilirsin. bu şekilde sağlıklı büyünebilir. biz ise borcu alıyoruz ancak nasıl ödeyeceğimizi ilk etapta kendimiz de bilmiyoruz.

    gss meselesine gelince; evet başka ülkelerde benzer uygulamalar var ancak o ülkelerin sağlık primi haricindeki diğer sorunları bizim gibi değil. bizim normal bir insanın sabır eşiğinin üstünde sorunumuz varken bazı insanlar tarafından "haraç" diye nitelendirilebilecek şeyler üstüne ek oluyor. aynısı bir hukuk ülkesinde yaşansa bardak taşacağından çok daha farklı şeyler olur. bizde ise insanların dertlerinin üstüne dert bindirmenin ardı arkası kesilmiyor. rahat bir yaşam sürdürülebilen hukuk ülkelerinde bizim problemlerimizinden hepsinin değil, birkaçının yaşanması karşılaştırılmamız için yeterli değil.

    edit özeti: okuduğunuzu iyi anlayın, anlamadan yorum yapmayın. entry gereğinden fazla uzadı, bunun üstüne bir daha ekleme yapmayacağım. doğru analiz yapmadan tutarsız tezlerinizi ısrarla savunmayın.
  • ihracatın artmakta olduğuna dair yanlış entry’ler içeren başlıktır.

    öncelikle, tüik (türkiye istatistik kurumu) verilerine göre 2015 yılı ocak-kasım dönemi ihracatımız 2014 yılının aynı dönemine göre zaten %8,3 düşerek 132 milyar dolar olarak gerçekleşmişti.

    2016 ocak-kasım döneminde de, 2015 yılının ocak-kasım dönemine göre %3 azalarak 128,9 milyar dolara düşmüş gözüküyor.

    öte yandan, 2015 yılı kasım ayı gerçekleşen ihracatımız 11,6 milyar dolar seviyesinde. bugün gazetelerin açıkladığı “tim verilerine göre” ise 2016 yılı kasım ayında 11,9 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiş. aradaki fark %2,5 artışa işaret ediyor.

    ancak aslında böyle bir artış yoktur arkadaşlar. bunu medya organları hep yapıyor. burada “tim verilerine göre” ifadesi anahtar kelimedir.

    “tim (türkiye ihracatçılar meclisi) verileri” denen şey, ihracatçı birlikleri kayıt rakamlarından alınan geçici ihracat verileridir. şöyle ki; bir ihracatçı ihracat yapmak istediğinde, ihracatçı birliğine gider ve “gümrük beyannamesi” denen bir form açar, burada “yapmayı düşündüğü” ihracatın değerini de yazar. daha sonra ise bu ihracat ya gerçekleşir, ya da muhtelif sebeple gerçekleşmez. eğer gerçekleşirse, mal gümrüklerden çıkarken bu gümrük beyannamesi onaylanır, ve bir ay sonra “gerçekleşmiş ihracat” olarak tüik rakamlarına yansır. bu sebepten ötürü, yıllar itibariyle her zaman için bu “tim ihracat verileri” ile “tüik kesinleşmiş ihracat verileri” arasında “tim verileri” lehine yaklaşık %3’lük bir fark vardır.

    bu yüzden gazetelerin bugün yaptığı, “tim geçici ihracat verileri” ile 2015 yılı kasım ayının “tüik kesinleşmiş ihracat verileri” ni karşılaştırmak saçmadır. hatta diyebiliriz ki, aradaki %3’lük şişirme farktan ötürü, bir ay sonra kasım 2016 tüik kesinleşmiş ihracat verileri açıklandığında kasım 2016’da da ihracatın düşmeye devam ettiğini göreceğiz. aynı sebepten ötürü, ocak-kasım ihracat değerleri de bir önceki yılın aynı dönemine göre %3 değil, daha fazla düşmüş çıkacaktır.

    aşırı teknik bir değerlendirme gibi gözüktüyse kusura bakmayın, ancak bu “tim verileri” sahtekarlığı sürekli yapıldığından söyleme gereği hissettim.

    geç gelen edit: nitekim, "tim geçici verileri" ne göre kağıt üzerinde artmış gözüken ihracat, bir kaç ay sonra gelen "tüik kesinleşmiş verileri" ne göre tekrar hesaplanmış ve bu çerçevede 2015 yılı ihracatımız 143,8 milyar dolar, 2016 yılı ihracatımız 142,5 milyar dolar olarak revize edilmiştir. bu da 2016 yılında ihracatımızın %0,9 oranında azaldığını göstermektedir.
  • dolar euro artmaya devam ediyor,
    küçük şirketlerin çek vadeleri ötelenmekten artık apayrı bir evreye geçti,
    bankalar yıllık 13 maliyet ile 1 aylık mevduat toplarken, aylık 0.7e 20 yıllık mortgage kredisi vermeye zorlanıyor,
    üretimi yavaşlatma kararlarından sonra petrol yönünü yukarıya doğru çevirdi, birisi bunu ima bile etse artık yukarıya uçuyor,
    gelişmiş ekonomilerin en büyüğü olan ülke yavaş yavaş global nakdi toplama hazırlığında,
    en büyük ihracat bölgen bi türlü resesyondan çıkamıyor,
    borsa bu tip şeyler için öncü göstergelerden birisidir; meşhur bir bankadan örnek vereyim, 15 ay evvel bir ispanyol banka bu türk bankasının %15ini 2 milyar euro'ya almıştı. (yani bankanın tam değeri: 13bn€) o bankanın bugünkü değeri 10bn€. 15 ayda euro bazında %30 gerilemiş. diğer hisseleri sen hesapla. (edit.tabii ki milyar euro)
    3 global reyting şirketinden ikisi için yatırım yapılamaz düzeye geriledik, sonuncusunun da eli kulağında,
    2017 için büyüme hedefleri sürekli aşağıya çekiliyor, ilk önce 5 hedefleniyordu, sonra 4.5 dediler, şimde 3e kadar düştü (3 bu ülke için kriz demektir) üstelik bunlar resmi hedefler, yani hedeflerin tutma oranı malumunuz.
    ağlamayan sektör yok gibi, kapanan kobilerin sayısı onbinleri aştı,
    kapalıçarşı esnafının dükkan kapaması istiklal dükkanlarının kapanması gibi başlıklar bile sıradan haber bizim için,

    (ertesi gün gelen ekleme: bu da aşağıda bir yazarın linki verdiği banka ekim ayı bülteninden can alıcı kesit: türkiye ekonomisi talep kaynaklı büyümesine devam ederken, kamunun büyümeye desteğinin arttığı izlenmektedir....türkçesi şu; üretmiyoruz, sadece tüketiyoruz ve bu yüzden büyüyor gibi görünüyoruz, diyor. ekonomimiz dostlar alışverişte görsün modelinde, diyor. devlet yatırımları (köprü yol yatırımaları) da olmasa o büyüme de olmayacak, diyor. yani özel sektör bitik vaziyette, diye bas bas bağırıyor. bu üstün özgür medya(!) ortamında ancak bu kadar türkçeleştirebilirim diyor.)

    bu ortamda bazı 'uzun'lar neden faizleri daha da aşağıya çekmek istiyor, işte tam da bu sebepler yüzünden.
    sanıyorlar ki faiz sihirli değnek, indirilince herşey düzelecek.

    aslında gayriresmi olarak krizdeyiz,
    bunun resmiyete dönmesi için son iki adım kaldı.
    eski (resmi) krizlerde olduğu gibi ülkeden hızlı ve büyük miktarlada döviz çıkışı,
    ve siyasi bozulma.
    ikincisini (medyanın pembe tablo yaratma gücünü sonuna kadar sömüren bir iktidar olduğu, iktidara oy verenler kötü ekonomik durumlarının sebebini oy verdikleri yerde değil de dış güçlerde bulduklarını sandığı, ve asıl önemlisi zaten kimse -cesur adım atıp- gerçek durumlarını medyada dile getiremediği için, onlarca şehit verildiği gün köprü açılışı yapıp 'bugün bayramdır' denebilecek kadar ileri gidilebilindiğinden) direkt eliyoruz...

    elimizde ilk madde kalıyor.
    bugün ülkece krize girmiyorsak, nerden geldiği belli olmayan milyarlarca dolares ülkede bulunduğu içindir. nerden geldiğini neden mi bilmiyoruz; öğrenmek için giriyoruz tcmb sitesine..aa bir de bakıyoruz ki, tcmb de bilmiyor! zira en büyük döviz giriş kaleminin adı; net hata noksan. ve ülkeye giren para milyarlarca dolar.

    lan diyorsun nasıl olur, üretmiyoruz, satmıyoruz, sürekli ithal ediyoruz. deli gibi ticari açık var, e artık turist gelirleri de azaldı. ülkenin toplam döviz giriş-çıkışında acayip oynamalar olması lazım. yani ülkenin yaptığı tüm işlemler sonucu harcadıkları gelirinden fazla olmalı. hatta her ay büyük cari açık bekliyoruz, ama her ay bir bakıyoruz ki, cari açık beklediğimiz kadar değil. nasıl olur yav. oluyor işte. her ay açıklanıyor bu net hata noksan, ve her ay bakıyoruz ki, acayip para girişi var ülkeye. 2015'te son 17 yılın rekorunu kırıyor. yılda 9.7 milyar dolar. 2014'te 1.6 milyar dolar idi. azmış gibi mi geldi? o zaman şöyle anlatayım:

    bak ülkeye gelen yatırımlar sonucunda, ihracatların bedeli olarak, turizm ile gelen paralar vs demiyorum, onlar zaten kayıtlı, hepsi biliniyor... bu para ne idüğü belirsiz, kaynağı belli olmayan tuhaf para. ve 2002'den bu yana geliyor.

    2015'de coşmasının sebebini buraya yazmıştım. zaman ayırıp okuyun lütfen: (bkz: #51549390)

    şimdi oha dedin di mi. sadece 2015 yılında tam 10 milyar dolar gizemli para ülkeye girmiş. meşhur 2001 krizinde koskoca yıl içinde ülkeden çıkan para 7.6 milyar dolar idi...bir de şunu oku: sadece şubat 2016'da 3 milyar dolar girmiş bu kaleme. bak 8 ay evvel. 2016 yılında şu ana kadar 8 milyar dolar gelmiş. ve koskoca merkez bankası bile "kaynağı açıklanamayan" diyor.

    işte bu gizemli para bizi hala krize sokmuyor.

    yani işin asıl vahim olanı şu: koskoca ülke, kaynağı belli olmayan gizemli paralar sayesinde ayakta.

    ülkece gotham şehri gibiyiz. nerde yaşadığı belli olmayan gizemli kahramanlar sayesinde kendimizi güvende hissediyoruz.

    zira üretim yok, 'ben de hata yaptım' diyecek kadar düşüp insanlardan para dilenen inşaatçılar var, tek doğrusunun iktidar yalakası olmak olduğunu itiraf edenler var. sade vatandaşın kredi kartları taksitlendirmesine düşecek kadar harcama talep eden bir iktidar var...

    çünkü onlar da biliyor;

    ülkeler üretim ile ayakta kalır. mal üreterek, servis üreterek ayakta kalır...hiç bir ülke, hele bu dünyanın kıskandığı bir ülke ise, ne idüğü belirsiz gizemli kahramanlar sayesinde ayakta duramaz. zira, o gizemli kahramanlar gün gelir bunun bedelini isterler.

    *

    sonradan gelen edit: bugünleri 90 yıl öncesinden gören vizyon sahibi ama mevcut yöneticilerin "ayyaş" dediği, liderler de var.

    “çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”

    mustafa kemal atatürk
  • kriz yok diye bağıran müşterilerimizin birine vadesi gelen çekini ertelemeyeceğimizi söyledik, adam bütün müşterilerinin çeklerini 6 ay ertelettiğini, müteahhit ödemelerinin artık daire ile yapıldığını, bankaların teminat mektubu vermediğini söyleyip 3 ay erteleme yapmazsak çeki ödeyemeyeceğini söyledi. kriz filan yok diye de bağladı. öyle olmayan bir kriz işte.
  • vergi barışı neden çıkartıldı acaba? çalışmakta olduğum firma, tüm vergilerini muntazam bir şekilde eksiksiz öder. (muhasebeciyim direkt ben ödüyorum) hatta şöyle söyleyeyim, hacim ve satış olarak bizim firmadan 10 kat daha büyük bir firmada çalışmıştım, buranın yarısı kadar vergi ödemezdi.

    bu hafta bir vergi müfettişi bizim ymm'yi arayıp 2012 yılı itibari ile inceleme yapacaklarını bildiriyorlar, eğer incelemeye girmek istemiyorsanız, vergi barışından faydalanmanız gerekiyor. her şeyimiz muntazam olduğunu düşündüğümüz için, buyursun gelsinler diyoruz. fakat bizim ymm (eski maliye müfettişi) vergi barışından faydalanmamızı öneriyor. zira bu adamlar buraya incelemeye değil ceza kesmeye gelecekler. siz ne kadar vergilerinizi muntazam ödeseniz de, biz de usul esastan önce gelir, vergi cezası kesemezse herhangi bir usulsuzluk bulup ceza keser diyor.

    ve bu durum bizim firmaya özel değil, hemen hemen tüm müşavirleri arayıp benzeri inceleme bilgileri bildiriliyor. vergi barışının son günü 30 ekimden 25 kasıma uzatıldı. şu an devlet, kar beyan etmiş tüm mükelleflerin yakasına yapışmış vergi talep etmektedir.

    bedelli askerliğin çıkacağına dair dedikodular yayılmaya başlamış durumda. sizce devletin bu para toplama sevdası neden kaynaklanıyor? hayır hayır kesinlikle kriz değil, yeni yapılacak ve geçiş ücreti bilmem kaç euro olacak yeni yollar ve köprüler lazım, sadece bunun için topluyor.

    tahmin yürütüyorum : başkanlık referandumu olumsuz çıkarsa, kasmayı bırakacaklar ve ekonomik kriz tüm kesimlerce kabul görecek. gerekçesi de şimdiden belirtildi ya başkanlık ya pişmanlık

    edit : otobuste sessiz osuran adam uyarısı ile eklenmiştir. 45 yaş altındaki tüm çalışanlardan bes (bireysel emeklilik tasarruf ve yatırım sistemi) için kesinti yapılacak olması da başlı başına felakettir. hem benim maaşımdan, devlete sosyal güvenlik ve emeklilik için %15 (işverenden %22,5) prim keseceksin. hem de "bana güvenme hacı benim sağım solum belli olmaz, sen yine bir bes yaptır" diyip zorla beni bes'e dahil edeceksin.

    eklemeyle bitmeyecek anasını satayım, bir de kıdem tazminatı fonu olayı var, şimdi bilindiği üzere tüm çalışanlardan ve işverenden işsizlik fonu kesintisi yapılıyor, fakat konu ödemeye gelince türlü zorluklar çıkartılıyor. hal böyle olunca işsizlik fonunda biriken para 100 milyar civarında bir rakama ulaşmış durumda, bu fonun nasıl değerlendirildiği ise muğlak. aynı şeyi kıdem tazminatı için de getirilmeye çalışılıyor. uygulamaya başlandığı tarihten itibaren tüm işverenlerden kıdem tazminatı kesintisi yapılacak fakat ilk 10 yıl kimseye ödeme yapılmayacak.

    yok canım devlet fellik fellik nereden fon yaratsam derdine düşmüş değil, sadece bizim geleceğimizi garanti altına almak istiyor.
  • mahfi eğilmez : hayali sürekli olarak önceki yüzyıllara dönmek olan bir ülke ileri gidebilir mi? esas mesel bu..