şükela:  tümü | bugün sorunsallar (2)
3001 entry daha
  • yukarılarda biri yumurtlamış. "özel sektör borçları yüksek ama kamu borçları düşük, özel sektör sıkıntıya düşerse kamu bunu karşılarmış". madem mesele buydu, döviz bu kadar artmadan sevgili hükümetin verseydi ya garantiyi piyasaya. senin o çok beğendiğin hükümetin öyle bir çıkarcı ki, özel sektör borçlarına garanti verirken bile particilik gözetir.

    sorun nettir. 2002 de başlayan akp politikaları iflas etmiştir, ancak bu iflas kabul edilmediğinden fatura tüm ülkeye kesilmektedir. aslında akp nin kendisi bir faturadır.

    2002 den sonra uluslararası piyasalardaki dolar bolluğu bu hükümet tarafından talep edilmiş ve ülke içerisinde tamamen toprak rantlarına yatırılmıştır. inşaat ve toprak rantlarının artık sonuna geldik. döviz girişlerinde özellikle 2010 dan sonra yaşanan şaibeli girişlerin faturaları da kesilmeye başlandı artık. şu aşamadan sonra döviz bulmalarının tek yolu yine toprak satmak. ığdır ovasının satıldığı haberleri boşuna çıkmıyor.

    akp işin içinde olduğu sürece bu iş düzelmeyecek. başkası düzeltebilir mi ondan da emin değilim. zira cumhuriyet tarihinde yaşamadığımız ve ilk defa yaşayacağımız bir sürece girdik artık.
  • 9 kasım 2016'da işe başlayan bir arkadaşın durumuna bakalım.
    bu kişi işe başladığı tarihteki kur üzerinden sözleşmesindeki tl karşılığı maaşıyla 2050 dolar alabilirken bugünkü kurla sadece 1450 dolar alabiliyor. sözleşmesi dolarla yapılmış olsaydı bugünkü maaşını tl'ye çevirdiğinde 9.600 lira alacaktı. bu arkadaşın 18 ayda yaşadığı kayıp aldığı zamma rağmen %30.

    belli ki dolarda kalan yaya kalır şeklindeki ekonomi politikamız işe yaramıyor. suçu dış güçlere atmak, evdeki yoksulluktan apartman komşularını sorumlu tutmaya benziyor.
  • benim ingiltere'den gelen misafirimle sbarro adlı pizzacıdan iki menü aldık.
    gayet de doyurucu bir menüydü ve iki menü toplamı ingiliz parasıyla 3,50 birim ödedik.
    yani adam başı 1,75 pounda karnımızı doyurmuş olduk.
    bu yer alışveriş merkezinde yüksek kira ödeyen bir yer. bu işletme yıllık isim hakkı da ödemek zorunda.

    bu şu demek oluyor; önümüzdeki yaz çok büyük zamlar gelecek ve çok işletme kapısına kilit vuracak. döviz sahibi insanlar için ucuzdan mal toplama zamanı olacak aynı zamanda.

    ülkemiz artık yabancılar için çok ucuz iş gücü ve bedavaya tatil yapabildiğin bir yer olacak.
    değer üretemezsen başkaların oyun alanı olursun.
  • eğer olacaksa acilen başlaması gereken kriz.
    kusura bakmayın öbür türlü sadece bize girecek iktidar değişse de değişmese de.
    batacaksak beraber batalım, yeter lan!

    hayatımı karbonhidrat üzerinden devam ettiriyorum, genç yaşımda tansiyon ve kolesterolüm yükseliyor. daha ne olacak sanki.

    (bkz: geldikleri gibi giderler)
  • dolar almış başını gitmiş, her şey dolarla alınırken hala “benim dolarla ne işim var?” diyenlerin olduğu güzelim ülkede hala farkında olunmayan krizdir.

    et yiyemeyenlerin antibiyotikli tavuk yiyerek beyinleri örümcek ağlarından müteşekkil hale gelmiş. fabrika diye bir şey yok. olanlar ise ne gereği var diye düşünüp inşaat sektörüne girmiş. “omo onsootto on oz yoz forklo os yopoloyor” diye algı oluşmuş. he canım he, ekonomik kriz yok. euro 5’ten büyüktür. pardon dünya 5’ten büyüktür olacaktı o.
  • (bkz: türkiye ekonomisini bekleyen esas büyük tehlike)

    özet: kurumsal firmalar için yapılan kredi yapılandırmalarının bir nevi dışlama etkisi ile kısa-orta vadede küçük ve orta ölçekli firmaların kredi kaynaklarına erişimlerini tıkayacağını ve seri iflaslara yol açacağını düşünüyorum. bu konuyu anlattım.
  • ekonomik kriz tanımı için literatürde en çok kabul gören tanımlardan bir tanesi, minsky (1982) tarafından yapılan tanımdır. minsky ekonomik bir krizi; "kısa vadeli faiz oranları, varlık fiyatları, (stok, gayrimenkul, arazi) fiyatlar, ticari iflaslar ve problemler gibi finansal göstergelerin hepsinin veya çoğunun keskin, kısa, aşırı döngüsel şekilde bozulması" olarak tanımlamıştır. bu tanıma göre, 1973 yılı başından 1974 yazına kadar, abd reel hisse senedi fiyatlarındaki uç¸te iki oranında gerilemesi gibi varlık değerlerinde çok keskin düşüşler bile bir ekonomik krizi temsil etmemektedir. birdenbire ortaya çıkmadıkça ve finansal kurumların çöküşü yaygınlaşmadıkça ekonomik bir krizden bahsedilemez (feldstein, vd. 1991).
    schwartz ve friedman (1986), daha dar bir tanımlamada, finansal krizin görülme süresinin zamanla azaldığını iddia etmiştir. schwartz ve friedman, enflasyon ve deflasyonun, bir piyasada uzun süre katlanılabilir durumlar olduğunu belirtmiştir. dolayısıyla, amerika ve birleşik krallık ’ta, bazı dönemlerde nominal servet düşülerinin, borç artışlarının yaşanmasına rağmen 1933’ten bu yana herhangi mali bir krizin yaşanmadığını iddia etmiştir ancak son yıllarda, hisse senedi fiyatlarındaki dalgalanmalar, gayrimenkul ve emtia varlık fiyatlarındaki düşüş, ulusal para biriminin değişim değerinin amortismanı veya büyük firmaların yaşadığı mali sıkıntılar, finansal kriz olarak nitelendirilmeye başlamıştır. son 30 yılda yaşanan küresel ekonomik krizler dikkate alındığında schwartz ve friedman’ın bu görüşleri tartışmaya açıktır.
  • kriz nedir, hangi durumda anlaşılır gibi soruların baştan sorulması gereken durumdur. 2018 krizi diye adlandırdığımız şey sadece döviz kurlarının çıkışı olarak değerlendiriliyorsa eksik bırakılmış oluyor. kısaca 2014 yılı ile başlayalım. başcı'nın usdtry kuru hedefi vermesi ve verilen hedefin bernanke parasal genişleme sürecini sonlandırma zamanlarına denk gelmesiyle ilk itibar kaybı yaşandı. kur önceki yıla göre geriledi(2.38-2.05) sebebi ise merkez bankasının sopa olarak kullanabildiği glp(bankalar arası geç likidite penceresi yani farklı bir değişle bilançolarını düzgün ayarlayamayan bankalara cezalı fonlama faizi) faizinin piyasa fonlama faizinden 300 bps kadar yüksek olması. sonrasında 2015 yılında herşey güzel giderken tcmb başkanı saygıdeğer hocamız şubat ayı enflasyonu düşük gelecek biz de faiz indirmeye başlayacağız demesi ve ardından enflasyonun yüksek gelmesi ve birkaç ay içinde parasal gevşemeye gitmemiz tekrar itibari kötüleştirmiş ve etkili iletişim sağlanamamıştır. ayrıca seçim süreçlerinde ekonomimiz doğal olarak momentum kaybı yaşamış ve ister istemez kemer sıkma durumuna geçilmiştir. bunun düzeltmelerini yaşarken başbakan değişimi, brexit, trump gibi kara kuğular gerçekleşmiş ve gelişmekte olan ülkelere çeşitli baskı olmuştur. burda saçmaca söylenen dış mihraklar dolarla bize geliyor söyleminin ne kadar boş ve basiretsizce söylendiğini anlatmak istemem ama tutamıyor insan kendisini. aradaki yılları pas geçerek yazıyı kısaltıyorum.

    fon yöneticileri nerede kar elde edebileceklerse oraya yatırım yaparlar. yani senin-benim gibi ülkem kelimesi yok portföyde kar ve zarar var. yani senin ülken dünyanın en sevimli ülkesi olabilir ama yatırım yapılabilmesi için sağlanan güven yoksa seni sevimli ülkenle baş başa bırakırlar. bu durum abd için de aynıdır uk için de eu içinde. basitçe abd faizlerinin bu kadar yükselmesinin sebebini sadece enflasyonla açıklamaya çalışan sevgili econ 101 üstünü düşünemeyen insanlara da bilgilendirme yapmak gerekirse eğer şöyle söyleyelim: abd'de borlanma seviyesini arttırıyor ve bunu gören fon bill gross gibi hayatını sabit getirili menkul kıymetler alım-satımına ayıran abilerimiz bonoları açığa satıyor. abd hükumetine karşı alınan pozisyon olaran değerlendirilip ilgili abilerimizi kimse içeri almadı. sen devlet olarak fazla borçlanıyorsan ben neden senin borcunu ucuza alayım? söylemi yeterli.

    bizdeki duruma gelirsek eğer, londra sunumu gerçekten üzücüydü. anlatılan şeyleri tekrar tekrar okuyarak sadece üzülebiliyorum çünkü elimden birşey gelmiyor. faiz nedir, enflasyon nedir, nasıl hesaplanır gibi genel kültür sorularının cevapları olarak meydan okuma yaşanmış. bizim ekonomimiz tamamen sıcak paraya dayalı ve diaz alejandro taylor teoremi ile dönmekte. yani bizim ihracatımız italat ile yapılığı için döviz açık pozisyonlarımız fon akışları ile dengelenmektedir. londra sonrası ne merkez bankası başkanından ne de ekonomiden sorumlu çeşitli bakanlarımızdan yorum yapılmamıştır. bunun nedenini kendilerinden duymak isteriz.

    gelelim bu sıkıcı yazının sonuna, şuanda yapılan kur devaluasyonu tamamen bilinçli ve isteyerek yapılmaktadır. yani bizi yöneten insanlar düşündüğümüz kadar ekonomi cahili değil fakat bir basamak altı için aynı şeyleri söyleyebilir miyim bilmiyorum. nedeni ise basit hazine iç borçlanmalarını kuru devalüe ederek ucuzlatıyor. buna karşılık enflasyon oluyor fakat enflasyon çeşitli sepet ayarlamaları ile düşük gösterilebilir. hepimiz farkındayız market enflasyonu vs bizim enflasyon sepeti değişime bakarsak en az 30% fark var. ekonomi politikası olarak bize lanse edilen turk lirasının değerinin korunması sadece lafta olmakla beraber devlet borçluluğu try bazında olduğundan kur devaluasyonu ile azaltılmaktadır. bu sayede daha cok kgf daha cok teşvik vererek büyüme sağlanmaya çalışılmaktadır. benim nacizane görüşüm şudur ki ekonominin şuanki durumu ourobos ile aynı. fon akımları londra sunumu ile durmuş vaziyette ve gerekli otorite olarak görülen merkez bankası acil toplantı yerine 7 haziranı beklemeyi tercih ediyor. unutmayalım döviz borcu özel sektörde, devlet döviz borçlanması düşük seviyelerde. burda son atağı bu tetikliyor ve hane halkındaki dolarizasyon yükselmiş vaziyette. en tehlikeli durum şahsi görüşüm dolarizasyon. döviz talebini arttırmaya devam ediyor.
  • fiilen bugün başlamış olandır. dünyanın hiçbir yerinde bir ülke para birimi 1 saatte 3% değer kaybedip kriz olmasın.

    (bkz: stagflasyon)
    (bkz: 23 mayıs 2018 dolar kuru)

    dış mihrak falan diyecek olanlar da bi zahmet eur/usd paritesine baksınlar. ordan anlamanız gereken şey, doların veya euro’nun değer kazandığı değil, liranın değer kaybettiği olmalı.

    o gün bu gün sanırım. seçime kadar güzel yorar akp’yi ekonomideki bu tablo. eee, sen senelerce kemal derviş’in ekonomi planının ekmeğini ye, olacak olan buydu. duraklam dönemine zaten ali babacan’ın istifasıyla girmiştik. şimdi resmen çöküşte ekonomimiz.

    asıl komedi ise; emlak balonun patlamasıyla başlayacak. çiğdemimi aldım.
6490 entry daha