şükela:  tümü | bugün soru sor
  • zaten bence yaşanıyor olduğuna inanıyorum. enflasyon yükseliyor son dönemde ve piyasalardaki durgunluk da artıyor. işsizlik rakamları da yüksek tik in açıkladığı oranlara inanmayın. zira gerçek rakamlar çok daha fazladır. enflasyonun artışı büyümeyi yavaşlatacaktır. bütün bunlar şu an yaşanıyor zaten. 2019'u beklemeye gerek yok.
  • amaaan 2019’a daha çok var.
  • şu noktada asıl önemli olan stagflasyonun çıkışı değil (zaten bu gidiş uzun zamandır sessiz sedasız sürüyordu) ne kadar süreceğidir , malum ilk şoklar tedrici geliyor... zamlar , eriyen maaşlar, işsizlik oranları fakat ne kadar süreceği daha önemli, uzun vadede yaratacağı tahribatın bedeli çok ağır olacaktır. artık oturur itibar yersiniz.
  • stagflasyon ayağına teorik iktisat dersi okudum. 'la bi bitmediniz aq. ekşiyi tv yorum programlarına veya forum sitelerine cevirdiniz.

    (bkz: başlık nasıl sicilir)
  • faiz artınca beklenti bir süre sonra talep azalması ile enflasyonun düşmesidir.

    bizim iktidar, faiz arttıkça aman inşaat stoğu oluşmasın diye talep azalmasın diye devlet bankasına zararına kredi verdiriyor. yakıt için fiyat farkını vergiden ödüyor.

    bunun sonucu talep azalmıyor. piyasa faizi altında ev alan halk o evi başka şeyler için barter edip başka şeyler içinde talep fazlası yaratıyor. bu da enflasyon yaratıyor.

    işte bu yaşanan saçmalığa stagflation deniyor. aslında bunu başarmak hakikaten çok çok zor birşey. bunu başarmak için düpedüz aptal olmak lazım.
  • financial times türkiyenin gerçek enflasyon oranının %40 olduğunu belirtti ki bence de mantıklı. hatta ben bu oranın gıda enflasyonunda en az %60'lar civarında olduğunu düşünüyorum. geçen seneki temel gıda maddelerinin fiyatlarını bugünle karşılaştırın ne demek istediğimi göreceksiniz. dün pazardaydım. patates ve soğan 3 lira. hani bildiğin gariban yiyeceği patates ve soğan. meyvenin ne olduğunu unuttuk zaten. elma 5 lira. beş tane orta boy elma yaklaşık 1 kg geliyor. çok müslüman pazarcı esnafının ramazan fırsatçılığı ve vurgunu yaptığını düşünüyorum. bu ayrı bir konu.

    ama dert mi bütün bunlar? tabiki değil.
  • işsizliğin yüksek, ekonomik verimliliğin düşük, mal ve hizmet fiyatlarının ise pahalı olması olarak tanımlanır. yani hem ekonomik daralma, aynı zamanda enflasyon ve işsizliğin yaşanması durumudur. ki bu durum bir ülkenin yaşayabileceği ekonomik bağlamda en kötü senaryodur. çözümü çok zor.
    ekonomide yaşanan yüksek büyüme de işsizlik düşer, talebin artmasına bağlı olarak enflasyon talep bazlı yükselir. bu durumda ekonomi yönetimi büyüme rakamını aşağıya çekmek amaçlı faiz artırımı vb. sıkılaştırıcı para politikasıyla büyüme rakamını aşağıya çeker. enflasyonu makul seviyelere getirir.
    ekonomide yaşanan doğal büyümeden (türkiye için bu rakam %5) düşük büyüme de işsizlik artar, talebin azalmasına bağlı olarak enflasyon düşer. bu durumda ekonomi yönetimi büyüme rakamını yukarıya çekmek amaçlı faiz azaltılması vb. sıkılaştırıcı para politikasıyla büyüme rakamını yukarıya çeker. işşizliği azaltır dolayısıyla talep artar. enflasyon bedeli ödenir ancak soruna çözüm bulunur.
    türkiye’de yaşanması muhtemel senaryoda ekonomik aktivitenin yavaşlaması, işsizlik artışı ve enflasyon. bu soruna keynesyen ekonomi teorisinin çözüm olarak sunmuş olduğu şey ise kamunun genişlemesi. genişlemek amaçlı yapacağı hamlelere kaynak bulamayan kamu bunu borçlanma yoluyla yapmak zorunda bu da faizleri yukarı çekeceğinden ekonomik aktivitenin daha da düşmesini beraberinde getirecek.
    yapılan çalışmalar her %5 lik faiz artırımının ekonomiye %1,5 negatif etki ettiğini gösteriyor. ve biz sadece bir buçuk ayda faizleri yüzde 5 artırdık. üstelik ekonomimiz geçen sene 3. çeyrekte %11 gibi olağan üstü büyüme gösterdi. gerek baz gerekse faiz artırmanın maliyeti bize 3. çeyrek rakamının beter olacağını hatta negatif olacağını gösteriyor. mayıs ayı üfe rakamının %20 tüfenin ise %12,2 düzeyinde olması (üretici maliyetlerde yaşanan artışı yeterince fiyatlarına yansıtmamış demektir) , seçim döneminde verilen vaatler, dünyada yaşanan deflasyonist sürecin son bulacağı beklentisi bize yüksek enflasyonun yaşanacağını gösteriyor.

    yani tüm adaylara söyleyin. cumhurbaşkanlığı için hevesli olmasınlar. yaşayacaz ve dibimize kadar hissedeceğiz.
  • (bkz: türkiye istikbali parlak bir ülkedir)

    ve hep öyle kalacaktır...
  • ekonomik dengelerini gözetmeden yüksek büyüme oranı yakalamaya çalışan her gelişmekte olan ülke gibi türkiye’nin de ciddi şekilde stagflasyon riski bulunmaktadır, umalım ki 2020 yılında toparlanma başlasın ve 2021’de bu sıkıntıdan kurtulabilelim.

    dün ekonomide bir dizi veri açıklandı ve bütün veriler dengelerin bozulduğunu gösteriyor. imalat pmi 50’nin altında ve ikinci kez düşerek, 46.3’e geriledi, tüketici güven endeksi zaten yerlerde sürünüyor. bu durum hem tüketimin hem de sanayinin büyümeye olan katkısında ciddi düşüşler yaşanacağını gösteriyor ve ek olarak %20 kur şoku ve 500 baz puan faiz artırımı da yumuşak iniş yerine büyümede özellikle de dolar bazlı milli gelirde sert düşüş yaşayacağımızı gösteriyor.

    nisan cari açık rakamları da çok yüksek geldi, herkes yaz gelse de turizm etkisiyle aylık cari açık rakamları artık 4 milyar doların belirgin şekilde altına gelse diye bekliyor. piyasaların büyüme yerine cari açık rakamlarını fiyatlamasının temel nedeni de zaten dolar bazlı milli gelirde yaşanacak kayıp beklentileriyle borç stoklarının yükselecek olmasıdır.

    enflasyona gelecek olursak, geçen yılın baz etkisi nedeniyle düşmesi şimdilik mümkün görünmüyor. özellikle haziran 2017 enflasyonunun negatif gelmiş olması, 3 temmuzda açıklanacak haziran 2018 enflasyonunda %1’lik bir enflasyon durumunda bile senelik enflasyonun %14’e dayanmasını kaçınılmaz kılabilir.

    ama beni asıl endişelendiren şey, akaryakıttaki ötv düzenlemesinden seçim sonrası direkt vazgeçilmesi olacaktır. vazgeçilecekse bile bunu zamana yaymak yerine bir günde yaparlarsa baz etkisi nedeniyle yıllık enflasyonda düşüş bekleyeceğimiz temmuz-ağustos ve eylül ayları için yıllık enflasyonda yeni rekorlar görmemiz kaçınılmaz olabilir. çünkü akaryakıt fiyatlarındaki ani %10’luk bir artış tüfe’yi hem ulaştırma kalemi üzerinden eş zamanlı, gıda kalemi üzerindense quasi-eş zamanlı olarak etkileyecektir.

    böyle bir durumda, enflasyonda düşüş trendi baz etkisi avantajı yakalayacağımız ekim aylarına kadar mümkün olmayabilir. birçok ekonomistin savunduğu gibi devlet bütçesinde ve kamu borç stokunda marj olması durumu enflasyonla mücadelede bize bir fayda ne yazık ki sağlamaz hale geliyor, ki daha bu hesaba dolar kuru ve petrol fiyatlarının alacağı seyiri eklemiş değiliz. opec muhtemelen rusya ve suudi arabistan’ın bastırmasıyla üretimi artırarak petrol fiyatlarının 75-80$ bandında kalmasını sağlar ama kur riski hakikaten belirsiz.

    bu durumda piyasalar, sadece sıkı para politikasıyla tatmin olmayacak ve sıkı maliye politikaları da talep edecektir. daha önce de dediğim gibi, stagflasyon riski aslında devlet bütçesinin ciddi seviyede dolaylı yani tüketimden alınan vergilerle ayakta durması nedeniyle bütçe disiplinini de tehdit ediyor.

    bütçenin tüketimden alınan vergilere bağlı olması demek, hane halkı tüketimindeki düşüşün bütçe gelirlerine de yansıması demektir. bu durumda giderlerini düşürmeyen bir bütçe yönetiminin bütçe disiplinini de kaybetmesi kaçınılmaz olacak. seçimden sonra da mali disiplin görmeyen piyasalar, kur ataklarıyla yeni hükümeti disipline zorlayabilir.

    tüketime dayalı vergilerin maalesef böyle birkaç kötü tarafı var.

    1) uzun dönemde gelir dağılımını bozucu etki yapıyorlar ama mevcut iktidar bu gerçeği 16 yıldır umursamadı.

    2) dolaylı vergi/toplam vergi oranına bakarsak ve az ya da çok fark etmez bütçe fazlası vermeyen bir maliye varsa, bu orana ve bütçe açığına bağlı olarak katma değersizce dolaşım hızı artırılan para kronik enflasyon üretmeye başlıyor. qe2 döneminde bile biz 2012 yılı hariç %7 altında enflasyon göremedik.

    bu kronik enflasyon için bütçe açığı olması şart dedim. mesela devlet çıkıp bütün ötv gelirinin %10’unu bir fona aktaracağını ve biriktireceğini ilan etseydi, sabit akaryakıt fiyatlarında bir enflasyon katkısı görmeyebilirdik.

    veya vergi gelirinde ağırlık, tüketimde değil de direkt vergilerde olsaydı, devlet aynı bütçe açığında dolaşım hızı kaynaklı daha az kronik enflasyona sebep olurdu.

    3) tüketim ağırlıklı vergilendirme, şu an yaşadığımız gibi global etkilerle tüketimi düşürecek hale geldiğinde bunun bütçe dengelerini bozması da kaçınılmaz hale geliyor. burada defalarca söylendi, türkiye’de insanlar 2 ay araba kullanmayıp sigara ve alkol tüketimini durdursalar memur maaşlarını devlet ödeyemeyecek hale gelir diye. hane halkı tüketimi yavaşladığı/durduğu nispette, ötv gelirleri de çakılacaktır, bundan kaçamayız.

    halbuki direkt vergi oranı yüksek olsaydı şunu diyebilirdik. insanlar 2 ay işe gitmese, devlet memur maaşını ödeyemez, ki bu durumda memur da işe gitmeyeceği için ödenmesi gereken bir maaş da olmazdı, her neyse teşbihte hata olmaz.

    özet: stagflasyon riski maalesef çok güçlü ve bunu engellemesini bekleyeceğiniz devlet de, yani maliye politikası da sıkılaşmak zorunda kalacak gibi görünüyor. güçlü bütçe performansı, ötv’ye bağımlı olduğu için tüketimdeki yavaşlamanın bütçeye etkisini öngörmek kolay değil. kısa vadede ise, özellikle akaryakıttaki ötv düzenlemesinden vazgeçilirse, ki yavaş yavaş mı yoksa birden mi vazgeçilecek bu çok önemli, bunun enflasyon üzerindeki etkilerinin hiç hayırlı olmayacağı aşikar. 2018 yılı ikinci yarısı ciddi derece küçülme, bir restorasyon süreci ve derviş politikasının iflası sonrası yeni bir ekonomik model geliştirilmesine muhtaçken, 2019 yılını da stagflasyon ve yeni modelin piyasaları tatmin etmesini sağlayarak geçireceğiz gibi görünüyor.