şükela:  tümü | bugün sorunsallar (3)
1280 entry daha
  • 1* ekonomik krizin bütünü hakkında en son 2017 haziran ayında, 2018 ekonomik krizi başlığı altına uzun bir entry yazmıştım. bu entry çok tutmuş, favorilere alınmış, sosyal medyada paylaşılmıştı. sonrasında birçok insan mesaj attı "yenisi ne zaman gelecek" diye. ancak problemler makroydu, öyle 3-5 ay sonra değişen problemlerden ziyade, küresel ve yapısal problemlerimiz vardı. ülkemizde de özellikle başkanlık sistemine geçilerek şahsi kanaatime göre en büyük yapısal hata yapıldı. bu ülkede benim kanaatimce üç büyük siyasi hatadan birisi türk tipi başkanlık sistemine geçilmesidir**. böylece kararlar ortak aklın ürünü olmaktan çıkıp, bir kuruluşa -cumhurbaşkanlığı'na- bağlandı. bu bir siyasi akım aleyhine söylenen bir söz değil kesinlikle, çünkü dünyada benzer popülist ve devletçi akımların etkisi altında bir siyasi hareket izliyoruz. bu da benzer vaziyetlerin tüm dünyadaki ülkelerde gerçekleşmesine sebebiyet veriyor elbette. trump, bojo, xi jinping, putin, bolsonaro, rte'nin hepsinin ortaya çıkması bence tesadüf değil. siyasi akımları, hukuku ve ekonomiyi artık birbirinden ayırarak analiz yapamayız. hepsini birlikte irdelememiz gerek. küreselleşmenin etkilerinden biri de belki bu oldu diyebiliriz böylece. yukarıda makrodan kast ettiğim de aslında bu. hepsi iç içe girmiş bir problemler yumağıyla cebelleşiyor insanlık.

    2* yukarıda da bahsi geçen (bkz: 2018 ekonomik krizi/@dragonlady) entry'mden yaklaşık 1 sene geçtikten sonra (entry 2017 yılında yazılmıştı), yani 2018 ağustos'unda gerçekten de kur krizi yaşadık. usd/try 7,20'leri gördü, enflasyon fırladı, bilançolar tahrip oldu, işsizlik arttı, büyüme düştü. yani özetle fakirleştik. geçenlerde bu entry'yi tekrar okudum. ne güzel yazmışım dedim kendi kendime. entry'nin genel analizi yanı sıra, iki önemli noktası çarpıcı: birincisi hukuk devleti ilkesinden verdiğimiz ödün, ikincisi ise ileriki tarihlerde yaşanacak seçimler için ihtiyati uyarı...

    3* bu entry'ye geçmeden önce yukarıdaki bkz'de bulunan entry'nin okunmasının çok yararlı olacağına inanıyorum. şöyle arkaya bir de downtown jazzhop koyduk mu, corona günlerinde ruhumuzu da dinlendirerek okumaları yapabiliriz.

    *

    4* yukarıdakilerin ardından günümüzün tahliline geçmek gerekir lafı uzatmadan. özellikle burada yaşı kemale ermiş ekonomistlerin ve yeni jenerasyon üstat ekonomistlerin ne dedikleri çok önemli. bir korkut boratav, bir asaf savaş akat, bir ege cansen, bir mahfi eğilmez, özellikle istihdam incelemelerinde bir seyfettin gürsel, harika analizleriyle bir şant manukyan, ezelden beri küreselleşmenin çökeceğini ileri süren bir uğur civelek, ayrıca memleketimizin her biri bir rol modeli sayılabilecek ekonomist kadınlarından bir gizem öztok altınsaç, bir selva demiralp, bir zümrüt imamoğlu; yurtdışında nouriel roubini, ben bernanke, daron acemoğlu, paul krugman, dani rodrik gibi ekonomistleri takip etmeli. özetle söylenen, benim çıkarımıma göre, bugünkü krizin geçmiş krizlerin hepsinden farklı olduğudur. ortak bir konsensusa yönelik kesin bilgi yok çünkü ilk defa karşılaşılan bir kriz bu, zemin kaygan. daha da ileri gitmek gerekirse, 2008 abd mortgage krizini önceden görüp uyarılarını yapan new york university ekonomisti nouriel roubini, 24 mart 2020'deki yazısına 'a greater depression?'* ismini vermesi de tesadüf değil. bilindiği üzere 1929 ekonomik buhranına ingilizce'de 'the great depression', yani büyük buhran deniyor. bugünkü kriz için, acaba daha mı büyük bir buhran olup olmadığı tartışmaya açılıyor. tartışmaya açan sidikli ekşici tayfa değil, bütün dünyanın saygı gösterdiği bir ekonomist. sadece o da değil, beraberinde başkaları da var...

    5* peki neden daha büyük bir buhranla karşı karşıyayız? çünkü bir tünele girdik ve sonunu göremiyoruz. sebebi en özet budur. nerede bitecek, ne zaman düzelecek, nasıl düzelecek, düzeldikten sonra ne olacak? bütün bu soruların hepsi yanıtsız. yanıtsız çünkü daha önce böyle bir krizle karşılaşılmadı. peki bugünkü krizin özelliği nedir diye soracak olursanız, arz ile talebin birlikte çöküşü diyebiliriz. arz, piyasaya sunulan mal ve hizmet, talep ise bizim bu mal ve hizmeti tüketmemiz. tüketemiyoruz çünkü evde kalıp hastalığın yayılmasını önlemeliyiz. evde kaldığımız için mal ve hizmet satılamadığından üretim yapılması da anlamsız olduğu gibi, üretim fasilitesine de işçinin erişmesi mümkün değil çünkü virüs yayılmasın diye herkes evde oturmak zorunda. dolayısıyla krizin sebebi görüntüde covid-19 gibi dursa da, bu aslında sadece buzdağının görünen yüzü. bardağı taşıran son damla.

    6* küresel bir dünyada yaşıyoruz. yaşadığımız bu küresel dünyada, mahfi eğilmez'in belirttiği gibi, bir tıkla, milyonlarca, milyarlarca dolar dünyanın öbür ucuna gidebiliyor. böyle bir şey 100 sene önce mümkün değildi. o nedenle 1929 büyük buhranı, günümüzdeki kadar yıkıcı olamazdı. çünkü günümüz tedarik zinciriyle, internet ağıyla, satışların küreselleşmesiyle, lojistiğiyle, 100 sene öncesinin reel sektörü ve teknolojik altyapısı aynı değildi. bu nedenle de zaten 2008 küresel finans krizi, bugüne kadarki ilk 'küresel' kriz olmuştu. çünkü küreselleşme özellikle sovyetlerin çökmesi ve internetin genele yayılmasıyla doruk noktasına ulaşabilmişti. abd'de 3-5 tane şirket yöneticisi para üzerine para kazanacak diye, 2008'de bütün dünya krize girmişti. ardından bu yöneticiler abd senatosu'nda yargılanmıştı...

    7* homo homini lupus. yani insan insanın kurdudur. bu, ülkeler için de geçerlidir, çünkü ülkeleri de oluşturan bireyler ve bireylerin oluşturduğu toplumlardır. dolayısıyla hugo grotius gibi düşünürler, devletler arasında anarşi olduğunu ileri sürer. birey-devlet ilişkisi dikeydir, fakat devlet-devlet ilişkisi yataydır. bu nedenle de tek kutuplu bir dünyanın mevcut kalması mümkün değildir. olamadı da, şu yıllarda yaşadığımız olayların temelinde tek kutuplu dünyadan, çok kutuplu dünyaya geçiş olduğunu belirtmek de mümkündür. baktığınız zaman, birçok uluslararası hukukçu, birleşmiş milletler gibi uluslararası kuruluşların da aslında hiçbir işe yaramadığını söyler. çünkü birleşmiş milletler, devletlere emir veremez, tavsiye verir veya karar alır ama uygulayamaz. yaptırımları ekonomik olmaktan öteye gidemez, onda da eğer abd yaptırım uygularsa etkili sonucu olur zaten. bu nedenle uluslararası hukukta kanun, anayasa yoktur, devletlerin taraf oldukları sözleşmeler vardır. diğer bir deyişle uluslararası hukuk, örf ve adetler hukukudur. dolayısıyla birleşmiş milletler'in yürütmesi olan güvenlik konseyi'nde bulunan 5 ülkenin çıkarları, her daim birbirinden farklı olduğu için (abd-rusya-çin-ingiltere-fransa), birinin ret oyuyla birleşmiş milletler gücü kullanılamaz. zaten abd'nin istediğine rusya, rusya'nın istediğine abd ret oyu kullanmaktadır. rte'nin dünya 5'ten büyüktür sözü buradan gelir. netice itibarıyla devletler küreselleşmeden daha fazla pay kapmak için birbirlerini yerken, en sonunda günümüz krizi patlak vermiştir.

    8* ekonomiye geri dönüp covid-19'la zirvesini yaşayan krizi analiz edelim. 2018 yılında, dünyanın 1 sene boyunca gerçekleştirdiği faaliyetinin ederi, dünya bankası'na göre yaklaşık 85 trilyon 910 milyar dolar olmuş. bu bir senede üretilen. tankıyla, topuyla, tüfeğiyle, trump'ıyla, putin rusya'sıyla, uçağıyla, arabasıyla, her şeyiyle. 2019 için bu meblağı 86 trilyon dolar olarak yuvarlayalım. sıfırlarını da ekleyelim de vaziyet anlaşılsın: 86.000.000.000.000 değerinde bir tutar. bugün 1'den saymaya başlarsanız, bu sayıya ulaşamadan ölürsünüz. o derece büyük bir meblağdan bahsediyoruz. 2019'daki toplam küresel borç ise 253 trilyon dolar civarı olmuş. inanabiliyor musunuz? yani 1 üretiyorsak, neredeyse 3 kat borç alıp çar çur etmişiz. oran %322'lerde ve her sene bu oran daha da artmış. bu bir noktada düzelecekti. ama soru şuydu: ne zaman?

    9* peki olmayan parayı nasıl borçlanıyoruz? işte zurnanın zırt dediği yer burası: finansal enstrümanlar ile. iki tane örnek verelim: kaldıraç* ve hisse senedi piyasası. hisse senetleri aslında bir nevi ponzi gibi. borsalarda talep arttıkça hisse senedinin fiyatı yükseliyor, oysa reelde değişen bir şey yok. mesela qnb finansbank hissesine borsa istanbul'da bakalım: hisse 2 ocak 2020'de 37,50'de, tam 20 gün sonra, hisse neredeyse 3'e katlayarak 102,50'yi görmüş. bugün 35.20'de. banka reelde değişti mi? şube sayısı üçe katlanıp tekrar mı azaltılmış mesela? ya da sermayesini artırıp sonra azaltmış mı? cevap hayır, bunların hiçbiri olmamış. aksine, banka olduğu gibi kalmış. ancak finansal araçlar üzerinde sanal, gerçek olmayan, spekülasyona dayalı bir değer oluşturulmuş... kaldıraç ise başka bir finansal enstrüman. katsayı değişebilmekle birlikte, örneğin 10 lira ile 100 liralık işlem, kaldıraç kullanılarak yapılabilmekte. katsayı da bu senaryoda 10 olmuş oldu. kaldıracın 25, 50, 100 olabildiği yerler de oluyor. binance'te katsayı 125'e kadar çıkabiliyor. doğal olarak oldukça yüksek riskli bir işlem, çünkü kazanç için de, kayıp için de aynı kaldıraç söz konusu. öte yandan bir de bankaların kullanabildiği kaldıraç var. her ülkenin mevzuatıyla farklı olmakla birlikte, türkiye'de bankaların sermayesi 1 birim ise, kaldıraç katsayısı türk bankacılığında 5. bunu murat muratoğlu devamlı eleştiriyor "zaten bizim bankaların takipteki kredileri sermayesini şimdiden yedi" diye. dolayısıyla 200 milyon liralık bir banka, kaldıracıyla birlikte 1 milyarlık aktife sahip olabiliyor. daha da ileri gidelim. banka bir kişiye kredi verdikten sonra, o para doğal olarak o kişinin mevduat hesabına geçiyor, ardından yasal zorunlu karşılık düşüldükten sonra, kalanıyla da banka ikinci bir kredi verebiliyor. bunu, para kalana dek sonuna kadar götürebiliyor. dolayısıyla bankaların kredi hacimleri de bu şekilde suni yoldan şişiyor. piyasaya bu kadar para giriyor, gerçekte olmayan. bu kaldıraçların çok daha yüksekleri söz konusu olabiliyor. şu aralar ekonomistlerin özellikle uyarıları "aman ha kredi çekip kaldıraçlı işlem yapmayın" şeklinde. çünkü tahmin edilebileceği üzere, insanların para kazanma hırsı öylesine kuvvetli bir hırs ki, kişinin kendisine ait olmayan bir parayla bu kadar yüksek riskli işlemler yapabilmesine sebebiyet verebiliyor. banka batarken kurtarılırsa, vatandaşın cebinden pu para çıkıyor...

    10* corona'yla işin patlaması sürecine gelelim. aslında 2008 kriziyle yaşanan finansal problemleri aşabilen bir tek abd olmuştu. bunu fed'in piyasaya para basmasıyla sağlamıştı. buna niceliksel gevşeme (quantitative easing veya qe) deniyor. karşılığı da niceliksel sıkılaşmadır (quantitative tightening veya qt). diğer büyük merkez bankaları da fed'in yaptığının aynısını yaptıysa da, abd'deki gibi olumlu etkisi henüz doğmamıştı. japonya 25 yıldır durgunlukla boğuşuyor. ingiltere'nin brexit süreci, ab'nin de krizden tam olarak çıkamamış olması önemli. euro'da zaten negatif faiz vardı. hatta avrupa merkez bankası eski başkanı mario draghi'den sonra, imf'nin başkanlığından ayrılarak amb koltuğunu devralan, fransa'nın eski maliye bakanı christine lagarde**, faizler zaten ekside olduğu için, daha fazla eksi faizin bir işe yaramayacağını açıklayarak faizi değiştirmedi. para politikasıyla bir yere kadardı. krizden sonraki süreç içerisinde abd'nin "dolar bizim paramız ama sizin probleminiz" özlü sözü tekrar hatırlandı. abd krizden çıkıyor olduğu için, fed bastığı parayı geri çekiyordu. işsizlik rekor düşük seviyelere gelmişti. bu bilanço daraltılması süreci yıllar öncesinden, dönemin fed başkanı ben bernanke tarafından mayıs 2013'te açıklanmıştı. bizde de tam o esnada gezi olayları patlak verince kurun o dönem zıplamasının sorumlusu faiz lobisi ilan edilmişti...

    11* şuradan fed'in piyasaya sürdüğü paraya bakmak görsel hafıza için faydalı olacaktır. burada görülen şudur: 2008 sonrası dolar piyasaya aşırı miktarda sürülmüş, sonrasında 2017 sonlarına doğru abd doları piyasadan çekilerek imha edilmeye başlanmıştır. öte yandan fed'in kademeli faiz artışları da malumunuzdur. benzer işlemleri, yukarıda açıkladığımız üzere diğer merkez bankaları izleyemedi, çünkü onlar halen krizden tam olarak çıkamamıştı. fed ise, ama haklı ama haksız, bilanço daraltma programında ilerliyordu. çünkü sürülen paranın, ekonomilerin sağlığı açısından geri alınması gerekiyordu. bu da, piyasadaki doların azalması, yani likiditenin azalması demekti. yavaş yavaş corona'ya geliyoruz fark ettiyseniz*.

    12* fed'in bu para çekme muhabbeti, ilk başta kırılgan ekonomileri vurdu. bizde neden dolar yükseliyor? sorusuna verilecek cevap budur. kırılgan ekonomi, aslında özetle ekonomisi kendi kendine yetmeyen ve dışarıdan sıcak paraya -mecburen- ihtiyaç duyan ekonomilerdir. en güzel örneği de arjantin'dir. arjantin'de, bizimle beraber, ağustos 2018'de peso iki günde yüzde 20 değer kaybedince, arjantin merkez bankası faizleri %60'a çıkarmıştı. hatırlayacak olursanız, kur krizini biz de ağustos 2018'de yaşamıştık. sebebi farklı değil, zira türkiye de kırılgan ekonomiler içerisindedir. biraz daha ileri gidersek, türkiye kırılgan beşlinin* daimi üyesi üyesidir. elalem gelir geçer, tek gerçek türkiye'dir kırılgan beşlide. kırılgan beşli, ünlü abd bankası morgan stanley tarafından 2013 yılında ilan edilen, 5 kırılgan gelişmekte olan ülke ekonomisini belirtmektedir ve ülkeler şunlardır: türkiye, hindistan, brezilya, endonezya, güney afrika. işin trajikomik kısmı, bizim haricimizdeki tüm ülkeler bu 5'liden çıkmış, biz halen burada kalmışızdır. çıkanlar yerine yeni ülkeler gelmiştir elbette.

    13* efendim, gelişmekte olan ülkeler* olarak bizler, en kırılganından başlayarak aslında tek tek dökülmekteydik. paralarımız hep değer kaybediyordu. sebebi yukarıda belirtilenlerdi. peki sonra ne oldu? mahfi eğilmez'in 2011 yılında radikal'deki köşe yazısında belirttiği gibi, küreselin krizin üçüncü fazına girmiştik. ilk fazda abd krize giriyordu, ikinci fazda avrupa krize giriyordu ve üçüncü fazda, en yıkıcı olan, başta çin olmak üzere gelişmekte olan ülkeler krize giriyordu. çin'in büyümesinin düşeceği biliniyordu, çünkü ülke 20 yıl öncesi fakirliği, her geçen yıl üzerinden atmıştı. bugün çin, abd'den sonra dünyanın en büyük ikinci ekonomisidir ve ileride birinci sıraya yerleşeceği tahmin edilmektedir. dolayısıyla zamanla çin'de üretim yapma hususu eski cazibesini kaybetmişti, ücretler yükselmişti. 20-25 sene önce bütün küresel şirketler çin'e fabrika açmışken, şu aşamalarda giderler eskisinden yüksek olduğu için çin'i pek avantajlı görmemekteler. dolayısıyla çin, eskisi gibi yatırım alamamaya, yani yavaşlamaya başlayınca aslında tüm dünyayı etkileyecek, dolayısıyla küresel bir yavaşlamaya girilecekti. bu nedenle zaten dünya büyümesinde bir düşüş bekleniyordu. ancak bu belki yarım puan, belki bir puandı. kimse tarihteki belki de en büyük krizin gerçekleşeceğini ön görmemişti.

    14* romalılar! size son olarak ifade etmek istediğim bir husus ise petrolle büyüme arasındaki ilişki. çünkü corona krizinden hemen önce petrol fiyatları çökmüştü. bunun bir kıvılcım olduğunu, corona'nın ise benzin olduğunu, yukarıdaki borçluluk vaziyetinin de saman ambarı olduğunu bilmemiz gerekiyor. o yüzden petrolü anladıktan sonra corona'ya geçeceğiz. çok heyecanlı bence. efendim, dünya büyümesi normal seyrindeyken, petrol fiyatlarında normal dalgalanmalar oluyor. ancak zayıf büyümeleri takiben petrol fiyatlarında şok yaşanıyor ve bu şok da ekonomilere zarar veriyor. şuradan petrol grafiğine 5 yıllıkta bakıldığında, 2018 yılı eylül-ekim itibarıyla petrolde de düşüş başlıyor. çünkü zaten dünya ekonomisi küçülecek mi tartışmaları zaten var idi. bu durum da zihinlerde "dünya büyümesi düşecek, resesyon geliyor, aman ha dikkat, çin de sakat hem, ayrıca çok borçluyuz ne yapacağız?" gibi endişeleri arttırmıştı. küresel resesyon bekleniyordu. diğer yandan birçok ülke, gelirinin önemli bir kısmını petrole dayandırdığından, petrol düşüşleri onları zor durumda bırakacaktı. gelirleri petrole dayalı ülkelere örnek vermek gerekirse, rusya, suudi arabistan, ırak, abd (kaya petrolü - çıkarması daha maliyetli), venezuela gibi ülkeler bunlar. petrol düştükçe, bu ülkelerin geliri düşüyor. öte yandan petrolün fiyatı çok önemli, çünkü enerji sayesinde bu kadar medeniyeti kurabiliyoruz. o nedenle petrolün fiyatı hep bir takip konusu olmuştur. ülkemiz de net enerji ithalatçısı olduğundan, petrol ve doğal gaz fiyatları da ülkemizi etkilemekte. özellikle petrol krizini de burada bir anımsamak gerekir. petrol krizinden sonra abd'nin yaşadığı petrol ihtiyacının akabinde oluşan abd-suudi arabistan ittifakını bilmek gerek. nitekim suudiler, opec'in de başını çekiyor.

    15* opec, yani petrol ihraç eden ülkeler örgütü*, petrol fiyatlarıyla ilgili olarak toplanır ve rusya'yla istişare halinde fiyatları belirleyelim der. virüsün de enerji ihtiyacını azaltacağı kaygısı vardır. genelde abd güdümündedir opec ve suudiler, ancak abd'nin kendi sıkıntısı şudur: abd, kaya petrolünü bir şekilde günümüz sanayisinde kullanabilecek hale getirmiştir. fakat bunun maliyeti çok yüksek olmuştur. abd'nin kendisinin çıkardığı petrol kendisine yetmektedir, fakat küresel fiyatlar düşerse, maliyetli çıkarım sebebiyle kaya petrolü şirketleri zarar edecek ve batacaklardır. bu yüzden ithal edilmesi mümkün olacaktır. dolayısıyla abd de, gelirlerinin büyük kısmını oluşturan suudiler de petrolün düşmesini istememektedirler. öte yandan çin'de yaşanan corona, henüz ocak-şubat 2020'de dünyaya bulaşmamışken, çin ekonomisini oldukça etkilemiş, çin'de petrol tüketimi de azalmıştır. tüm bunlar akabinde rusya, petrol üretiminde azaltmaya gitmeyeceğini açıklar. türkçe'deki özdeyişle, delinin biri kuyuya taşı atmıştır artık. zira hangi ülke petrolü tek başına kısarsa, o pazarı diğer ülkeler kapacaktır. bunu da kimse istemez. suudiler resti görürler ve arttırıp, petrol üretimini daha fazla artırarak fiyatları daha da düşereceklerini ilan ederler. bunun üzerine şubat 2020'de 54 dolarlarda olan petrolün fiyatı, aralıksızca düşerek 22 dolarlara düşer. yüzde 66 değer kaybeder. yukarıdaki tedirginlikler katlanarak büyür. petrol şirketleri ve hisseleri çakılır. tüpraş da buna dahildir.

    16* petrol karmaşası devam etmekteyken, şirketler resesyon gelecek endişesiyle riskli varlıklardan (türev ürünler, hisse senedi vb.) kaçar ve güvenli limana sığınmaya başlarlar. kaldıraçlı işlemlerin birçoğunda zararlar dayanılmaz boyutlara gelir ve teminat takviyesi yapılması istenir. bu yüzden birçok şirket dolara hücum eder ve borçlarını kapatmaya çalışır, lakin eldeki dolar likiditesi bellidir. herkes abanınca piyasada dolar kalmaz. ayrıca bankalar batabilecek şirketlere de para vermektense güvenli limanlara yönelirler. güvenli liman denilince akla abd tahvili ve altın gelir. ancak ödenmesi gereken borçlar dolarla ödenecektir. abd hazine tahvillerine o kadar yoğun bir talep olur ki, tahvillerin faizi tarihin en düşük oranına düşer. piyasada para yok paniği başlar. artık tek para eden altın kaldığından ve altın son birkaç ayda yükselmiş olduğundan bu sefer mecburen altın satılmaya başlanır. cash is king'dir. devreye bir de fed girer. yukarıda anlattığımız üzere yıllardır plan-program çerçevesinde ilerleyen fed, toplantı tarihini öne çeker ve faizi 0'a indirir. bu ani hamle, paniği tavana vurdurur ve borsalar çakılır. fed gibi bir kuruluşun dahi %2'lerden faizi 0'a indirmesi, fed'in de gelecekte acayip bir kriz beklediğinin göstergesidir. korku endeksi vix tavan yapar. abd borsalarının çakılması, diğer tüm dünyada borsaların çakıldığı bir ortam demektir. bunun üzerine bir de corona virüs eklenir. insanlar evden çıkamaz, işe gidemez. üretim iki sebeple yapılamaz, birincisi işçiler işe gidemediği için, ikincisi ise ürünleri satın alınabilecek ortam bulunamadığı için. yani önce talep şoku, hemen ardından arz şoku yaşanır.

    17* şu aralar ise sıklıkla gördüğümüz şey, bilançoların arttırılacağı ve tüzel kişilerle gerçek kişilerin fonlanacağıdır. yukarıda fed'in bilançosunda görüleceği üzere, bilanço eskisininden de yükselmiş bir vaziyette, yaklaşık 4 trilyon 600 milyar dolar olmuş ve daha da artacak. avrupa merkez bankası ise 750 milyar euro'luk paket açıkladı. hatırlatalım, türkiye ekonomisinin 1 yıllık üretimi 700-750 milyar dolar arasında. işte bu kadar paranın olduğu yerde dahi beklentiler iyileşemiyor. çünkü bu bir finans krizi değil. 2008 bir finans kriziydi ve bilanço büyültülerek nispeten krizden çıkılmıştı. ancak bugün böyle bir durum söz konusu değil. bugün hem üretim, hem tüketim çöküyor (arz ve talep şoku). işte bu çöküşün atlatılabilmesi için, ülkeler çok büyük destek paketleri açıklamakta. abd'nin 2 trilyon dolarlık paketi senatodan geçti. avrupa'da ülke bazında milyarlarca euro kurtarma paketleri açıklandı (1)(2). zira müdahale edilmezse insanlar aç kalır, şirketler batar. 3 ay sonra aşı bulunduğunda, ekonomiyi ölü halde buluruz. o nedenle bu zor süreçte, helikopter para ile vatandaşa destek sağlanır, tahvil alımları ile de şirketler fonlanır. bu bir süre bizi götürecek senaryo. ancak bu da sürdürülebilir değil. yine de önemli olan şu anda günü kurtarmak, enflasyonuyla, bilanço sorunlarıyla uğraşmak bundan sonraki süreç. yeter ki günü kurtaralım.

    18* nouriel hoca böyle demiyor. bir kere üstat tünelin sonundaki ışığın görülemediğini söylüyor. bu nedenle, para basımı da bir yere kadar. ancak abd'de ulusal sokağa çıkma yasağıyla birlikte, virüsün etkisinin bir an önce düşürülmesi, böylece sağlık sisteminin işler tutulması gerekiyor roubini'ye göre. ancak bu sürdürülebilir değil. bir kere aşının bulunmasına daha çok var. ikincisi virüs mutasyona uğruyor. geçmişte bu gibi salgınlar 3 dalga olmuşlar ve ikinciyle üçüncü dalga da oldukça kuvvetli olmuş. öldürücülük açısından ikinci dalganın daha kuvvetli olduğunu iddia edenler de var ve bunlardan biri roubini. burada ege cansen olaya daha pragmatik bakıyor. kendisi, zaten dünyada günde yaklaşık 130.000 kişi öldüğünü ifade ediyor. o yüzden bir noktada bu sürdürülemez durumun da sonuna gelinecek ve gerçeklerle yüzleşilecek. kendisi sokağa çıkma yasağına da karşı. tam tersi görüşleri savunanlar da var, ancak her iki senaryoda da soru işaretleri çok, bu yüzden de zaten piyasalar önünü göremiyor, güvenli limanlara olan talep artıyor, borsalar çakılıyor. nouriel hoca'ya göre bu durum daha da devam edecek.

    19* türkiye'ye gelecek olursak, ülkemiz darda. bugünler için ayrılan ihtiyat akçelerini, merkez bankası kanununu değiştirerek hazineye aktardık bütçe açıkları kapansın diye. oysa bu paralar tam olarak bu gibi zor durumlar içindi. dahası, rte'nin kendini başkanı olarak atadığı varlık fonu denilen fon da tamamen bilinmezlikler silsilesi, paranın hiçbir denetime girmeden harcanabildiği, toplanabildiği ne idüğü belirsiz bir fon... bitmedi, işsizlik fonundaki milyarlarca lira da, repo edilerek hazinenin fonlanması için kullanılmış. yani işsizlik fonundaki parayı, birtakım finansal işlemlerle hazineye vermişiz al kullan diye ve hazinenin şu anda kasasında para yok. yani işsizin kötü gün parası olan işsizlik fonu da bitmiş. hazinenin zaten bütçesinde para olmadığını herkes biliyor. o nedenle canada başkanı trudeau'nun vatandaşına seslendiği gibi, bizimkiler bize seslenemiyor. üzücü. devletin seni koruyamıyor. sen, ben, hadi neyse de, çoluğu çocuğu olan işsizler, tek başına zar zor hayata tutunan bireyler, aileler ne yapacak?

    20* sokağa çıkma yasağı çözüm mü peki? bence bu soruya iki şekilde yanıt verebiliriz. evet, çünkü neşteri vurup bir an önce kesmemiz lazım hastalık yayılımının önünü. hayır, çünkü ohal ilan edilerek gelecek olan bir sokağa çıkma yasağında, meclis de toplanamayabileceği için yetkiler cumhurbaşkanına verilecek. ohal kararnameleriyle her istenen düzenleme geçecek, sorgusuz sualsiz. aihm eski yargıcımız rıza türmen, bir köşe yazısında akp iktidarının çıkarmakta olduğu her yasanın arkasında başka bir amaç olduğunu 'güçsüzlerin gücü' isimli kitabında belirtmişti. gerçekten yeni çıkan infaz yasasıyla ilgili yasaya bakacak olursanız da benzer bir şeyi görürsünüz, çocuğa cinsel istismarcı affa uğruyor; ama düşündüğü için, ifade hürriyetini kullandığı için ya da gazeteci olduğu için tutuklu olanların durumu hiç değişmeden duruyor. böyle hukuk devleti olur mu?

    21* türkiye'yi artık bir hukuk devleti saymayanlar var. anayasamızda yazıyor olması, bunun uygulamasının da böyle olduğu anlamına gelmiyor malesef. daron acemoğlu ve uğur gürses'in düzenli olarak belirttiği gibi, demokrasi, hukukun üstünlüğü, kurumların özerkliği, liyakat gelmedikçe; özetle siyaset normalleşmedikçe türkiye'de ekonomi düzelmeyecek. temel mottomuz bu. bunun altında bir de daha küçük tedbirler var hatalı uygulanan. örneğin merkez bankası başkanının bir cumhurbaşkanı kararı ile görevinden alınması, merkez bankasının 'arka kapı' yolları ile kamu bankaları üzerinden döviz sattırarak kuru suni olarak düşük tutması, hazinenin bütçe açığını, ihtiyat akçesi ve tek gelirlik kalemlerle vb. kapaması, tüik yöneticilerinin değiştirilmesi ve yayınlanan rakamların doğruluğuna yönelik tartışmalar... bunlar olduğu müddetçe, tl değer kaybedecek. kısa vadede fiyat oynaklıkları olabilir. yıllık grafiklere bakınız. trend ne yöndeyse, pek muhtemeldir ki aynısının daha kuvvetlisi gerçekleşecek. öte yandan, mevcut kriz ile düşüncem o yöndeki önümüzdeki süreç içerisinde türkiye tarihinde hiç görülmemiş bir kriz yaşanacak. seyfettin gürsel, daha bu corona krizi öncesinde 2018 ile başlayan türk krizimiz için, türkiye'nin böyle uzun süren bir işsizlik sürecini daha önce hiç tecrübe etmediğini, bunun psikolojik ve siyasi sonuçları olacağını söylemişti. bunun üzerine bir de bu krizi koyarak hesap edin.

    22* warren buffett'ın bir sözü vardır: sular çekildiğinde kimin çıplak yüzdüğü belli olur. türkiye, malesef çırılçıplak durumda. üzücü ki, bu kriz süreci türkiye'yi derinden etkileyecek. önce sağlık krizi, ardından ekonomik kriz, ardından siyasi kriz şeklinde ilerlemesi muhtemel bekir ağırdır'a göre. türkiye tarihteki en kuvvetli krize, bir de kendi içerisindeki envai çeşit krizle yakalandı. benim düşünceme göre cumhuriyet tarihinin en kuvvetli krizini yaşayacağız. bunu yaşarken de küreselleşmenin çöküşünü izleyeceğiz. hayatlarımız, 2020 yılı itibarıyla bir kırılma yaşamış olacak. artık eskisi gibi şımarıklıklar yapmayacağız, para savurganlığı olmayacak. devletler ekonomiye doğrudan müdahale edecek, onu piyasaya bırakmayıp kendisi yürütecek. sağlık sektöründe atılımlar gerçekleşecek. yaşantılar farklılaşacak, örneğin türkiye'de birçok kişi evden çalışmaya devam edecek, megakentlerden dışarıya göç başlayacak evden artık çalışılabildiği için. ülkeler kendi kendilerine yetmeye çalışacaklar bu krizden sonra, bu sebeple küresel ticarette de değişimler göreceğiz. ancak hepimizin bildiği şu ki, küresel anlamda fakirleştiğimiz için (büyüme düşüyor ve her saniye fakirleşiyoruz) insanlar elindekilerin kıymetini daha çok anlayacak. 3 çift ayakkabı yerine tek çift alacak, turizm eskisi gibi olmayacak, sivil havacılık sektörü toparlanamayacak, işsizlik uzun süre devam edecek, para basmalarla bunlar eskisi gibi güzel günleri bize geri getirmeyecek.

    23* netice itibarıyla hayatlarımız 'corona'dan önce' ve 'corona'dan sonra' diye ikiye ayrılacak. küreselleşmiş serbest piyasa ekonomisi yerini devlet kontrollü piyasa modeli gibi bir modele bırakacak, hatta bırakıyor. kapitalist felsefe temel olarak kalacak, zira en düşük maliyet, en yüksek fayda herkesin hedefi. ancak kapitalizmin işleyişi değişecek. onun sancılarını yaşıyoruz. kimse bu kadar hızlı beklemiyordu. uğur civelek bile...

    *

    yakın çevrem de karamsar olduğumu söylüyor bu görüşlerimde, o nedenle varsa eğer iyimser görüşleri de incelemeniz perspektifinizi genişletecektir.

    3 senede bir ekonomik analiz yaptığıma göre, 2023'e kadar corona'dan falan ölmezsem, 100'üncü yılımızda yeni bir yazıyla görüşmek dileğiyle sizi şimdilik uğurlayabilirim.

    biraz uzun oldu, kusura bakmayın. herkese sağlık ve sıhhat diliyorum. önce sağlık.

    selametle,

    *

    edit: arkadaşlar çok soru geldi ve halen görüş, yazı vb. isteyenler var. bu gibi uzun analizleri yazmak günler sürüyor. bu entry 3 günde ortalama 5-6'şar saatle toplamda 15-18 saat arası bir emekle oluşturuldu mesela. daha kısa, kaynaklı analizleri tabi ki her daim ekşi'den ve buradan bulabilirsiniz. hem corona günlerini bol bol okumaya ayırıp, olumsuz vaziyeti olumluya çevirmekle gerçekten en büyük beşeri yatırım yapılmış olur. dolar, altın vb. şeyler beşeri yatırımın yanında hikayedir diye düşünüyorum.

    bunu beğenen bunu da beğendi: (bkz: hazine garantilerinin mücbir sebeple feshi/@dragonlady)

    bonus: (bkz: kemal derviş'in ekonomik kriz öngörüsü/@dragonlady)
  • dolar kuru, ülkemizdeki ekonomik gidişatın bizatihi göstergelerinden biri. o vakit dolar yükseliyorsa ekonomik gidişat kötüdür, düşüyorsa gidişat iyidir diyebiliriz. kur yatay seyrediyorsa da herkesin kabulüdür. demek ki iktisadi durumu dolar kuru ile bağdaştırabiliriz. o zaman bu doların analizini yapmak, bunu iyi anlamak gerekir.

    iktisadi gidişatın düzelmesi, diğer bir deyişle doların düşmesi için çeşitli yollar var. bunları tek tek inceledikten sonra, her bir faktör için nasıl bir gelecek beklerseniz ona göre gözünüzde dolar kuru artacak veya azalacak, bu kapsamda krizin gidişatı hakkında zihninizde bir beklenti oluşacak demektir. beklentileri yönetmek önemlidir. beklentiye göre herkes kendi pozisyonunu alır.

    bu nedenle aşağıdaki maddelerde özelden genele doğru doların düşeceği veya artacağı maddeleri sıraladım. 2020 yılı içerisindeki krizin gidişatını, aşağıdaki her bir faktör bizatihi etkileyebilir. o nedenle bunları yakından takip etmek gerekir.

    1* fed swap hattı

    buna çok bel bağlandı ama bu son derece geçici bir olay. birincisi fed türkiye'ye swap hattı açmayacak çünkü adamlar merkez bankası bağımsızlığı arıyorlar veya saçma sapan dolar satarak kuru düşük tutma gibi ekonomi bilimi dışındaki anlayışları görünce koşarak uzaklaşıyorlar. bakın richmond fed başkanı barkin 1-2 gün önce "karşılıklı güven" olmadan türkiye ile swap olmaz dedi. velev ki bu aşamayı geçtin diyelim bir şekilde. o zaman da ikinci aşamada teminat hususu geliyor. teminat bir güvence. alacağını alamadığın zaman başvurduğun yol. kefaletten hiçbir farkı yok, nitekim kefalet de bir teminat çeşidi. fed teminat olarak da abd tahvili istiyor. biz bunları da ilk başta zarrab davası, sonrasında s-400 yaptırımları (caatsa) korkusundan sattık. hadi bunu da atlattık diyelim. üçüncü aşamada bu sefer süreden gol yiyorsun. çünkü fed'in bu swap hatları azami 3 aylık açılıyor. sonra iade etmek zorundasın aynı parayı. sırf kur yükselmesin diye swap'tan gelen parayı piyasaya sattın, sonra nasıl geri ödeyeceksin? diğer g20 swap hatları tartışması da gereksiz. herkesin dolara ihtiyacı var şu an. bu arada 2008 krizinde de fed dünyaya swap penceresi açıp, türkiye'ye açmamıştı onu da ifade edelim. bakın ben bu satırları yazarken geçmişteki en başarılı merkez bankası başkanlarımızdan durmuş yılmaz ne tivit attı:

    "diyelim ki fed bizi swap imkanından yararlandırdı. bu bizim sorunumuzu çözer mi? swap imkanı likidite sorunu na bir çare. bizim sorunumuz sadece likidite sorunu mu?" (imla hatalarına dokunmadım)

    2* ihracat

    bütün dünya ülkelerinin kendilerine has döviz kazanma yöntemleri var. mesela suudiler petrol satıyor, almanya sanayisini satıyor, türkiye ise turizmini satıyor. şu anda kimse bunları almıyor tabi. mesela petrol geçen ay -40 dolarları gördü. tarihte ilk kez petrol alanlar sonra satarken üzerine para verdiler (dolayısıyla satamamış oldular). almanya, sanayisi için bütçeden devasa kaynak ayırdı. almanların amacı, o güzel şirketleri çöp parasına yabancıların almamasıydı. işte vatanseverlik budur. türkiye de turizm için turistik illerdeki kısıtlamaları kaldırdı. ancak nafile, bir kere uçak şirketleri batıyor. warren buffett bile bugüne kadar gerçekleştirdiği havacılık sektörü yatırımlarında "hata yaptığını" ifade etti. detaylarını ayrıca şuradan okuyabilirsiniz: (bkz: kemal derviş'in ekonomik kriz öngörüsü/@dragonlady).

    dolayısıyla türkiye yönetiminde hayalci bir turizm beklentisi var. inşallah gerçekleşir ve ben yanılırım. ama bence olmayacak. havacılık sektörü pert, boeing batıştan döndü, insanlar işsiz, kim niye gelsin türkiye'ye uçsun yurtdışından ve dünyanın herhangi bir yerinde tatil yapsın? hangi parayla? bu salgında mı? millet can derdinde. o nedenle de türkiye'ye gelecek bir dış kaynağı turizm ile ödemesi bence mümkün değil. ayrıca diğer ihracat kalemlerinde de türkiye özellikle ab'ye mal satıyor. avrupa birliği'nde kimisi %7,5, kimisi %9 daralma bekliyorken; türkiye'den ne kadar mal alacak da bizim ihracat döviz kazandıracak?

    3* imf kaynağı

    biliyorsunuz hükümet adında sadece "imf" var diye iki farklı kaynağını kullanmıyor. bunlardan birincisi stand-by sözleşmeler. malum ortamlarda "stand-by agreement" (sba) diye geçer. bunu kullandığınız zaman imf her şeye karışır. ancak karşılığında da çok büyük para verir. erdoğan özellikle bu tip anlaşmaya karşıdır ve gerçekten olması gereken de budur. sadece erdoğan değil, birçok ülkede sağcısıyla solcusuyla imf aleyhine bir bakış açısı vardır. bakın erdoğan'ı desteklemiyor olabilirsiniz, ama yunanistan'ın o asi başbakanı, kravat takmadan sağda solda gezinen çipras'tan da dinleyebilirsiniz imf'nin ne kadar pis bir kuruluş olduğunu: (bkz: türkiye 2020'de %5 küçülecek/@dragonlady)

    ikincisi ise, yaklaşık 100 ülkenin başvurmuş olduğu, neredeyse koşulsuz ve çok düşük faizli imf korona virüs kredisi. buna türkiye başvursa, hesabına belki trink diye geçecek o aradığı döviz kaynağı. sonra da çok düşük faiz ile geri ödenecek. ancak bunun handikapı da tutarın düşük olması: yaklaşık 9 milyar usd civarı bir kredi. ali babacan geçen günkü kemal öztürk röportajında "en en en en az 20 milyar usd'ye ihtiyacı var türkiye'nin" dedi. aslında 20 milyar dolar bile kurtarmıyor demek ki. fed swapı kurtarıyor ama onu da vermeyecekler yukarıda yazdık, ki verseler de bir anlamı yok 3 ay sonra geri ödeyebilecek misin?

    4* tasarruf

    devlet kendi kemerini sıkar, harcamaları keser böylece kaynak oluşur. o da yok ki. geçen gün ege cansen köşesinde çok güzel bir cümle kullandı: "itibar için sarf, israf değildir" dedi bizim hükümet için. cümlenin paçalarından kalite akıyor. işte ege cansen klası budur. aslında o yazıda bu cümleyi de içinde barındıran son paragraf, hükümetin neden bu ekonomik krizi iyi yönetemeyeceğini güzel bir şekilde anlatıyor. buraya da işleyelim:

    "kapitalizmin topluma en yüksek faydayı sağlaması iki temel şarta bağlıdır. birincisi her yatırımın “sermayenin getirisini artırmaya” odaklanmasıdır. ikincisi, devletin ve bireylerin israftan kaçınmasıdır. bendeki kanaat, akp'nin iktisadi dünya görüşünde bunların ikisinin de olmadığıdır. gördüğüm kadarıyla onların iktisadi sistemi “yatırımın getirisi değil, bizim çıkarımız azami olmalı” ile “itibar için sarf, israf değildir” ilkelerine bağlıdır.

    son söz: amaç, aracı belirler."

    usta bana söyleyecek bir şey bırakmamış.

    5* sermaye kontrolleri

    bunu herkes "bankadaki parama el koyarlar mı" olarak algılıyor ama sermaye kontrolü denen mevzu salt el koyma değil. yani işin değişik yönleri var. mesela ithalat kısıtlaması. türkiye'ye ithal mal sokmazsan ne olur? döviz ile ödeme yapmazsın yurtdışına böylece rezervlerin azalmaz. geçen gün denediler bunu ve ellerinde patladı. peki ne olabilir? mesela hafta başına 5.000 usd çekebilirsin bankadan denebilir. ben yunanistan'ın kos adasına 2013-2014 gibi gittiğimde öyleydi, günde en fazla 50 euro çekilebildiğini söylemişlerdi. o yüzden nakit ödemiştim kredi kartı yerine, yardımcı olmak için. böyle çok çeşitli husus var. kaldı ki illa bankalardaki dövize el konacaksa bu senin benim gibi gariban vatandaşın parasına olmaz. arjantin'de yapıldığı gibi 2 milyon usd üzeri parası olanlara servet vergisi getirmekle olur mesela. bunu da yazdık kimse ciddiye almadı: (bkz: arjantin'in servet vergisi getirmesi/@dragonlady)

    ayrıca imf de ülkelere servet vergisi getirin diyor: (bkz: imf'nin varlık vergisi alın önerisi/@dragonlady)

    6* faizlerin artırılması

    bunun gerçekleşmeyeceğini biliyoruz. çünkü merkeze saray'dan emir gidiyor, merkez onu uyguluyor. ancak merkez bankasında çalışan insanların her biri de vaziyetin farkında. düşünsene 2+2=4 olduğunu biliyorsun ama okul müdürü "çocuklara 2+2=5'tir diye öğreteceksin" diye baskı yapıyor. neden istifa etmiyorlar diyeceksiniz haklı olarak. cevap çok basit: bugüne kadar zaten istifa veya görevden almalarla geldik. iki önceki başkan erdem başçı'nın istifa ettiği, onu mehmet şimşek'in çevirdiği ileri sürülmüştü. sonrasında damattan önceki bakan mehmet şimşek'in de istifa ettiği iddia edilmişti. en sonunda da bir önceki tcmb başkanı çetinkaya yönetime direnmiş, ardından cb kararı ile tcmb kanununa rağmen görevden alınmıştı. en son da babacan ayrıldı zaten akp'den. ya da borsa eski başkanı ibrahim turhan var 'gemiden inen'. bir önceki tcmb başkanı çetinkaya'nın görevden alınmasının detaylarını okuyabileceğiniz entry'm için: (bkz: 1 mayıs 2020 dolar kuru/@dragonlady)

    *

    yukarıdakiler hızlıca alınabilecek tedbirler ve kaçınılmaz son için sadece süre kazandırır. bir de yapısal çözümler var. onları da sıralayalım:

    7* toplumsal mutabakat

    erdoğan maalesef bir tane 'lider anketi'ne takılmış durumda. ankette erdoğan'ın oylarının %50'yi geçtiği ileri sürülüyor. o nedenle erdoğan da oylarının arttığını zannediyor ve bu yüzden de azalmasın diye sert bir dil kullanıyor ve toplumun %50'ye yakınını dışlamaya devam ediyor. bir anda bu sert dile geçti fark ettiyseniz korona sürecinde. ancak hata ediyor. bu yanlış bir tutum; çünkü dünyadaki bütün ülkelerdeki hükümetlerin başındaki isimlere geçici olarak bir güven artmış vaziyette. nitekim siyaset bilimcilere göre bu oranın ileride düşeceği söyleniyor. bunu murat yetkin de şu aralar devamlı ifade ediyor. korona virüs krizi, yeryüzündeki en büyük kriz ve bu kriz ile bölünerek başa çıkamayız. toplu durursak başa çıkabiliriz. bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine. bakın belediyelerin yaptığına, vatandaşı birbirleriyle buluşturarak toplumsal dayanışma sağlamaya çalışıyorlar. iktidarın derdi ise buna engel olmak, sırf siyasi rant uğruna. inanılması çok güç. işte bu yüzden babacan "2023'e kalmadan seçim olur" dedi kemal öztürk'e. (bkz: at fava bekle)

    8* merkez bankası bağımsızlığı

    herkesin aradığı husus bu. ama iki üst maddede bu işin böyle olmadığını gördük. aslında 2015 yılında kemal derviş'in bir açıklaması vardı, "merkez bankası ve ekonomi yönetimi darmadağın olursa her şey olabilir" diyordu. gerçekten de her şeyin olabildiği bir sürece girdik. uğur gürses'in tabiriyle ve yıllardır 'ağır çekimle izlediğimiz bir tren kazası'nın içerisindeyiz.

    merkez bankası bağımsızlığının nasıl kaybedildiğini çok detaylıca anlattığım entry: (bkz: kemal derviş'in ekonomik kriz öngörüsü/@dragonlady)

    9* ekonomi yönetimine güven

    ekonomi yönetimine güven duyulması da çok önemli ve bu başta yönetime güvenilen birinin getirilmesiyle oluyor. bakan albayrak'ın şahsıyla ilgili bir sözüm yok. aksine bence çok akıllı bir insan, çünkü (bkz: babanı seçemezsin ama kayın babanı seçebilirsin) ilkesini bizzat uygulamış ve buralara gelmiş, son derece pragmatik birisi. ama ekonomi yönetiminde kendisine ilk başta verilen kredi çoktan tükendi onu da ifade edelim. kimsenin inanmadığı şeyleri sağda solda söyleyerek ekonomi faaliyeti icra edilmez. kemal derviş buna "hamasetle ekonomi yürümez" diyor. çok da iyi söylüyor. ekonomi dinamiğinde güven ve itibar esastır.

    bu güven muhabbeti zatıalinizde de gerçekleşir ey okuyucu. siz de güvenmediğiniz için doğrudan dolar veya altın alıyorsunuz, hatta yeri geliyor bankaya bile güvenmeyip paranızı çekiyorsunuz. yani güven olayı öyle soyut bir şey değil aslında, bizzat içimizde olan bir şey. oysa şöyle güvendiğiniz biri geçse başa, söyleyeceğiniz şeyler "bu adam bu ekonomiyi düzeltir ben şimdiden tepeden tl'ye geçip faiz alayım, dükkanı açmaya hazırlanayım, yeni yatırım yapayım" vb. olacak.

    tabi burada bana daha önce birkaç eleştiri geldi, "sanki ali babacan ile, durmuş yılmaz ile ya da kemal derviş ile iş çözülecek, önemli olan adalet" vb. dendi. şunu ifade edelim, güvenilen biri geldiği zaman hükümete şart koşacağı ilk şey "benim işime karışmayacaksınız, ekonomide ben ne istersem o olacak" cümlesi oluyor zaten. erdoğan böyle bir şeye izin vermeyeceğinden zaten güven problemi doğuyor. yani babacan da gelse, acemoğlu da gelse, derviş de gelse, yılmaz da gelse söyleyeceği ilk şey "önce yönetim bir üslup değiştirmeli, toplumsal mutabakata varılmalı, merkez bankasına müdahale edilmemeli; bu şartlar kabul edilmezse ben de ekonominin dümenine geçmem" olacaktır. netice itibarıyla aynı yere çıkıyoruz. sanki faizi indirip kaldırınca ekonomi mi düzeliyor?

    2001 krizinde de kemal derviş'e ilk başta merkez bankası başkanlığı ya da hazine müsteşarlığı vb. gibi bürokratik pozisyonlar teklif edilir, ama kendisi kabul etmez. çünkü o da biliyor bir süre sonra siyasilerin onun istediği şeyleri yapmayacağını. sonrasında da zaten bakan yapılır. kimse de onun işine karışmaz böylece. bugünkü bir sürü kanun ve idari otorite onun sayesinde sağlamlaştırılmıştır. bankacılık kanunu, tcmb kanunu, bddk vb. hepsi elden geçmiştir. bugün aynı bddk, yabancı bankalara tl swap yasağı getiriyor. zaten neyin ne olduğu belli artık. (bkz: durun siz kardeşsiniz)

    bu da benim entry'ye cevap yazan o suser'a cevap olsun. sanki burada komprador temsilciliği yapıyoruz. bu arada neoliberalizmi ya da kapitalizmin işleyişini tartışabiliriz. doğrularını, yanlışlarını konuşabiliriz. ancak çok ağır yara almış bir ekonomiyi oyunun kurallarına göre iyileştirmek için önce yiğidin hakkını teslim etmek gerekir. önce işi bileceksin, ardından "sermayenin adamı" diyeceksin. sermayenin adamı denilen kemal derviş bizzat türk hava yolları'nın özelleştirilmesine engel olan adamdır. neden thy özelleştirilmedi sorusunun cevabı budur. peki bugün ne konuşuyoruz? thy'nin kartal imam hatip'lilerle dolmasını, elif can yetim'leri, fahrettin altun'un eşinin thy yönetim kurulu üyesi yapılmasını konuşuyoruz.

    baba kusura bakmayın da başlarım neoliberalizmine de kapitalizmine de o zaman. bu ülkeye en fazla kendi vatandaşı zarar veriyor. bu sadece hükümet ve çevresi için değil, tüm toplum için geçerli. bugün delicesine izlenen & okunan yılmaz özdil gibi, murat muratoğlu gibi yazarların birçoğu bugün köşeyi dönme peşinde. biri atatürk diye kitap yazar 2.500'e satar gider milyonluk villa alır, öbürü gelir ekşi sözlük'ten entry çalar köşe yazısını yazar, videolarına metin oluşturur. ülke olarak, sağcısıyla, solcusuyla, dindarıyla, laik kesimiyle kokuşmuş bir düzenin içerisindeyiz kusura bakmayın. nitekim ahlak problemi sınır tanımaz. bunun ekonomi literatüründe tabiri bile vardır: moral hazard (tam türkçesi yok ama 'ahlaki çöküş' denebilir) (bkz: murat muratoğlu'nun ekşi sözlük'ten entry çalması/@dragonlady)

    10* demokratik parlamenter sistem

    son olarak da parlementer sistemi ifade edelim, ki aslında en önemlisi budur. ancak tabi bu o kadar yapısal bir husus ki, gündemde pek ilgi çekmez. ben bunu hem 24 nisan 2017 dolar kuru/@dragonlady, hem de 2018 ekonomik krizi/@dragonlady entry'lerimde ifade ettim. 16 nisan 2017 referandumu ile hukuk devletinden çok büyük bir ödün verdik ve o gün belki 3-5 ay boyunca dolar düştü diye sevindik. belirsizlik de azaldı. ancak yapısal hususlar dev bir geminin denizde dönmesi gibidir, dümeni çevirdiğinde zırt diye dönmez, vakit alır. ama bir kere döndüğü zaman da geri çevirmesi zordur. bu metafor, diplomasi için de kullanılır. dolayısıyla hukuk devleti ilkesinden ödün verdiğimiz için bu 'ileride' bize çok zarar verecek dedim 3-4 sene önce. açın okuyun orada duruyor entry'ler tarihleriyle. ve işin sonunda da bu noktadayız. çok şaşırmamak lazım. ben bu yüzden erdoğan'ın söylemini ve dilini yakından takip ediyorum. her bir konuşmasında da parlementer sisteme dönüş için veya o toplumsal mutabakat için bir kıvılcım arıyorum. aksi halde ülkemizi buzdağına çarpma yolundaki dev bir gemi gibi görüyorum. çünkü erdoğan'ın bizzat kendisi, yetkilerinden taviz vermeden, demokratik parlamenter sisteme dönüş biraz zor.

    *

    bunları takip edip, her birinin yanına (-) veya (+) koymak lazım. böylece görünüm belli olur. 10 madde varmış. 9 eksi, 1 artı mesela, görünüm net bir şekilde negatif demek. o zaman beklentilerinizi de olumsuz olarak ayarlayıp ona göre vaziyet alırız.

    moody's vb. derecelendirme kuruluşları da öyle yapıyor. görünüm negatif dedikleri o. daha kötü olacak demek yani.

    benim görüşümü soracak olursanız, görünüm negatif. o yüzden erdoğan'ın siyasi dilini ve icraatlarını yakından takip etmek lazım.

    hadi bakalım bir destanın daha sonuna geldik.

    *

    (bkz: hazine garantilerinin mücbir sebeple feshi/@dragonlady)
    (bkz: 2020 ekonomik krizi/@dragonlady)
    (bkz: 500 tl'lik banknot/@dragonlady)
    (bkz: corona virüs'ün hiç bitmeyeceği gerçeği/@dragonlady)
    (bkz: corona virüs ile yeni normal/@dragonlady)

    *

    murat muratoğlu şerhi: ey murat muratoğlu, bu entry'mden de bazı ifadeleri alıp, kendine video yaparsan, sonuçlarına katlanırsın şimdiden ve peşinen söylüyorum (bkz: murat muratoğlu'nun ekşi sözlük'ten entry çalması/@dragonlady)
3128 entry daha