şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • ekşi sözlükte pek değerli başlıklar arasından kendine kıymet bulabilir mi bilemiyorum ama sizlere yaklaşmakta olan korkutucu bir gerçekten haber vermek isterim.

    hava durumu ve iski baraj doluluğunu oldum olası takip etmeyi sevmişimdir. eylül ekim gibi baraj seviyelerinin anormal biçimde düşmeye başladığını fark ettim. yağmur yağdığı günlerden sonra bile seviye düşüyordu. sonra dank etti tabi, salgın nedeniyle insanlar su tüketimini artırmış olmalı. diğer yandan ise dikkatimi çeken sonbahar olmasına rağmen yağışların çok az olmasıydı. normalde günlerce süren o düzenli sonbahar yağışlarını hemen hiç alamadık.

    tüm bunlar yetmezmiş gibi hava tahminleri tuz biber ekiyor. accuweather modeline göre ocak 15 e kadar yağışlı gün sayısı sadece 6 ve o da hafif yağış beklentisi. bu da demektir ki ocak ortasına yaklaşık % 15 baraj doluluk oranıyla giriş yapacağız.

    tabi benim dikkatimi çeken bu mesele elbette önce işin içinde olan insanların ve sonrada idarecilerin de dikkatini çekiyor.

    https://twitter.com/…tatus/1334387904941084672?s=21

    ekrem imamoğlu ilk uyarısını yaptı, ben bu uyarıyı geçen yıl fahrettin kocanın elinizi iyi yıkayın salgın gelebilir ne olur ne olmaz uyarılarına benzetiyorum. insanlar önce kulak asmadı sonra yumurta kapıya dayanınca panik, ardından bir vurdumduymazlık ve karantina. umarım yanılırım ama benzer bir süreci bu meselede de bekliyorum. ufak ufak uyarılar dozajını artırıp zorunlu su kesintileri ile ettiğimizin bedelini ödeyeceğiz gibi.

    su kesintileri işin sadece bir boyutu, günde bir kaç saat su kullanmak canımızı çok sıkacak ama tek darbe oradan gelmeyecek tarımsal üretim büyük tehdit altında.

    https://twitter.com/…tatus/1334087846953705475?s=21

    şimdi bu dikkat çektiğim mesele bir kenarda dursun. acaba hiç what the fuck is going on diyor musunuz? yani son yıllarda ülke olarak yaşadıklarımız bir kenara, salgın hastalıklar deprem ve belki de bir sonraki sezon kuraklık.

    hayatımızı, tavırlarımızı, alışkanlıklarımızı birbirimiz ile olan münasebetimizi, şehirlerimizi, çevremizi ne zaman değiştirmeye başlayacağız. yoksa olayları “ya bitsin artık şu 2020 offf” şeklinde okumaya devam mı edeceğiz. ya da bütün meseleleri siyaset üzerinden mi takip edeceğiz hala, misal istanbul'da sular kesilirse bir kısım çıkıp “imamoğlu geldi 90lara geri döndük sularımız kesildi” mi diyecek ve o başlık altında yüzlerce anlamsız entry yarısı espri mi dolacak. ya da bir kısım “işte allah bizi cezalandırdı çünkü istanbul sözleşmesi ve kadınlarkdhsks” mı diyecek altında da din düşmanlığı mı yapılacak. tabi birileri de çıkıp “ akp döneminde gerçekleşti” esprisini de yapmazsa eksik kalır.

    bakın dostlar bu gidilen yol yol değil, acayip cahil bir halkız ve bütün olayları siyaset üzerinden okumaya çalışıyoruz. ama doğanın kanunları affetmez ve senin o dogmatik ideolojilerin doğanın umurunda bile değildir.

    gelişmiş ülkere gidenler hep der ya abi ne güzel memleket, işte o memleketler o güzelliğe kavuşmak için çok çabalayıp mücadele ettiler. japonya örneğine bayılırım, adamlar en sarsıcı faylar üzerinde ama deprem ile dans ediyorlar. çünkü doğaya saygılı ve üzerinde yaşadığı kara parçasının getirmiş olduğu koşullara da saygılı. bu saygıdan mütevellit evlerini doğanın kurallarına göre dizayn ediyorlar.

    israil, iskandinav ülkeleri ve tonla farklı coğrafyadan örnek getirebilirim size ki bizim gerçekten artık değişmemiz lazım. elbette her ülkenin sorunları var her coğrafyanın zorluğu kolaylığı var, hayat siyah ya da beyaz değildir. ama içinde yaşadığımız ülkenin potansiyelini ortaya koyamıyoruz, bir yana yaşadığımız çevrenin içine ediyoruz.

    salgın hastalıklar, deprem, kuraklık, hatta ekonomik siyasi çalkantılar her ülke için tehdit olabilir. ama biz neden en büyük darbeleri alıyoruz ? sebebi basit hak ettiğimiz için, lütfen kimse ağlayıp zırlamasın suçu hükümete, cehape zihniyetine, dış güçlere, merkürün konumuna, içinde bulunduğumuz yıla, tanrının gazabına atmasın. biz değişmedikçe yani önce kendimiz birey olarak sonra toplumsal olarak hayatımızı değiştirmedikçe, sonuçlarını artarak yaşamaya devam edeceğiz. ya da değişmeyelim böyle kalsın, zaten bahis oynamak zorunda olsam aynen devam üzerine basardım bütün paramı.

    sıradaki mi ? umarım yanılırım ya da en azından bir şeyleri değiştirecek kadar vaktimiz kalır. lütfen suları çok dikkatli kullanalım.

    edit: dün bu satırları yazarken bünyamin sürmeli de bu konuya değinmiş izlemenizi tavsiye ederim. ayrıca konunun dikkate alınıp farkındalık yaratması önemli kıymetli bilgiler paylaşan diğer yazarlara da teşekkürler.

    https://www.youtube.com/…ab_channel=bünyaminsürmeli
  • adam ne güzel bilgi vermiş bir adet sığır çıkmış adama salak diyor. ulan harbiden mallık nirvanada. neyse ,yazar arkadaşa kesinlikle katılıyorum. bu kuraklık durumu benim de dikkatimi çekiyordu. ve ben de gelecek olan afetin kuraklık olacağını tahmin ediyorum. bir de istanbul depremi ile aynı ana gelirse allah yardımcımız olsun. ne yazıkki banyoda çok fazla su harcayan birisi olarak bu lafım aynı zamanda kendime,eğer kendimize çekidüzen vermez isek doğa acısını bizden çok sağlam çıkaracaktır. doğa ile şakanın olmadığını, görünmeyen bir virüsten öğrendik zaten. kuraklık bizlere kelime olarak anlamsız gelebilir ama gerçek hayatta yaşadığımızda bizi ne kadar zor bir duruma sokacağını hep beraber göreceğiz
  • kuraklığın temel sebebi verimsiz yağışlardır. verimsiz yağış; yüksek basınç sebebiyle, yağışların uzun süre gerçekleşmemesi, yüksek basınç etkisini kaybettiğinde yerine gelen alçak basıncın, bir haftalık/aylık yağışı bir veya bir kaç güne sığdırmasıdır.

    işte bu yağışın getirdiği su, doğrudan akar gider. ayrıca beraberinde verimli toprakları da götürür.

    önümüzdeki yıllar yüksek basınç sistemleri daha da etkili olacak. daha çok güneşli gün göreceğiz. güneşli gün, her zaman güzel hava demek değildir. maalesef ki, son iki yıldır sonbahar ve kış aylarında güneşli gün sayısında bir hayli artış var. güneşli ve açık hava, yüksek basınca işarettir. yüksek basınç da kuraklığa, verimsiz yağışlara, kirli havaya, verimli toprak erezyonuna işarettir.
  • sebebi yağış yetersizliği kadar nüfus patlaması olandır.

    8-10 milyon suri vardır kayıtdışı bu topraklarda, fazladan 1 litre su içseler günde 10 milyon litre su, senede 3.65milyar litre su eder. tabii bunların yıkanmadığı, elini götünü falan yıkamadığı, diş fırçalamadığı, yemek için çay ve hatta nargile için vs su kullanmadığını ve çamaşır bulaşık yıkamadığını varsayarsak bu böyle.

    edit: primatı hakaret olarak kullanan suri dalyaraklarla bir olmayacağım elbette, sadece çok sevdiğiniz arap kardeşlerinizi de alıp siktirip gidiniz lütfen.
  • bu sene şöyle bir durum var. tahminlere baktığında sonraki bir hafta yağmurlu gözüküyor. ancak günler ilerledikçe yağmurlar yerini bulutlu, kapalı bir havaya bırakıyor ve yağış düşmüyor.

    mesela şu an iphone’a baktığımda beş gün sonrası için istanbul’da yağış gözüküyor ama büyük ihtimal ya çok az yağacak ya da hiç yağmayacak.

    zannediyorum böyle böyle kışı bitireceğiz ve sonra siki tutacağız.
  • 2021 için durumun türkiye açısından gerçek anlamda felaket geçeceğini söylemek için uzman olmaya gerek yok. gözlerimizle görüyoruz: ne yağmur yağıyor ne de kar! istanbul'da barajların doluluk oranı korkunç düşük. bugün hava güneşli. tişörtle bile çıksanız dışarıya hafif bir ürperirsiniz, ya da belki biraz üşürsünüz ama öyle kazak giymelik bir hava falan kesinlikle yok. bir yandan covid-19 bir yandan kuraklık... nereye ve nasıl gidiyoruz, hiçbir şekilde tahayyül edemiyorum. gerçek anlamda zor günlerle mücadele etmemiz gerekecek gibi görünüyor.

    yağmurdan nefret ediyorum ama her şekilde her gün diler oldum resmen, artık yağsa bari diye. kış hiçbir şekilde gelmedi. ülkenin durumu her anlamda berbat. çevremde hala "ay hava çok güzel ya! güneşli işte ne güzel!" diyenler duyuyorum. sıfır düşünce, sıfır empati, sıfır duyarlılık... geleceğimiz için çok ciddi bir problem bu. kış gelmedi. zor durum. çok zor.
  • istanbul'da bulunan kuzey ormanlarını zamanında adım adım gezmiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki,bu şehirde yaşayan herkes o ağaçların bedduasını almıştır. atatürk havalimanı'na yapılacak ilave bir pistle sıkıntı giderilebilecekken o güzelim ormanlar yok edildi. kuraklık da kapıdadır artık, kıtlık da!
  • bugün 2 ocak 2021. yer mersin. son yağmurun üzerinden (birkaç gün yağdı) 2 3 hafta geçti. o yağmurdan önce uzun bir yağmursuzluk dönemi vardı, yaz mevsimi nedeniyle. tahminlere göre 1 hafta daha yağmur yok. durum ciddi gibi.
  • yağmur "evapotranspirasyon" ile oluşur.
    ormanlar ve bitki örtüsüyle oluşan terlemeyle "transpirasyon" oluşur (ormanların olmadığı bitki örtüsünün buharlaşma oranları daha düşüktür, bu yüzden düzenli yağmurlara etkileri daha azdır.). göller, akarsular, yeraltı sularının yüzeye yakın olduğu topraklar, deniz ve okyanuslarla oluşan buharlaşmayla da "evaporasyon" oluşur (denizler ve okyanuslar yüksek oranda tuzlu su barındırdığı ve derin oldukları için buharlaşma oranları daha düşüktür, bu yüzden düzenli yağmurlara etkileri daha azdır.). bu ikisinin birleşmesine "evapotranspirasyon"denir.

    türkiye'de yağmur yağmaması (kuraklık ve susuzluk sebebi) üç ana başlıkta toplanabilir.

    1- yeraltı sularının tarım, hayvancılık ve sanayi için aşırı ve kontrolsüz kullanımı.
    sonuç: yeraltı sularının, göllerin ve toprak yüzeyinin kuruması ve buharlaşma olmaması yüzünden bölgeye yağmur yağmaması.

    2- ormanların ve bitki örtüsünün orman terörü ve arazi rantçılığı için her yaz bilinçli olarak yakılması. sanayi için ağaçların ve ormanların aşırı ve kontrolsüz kesimi.
    sonuç: ormanların yok olması sebebiyle yağmur için oluşması gereken bitkisel terleme/ buharlaşmanın oluşmaması yüzünden bölgeye yağmur yağmaması.
    3- akarsu, göller ve yeraltı sularının kirletilmesiyle oluşan çevre kirliliği.
    sonuç: atıkların akarsu ve göllere karışarak buharlaşmaya olumsuz etki etmesi, yeraltı sularının kirlenmesiyle ormanlar ve bitki örtüsünün zarar görmesi, bu nedenle terleme/ buharlaşma oranlarının düşmesi.

    not: biri yüksek basıncın bizim ülkemizdeki yağmur yağışlarına olumsuz etkisi olduğunu söylemiş. yüksek basıncın olduğu ülkelerde yağmurun daha az olduğu doğrudur. 60. boylam ile 90. boylam arası olan ülkelerde (rusyanın kuzeyi, kuzey avrupa ve kanada) yüksek basınç fazladır ama ne hikmetse oradaki ülkelerde ormanlar yakılmadığı için, yeraltı suları kontrolsüzce kullanılıp yeraltı suları, akarsuları ve gölleri kurutulmadığı ve kirletilmediği için yağış oranları kuzeyde bulunmalarına rağmen türkiye'den fazladır!!!

    türkiye'de 70 yıldır ormanların ve göllerin harap olmasına aldırış edilmediği için, yeraltı sularının tükenmesi umursanmadan avrupa'nın sömürge tarım bahçesi yapıldığı için! artık yağmur olmamasına ve susuz kalmanıza hiç şaşırmayın!

    not: türkiye'nin sanayi,nüfus, toprak, tarım, su ve çevre politikları bu şekilde devam ederse 2060 yılında türkiye'nin tamamen çöle dönüşeceğine kesin gözüyle bakılmaktadır.
  • tc gibi eğitimsiz ve geri ülkelerde böyle önemli konulara çözüm bulunamaz. bu işin sonu kötü.

    ayrıca buna sebep olan küresel ısınma problemini cozse cozse batı cozer.

    karlı bir ormanda sevdiklerinle yürümeyince, camdan kar yağışını izlemeyince hayatın ne anlamı var ki?