şükela:  tümü | bugün
  • bu bilgi yayınevi tarafından senelerdir gerçekleştirilen rezaletler silsilesinin 4. ve artık son bulmasını ümit ettiğim ayağıdır. tanım yapmam gerekirse içinde şark kurnazlığını, yalancılığı, ahlaksızlığı, haksız yere para kazanmayı ve okuyucuyu aldatmayı barındıran bir skandaldır. yazının sonuna kadar sabretmenizi rica ederim.

    orijinal adıyla to have and have not türkçe adıyla ya hep ya hiç adlı kitaptan bazı kupleler...

    1.sayfa:
    “you can name your own price."
    "çocuğun adını koymak sana ait..."

    bu cümlenin anlamı "istediğin parayı isteyebilirsin." gibi bir şey. adam az önceki teklifi kabul etmediği için bunu diyerek kabul ettirmeye çalışıyorlar. çocuk falan yok, çocuk da nerden çıktı? adam da zaten bu diyaloğun devamında "iş parada değil. yapamam, hepsi bu." diyor.

    2.sayfa:
    "demijohns can’t talk."
    "sarıkız konuşmaz."

    adam bir şeyleri taşımaktan bahsediyor. belli ki kaçakçı. konuşan şeyleri, mesela bir insanı taşıyamam ama kaçak içkiyi ve demijohn’ları taşıyabilirim diyor. sarıkız nedir bilmiyorum ama adamın bahsettiği demijohns şunlar olsa gerek. ayrıca ispanyolca çevirisinde de bu kelime "las damajuanas" seklinde çevrilmiş. yani "damacana" kitabın ilerisinde de şöyle bir cümle var: “he gave the negro a cup of water out of a demijohn." çevirmen tarık dursun k. da böyle çevirmiş, "damacanadan doldurduğu bir bardak suyu zenciye verdi." yani aynı kelime hem sarıkız hem de damacana olmuş. demijohns kitapta toplam 5 defa geçiyor ve hepsinde de damacana anlamında. biraz daha diyalogla devam edelim.

    “listen,” ı told him.
    "bak reis" dedim

    normal bir "dinle"den reis de nasıl çıktı?

    "they were good-looking young fellows,"
    "iyi insanlara benziyorlardı,"

    az önce adamlar kendisini nerdeyse tehdit ediyordu, niye onlara "iyi insanlara benziyorlardı" desin. " iyi görünümlü" olduklarından bahsediyor, yani kılık kıyafetlerini yorumluyor. zaten devamında da adamların şapka takmadıklarından falan bahsediyor.

    "...and they looked like they had plenty of money.
    "...para tuttukları da her hallerinden belliydi.

    "çok fazla paraları varmış gibi duruyordu" diyor. "para tutmak" deyiminin anlamı "kazandığı paranın hepsini harcamayıp birazını artırmak, biriktirmek." burayla alakası yok. para tuttuklarını nereden biliyorsun belki soygundan kazandılar.

    “ı never saw him after the shooting started.”
    "şenlikten sonra hiç görmedim..."

    tarik dursun k. "shooting"ten nasıl "şenlik" anlamı çıkarmış inanılmaz.

    skandal bunlarla da bitmedi. başlığı sırf dikkat çekmek için böyle açmadım. aynı yayınevi hemingway'in öykülerini iki farklı kitapta, iki ayrı çeviriyle yine satışa sunmuştur. şu öyküler hem çevirisini fatma aylin sağtür'ün yaptığı kazanana ödül yok kitabında hem de çevirisini yasemin yener'in yaptığı kilimanjaro'nun karları kitabında yer almıştır: “temiz ve aydınlık bir yer, bir günlük bekleyiş, kumarbaz, rahibe ve radyo, babalar ve oğullar, hiç olamayacağınız gibi.”

    yeni kitapta yer alan 10 öykünün 5 tanesi zaten daha önce sizin yayınevinizden çıkmış, niçin tekrar çevirip basıyorsunuz? niye, çünkü daha fazla kitap daha fazla para demek. daha kalın kitap da daha fazla para demek. diğer 5 öykünün tuttuğu sayfa sayısı 130 sayfa ama zaten önceden çevrilmiş 5 öyküyü de eklersek 200 sayfa ve bu da 20 tl tutuyor. babalar ve oğullar'ı iki farklı çeviriyle okumak için.
    kitapların ikisi de kasım 2017 baskısı. yani ikisi de yeni baskılar yapmaya devam ediyor. şaka gibi. ve iki aynı öykünün iki çevirisini de incelediğinizde baya baya aynı olduklarını göreceksiniz. ee ne anladım bu işten? bari zahmet edip çeviriyi yenileseydiniz. yine çevirmenin hakkını vermek lazım ara sıra bazı kelimeleri, cümleleri değiştirmiş.

    artık bu yayınevine güven duyulmayacağı anlaşılmıştır. zira kendileri bir sene önce şu açıklamayı yapıp, kitapların yayınevi dışından bağımsız çevirmenler(!) tarafından inceleneceğini söyledikten sonra bile bu ahlaksızlığı devam ettiriyorlar. peki silahlara veda niye yeniden çevriliyor. çünkü çok büyük bir tepki aldılar, birkaç edebiyat sitesi ve birkaç yazar da paylaşınca mecburen çevirmek zorunda kaldılar. yani dertleri sizin, okuyucunun isteği falan değil. zira ben zaten kendilerine bir ay önce bu çevirinin yanlış olduğunu yazmıştım, o zaman niye tekrar çevirmeye karar vermediler?

    yapılması gereken önce hemingway’in telif haklarını elinde bulunduran michael katakis’i sonra da bilgi yayınevi'ni mail bombardımanına tutmak, bunu gündemde tutup olabildiğince çok kişiye duyurmak ve bir daha bu yayınevinden bırakın hemingway kitaplarını, hiçbir kitap almamaktadır. mail adresleri:
    mkatakis@sbcglobal.net (yarım yamalak bir ingilizce'yle bile yazabilirsiniz, önemli olan derdinizi anlatmanız.)
    info@bilgiyayinevi.com.tr

    özetlemem gerekirse eğer elinizde bu yayınevinden herhangi bir hemingway kitabı bulunuyorsa bilin ki onun çevirisi, hani bazı filmlerin dandik altyazıları oluyor ya aynı onun gibi işte. aslında gibisi de yok, aynen öyle. bu kitaplar nedir ne değildir bilmem ama hiçbiri bir hemingway kitabı değildir. ve hemingway'in telif hakları en kısa zamanda bu yayınevinin elinden alınmalıdır.

    daha önce incelediğim 3 hemingway kitabı için:
    silahlara veda
    çanlar kimin için çalıyor
    güneş de doğar

    edit: çocuğun adını koymak deyiminden bihabermisim. ancak bu ornek cevirinin geri kalanini haksiz kilmiyor. bahsettigi deyim cocugun adini koymak degil, adını koymak olsa gerek. belki burdaki bu deyimin argoca bir karsiligidir. yazar arkadasa bunu belirttigi icin tesekkur ederim ancak ayni durustlugu sergileyen yazar, cevirmenin damacana'yı sarıkız olarak cevirmesini nicin aciklamiyor?
  • türkiye'deki boktan çevirilerin sadece küçük bir örneğidir. şu ana kadar elime 1000 tane türkçe kitap aldıysam, rahatlıkla 900'ü çeviri hatalarıyla doluydu(evet üşenmeden kontrol ederim). o yüzden okuduğum her şeyi ya ana dilinde okurum ya da ingilizce çevirisiyle. illa türkçe okuyacaksanız bildiğiniz yayın evlerinden şaşmayın derim.
  • böyle büyük yayınevlerinin göz göre göre böyle rezaletlete izin vermesini aklım almıyor. hele hele de bir yazarın yayın haklarını elinde tutan tek yayıneviyse. hemingway okumak isteyen birinin tek türkçe alternatifi bilgi yayınevi olduğundan el mahkum alıyor çoğu insan. kitapları okuyan herkes de ingilizce bilip çapraz kontrol yapmak zorunda değil.

    güvenip, para verip aldığımız kitabın çevirisi hatalarla dolu olacaksa yayınevleri ne işe yarıyor ki? alalım orijinal dilinden okuyalım o zaman kitapları. en azından boktan çeviriye para vermemiş oluruz.

    yalnız bunu yapan o kadar çok yayınevi var ki, hangi birini almayacağını şaşırıyor insan. can yayınları olsun, epsilon yayınevi olsun. hatta yeri geliyor, tek cilt kitabı iki cilt halinde basıp her birine uçuk fiyatlar biçmek gibi çakallıklar da yapıyorlar. zaten kitap fiyatları almış başını gitmiş, bir de işini hakkıyla yapmayan yayınevlerinin bastığı kitaplara mahkum oluyoruz.
  • skandal olmayan durumdur. verilen örneklerin hiçbirisi yanlış çeviri değildir. belli ki çevirmen "türkçeleştirmek" adına belli başlı argo sözcükler ve deyimler eklemiş.

    "1.sayfa:
    “you can name your own price."
    "çocuğun adını koymak sana ait..."

    bu cümlenin anlamı "istediğin parayı isteyebilirsin." gibi bir şey. adam az önceki teklifi kabul etmediği için bunu diyerek kabul ettirmeye çalışıyorlar. çocuk falan yok, çocuk da nerden çıktı? adam da zaten bu diyaloğun devamında "iş parada değil. yapamam, hepsi bu." diyor."

    denmiş mesela, çocuğu burada gerçek "çocuk" olarak alan birinin çeviri karşılaştırması yapması aşırı komik geldi açıkçası, oysa o kadar araştıran birisi bırakın deyim sözlüğü karıştırmayı sözlüğe yazsaydı bile (bkz: çocuğun adını koymak)'ın bir iş gerçekleşmeden önce fiyatını belirleme anlamına geliyor olduğunu görürdü. dolayısıyla bu örnekte de bu anlamda kullanılmış burada bir yanlışlık yok?

    ""...and they looked like they had plenty of money.
    "...para tuttukları da her hallerinden belliydi. "

    bu örnekte de verilmek istenen anlam fazla paraya sahip oldukları, iki cümlede de aynı anlam var, burada da bir yanlışlık göremedim?

    "“ı never saw him after the shooting started.”
    "şenlikten sonra hiç görmedim...""

    çok cımbızlandığı için anlam çıkarmak zor ancak türkçe'de kavgalara, tartışmalara vs şenlik denebiliyor gayet. burada da bir sorun göremiyorum ben.

    "“listen,” ı told him.
    "bak reis" dedim"
    bu örnekte de kültürel uyarlamanın bir örneğini görüyoruz, kaç sayfalık çeviri yapan adam "listen" yazan yere "reis"i ingilizce bilmediği için ya da çeviri yapmayı bilmediği için mi ekler allah aşkına.

    burada başlığı açan yazara göre temel sorun word-for-word çeviri yapılmaması ancak çevirmenler tek bir strateji kullanmak zorunda değil zaten cicero zamanında mı yaşıyorsunuz?

    herhangi bir yayınevini savunduğum yok ancak altında yazılan yorumlar da insanlarımızın linç kültürüne ne kadar yatkın olduğunun net bir göstergesi. önce oturup bi bakın bakalım söylenen şeyler ne kadar geçerli ondan sonra dava da açılır linç de edilir.
  • gundemde tutulmasinda fayda var.
  • çeviri hataları diyorsunuz da... bir sayfada aynı ismin 3 farklı şekilde basıldığı bir kitaba sahibim ki bu da önemli yayınevlerinden. kendilerini bir mektupla ikaz ettim. bir yayınevinin asli görevi olan türkçe yazımı başaramadan çeviride başarılı olmasını beklemek bence olağanüstü bir iyimserlik. ya hu anadilde yazılan kitaplarda bile hatalar var.

    diğer yandan bu hatalara makul seviyelerde katlanmanın doğru olacağını düşünüyorum. banka ve tekelci yayınevlerinden kurtulmadan daha iyisiyle karşılaşacağımızı sanmam.

    ha, bu dediklerim başlığı açana katıldığım anlamına gelmemeli. kendisinin art niyetli olduğunu sanıyorum. türkçesini oku, ingilizcesini oku, sırf yayınevini gömeyim diye tek tek karşılaştır. bu bir analiz olsa iyi kısımlarından da bahsedilmeliydi ki öyle bir tutum yok. eleştiri olsa ifşaya gerek kalmazdı.

    edit: bir hata gördüm sanki
  • ulan biz diyoruz
    "hey dostum, sorun istemiyorum lanet olsun" lardan
    "seni lanet olası pislik" lerden
    kurtulalım, çevirilere az özen gösterilsin, mümkün mertebe türkçeleştirilsin.
    adam diyor "ortada çocuk yok". he tamam, herşeyi birebir çevirelim, metafor neyim bilmeyiz biz.

    t: lanet olası çevirilerin google translate ile yapılmaması, anlıyor musun dostum?