şükela:  tümü | bugün
  • 2010lu yıllarda türkiye'de zirveye çıkmış bir kültürel deformasyon var. bu konuda mutabıkız. ama bu yozlaşmanın adı yok hala. konacak bir isimle gelecek nesillere ifade etmeyi kolaylaştırıcı tanımdır. acaba ne diye anılacak bu günler bakalım...

    peşin not: cahiliye devri olmaz. o kapıldı.

    ayrıca yeni nesilden 2010'lu yılları kast eden güzel bir tabir daha bulmasını istiyorum. zira hiçbir cümle "2010'lu yılları türkiyesi'nde..." diye başlayarak ciddiyetini koruyamıyor. ikibinonlu ne ya.

    öyle bir tanımlama gerek ki bu döneme;

    komple seri köz getircileri,
    özendirilmiş mafyacılığı,
    mahvolmuş eğitim sisteminde tarihten sanattan bihaber gençleri,
    ne bileyim czn burak, baruthane pilavcısı gibi tipleri,
    kıymeti bilinmeyen doğa ve tarihi,
    müzik, heykel,resim, sahne sanatları, mimari alanlarında dünya'da osuruk kadar yer bulamadığımızı,
    her köşeye açılan ebru ve ney kurslarına rağmen bir avuç gerçek neyzen ve ebrucu anca yetiştirildiğini...

    ...öeh yoruldum entry bitmeyecek. sonuç olarak bugünlerde ülkenin okumuşu, cahili, yoksulu zengini, hiç farkı yok hepsi aynı.

    bu at yarağına konmuş kelebek halimize cuk oturan yeni bir tanımlama lazım. böyle zor oluyor. bak anlatana kadar öldüm.
  • 15 temmuz sehitler deformasyonu

    uzun uzadiya bir sey yazmaya tenezzul bile etmek istemedim. bir yere varmayacak nasil olsa. her seye 15 temmuz kondurdun muydu oluyor zaten. almanca artikelleri gibi oldu.
  • ılgi manyagi sosyal medya orospularinin cagi
  • soguk savaş döneminden kalma bunak hıyaragalarının pırıl pırıl gençlere bok atması çağı. anlayın işte dünyada yaşayan her nesil bir öncekinden daha bilgili, eğitimli ve kültürlü olacak şekilde yetişiyor. öyle olmasaydı hala taşları birbirine vurarak ateş yakmaya çalışıyor olurduk. bu şuan da böyle ben 75 yaşıma geldiğimde de böyle olacak 200 yıl sonra da. sokrates'den beri aynı salak muhabbet, bir bitmediniz. sırf yaşınız büyük diye eski nesiller gibi karşınızda el pençe divan duracak kadar mal olmadıkları için gençlere bok atmayı bırakın artık.
  • (bkz: idiocracy)
  • okuduğunu anlamaktan acizler çağı.

    ya da idraksizler çağı.

    adam gelmiş 2010’lar türkiye’sindeki kültürel yozlaşmadan dem vuruyor, başlığa gelip nesil çatışmasından bahsedenler, yeni nesli savunanlar var.

    serbest çağrışım, gereksiz münakaşa aşkı ne dersen de.

    edit: imla. idraksızlar pek de doğru bir tabir değil fark ettiğim kadarıyla.
  • gosterge donemidir ve 1930larda donemin adi konmustur. herseyin bir gosterise, sayginliga yonelik bir araca donustugu bir donem olarak tasvir edilir. hatta o kadar buyuk boyutlardadirki bu durum, konusu “gosteris amacli kitap okuyan insanlara yonelik bir elestiri” olan bir kitap bile gosteris amaciyla okunur hale gelmistir, insan salt rekabetci bi duygu durum ile, bilinc durumuna donusturemez hale gelir alginin ve dolayli olarak bilincin degisiminin bir araci olan seyler (kitap, sanat vs.) tam aksi bi sekilde o degismesi gereken bilincin bir araci haline gelmektedir. toplumsal olarak deger verilene ulasma cabasi, bu saf rekabetci caba algilama ve bilinclenme durumunu yokeder. “kadinla iliski yasayabilen bir adam” olarak gorulmek icin bir kadinla iliski yasar. cok daha uc bir ornek olarak, filmlerin, cevrenin aciya, ihanete karizmatik bi anlam kazandirmasi sonucu “aciyi, ihaneti yasayan adam” karakterine ulasmak icin ayrilik yada yasadigi baska negatif seyler uzerinden “bu adamda ne cok sey yasadi valla” gibisinden fikirleri insanlara dusundurtme yoluyla sayginliga yonelik bir gostergeye/araca donusturmeye yonelen tip ornek gosterilebilir bu duruma. twitterda dayatilan genel norm, gosterge toplumuna ornek teskil edebilir, “rahat, herseyi konusabilecek, herhangi bir cekingesi olmayacak kadar ozguven sahibi bir insan olmak” uzerinden yine bir deger/sayginlik kazanma durumu soz konusudur. hayatin yine baska alanlarinda, cogunlukla tuketim aliskanliklarinin ozundeki nedende bu gosterge kavrami kendisini belli eder ve cogunlugun davranislarinin ozundeki fikir olmasi durumu ile yasanilan donemide tanimlayabilecek en yerinde kelimedir.
  • her ne kadar bazı konularda türkiye bir regresyon içerisinde olsa da, kültürel deformasyon filan hikaye. 21. yüzyıl tüm dünya için insanlığın hem kültürel olarak hem de sosyal bakımından en ileri noktasıdır, kimse geçmiş yalayıcılığı yapmasın, eğer düşünce geçmişte daha kültürel anlamda zengin olduğumuz filan ise.

    ha diyorsanız ki, ya her yer çok acayip oldu, sosyal medya şöyle bilmemne, işte bunlar hep sexi hep atayiz. o zaman size bir dede bastonu verelim ve gidin en yakın parka bizim zamanımızdaaa, bik bikbik, eehheeey! diye zırvalayın işte dinleyen olursa.

    günümüzün bir çok derdi, saçmalığı otu boku var, evet.

    ve yepyeni icatlar yepyeni sorunlar ortaya çıkardı, buna da tamam.

    ama bu sorunların geçmişteki sorunlardan daha kötü olduğunu düşünmek saçmalıktan ibaret, bizim zamanımızdacılıktan başka bir şey değil. daha da geçmiş geçmiş diye tutturacaksanız da, sizlere polio'lu günler...
  • bir kısmı xx. yüzyılda, geriye kalan küçük kısmı da xxi. yüzyılın henüz tamamlanmamış ilk çeyreğinde doğan insanların kendilerini özel kılma girişimleri. hem de evet, daha söz konusu yüzyılın ilk çeyreği bile tamamlanmamışken.

    böyle. "hiçbir şeyin olduğu yok, fakat her yerde anında reklam var." (bkz: yaşadığımız çağ)

    çok eskiden, çeşitli neşriyatta rastladığım sanat hamileri, sanatçılar, bilim insanları ve filozofları, doğdukları ve öldükleri yıllara bakarak, bir yüzyılın içinde mi yoksa birbirini izleyen iki yüzyılı birden mi yaşadıklarına göre sınıflandırırdım. bu sınıflandırmayı yaparken, iki yüzyılı birden yaşamış olanları (özellikle bir yüzyılın ortalarında doğup öteki yüzyılın ortalarına doğru ölenleri) ister istemez şanslı bulurdum. genç ölme erdeminden habersiz olduğum zamanlardı.

    henüz yaşanmamış olan 81 yılı, bu yüzyılı kültürel dekadanstan çok, biyolojik dönüşümün yüzyılı yapabilecek potansiyelde (burada doğru sözcük "dekadans" sözcüğüdür ve bu birçok durumda, insani bir zaaftan dolayı, "dönüşüm" kelimesine tercih edilir). son 150 yılın en sıcak yazını geride bırakmak üzere olduğumuz şu günlerde, kutuplar da dünyanın toplam soğuğunu tutamayarak çözülmeye devam ediyor. biz ucundan kıyısından hissediyoruz, fakat muson yağmurları artık çin ve avustralya gibi coğrafyalar için daha tehdit edici (önümüzdeki süreçte yağmur karakteristiklerimizin nasıl değiştiğini de göreceğiz). bu dönüşümün bir parçası olarak, mars'a düldül ya da kara şimşek gönderebilirsiniz, fakat "güncellemeleri" yine dünya'dan almak zorundasınızdır ve henüz "tarihin sonu" gelmemiştir.

    burada da henüz xxi. yüzyıl bitmedi. tarih yazıcıları, bu yüzyılı anlatırken bizim neslimizden muhtemelen, bir paragraflık bir "geçiş nesli" olarak söz edecekler. kültürel dekadansa gelince, bunun öyle sosyal medyanın yarattığı ilk birkaç halisünasyondan yola çıkılarak tespit edilebilecek bir olgu olduğunu düşünmüyorum. bu çağın insanının kendisini özel hissetmek için uydurduğu kadar kötü bir manzaranın söz konusu olduğunu da düşünmüyorum.

    biraz bekleyelim bakalım. bir aksilik olmazsa xxi. yüzyılın ikinci yarısında hayata veda edeceğim (en azından halley'i ve onun eta aquaridsini görebilmeyi umuyorum). dünya sahnesinde birer dekor gibi görünen doğal afetlerin ve özellikle hiç hesapta olmayan volkanik patlamaların harekete geçme olasılığı, katastrofik, travmatik ve apokaliptik bir kültürü çağrıştırıyor (xiv. yüzyılın "kara ölümü" olan vebanın ardından avrupa'da yükselen melankolik realizm, yaşananlar karşısındaki milli hassasiyetlerden doğan milliyetçilik ve bir günah keçisi olarak yahudilerin işaretlenmesinden doğan antisemitizm, travmatik ve apokaliptik unsurlardır). bizim yazdıklarımız, biraz da sığ sularda yazılmış boğulma hikâyeleri.