şükela:  tümü | bugün
  • serengeti düzlüğünde olup farkında olmayan hıyardır. açlık oyunları filminde gibi düşünün kendinizi. tabii onun soft halini yaşıyoruz. insanları birbirine düşüren bir sistem ve bu sistemden para kazanan küçük bir zümre. bu böyle gelmiş böyle gider. doğal seçilim yani. zayıf olanlar ayıklanacak. bundan 100 yıl sonrasını düşünün. çalışmak denen modern kölelik bile lüks olacak. nüfus artışı en büyük sorundur. bu kadar hızlı artan nüfus yüzünden bütün bu mutsuzluk. bunu kontrol altında tutan ülkelerin insanları mutlu. diğer yerler hep kaos olacak. inanın biz şanslıyız bu zamanda doğduğumuz için. 200 milyonluk bir türkiye? 30 milyonluk bir istanbul? neyse sınıf mücadelesiydi değil mi? *
  • başını kuma gömüp "sınıf savaşları tarihe karıştı yeaaa" diyenlerden değildir.

    "aslında sınıf mücadelesi yoktur" veya "sınıf mücadelesi tarihe karışmıştır" tezi, sovyetler birliği'nin çözülüşü ve çöküşü ile zirveye ulaşan karşı devrimci güçler tarafından ortaya atıldı. sovyetlerin ve sosyalizm "tehlikesinin" tarihsel sahneden çekildiği, sömürünün önündeki tüm engellerin kaldırıldığı bir dünyada, neo-liberalizmin küresel ölçekte yeni pazarlara ulaşması, o pazarlar arasındaki sınırların kalkması, sermaye ve kiralanacak emeğin serbestçe dolaşması mümkün hale gelmişti.

    önce, "ideolojiler çağı sona erdi", dediler. ardından da, tek kutuplu bir dünyada "yeni düzeni" oluşturmak için medeniyetler çatışması tezini ortaya attılar. sözde "sınıflar mücadelesi ile birlikte tarih de sona ermişti". son 25 yılda geldiğimiz nokta ortada...

    karşı devrimi başarılı bir şekilde gerçekleştiren ve sovyetler'den kalan her kazanımı yok eden kapitalizm, bir şeyi daha başardı: emekçi kitleleri, örgütsüzlüğe ikna etmeyi.

    liberalizm ve ona eklemlenmiş eski "sol" unsurlar, örgütlenmenin kötü bir şey olduğu, "örgüt" = "terör" veya "örgüt" = "insanı yok sayan baskıcı mekanizma" gibi pek çok tez üretilerek emekçilere empoze ettiler, onları kendi sınıfsal gerçeklerine yabancılaştırdılar.

    oysa ki, sınıfsal mücadele, burjuvazi tarafından devam ettiriliyor. nasıl mı? burjuvazinin ayakta kalması, yeni yatırım ve sermaye imkanlarına ulaşabilmesi, sömürünün sürekli hale gelmesi için, hem devlet içinde örgütlenmesi, hem de halkı ideolojik bakımdan yedeklemesi gerekiyor.

    kendisi için sınıf olma bilincine sahip burjuvazi, elindeki ideolojik imkan ve silahları güçlendirirken, emekçileri de bu "silahlardan" arındırıyor.

    herhangi bir eylemde, herhangi bir ortamda, "ben örgütlü yapıya karşıyım", "artık sınıf mücadelesi yok", "bu ülkede işçi sınıfı olduğuna inanmıyorum", "flamalar insin", "buraya siyaset karıştırmayın" vs. konuşan birilerini görürseniz anlayın ki, burjuvazinin bu "silahsızlandırma" işi bahse konu kesimler üzerinde işe yaramıştır ve burjuvazi gönüllü ajanlarını devşirmiştir. her ne kadar kendisini "solcu" veya "devrimci" olarak tanımlarsa tanımlasın, örgütsüz ve sınıf bilincinden yoksun herkes, sisteme yedeklenmeye ve sistem ile uzlaşmaya mahkumdur -- söylemi ne kadar sert olursa olsun, bu kaçınılmaz sondur.

    oysa ki, size "örgütlenmeyin" diyen, "örgütlenmeyi" ve "sınıfsal bilinci" bir öcü gibi gösteren burjuvazi, kendi içinde son derece örgütlü ve sınıf bilincine sahip. kendilerinin üst sınıf olduklarını çekinmeden de itiraf ediyorlar. garip olan, emekçilerin bu bilince ve ideolojik bütünlüğe sahip olmamaları, sahip olmaktan korkmalarıdır -- ki bu da (yukarıda söylediğim gibi) burjuvazinin başarısıdır.

    burjuvazi, aynı zamanda, dinci gericiliği ve milliyetçi söylemleri kullanıp, işçileri böler ve kendi çıkarları doğrultusunda konsolide eder. bu konsolidasyon, sistemin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden ve yeniden yapılandırılır. öyle ve o kadar ki, örgütsüz kalmış, örgütlenmekten korkan, örgütlenmemeyi bir tür özgürlük olarak gören kendine yabancılaşmış işçi sınıfı, ipleri elinden kaçırır ve yönetilen kitleler haline dönüştürülür.

    bu yüzden, 21. yüz yılda halen sınıf mücadelesi yok, diyen beynini kiralamışlara bakmayın. sınıf mücadelesi yok, deseniz de, o var ve size inanıyor ;) *
  • hıyar değildir.

    sınıflar var oldukça, sınıflar arası mücadele de olacaktır.
  • (bkz: aşırı sayko patronlar dünyası instagram hesabı)

    ben salatalıkta, patron olmadığımı emeğim ile geçindiğimi düşünüyorum.

    ya bu adamların türkiye’si yada emeği ile geçinenlerin türkiye’si demekteyim.