şükela:  tümü | bugün
  • bu satırların yazarının asla unutamadığı karşılaşma. bir ilktir bu maç. yurtdışında babayla gidilen ilk maç olması nedeniyle pek mühimdir. aradan nerdeyse yirmi sene geçse de maçı dün gibi hatırlıyorum, bunun elbet bir sebebi vardı. düşünsenize pek de görmediğiniz babanızla beraber bir şey yapıyor; hem de maça gidiyorsunuz.
    insan malum yedisinde neyse, yetmişinde de öyle. futbolu pek seviyor çocuk arvo. italya'dayken maça gidelim diye tutturuyor. annesinin ısrarlı muhalefetine rağmen, babası gidilecek diyor ve olay bitiyor. aslında evveliyatı da var bu hikayenin zira bu babamla gitmeyi planladığımız ilk maç değil. babam her ne kadar pele puede ser el rey pero el diego es dios şarkısını söylemese de, diego armando maradona'yı pek tutardı. o yüzden napoli'ye trenle gidip, maradonalanacaktık da olmamıştı. bendenizin ateşi çıkınca yatmıştı napoli operasyonu.
    22 eylül 1985'teki maç o yüzden ilk olmuştur. aslında bir napoli maçını da anlatabilirdik ya neyse; kısmet değilmiş. inter'in maçına gittik, bu arada hafif ishal olduğumu ve bunu babamdan gizlediğimi de bir dipnot olarak vereyim. tabii bilmiyoruz italya'nın geleneğini. maça giremeyiz diye erkenden oradaydık. bu milano'daki mabet, öyle bizim alıştıklarımızdan değil. her beş metrede bir kapısı var nerdeyse. öyle stad önünde uzun kuyruk oluşturmak gibi önemli bir ritüel yok yani adamlarda anlayacağınız. girdik içeri ve beklemeye koyulduk. kale arkasında birkaç yüz kişi vardı o kadar. dev skorborddan film gösteriyorlardı. bud spencer, terence hill filmiydi. ama neydi hatırlamıyorum. yavaş yavaş saha doldu ve takımlar ısınmak için sahaya çıktı.
    çocuk arvo'nun ilk dikkat ettiği şey, maçın başlama vuruşundan sonra da insanların geldiğiydi. pek şaşırmıştım doğrusu. malum o zamanlar bizim memlekette maça bir gün evvelden gidilir, sekiz saat evvelden girilirdi. insanlar akın akın geliyordu, maç oynanırken.
    inter şampiyonluğun güçlü adaylarından biriydi. kadroda walter zenga, riccardo ferri, karl heinz rummenigge, alessandro altobelli, giuseppe bergomi dikkat çekiyor. maça hafiften başlayalım. avellino deseniz ligde kalmak için mücade ediyordu. inter mutlak favoriydi bu karşılaşmada. inter daha baskılı oynamakla beraber gol pozisyonuna giremiyordu. çantada kekliğin, adam adama markajı sonuç getiriyordu. bu arada karl heinz abime arka arkaya yapılan fauller dikkatimi çekti. babam hemen mukayese yapıp, napoli'ye gitseydik, maradona'nın daha fazla dayak yediğini göreceğimi söylemişti. acaba başka bir mesaj mı vermişti, kim bilir. ilk yarı golsüz bitiyor, benim karnımın guruldamaları yakınımızdakilerin gülüşmesine sebep oluyordu. tabii babamdan okkalı bir küfür de geldiydi, nazeninliğime, eklemeden geçmeyeyim.
    ikinci yarının başlaması ile beraber inter bastırdı ve sinirli alman ile öne geçti. golü görememiştim ben. çocuk arvo herkesin ayaklandığı bir pozisyonda elbet ki ortalamanın elli santim altında kaldığından golü babasından dinlemişti. babamın şairane bir şekilde anlattığı golü aktarmayayım zira niyetim sadece bir maçı nakletmek. gol, tribünün keyiflenmesine sebep olmuştu.
    hatırlarsınız, bir zamanlar öyle şifreli kanal, maç ihalesi, zart zurt yoktu. maçlar aynı anda oynanırdı. hâliyle birçoklarımız maça radyolarıyla giderdi. bir anda gol diye ayağa kalkardı tribünün bir bölümü. başka bir maçta gol atıldığında, taraftar reaksiyon verirdi. tabii bazı muziplerin yaptığı şakalar, bu başlığın konusu değil. inter'in golünden sonra radyo dinleyen abilerin önemi artmıştı. devamlı sorular soruluyordu onlara. onlar da bezgin bezgin cevap veriyorlardı. derken gelişen bir inter kontratağında sinirli alman enfes bir füze çakıp, kendisinin ve takımının ikinci golünü atıyordu. çok mutluydum zira bu benim yurtdışında statta görebildiğim ilk gol olmuştu. o kadar hızlı gelişmişti ki atak millet kalkmadan topu ağlarda görmüştük. utanmasam ben anlatacaktım abilerime, amcalarıma. zira onlar dedikodu yaparken bir uzun pasla gol olmuştu. çocuğuz dedik ya, gözler kartal gibiydi maşallah...
    bu arada giderek rengim attı. babam, içinde bulunduğum durumun trajikliğini anlayıp kayboldu ve gazlı bir içecekle döndü. söylemeye gerek yok yedisinde insan neyse yetmişinde de öyle, gazlı birşey içmem bugün bile. tanıyanlar burger king'de fanta içiyor diyecekler, istisnalar kaideyi bozmaz. ayrıca fantayı bitiremediğim için içiyorum. neyse efendim, içmemekte direnince babam dövmekle tehdit etmişti. ben içmem diye tutturduydum. babam edilecek en ağır lafı edip, maçtan çıkıyoruz diyince lıkır lıkır içmiştim getirdiğini. biz böyle tartışa duralım, derken küme düşme adayı bir gol kazanmıştı. ama ne goldü. tek problem golün avellinoluların ayağından gelmemesiydi. riccardo ferri, kalecisi zenga'ya röveşata ile bir geri pas vermek istemiş ve olanlar olmuştu. valla bu golün bir rakibi varsa o da, recep'in malmö maçında attığı goldür, bilmem anlatabiliyor muyum...
    avellino puan için bastırıyor, inter dayanıyordu. benim ishalse giderek ayakta durmamı zorlaştırıyordu. derken sahneye altobelli çıkmıştı. sol kanatta sıfıra yakın bir yerden topu aldı, birkaç kişiyi geçti. sonrasını yine görmedim. sadece tribündeki coşkudan anlamıştım ne olduğunu. insanlar golü kutlarken, hayatımda koşmadığım kadar hızlı bir şekilde tuvalete koşmuştum. hayır haklı olarak niye daha evvel gitmedin be yavrum diye sorabilirsiniz. efendim daha evvel gitmişiz memelekette maçlara. tuvalete bir kere gittikten sonra, "maçta yapacağıma altıma yaparım"ı şiar edinmişiz. ne bileyim gavurun tuvaletinin bizim evin tuvaletinden lüks olduğunu. altıma yapmadan maçı noktalamıştım, ilk kez yurtdışında hem de babamla bir maça gitmiştim, hâli ile pek mutluydum. unutulmazdır bu maç benim için. o kadar etkilenmilştim ki otele dönünce maçı yazmıştım. yıllarca okudum durdum, imlamla eğlendim, çocukluğumla dalga geçtim. bir gün, bir de baktım bunun da yazılı olduğu defter yerinde yok. herhâlde birileri ya komplo, ya da temizlik peşindeydi...