şükela:  tümü | bugün
  • tam başlık: "22 eylül 2005 boğaziçi üniversitesi ermeni konferansı"

    boğaziçi üniversitesi 'nde düzenlenecek, kimi sahte aydının, vicdani (!) yükümlülüğü öne sürerek [bilimselliğin temeli objektif bakış açısını gerektirir. bilim adamı vicdani yükümlülükle değil bilimsel ve tarafsız sorumlulukla olayları irdeler.] ille de gerçekleştirmek istedikleri konferans.

    hurriyetim.com 'un haberine göre; bu hassas durumdan faydalanma niyetindeki taraflı bilim adamcıkları, can güvenliklerinin tehlikede olduğunu belirtmişlerdir.

    haber şöyle;

    aralarında yektan türkyılmaz, hasan bülent kahraman, ferhat kentel gibi isimlerin de bulunduğu aydınlar ve akademisyenler cumhurbaşkanı ahmet necdet sezer, başbakan recep tayyip erdoğan, bakanlar ve istanbul valiliği ile üniversite rektörlüğüne koruma talebini içeren dilekçe verdiler.

    dilekçede, "türkiye’de son zamanlarda ortaya çıkan ve azınlık sorunu bağlamında düşünce ve ifade hürriyetini tehdit eden gelişmelerden dolayı duyduğumuz derin kaygıyı dile getirmek istiyoruz" diyen aydırlar, yazar orhan pamuk’a açılan dava, geçen yıl hazırladığı "azınlık raporu" nedeniyle prof. dr. baskın oran ile yazılarına karşı gazeteci hrant dink için başlatılan hukuki süreçleri anımsattılar.

    "derin kaygi duyuyoruz"

    dilekçenin tam metni şöyle:

    "biz aşağıda imzası bulunan kişiler, türkiye’de son zamanlarda ortaya çıkan ve azınlık sorunun bağlamında düşünce ve ifade hürriyetini tehdit eden gelişmelerden dolayı duyduğumuz derin kaygıyı dile getirmek istiyoruz.

    şişli savcılığı tarafından yazar orhan pamuk aleyhine açılan dava, türkiye’deki azınlıklarla ilgili düşüncelerini açıkça ifade edenlere yöneltilen hukuki tacizin yeni bir örneğini oluşturmaktadır.

    ayrıca gazeteci ve öğretim üyesi baskın oran’a türkiye’deki azınlıkların durumu üzerine hazırladığı rapor ve genel yayın yönetmeni gazeteci hrant dink’e köşe yazıları bağlamında başlatılan hukuki süreçler de, maalesef türkiye’de aydınlara yönelik benzeri yasal soruşturmalara iki ek örnek oluşturmaktadır.

    siyasi ve hukuki taciz

    bu hoşgörüsüz tutumun etki alanı kurum ve kuruluşlara da ulaşmaktadır.

    türkiye’de 2005 mayıs ayında boğaziçi üniversitesinde ermeni sorunu üzerine yapılması
    planlanan konferans bu tutumun olumsuz etkisine bir örnektir; bu bağlamda konferansı düzenleyen öğretim üyeleri ve üniversite yönetiminin uğradıkları siyasi ve hukuki taciz, kendilerini katılımcıların can güvenliğini sağlama konusunda tereddüde düşürmüş ve konferansı erteleme kararı almalarına yol açmıştır.

    6-7 eylül sergisine saldiri

    aynı şekilde, 6-7 eylül olayları üzerine hazırlanmış fotoğraf sergisinin aşırı milliyetçi bir grup tarafından basılması da bir başka örnek oluşturmaktadır.

    türkiye’deki azınlıklar üzerine açıkça konuşup tartışmaya karşı yöneltilmiş bu hoşgörüsüz düşmanca tutum bağlamında, 23-25 eylül 2005’te yapılması planlanan ertelenmiş konferansın hiçbir taciz ve müdahale olmaksızın gerçekleşmesinin ne kadar büyük bir önem taşıdığını özellikle vurgulamak isteriz.

    "türk devleti tarihiyle yüzleşmeli"

    bizler, türk devleti ve toplumunun yurtta ve cihanda barışı ancak kendi tarihiyle eleştirisel bir yaklaşımla yüzleşerek sağlayabileceğini düşünüyoruz.

    şiddet içeren çözümleri barış içerenle değiştirmek için azınlıkların bu tarih kapsamındaki konumunun eleştirisel olarak incelenmesi ve tartışılması şarttır.

    güvenlik talebi

    dolayısıyla sizden, genelde türkiye’deki aydınların hukuki haklarının korunması ve özelde boğaziçi üniversitesi’nde yapılacak konferansın katılımcıların güvenliğinin temin edilmesi için destek ve önder olmanızı rica ediyoruz."

    dilekçeyi imzalayanlar

    koruma için verilen dilekçede imzaları yer alan konge katılımcılarının listesi ise şöyle:

    "vanessa agnew-assistant professor department of germanic languages and literatures university of michigan abd, taner akçam-visiting associate professor of history university of minnesota abd, margaret lavinia-anderson professor of history university of california berkeley abd, françois antounian-md orthopedic surgeon cambridge health alliance affiliated with harvard medical school abd, suzy antounian-j.d. san francisco abd, aram arkun-historian new york abd, arman artuç-ph.d. candidate graduate center abd, peter balakian-donald m. constance h. rebar professor of the humanities colgate university abd, u.g. berkok-royal military college of canada and queen’s university kanada, mücahit bilici-ph.d. candidate sociology department university of michigan abd, donald bloxham-professor of history university of edinburgh uk, paul boghossian- professor of philosophy new york university abd, hamit bozarslan-ass. professor ecoles des hautes etudes en sciences sociales, laurie a. brand-professor school of international relations university of southern california abd, hakan brevinger-international secretary swedish union of authors, bedross der matossian-ph.d. candidate department of middle east and asian cultures columbia university abd, geoff eley-professor of history university of michigan abd, ayda erbal-ph.d. candidate department of political science new york university abd, adile esen-ph.d. candidate german studies department university of michigan abd, dr. stephen feinstein-director center for holocaust and genocide studies university of minnesota abd, f. gregory gause-iii associate professor of political science university of vermont abd, fatma müge göçek-associate professor of sociology and women’s studies university of michigan abd, aslı gür-ph.d. candidate sociology department university of michigan abd, roger heacock-professor of history birzeit university, julia hell-associate professor department of germanic languages and literatures university of michigan abd, ayşe kadıoğlu- associate professor sabanci university, visiting scholar, st. anthony’s college oxford university, hanna can kerkinni- scholar minneapolis, minnesota abd, kader konuk-assistant professor of german studies and comparative literature university of michigan abd, burçak keskin kozat-ph. d. candidate sociology department university of michigan abd."

    kaynak:
    http://www.hurriyetim.com.tr/…~2@nvid~634616,00.asp

    daha evvelden de söyledik; tek taraflı tarihi bir vakaya yönelik araştırma, bilimsel arşiv inceleme söz konusu oalbilir mi? resmi tarih ve resmi tarihçi kavramlarını batıda, o medeni olarak lanse edilen kaç ülkede , eleştiri malzemesi oalrak kullanılmasına izin verilir, ya da kullanılır ya..

    ayrıca; defalarca belirttik; bu tarz konferanslara tepkimizi; 6-7 eylül olaylarını anımsatan sergiye yumurtalı saldırı yaparak göstermemeliyiz. bizler de konferanslar, toplantılar düzenlemeliyiz, devletimizi geçtim; bilim adamlarımızın manevra kabiliyetinden yoksun olduklarını düşünmek istemiyorum.

    not1: vay efendim vay.. yıllarca didindi bu aydıncıklar; pekala şu oldu mu hiç; türkiye cumhuriyeti'nin resmi tarihçisi olarak kimi kesimin ciddiye almadığı (!), "ermeni soykırımı yoktur!" diyen gündüz aktan , ermenistan'da, fransa 'da, abd'de konferans toplayabiliyor mu ??? ülkemizde olduğu gibi, sözde, yüreksiz aydın kılığına bürünerek "benim can güvenliğim yok." diyebilecek mi?

    not2: türk ermeni problemini aramızda çözmeliyiz, diğer problemlerimizi olduğu gibi, murat belge gibi, hasan bülent kahraman gibileri ve onların batılı destekçilerini araya sokmadan, hırant dink 'în fransız tv 5 'de dediği gibi, "samimiyetsiz batı meclislerini" kaale almadan halledemeyecek miyiz? yüzyıllarca bir arada yaşamış topluluklar, kendi sorunlarını, proje üstüne proje üreten bankerlerin, silah tüccarlarının daha fazla para kazanması uğruna tüketmemeliler!

    öyle bir ülke düşünün ki; sürekli hassas dönemden geçiyor olsun! ya bir bakın cumhuriyet tarihimize; sürekli hassas dönemdeyiz; lale devrini, yaşamadık, dahil olmadığımız ii. dünya savaşında bile kıtlık yaşadık, savaş koşullarıydı hadi geçelim; kulak tırmalayalım biraz; barbar denilen türkiye cumhuriyeti vatandaşlarının ülkesinde, "türkler soykırım yapmıştır!" temalı bir toplantı yapılıyor, o medeniyetin -bizi de aralarında görmek istemeyen- paris'in bilmemne konferans salonunda, o barbar denilen vatandaşlar veyahut olaya objektif bakıp "türkler soykırım yapmamıştır." diyen aydınlar konuşamıyor, biraraya gelemiyor..

    not3: bu entry kötülendi; ben buna hazırdım, sorun şu; içimizde hala okumadan, dinlemeden, araştırmadan "batı ne eylerse güzel eyler." ciler mevcut; bunun tam karşısında "devlet ne eylerse güzel eyler." ciler de olabilir, ama unutulmamalı ki; onların da elinde tarot yok; o hiç bakmadıkları devlet arşivi var!

    haydi bakalım topraklarımızın kimi güzide evlatları; çağdaş dünyanın hiçbir yerinde olmayan "resmi tarih ne derse yanlıştır." anlayışsızlığınıza sarılın; sarılın ki tel tel dökülsün samimiyetsizlikler..

    not4: bir soykırım olayının tanınması, isimlendirilmesi için yetkili özel bir mahkeme veya uluslararası bir mahkeme kararı gerekmektedir. uluslararası bir değeri bulunan soykırım sözleşmesinin 6. maddesine göre; bu böyledir! oysa böyle bir yargı kararı yok ortada! yeni resmi tarihten dem vuracaksak; bu sadece türkiye cumhuriyeti'nin belirlediği birşey asla değil! peki buna rağmen isviçre 'de yaşananlar neydi? buna da; okumadan, araştırmadan yazıp çizenler cevap versin; söz hakkı isteyip, söz hakkı isteyen karşı tarafa söz hakkı tanımayıp, "hehe bu türkler de ne barbar ya.. hehe" diyenlerden olmamalı!

    not5: "..vay efendim" beni barbar, ırkçı olarak nitelendirenler özel mesaj ve entry yoluyla bu yazdıklarımı ve beni linç etmeye kalkışmışlarsa bu çok ilginç bir noktadır. yani burada karşı fikre tahammülü olmayanlar ile; bu konferansa karşı görüşten birilerini çağırmayan, objektiflikten uzak bilim adamcıkları arasında gözle görülür kalın bir paralellik yok mu?

    not6: bilmem kaç gün evvel girdiğim atina da yunan bayragi yakan anarsistler/#8215337 entry'm de "22 eylul 2005 bogazici ermeni konferansi" başlığını açmamdan sonra zamanın ötesine yerleştirildi; hayır yani yazdığımız şey öyle faşizan bir söylem de değil; mustafa kemal'in yunan bayrağına basmadığını, bunun çok doğru bir davranış olduğunu söylüyoruz.. ama tahammülsüzlük meselesi.. işte samimiyetsizlikler dökülüyor.

    not7: kimsenin "bu konferans düzenlenmesin, onlar konuşmasın!" dediği yok, ve bir konferansta karşı tarafın da olma zorunluluğu yok; ama bilimsel araştırma yaptığını iddia edip, tartışma mekanın sakat öznel bilimsel sonucunu doğuracak şey; konferansta gerçekleşmekte. işte bu sorun değildir değil mi? ermenistan'da zaten her ay "ermeni soykırımı yoktur. bunu kanıtlayacağız, arşivimizi herkese açtık!!!" diyen bilim adamları toplanıyor değil mi? ermenistan buna izin veriyor mu? fransa buna izin veriyor mu? isviçre buna izin veriyor mu? abd'de de buna izin var mı? tek taraf derken; ne anlayanlar ya da ne anlamayanlar iki adım öne çıksın demek mi lazım, anlamayanlar ile anladığını sananlar, araştırmadan -dikkatinizi çekerim; işkembeden sahte demokratçılık oynayanlar, okumamış kimselerdir..- "onları da dinleyelim, devlet bize fikrini dayattı." diyerek, konferansta dayatılacakların hepsine karşı kayıtsız olmak ne demektir?

    not8: hayatında konferansa katılmamış, değer görülüp de konuşma zemininde fikirlerine başvurulmamış insan evlatlarının; ısrarla ve ısrarla yanlış anladıkları bir mevzu bu!!

    çok kötü butonunu kulanabildikleri gibi; fikir ortaya koyabilseler keşke; bakıyorum da, bu konferansla ilgili başta benimki olmak üzere, olumlu cümleler tüketmeyen her entry kötülenmiş! zamanın ötesine yönlenmiş! tam tersi istikamettekiler ise yüceltilmiş.. işte karşı tarafın samimiyeti! işte sözde ermeni soykırımı temalı konferanstakilerin demokratik, söz söyleme hakkını savunanların benim söz söyleme hakkımı çekememelerinin ispatı!!

    olmadı mı? laik cumhuriyete kastı olan; abd'nin paralı uşağı, cia'nın bahçesinde beslenen adama ruhani lider deyin! ilber ortaylı hocam ne güzel demiş; "..karşılaştırmalı ve dönem tarihi üzerine çalışmamış, belgesiz ve her iki tarafı tanımayan insanlar bu konuda yorum yapmamalılar.."

    hala aranızda "..konferansta karşı taraf olmaz.." diyenler, ey demokratik hak savunucuları, ermenistan'da, -ermenistan'ı antidemokrat, gelişmemiş bluyorsunuz değil mi?- tamam fransa diyelim; fransa'da "ermeni soykırımı yoktur!!" diyebilecek aydınlar bir konferans düzenleyebilecek mi? ey hak savunucuları, ey ruhani lidere ihtiyaç duyanlar, o takdirde, o takdire şayan konuyla ilgili değil de, mahkemenin kararıyla ilgili boş sözler tüketenler; cümlenin ilk kelimesine takılıp, yüklemde ne dendiğinde zerre haberdar olmayanlar, biliniz ki; göte nasıl göt deniyorsa, sahte aydına da sahte aydın denir!

    alın size 23 eylül 2005 eksi sozluk -bu da size kapak olsun- konferansı!

    ey ruhani lider çatısı altında türkiye cumhuriyeti karşıtlığı yapanlar, alın size nutuk 'tan cevap, bakın ne diyor mustafa kemal?

    "..efendiler, yapılmış olan teklifin ne derece yersiz olduğu hususunda bir fikir verebilmek için, biz de o günlerle ilgili bazı durumları hatırlayalım. şüphe edilmemek gerekirdi ki, ermeni katliâmı konusundaki sözler, gerçeğe uygun değildi. aksine, güney bölgelerinde, yabancı kuvvetler tarafından silâhlandırılan ermeniler, gördükleri koruyuculuktan cür'et alarak bulundukları yerlerdeki müslümanlara saldırmakta idiler. intikam düşüncesiyle her tarafta insafsız bir şekilde öldürme ve yok etme siyaseti gütmekte idiler. maraş'taki feci olay bu yüzden çıkmıştı. yabancı kuvvetleri ile birleşen ermeniler, top ve makineli tüfeklerle maraş gibi eski bir müslüman şehrini yerle bir etmişlerdi. binlerce çaresiz ve suçsuz ana ve çocukları işkenceyle öldürmüşlerdi. tarihte bir benzeri görülmemiş olan bu vahşeti yapan ermenilerdi. müslümanlar yalnız namuslarını ve canlarını korumak için karşı koymuş ve kendilerini savunmuşlardı. yirmi gün süren maraş katliamında, müslümanlarla birlikte şehirde kalan amerikalıların, bu olay hakkında istanbul'daki temsilcilerine çektikleri telgraf, bu faciayı yaratanları, yalanlanamayacak bir şekilde ortaya koymakta idi.

    adana ili içindeki müslümanlar, tepeden tırnağa kadar silâhlandırılmış olan ermenilerin süngülerinin baskısı altında her dakika öldürülmek tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyorlardı. canlarının ve bağımsızlıklarının korunmasından başka bir şey istemeyen müslümanlara karşı uygulanan bu zulüm ve yok etmek politikası, medenî insanlığın dikkatini çekecek ve onları insafa getirecek nitelikte iken, aksinin yapıldığını iddia ederek ondan vazgeçilmesini isteme gibi bir teklif nasıl ciddi olarak kabul edilebilirdi? .."

    "mustafa kemal'in resmini duvarlarınızdan inidirin" diyen zihniyetle bu konferansı yapanlar aynı paraleldedir. bu kadar açık; görmeyen göze, söylenecek şey yoktur. biz görüp de görmemezlikten gelenlere bağırıyoruz..

    bağırmaya devam edelim efendim;

    ****************************

    nutuk’ta ermeni konusu

    genel durum ve görünüş

    ...

    ermeni patriği zaven efendi de, mavri mira hey’eti ile birlikte çalışıyor. ermeni hazırlığı da tıpkı rum hazırlığı gibi ilerliyor. (s. 2)

    ...

    milli kuruluşlar siyasi amaç ve hedefleri

    ...

    `vilayet-ı şarkiye müdafaa-i hukuk-ı milliye cemiyeti`’nin kuruluş amacı da (tüzüklerinin 2. maddesi), doğu illerinde oturan bütün halkın dini ve siyasi haklarının serbestçe kullanılmasını sağlayacak meşru yollara başvurmak, bu illerdeki müslüman halkın tarihi ve milli haklarını gerektiğinde medeniyet dünyası karşısında savunmak, doğu illerinde yapılan zulüm ve cinayetlerin sebepleri ile bunları işleyenler ve sebep olanlar hakkında tarafsız soruşturma yapılarak suçluların sür’atle cezalandırılmalarını istemek. yerli halk ile azınlıklar arasındaki anlaşmazlığın giderilmesine ve eskiden olduğu gibi iyi ilişkilerin sağlamlaştırılmasına gayret etmek, savaş durumunun doğu illerinde yarattığı yıkım ve yoksulluğa, hükümet nezdinde teşebbüslerde bulunarak elden geldiğince çare aramaktan ibaretti. (s. 3)

    istanbul’daki yönetim merkezinden verilmiş olan bu direktife uygun olarak erzurum şubesi, doğu illerinde türk’ün haklarını korumakla birlikte, ermeni göçü sırasında görülen kötü davranışlarla halkın hiçbir ilgisi bulunmadığını, ermeni mallarının rus istilasına kadar korunduğunu, buna karşılık müslümanlara pek gaddarca davranıldığını; hatta verilen emre aykırı olarak, göçten alıkonan bazı ermenilerin koruyucularına karşı yaptıkları kötülükleri, güvenilir belgelerle medeniyet dünyasına duyurmaya ve doğu illerine dikilmiş olan hırs yüklü bakışları hükümsüz bırakacak çalışmalar yapmaya karar veriyor (s. 3)

    ...

    ... vilayat-ı şarkiye müdafaa-i hukuk-ı milliye cemiyeti’nin kuruluşuna yol açan asıl sebep ve düşünce, doğu illerinin ermenistan’a verilmesi ihtimali oluyor. bu ihtimalin gerçekleşmesinin de doğu illeri nüfusunda ermenilerin çoğunlukta gösterilmesine ve tarihi haklar bakımından onlara öncelik tanınmasına çalışanların, ilmi ve tarihi belgelerle dünya kamuoyunu aldatmayı başarmalarına ve bir de müslüman halkın ermenileri topluca öldüren barbarlar olduğu iftirasının bir gerçekmiş gibi kabulüne bağlı olduğu düşüncesi ağır basıyor. işte bundan dolayıdır ki, dernek, aynı gerekçeye dayanarak ve aynı yollardan yürüyerek tarihi ve milli hakları savunmaya çalışıyor. (s. 4)

    ...

    kışkırtmalar

    efendiler, amasya’da görüşmelere başladığımız 20 ekim günü, alınan bilgilerin özeti şuydu: istanbul’da, hürriyet ve itilaf partisi, askeri nigahban cemiyeti ve muhipler cemiyeti bir blok kurdular. bu blokla, ali kemal ve sait molla gibi kimseler, azınlıkları sürekli olarak kuva-yı milliye aleyhine kışkırtmaya başladılar. rum ve ermeni patrikleri, kuva-yı milliye aleyhine itilaf devletleri temsilcilerine başvurdular. ermeni patriği zaven efendi, neologos gazetesinde yayınladığı bir mektupla, son milli mücadele hareketinden dolayı ermenilerin göç etmekte olduklarını ilan etti. (s. 178)

    ...

    çürüksulu mahmut paşa’nın demeci

    ...

    ayan üyelerinden çürüksulu mahmut paşa, “bosphore” gazetesi yazarlarından birine, siyasi durumumuzla ilgili bir demeç vermişti. mahmut paşa’nın o tarihlerde, barış hazırlıkları komisyonu üyesi olduğunu da hatırlarsınız. paşa’nın 31 ekim 1919 tarihli tasvir-i efkar gazetesinde yayınlanan demecini, 17 gün sonra sivas’ta okudum. “ermenilerin aşırı isteklerine hak vermemekle birlikte, sınırlarda bazı düzeltmelerin yapılmasına razı oluruz” ifadesi dikkatimi çekti. doğu anadolu’da ermenistan lehine toprak tavizlerinde bulunulacağına söz verme anlamı taşıyan bu cümlenin, barış komisyonu üyesi olan bir devlet adamı tarafından söylenmiş olması, gerçekten üzerinde düşünülmeye ve hayretle karşılanmaya değerdi. bu sebeple 17 kasım 1919 tarihinde, çürüksulu mahmut paşa hazretleri’ne yazmayı yararlı saydığım bir telgrafta, demecindeki işaret ettiğim cümleden dolayı, “doğu anadolu halkının pek haklı olarak, son derece üzgün ve kırgın olduğunu belirttikten sonra, erzurum ve sivas kongreleri’nin kararları gereğince, milletin ermenistan’a bir karış toprak terketmeyeceğini ve hatta, eğer hükümet, böyle acı bir mecburiyete boyun eğerse, milletin kendi haklarını bizzat savunmaya kararlı olduğunu ve bunun bütün dünyaya ilan edilmiş bulunduğunu” yazdım ve bu milli azim ve kararın herkesten önce, barış hazırlıkları komisyonu’nun sayın üyelerince bilinmesi ve ona göre hareket edilmesi gereğini arz ettim. (s. 211)

    ...

    aldatıcı söz vermeler, ağır iftiralar

    efendiler, istanbul’dan gönderilen 19 şubat 1920 tarihli yazıda, “ingiliz dışişleri bakanlığı’ndan istanbul’daki siyasi temsilciliğine gelen ve siyasi temsilcilik tarafından da resmen hükümete yapılan sözlü tebligatta, padişahlık başkentinin osmanlı devleti’nde bırakıldığı bildirilmiş; fakat bununla birlikte, ermeni katliamının durdurulması ve yunanlılarla bütün itilaf devletleri’nin kuvvetlerine karşı olan tutumumuzun değiştirilmesi istenmiş; aksi takdirde, barış şartlarının değiştirilmesinin muhtemel bulunduğu da ayrıca ifade edilmiştir” denilmekte ve bazı hususlar, özellikle “şikayete yol açacak en küçük olaylara bile meydan bırakılmaması” tavsiye edilmekteydi.

    efendiler, bu sözlü vaadin arkasındaki anlam ve maksat ne olabilirdi? yunanlıların, fransızların ve daha başkalarının işgali altında bulunan vatan topraklarından başka, istanbul’un da alınması kararlaştırılmıştı. ancak, ileri sürülen şarta uyulursa, istanbul’u almaktan vazgeçeriz mi, denilmek isteniyordu? yoksa, yunanlıların, fransızların, italyanların işgalleri zaten geçicidir, itilaf devletleri, yalnız istanbul’u alacaktı, fakat teklif ettikleri şarta uyarsak, onu da bırakacaklardır; anlamı mı çıkarılıyordu?

    veyahut da efendiler, itilaf devletleri kuva-yı milliye’nin işgal bölgelerinde, işgal kuvvetlerine karşı kurduğu cepheleri bozdurmaya ve açtığı savaşları, giriştiği hareketleri durdurmaya, istanbul hükümeti’nin gücünün yetmeyeceğini çok iyi anladıklarından, yunanlılar da dahil olmak üzere, itilaf devletlerine karşı yapılan saldırının önlenememiş ve aslı olmayan ermeni katliamına son verilmemiş olduğu bahanesiyle istanbul’u da mı işgal etmek niyetindeydiler?

    daha sonraki olaylar, bu son tahminin doğru olduğunu göstermiştir, sanırım. ne var ki, istanbul hükümeti’nin ingiliz temsilciliğinin teklifinden böyle bir anlam çıkarmaya yanaşmamış, aksine ümide kapılmış olduğu görülüyordu.

    efendiler, yapılmış olan teklifin ne derece yersiz olduğu hususunda bir fikir verebilmek için, biz de o günlerle ilgili bazı durumları hatırlayalım. şüphe edilmemek gerekirdi ki, ermeni katliamı konusundaki sözler, gerçeğe uygun değildi. aksine, güney bölgelerinde, yabancı kuvvetler tarafından silahlandırılan ermeniler, gördükleri koruyuculuktan cür’et alarak bulundukları yerlerdeki müslümanlara saldırmakta idiler. intikam düşüncesiyle her tarafta insafsız bir şekilde öldürme ve yok etme siyaseti gütmekte idiler. maraş’taki feci olay bu yüzden çıkmıştı. yabancı kuvvetleri ile birleşen ermeniler, top ve makineli tüfeklerle maraş gibi eski bir müslüman şehrini yerle bir etmişlerdi. binlerce çaresiz ve suçsuz ana ve çocukları işkenceyle öldürmüşlerdi. tarihte bir benzeri görülmemiş olan bu vahşeti yapan ermenilerdi. müslümanlar yalnız namuslarını ve canlarını korumak için karşı koymuş ve kendilerini savunmuşlardı. yirmi gün süren maraş katliamında, müslümanlarla birlikte şehirde kalan amerikalıların, bu olay hakkında istanbul’daki temsilcilerine çektikleri telgraf, bu faciayı yaratanları, yalanlanamayacak bir şekilde ortaya koymakta idi.

    adana ili içindeki müslümanlar, tepeden tırnağa kadar silahlandırılmış olan ermenilerin süngülerinin baskısı altında her dakika öldürülmek tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyorlardı. canlarının ve bağımsızlarının korunmasından başka bir şey istemeyen müslümanlara karşı uygulanan bu zulüm ve yok etmek politikası, medeni insanlığın dikkatini çekecek ve onları insafa getirecek nitelikte iken, aksinin yapıldığını iddia ederek ondan vazgeçilmesini isteme gibi bir teklif nasıl ciddi olarak kabul edilebilirdi? (s. 260,261)

    ...

    doğu cephemizde ermenilerle savaş başlıyor

    ...

    arzu buyurursanız o günlerin doğu sınırlarımızdaki ciddi işlerine geçelim:

    yüksek hey’etinizce de bilinmektedir ki, mondros ateşkes anlaşması ’ndan beri ermeniler, gerek ermenistan içinde, gerek sınıra yakın yerlerde, türkleri toplu olarak öldürmekten bir an geri durmuyorlardı. 1920 yılının sonbaharında ermenilerce yapılan zulümler dayanılmaz bir kerteye geldi ve ermenistan seferine karar verildik. 9 haziran 1920 tarihinde, doğu bölgesinde geçici seferberlik ilan ettik. 15’nci kolordu komutanın kazım karabekir paşa’yı doğu cephesi komutanı yaptık. 1920 haziranında, ermeniler, oltu’da kurulan, mahalli türk yönetimine karşı hareketle, o bölgeyi ele geçirdiler. dışişleri bakanılığı’mız tarafından ermenilere 7 temmuz 1920’de bir ültimatom verildi. ermeniler aynı şekilde hareketlerine devam ettiler. sonunda, seferberlikten üç buçuk dört ay kadar sonra, ermenilerin kötek, bardiz bölgelerinde toplanan kuvvetlerimize taarruzu ile savaşa başlandı.

    ermeniler, 24 eylül 1920 sabahı bardiz cephesinden baskın şeklinde yaptıkları genel bir taarruz ile başarıya ulaştılar. ... ermeniler geri püskürtülüp girdikleri bölgelerden atıldılar. ordumuz 28 eylül sabahı ileri harekete geçti. ...

    ordu, 29 eylülde sarıkamış’a girdi, 30 eylülde göle işgal edildi. fakat bazı sebepler ve düşüncelerle 28 ekim 1920 tarihine kadar, bir ay, sarıkamış-laloğlu hattında kaldı.

    ...

    efendiler, savaş alanında verilecek emri bekleyen doğu ordumuz, 2 ekim 1920 günü kars üzerine harekete başladı. düşman, direnmeksizin kars’ı terketti. kars 30 ekimde tarafımızdan işgal edildi. 7 kasım tarihinde birliklerimiz, arpaçay’ına kadar olan bölgeyi ve gümrü’yü ele geçirdi.

    ermeniler, 6 kasımda ateşkes ve barış için müracaat etmişlerdir. biz de ateşkes anlaşmasının maddelerini, dışişleri bakanlığı vasıtasıyla, 8 kasımda ermeni ordusuna bildirdik. 26 kasımda başlayan barış görüşmeleri 2 ocak’ta son buldu ve 2/3 ocak gecesi gümrü antlaşması imzalandı. (s. 331-333)

    milli hükümet’in yaptığı ilk antlaşma: gümrü antlaşması

    efendiler, gümrü antlaşması, milli hükümet’in yaptığı ilk antlaşmadır. bu antlaşma ile, düşmanlarımızın hayallerinde ta harşit vadisine kadar uzanan türk ülkelerini kendisine bağışlamış oldukları ermenistan, osmanlı devleti’nin 1877 seferiyle kaybetmiş olduğu yerleri, bize, milli hükümet’e terkederek aradan çıkarılmıştır. doğudaki durumlarda önemli değişikler olması yüzünden, bu antlaşma yerine, daha sonra yapılan 16 mart 1921 tarihli moskova ve 13 ekim 1921 tarihli kars antlaşmaları geçerli olmuştur (s. 333).

    ...

    türkiye’ye yapılan barış teklifleri arasında karşılaştırma

    ...

    kafkas sınırı:

    sevres’de: türk - ermeni sınırının tayini amerika cumhurbaşkanı wilson’a bırakılmıştır. wilson, sınır olarak karadeniz kıyısında giresun’un doğusundan başlayan, erzincan’ın batı ve güneyinden, elmalı, bitlis ve van gölü’nün güneyinden geçen ve birçok noktada birinci dünya savaşı’ndaki türk - rus cephesini izleyen bir hattı göstermiştir.

    mart 1921 teklifinde: milletler cemiyeti bir ermeni yurdu kurulması için doğu illerinden ermenistan’a bırakılacak toprakların tespiti için bir komisyon kuracak, türkiye bu komisyonun kararını kabul edecek.

    lozan’da: bu konu ortadan kaldırılmıştır. (s. 508, 509)

    kaynak: http://www.ermenisorunu.gen.tr/…/ataturk/nutuk.html

    son not: arkadaşlar hoşgörü diliyorum ülkemiz için; türkü, kürdü, müslümanı, ermenisi, rumu bu topraklarda barış içinde yaşamalıyız, abd'den gelip bize insanlık dersi vereni ,yüzyıllar süren barış içindeki birlikteliğimizi gösterip tokatlamalıyız, yanı başımızdaki nüfus cüzdanında türk yazmasına rağmen türk düşmanı, anadolu düşmanı insanlara "arkalarında kim olduğunu.." sormalıyız.. ülke olarak son yaşadıklarımız, tüm aşırı milliyetçi vatandaşlarımızı, azınlıklara oldum olası sıcak bakmayan kardeşlerimizi daha da alevlendirecek, siz sanıyor musunuz, bu yapılanlar tepkisiz kalacak? aşırı milliyetçiler sokaklara dökülecek.. [ki devlet bahçeli önderliğinde istanbul'da bu aralar büyük bir miting yapılacağı duyumunu aldık. umarım infial yaratılmaz.]

    dinimiz elden gidiyor diyenler sokaklara dökülecek, 6 - 7 eylül olaylarını andıran kötü hatıralar bırakılabilir tarihe, dikkatli olmalıyız; bu ortalık karıştırıcılara karşı çıkmalıyız!! bunu yüzyıllar süren barış birlikteliğimiz ve bizzat o masum, azınlıktaki vatandaşlarımız için yapmalıyız.. ermeni veya kürt sorunumuz yoktur; yer yer dış destekli hatalarımız yer yer de beceriksizliğimizden ötürü yanlışlarımız var; hoşgörüye ihtiyacımız var..

    ermeni ile türkün barış ortamını biz sağlayacağız; abd'den gelen adamlar değil.. aramıza onları sokmayalım; rum mevzusunda olduğu gibi..

    hoşgörü hoşgörü hoşgörü..
  • bir bakıma yüzlerce konferanstan biri. bir bilimadamı bir 'şey'e inanıyorsa bunu ifade eder. bu onun kendisine olan saygısının özüdür.

    hayatında emek, kahır ve sabırla yazmış, didinmiş, okumuş insanlara sırf söyledikleri devletin duymak istedikleriyle uyuşmuyor diye didaktik bir uslûpla ders verir gibi bilmsel bilginin niteliğinden bahsetmek, çamura bulamaya çalışmak kulak tırmalıyor.

    (bkz: sezercik küçük komando)
  • çok sayın murat belge'nin cnn türk'te ahmet hakan efendi'nin programında "tek taraflı", "türk tezine karşı olan" katılımcılardan oluştuğunu yarım ağızla itiraf ettiği konferans.

    gerçekten olmuş bir olayın, yorum katılmadan anlatıldığı bir entryi kötülemek için ya art niyetli ya akli eksiklik sahibi ya da dalyarak olmak gerektiğini biliyor muydunuz?
  • devlet eliyle yıllardır önümüze konulan dominant söyleme karşın ufacık bir fısıltıdır. ha diyeceksiniz ki ermeni lobisi yurt dışında ağzımıza zaten sıçıyor. işte benim isteğim, hakkıyla ağzı ve götü varsa burada da sıçabilmesi. (bkz: bu entry 10 saniye içinde yanlış anlaşılacaktır)

    edit: oy oy vurmayın lan masonum ben!
  • evrim teorisinin tartışıldığı bir konferansa "yaratılışçı" konuşmacı olarak çağrılmaz.

    soykırımı iddalarını 'peşinen' reddeden, siyasi manüplasyon olarak araçsallaşabileceği kaygısıyla hakikâti ikincilleştiren "devlet tezi" kırk yıldır "yeni" bir şey söylememiş, aksini iddia edenleri "hain"likle yargılamışken...

    kendisine "siz hainsiniz" diyecek insanları dinlemek için mi? evet, çağrıladabilirdi. yusuf halaçoğlu "siz ajansınız" derdi, sonra da bu bilimsellik olurdu. ya da "milli hassasiyet" olurdu.

    mesele basittir: bir grup bilimadamı 1915 büyük felaketini "soykırım" olarak nitelendiriyor. bunu da rakı sofrasında değil, kendi sahalarında dayandıkları kaynaklara dayanarak idda ediyor. taner akçam elinde tarot kağıdı görmedim.
  • duyulan (nerdeyse) her türk olmayan sözcüğün "propaganda" veya "hainlik" olarak nitelendirildiği bir ülkede yapılması cesaret ve yürek gerektiren konferans. neden insanlar kendi düşündükleri ve inandıklarından farklı olana kaka der? neden savaş çıkarmadan konuşarak bir yerlere varmaya çalışan insanlar yuhlanır? ortada sonucu bağlanmamış bir problem varken konuşup çözüm üretmeye uğraşanlara saldırmak en kolayı olsa gerek. beyni yormaya gerek yok, kalıplaşmış bir kaç beylik laf söyle nasılsa hemen yurtsever olursun. ama tabi konuşmanın hatta düşünmenin yasak olduğu bir yere çok bile bu konferans.
  • bilimsellik, tarafsizlik diye diye bu kelimelerin bile icini bosaltan bir grup her seyi bileni galeyana getiren konferans. sirf ellerindeki klavyenin simgeledigi kadarlik medeniyetlerinin hatrina yumurta atmamaliyiz, konferans duzenleyenleri kesmemeliyiz, ciceklere basmamaliyiz edebiyati dosenseler de; soylemleri ulkemiz insaninin tarihsel olarak basariyla gerceklestirdigi "vurun kahpeye" ya da "linc etmek lazim bunlari" ekolunun bir uzantisidir.

    konferansin bilimsel ve tarafsiz olmasi demek televizyonda siyaset meydani duzenlemek degildir. bu kadar bilimsellik, tarafsizlik, hede hodo pesinde kosan insanlarsiniz madem, acip bir yerden okuyun ogrenin konferans ne demektir.
  • resmi görüşü dinlemek isteyenin elini kolunu bağlayan yok. bırakın da bari farklı şeyler (doğru ya da yanlış olması önemli değil) söylemek/dinlemek isteyenler de, saçmasapan suçlamalara maruz kalmadan bunu rahatça yapabilsinler. konferansta şu niye bu niye yok demenin de alemi yok herhalde, her kesimden birilerini çağırma şartı mı var?
  • yıllardır büyük bir sorun halinde duran ve bu sorunun çözülmesi için elle tutulur hiçbirşey yapmayan bizler, aleyhimize de olsa lehimize de olsa bu konu hakkında söyleyecek şeyleri olan insanları önce bir dinleyip sonra yargılayalım. kimse hiçbir görüşü kabul etmek zorunda değil. orada söylenenler de bir dayatma değildir. kendi alanlarında profesyonel olmuş düşünürler konu ile ilgili görüşlerini söylerler. tamam belki hepsi tek tarafı savunur ama kimse karşı görüşünde çıkıp bir konferans düzenleyip ellerindeki gerçekleri ortaya çıkarmalarını engellemez. hiçbir konferansta da her kesimden insan olsun fikirler cirit atsın diye bir şart yoktur.
  • düzenlenmesi ya da düzenlenmemesinde sadece ve sadece, özerk bir kurum olarak (ne kadar öyleyse artık) boğaziçi üniversitesi'nin tasarrufunun olacağı konferanstır. tabii ki konferansın amaçlarına, içeriğine muhalefet edilebilir, ancak bu yine tebliğ sunma yoluyla, bilimsel düzlemde gerçekleşmelidir, hariçten gazel okuma yoluyla değil.

    tabii ki tahsilini kahve köşelerinde doxa yetiştiriciliği üzerine yapmış şahıslardan böyle bir performans bekleyemeyiz. onlar yine fiziksel saldırı, taciz yolunu seçeceklerdir. zaten sürekli bu yolu seçmeselerdi ve bu kadar kalabalık olmasalardı türkiye dünyada oransal olarak kadınların en çok şiddete maruz kaldığı ülke olmazdı, avrupa'da hiçbir ülke bize vize uygulamazdı ve ekonomik olarak mutlaka daha müreffeh bir seviyede olurduk, çünkü ekonomiyi de bu kafalar yönetmiyor olurdu.

    eğer bu tip konferanslar -ola ki- bir daha ve aynı şekilde engellenirse cemil çiçek'in ve onun şahsında türkiye cumhuriyeti'nin uluslararası diplomaside bundan sonra ermeni meselesi ile ilgili konularda adam yerine konmayacağına kesin gözüyle bakabiliriz.

    edit: yasaklandı konferans, ben artık bir şey demiyorum.
    edit2: konferansa bilgi üniversitesi talip oldu şimdi de, bu olay memleketin ilk sahici liberal-muhafazakar çatışmasına sebep olursa hiç şaşmam.