şükela:  tümü | bugün soru sor
  • adamlar katliamla yüzleşti yargılamayı yaptı sorumluları cezalandırdı şimdi filmini çekip unutulmaması için uğraşıyorlar. bugün 10 ekim ankara garı katliamının yıl dönümü. değil belgesel-film çekmek anmasını yapmak bile yasak polis müdahalesi var şu sıralarda anmalara. işte gelişmişlik/ gelişmemişlik ancak bu kadar iyi anlatılabilir.

    tanım: netflixten izlenebilecek 22 temmuz 2011'de norveç gençlik kampına yapılan terör saldırısını konu alan film.
  • her toplum kendi ahlak anlayışını oluşturur. 22 july izlediğinizde göreceğiniz ilk şey toplumdaki her bireyin başlarına ne tür bir felaket gelirse gelsin. oluşturdukları ahlak düzeninde o felaketle yüzleşebiliyorlar. siyasette buna dahil filmde başbakan kamu davası açıp saldırıda ölen ailelerle yüzleşip suçun kendilerinde de olduğunu söyleyebiliyor. ülkemizle kıyaslandığında, yakın tarihte ülkemizin başına gelen bir çok felakette toplumun farklı alanlarından bir çok insanın hatta siyasetçilerin nefret dili ve bundan nasıl siyasi çıkar sağlarımın hesabı yapıldığını gördük. ilk aklıma gelenler soma faciası,tren kazası vs. çoğaltılabilir maalesef. 22 july bizden çok uzakta olan bir coğrafanın hikayesi değil sadece. bizden çok uzakta olan değer yargılarınında filmi. 8/10
  • mutlaka izlenmesi gereken bir filmdir.

    oyunculuklar, konunun aktarımı, hikayenin gelişimi gerçekten çok başarılı ilerliyordu. bir de norveç'in o puslu, karlı havasından mı bilmiyorum izlerken iyice melankolik oluyorsun ve viljar hanssen'ın yerine koyuyorsun kendini, çocuğun depresyonu için tüm şartlar doğa tarafından sağlanmıştı resmen.

    bir de filmin başında viljar'ın sınıf önünde konuşması, arkadaşlarıyla ilişkileri, ilgilendiği konular falan çok ideal bir genç adam imajı çizmişti bu yüzden yaşadığı iyileşme sancıları daha yoğun olmuştur. kardeşini bile iyi hissettirmeye çalışması, o göçmen kızla ilişkisi çok güzel işlenmişti.

    karakterin olay sonrasındaki hayatıyla ilgili bilgilendirme gülümsetti. umarım insanlığa umudunu yitirmemiştir viljar.

    diğer yandan anders behring breivik'in bakış açısı ise -fazla hastalıklı ve radikal olmasının dışında- içerisinde bulunduğumuz dönemde çok uç gelmiyor artık. elbette haklı değil ama yakın gelecekte benzer olayları duyabiliriz diye düşünüyorum. özellikle ciddi manada dengelerin değiştiği ve tanınan haklar konusunda diğer tarafa sağlanan imtiyazlar konusunda dikkatli olmak gerekir.

    çok daha uzun sürüp dehşete ve ajitasyona sürükleyebilme potansiyeli varken her duyguyu kararında işlediği için tebrik ediyorum yönetmeni.

    kesinlikle zaman kaybı değildir.
  • türkiye'de yaşayıp da bu filmi bir belgesel gibi değerlendirmeden, mukayeselere girmeden izlemek mümkün değil.

    ne kadar tedbir alınsa da her zaman kazalar olur. işte, okulda, şirkette, memlekette olur. yemekten sinek çıkar, otelin jeneratörü bozulur, uçak 5 saat rötar yapar, bankanın döviz fiyatlayan algoritması sapıtır, grizu patlar, tren devrilir, uzay mekiği infilak eder, hac kafileleri birbirine girer, ya da filmdeki gibi istihbarat kazası olur.

    mühim olan elbet bunları olmadan engelleyecek tedbirleri almak. ancak olduktan sonra verilen reaksiyonlar, atılan adımlar ister bir restoran olsun ister koca bir memleket, o organizasyonun ne kadar medeni ve ilerlemiş olduğunu gösteriyor.

    siyasiler kompleks yapmadan, yayın yasağını bırak soruşturmayı halka açık yaptırarak sorumluluklarıyla yüzleşiyor.

    anders breivik , çoğumuzun hıncını alamadığı bir insan, hakkına hukuğuna en ufak halel gelmeden yargılanıyor. gerçekte de öyle muamele gördüğüne eminim. bir toplumu rayından çıkarmaya çalışan birine, o toplumun değerleriyle muamele etmek gayet iyi bir ceza.

    biz linç ülkesinde yaşıyoruz, toplumun lanetlediği bir katil cezaevinde silahla öldürülüyor ve 70 milyon iyi oldu deyip kafasını çevirebiliyor. ama böyle yaparak katili değil kendi medeniyetimizi öldürüyoruz.

    bu arada anders breivik , filmde anlatıldığı ve internette dolaşan manifestosunda göreceğiniz gibi gibi islama, göçmenlere, çok kültürlülüğe, marksizme (default düşman), liberalliğe ve tabi feminizme karşı klasik bir alt right cahil sığır. internette okuduğu 3 şeyle alim olduğunu sanan bu sığır ciddiye alınmayan binlercesinden farklı olarak 31 çekip call of duty oynadığı odasından dışarı çıkıp adını hepimize ezberletti. sözlükte ve aramızda kendisiyle aynı kafada binlercesi var, bu da bizim şanssızlığımız.
  • baska bir bakis acisiyle filmin norvec isci partisini ve antifascist kulturu yansimadaki basarisi acisindan hayranlik uyandiran bir filmdir.
    zira turkiye'de cekilen bir suru sansasyon yaratmis zirva donem (60 lar ve ya 80 ler) dizileri ya da filmleri, ne dedigi bilinmeyen, belli olmayan siyasi kulturumuzu bire bir yansitiyor olsa da anafikir acisindan siradan bir ask dizisinden ya da alalade bir amator kisa film konusundan farki olmuyor.
    bu bakimdan ulkemiz yonetmen ve senaristleri icin 22 july filminden alinacak cok dersler olduguna inaniyorum.
  • katliam sahnesi dehşet verici, çarpıcı, tüyler ürpertici,bu kez kamerası daha durgun olsa da yine de her paul greengrass filmi gibi adeta belgesel gerçekliğinde. zaten based on a true story ve bu kabus çok başarılı bir şekilde canlandırılmış.genel olarak da iyi bir film.

    oyuncu anders danielsen lie, terörist breivik rolünde iyi bir iş çıkarıyor. ki oslo august 31st filminde de unutulmazdı kendisi.

    süresi biraz haddinden uzun olsa da görülmeye değer bir netflix filmi.
  • iyi bir film.

    katliamdan çok katliam sonrası yaşananları anlatıyor. katliam kısmı da ayrıca etkileyici.
  • hiç bilgi sahibi değilken netflixte denk gelip izlememle olaylar ilerlerken hatırladığım ve gerçek hikaye olduğunu anladığım,aynı oranla da artarak ilerleyen ilgim ile iyi bir ilk 45 dakika yaşatan sonrasında durulsada kendini izletebilen yapım.7/10.
  • şöyle bir düşününce bu kadar terör saldırısı yaşadık ve çok garip siyasi süreçlerden geçtik. darbeler atlaktık. -post truth darbesini dışarıda bırakıyorum- ama bir tane böyle yapım çıkaramadık, çıkaramayız da. biz yapmaya çalışsak elimize-yüzümüze bulaştırırız. filmde sürekli ağlayan analar, ciğeri paralanan babalara odaklanır, problemin temeline inemeyiz. hedef noktamız izleyen insanları daha fazla duygulandırmak, hatta ağlatmak olur. he işte bu film bunun tam tersi...

    böylesine acı bir katliamı ele alırken gereksiz dramalara girilmemiş, konu ekstradan ajite edilmeye çalışılmamış. bu hikayeyi ele alırken bu kavramlardan nasıl uzak durdular şaşıyorum gerçekten. filmde ağlayan, bağıran insan göremiyorsunuz, her şey o kuzeyli gerçekçiliği tamamen yalın bir şekilde olup bitiyor. bu gerçeklik o kadar yalın ki film sizi aslında daha çok etkiliyor, 'gerçeklik' yüzünüze pat diye vuruyor.

    bu yüzden de son dönemlerde izlediğim en iyi filmlerden birisi olduğunu söyleyebilirim. evet kabul gerçek bir hikayeye dayanıyor ve hikayenin gerçekliği filme ekstra bir güç katıyor. ama bu düşüncem filmin o yönünden tamamen bağımsız. çünkü hikayenin işlenişi muazzam. seçilen dar evren çok yerinde ve o ufak hikayeden olayın bütününe bağlanış gayet iyi planlanmış.

    söz konusu toplum özelinde en son knut hamsun'dan açlık okurken bu kadar kötü olmuştum. o kitap da o kadar yalındı ki okurken sinirden çalışma masamı kemiriyordum az kalsın. bu film de hemen hemen bana aynı duyguları hissettirdi. bu açıdan bakınca sağlıklı bir toplum mühendisliği ve bir ekole sahip olmanın ne kadar önemli olduğunu hatırlıyor insan.
  • tamam hümanistsiniz falan da, gözünü seveyim ülkemin o karakolda polis de olsa bir iki tane çakan olurdu bizde, en azından hapishaneye girdiği gün şişe geçirirlerdi ki , yapılması gereken odur dedirtir insana, polisin katile nazik tavrı karşısında sinirden kriz geçireceğiniz bir film.