şükela:  tümü | bugün
  • " bu galibiyete sevinen fbliler var mıdır " diye bi tabir duyuyorum maç bittiğinden beri. ulan çok değil bundan 1 ay önce kadıköyde berabere kaldığınız için kutlamalar yapmadınız mı, florya'da balkonlarda taklalar atmadınız mı ? ezeli rakibimizi deplasmanda 2-1 yenmişiz, puan farkını 2'ye indirmişiz, şampiyonluğa bir adım daha yaklaşmışız, şimdi biz sevinmeyelim de kim sevinsin..

    fenerbahçe balıymış, sadece 2 kere gelebilmişiz de bilmem ne. ulan volkan'ın müthiş kurtarışlarını, bekir'in yobo'nun savunmasını böyle mi göz ardı ediyorsunuz. siz baskılı oynadınız diye kaleyi mi boşaltacaktık yani nedir ? gidin yerlere göklere sığdıramadığınız muslera'ya kızın, 2 kere top geldi de nasıl 2sini de içeri aldın diye.

    bir kerede kabullenin lan şu makus talihinizi, evet biz daha iyiydik ama fenerbahçe de iyi savunma yaptı, akıllı oynadı, direnç gösterdi iki atakla tehlikeli geldi istediğini aldı ve döndü deyin ne olur sanki. bak biz kabul ediyoruz, bizden daha iyi bir takıma sahipsiniz. ama işte teknik direktörünüzün de dediği gibi " dats dı fıtbıl, its dı fıtbıl "

    bir de koreografi hazırlamışsınız canlar, kadıköyde kupa alacakmışsınız falan diye. bekliyoruz.. gelin, kupa vereceğiz size, belki de sapını.. bilemedim şimdi.

    not : benim gibi aklı başında siktik, soktuk temalı entrylerden tiksinmiş bir taraftarı bile zıvanadan çıkardınız ya daha da bir şey demiyorum ben size.
  • beklediğimden farklı cereyan eden maç. bu maç bittikten sonra verebildiğim tek tepki “aha ha hahaha, ha ha hayt” şeklinde gülmek oldu. çok güldüm. neye güldüm anlatacağım. fakat, öncelikle bilhassa nelere gülmediğimi açıklamak isterim.

    -sizce galatasaray için ligin en önemli (bir final havası mı diyorlar ne skimse işte) ve gelir bakımından ironik olarak en fazla katkı getirmesi beklenen maçında hasılatın önemli bir kısmının kulüp kasasına değil de karaborsacıların (belki de fenerli karaborsacıların) cebine gitmesine, kale arkası biletlerinin 300 tl’ye satılmasına mı güldüm? yapmayın arkadaşlar bunun neresi komik allah aşkına? burada kaybeden futbol, kaybeden kulüpler. yani bizim örnekte galatasaray kulübü ama olsun, genel olarak kulüpler kaybediyor manasında...

    -ayağına vuran ve annesine söven bir futbolcuya sinirlenip karşılık verdi diye “bir zenciye karşı ilk ırkçılık suçunu işleyen futbolcu” olarak türkiye futbol tarihine geçen emre belözoğlu’nun maç öncesinde disiplin kuruluna sevk edilmesine ve ceza görmesine, onun yüzünden ilk on bire alınan selçuk şahin’in tüm paslarında ilk tercihini galatasaray’lı futbolculardan yana kullanmasına ve fakat buna rağmen o pasları değerlendirmeyen, altı pastan topu volkan'a nişanlayan galatasaray forvetine ve orta sahasına mı güldüm? bu soruyu ben de kendime sordum. şimdi izlesem maçı tekrar belki selçuk şahin’in kaptırdığı toplara gülerdim, “kerataya bak ya, bunu da rakibe teslim etti” “vay hayırsız yoktan gol pozisyonu yarattı” filan diye ama takdir edersiniz ki maç esnasındaki atmosferde insan gülemiyor. hatta o atmosferde bazen nefes bile alamıyorsun, nasıl bir atmosferik basınç varsa amına koyim artık sen anla. maç psikolojisi ile maç sonrası psikolojisi ise apayrı. misal maç sırasında ben yarım şişeye yakın viski içtim. maç bitti mcdonalds’ta hamburger yedim. varın oradan hesaplayın.

    -maçın ilk tehlikeli gol pozisyonunda necati’nin çektiği tırnak içinde “sert” şutu, volkan’ın plajda top oynayan bir çocuk masumiyetiyle istop oynar gibi yakalamasına mı güldüm? yoksa didier drogba’yı getirecem diye yola çıkıp, yerine necati ateş’i getiren ünal aysal’ın haline mi güldüm? şimdi bugün sahada bir drogba olsaydı hatta yarım bir drogba olsaydı, sadece belden aşağısı olsa mesela o zaman da kafa topuna çıkamazdı ama yine de sonuç bence farklı olurdu. bunlara gülmedim ama didier drogba yerine necati ateş’in getirilmesinde de bazılarımızın yaptığı biçimde ırkçılık gibi bir art niyet de aramıyorum. ünal aysal bence maçı izlememiş dahi olabilir, çünkü kendisi de ifade etti adam futboldan anlamıyor, futboldan anlayanlardan anlıyor veya futboldan anlamıyor da futbolu anlayan adamın hasını buluyor. galatasaray’lı antrenör kim var? fatih terim. ben de mesela satrançtan fazla anlamam ama gary kasparov bence ortalamanın üzerindedir. sanırım benim de bu bilgilerle türkiye satranç federasyonu başkanı olmam an meselesi.

    -bu maç hakkında maç öncesinden galatasaray hakkında şimdiden suç duyurusunda bulunmak istiyorum deyip galatasaray’ın maçta işleyeceği suçları tecavüz, fiili livata, ırza geçme olarak sıralayan insanların maç sonunda yaşadıkları mağdur psikolojisine gülmüş olabilir miyim? empati yapmayan biri olsam belki. ama o arkadaşlar da, yani “şöyle koyacağız, böyle yapacağız” şeklinde konuşanlar da bilselerdi başlarına böyle bir iş gelecek, o kadar iddialı konuşmazlardı. iddialı olmak güzel şey ama toplum olarak temenni ile tahmini bazen karıştırabiliyoruz.

    -peki abdürrahim albayrak’ın sinirden neredeyse kendine bir şey yapacak noktaya gelmesine mi güldüm arkadaşlar? yok, ama bir an için endişelenmedim desem yalan söylemiş olurum. abdürrahim’in o futbola karşı tutkusu, o çocuksu heyecanı, maçlarda hayali toplara salladıkları "air voleler" nedense beni hep etkilemiştir. ama maalesef ne tür psikolojiler yaşadığını, ergen tabiriyle “bunun neyin kafası” olduğunu anlamam hayat boyunca pek mümkün olmayacak.

    -stoch ikinci golü attıktan sonra elindeki gazeteyi veya kese kağıdını kemiren selüloz bağımlısı kıza gülmüş olabilir miyim? hiç sanmıyorum. psikolojik rahatsızlıkları prensip gereği alay konusu yapmamak lazım. ama bence yaptığı diyet, rejim her neyse bir uzman hekim gözetiminde tekrar gözden geçirmesinde fayda var.

    -ardı ardına kaçırılan gollerden sonra taraftarın gözünde gördüğümü sandığım “ulan acaba yine mi koyacaklar?” “atamayana mı atıyorlardı?” “atana mı atamıyorlardı?” “tam olarak n’oluyordu lan?” ifadesine güldüm mü? tabii ki hayır. biz de maça gidiyoruz, biz de korkuyoruz endişeleniyoruz zaman zaman. stres çağımızın hastalığı.

    -skorun 1-2 olmasından sonra galatasaray stadında yeni bir rekora, sessizlik rekoruna (anti-desibel) imza atılmasına, türk telekom arena’nın staddan daha ziyade bir mevlidhaneye bir taziye evine dönüşmesine güldüm mü? gülmedim çünkü bize başkalarının acılarıyla dalga geçmenin ayıp olduğu öğretildi.

    -peki penaltı yaptırayım diye kendimi yere atacağım derken sebepsiz yere kendi sahasındaki çimlerin tabiri caizse ebesini sken milan baros’un hali miydi beni güldüren? hayır o pozisyon da beni güldürmedi ama epey bir düşündürdü. doğaya karşı yapılan zararın boyutu ne olursa olsun kayıtsız kalamıyorum. sen kendini yere kolay bırakıyorsun ama o çimler kolay yetişmiyor.

    -fatih terim’in son gol umudu olarak sabri’yi oyuna almasına, onun bulduğu ilk pozisyonda kaleyi yoklamasına, hatta yaradana sığınıp vurduğu şutun istisnai şekilde kaleyi tutmasına ve volkan’ın istatistiklerine istatistik katmasına mı güldüm sanıyorsunuz? hayır. üstelik elmander’in şutlarıyla kıyaslandığında sabri’nin yaptığı vuruş son derece başarılı bir vuruştu. her zaman söylüyorum, sabri bu galatasaray’da her zaman oynar. sahanın kenarında tutarak oyuncuyu kazanamazsın fatih hoca. bunu da bugün sergen’den öğrendim.

    -fatih terim’in serin bir bahar akşamında terden ıslatmayı başardığı gömleğini devre arasında değiştirmesi mi, penaltı beklentisi içinde dördüncü hakeme doğru yaptığı sprintli koşuları mı, maç bitiminde “it’s the football, that’s the football, everything something happens” temalı bakışları mıydı, gökyüzünü işaret etmesi miydi peki beni gülümseten? hiçbiri değildi bunların.

    -golü atan stoch’un sanki formayı çıkarır gibi yapıp, galatasaray’lı taraftarları haklı bir beklentiye soktuktan sonra “lan keriz miyim, niye durduk yerde sarı kart görüp takımı eksik bırakayım şimdi” dercesine formayı gerisin geriye düzeltmesine mi güldüm sizce? böyle bir davranışı sadece takdir ederim arkadaşlar.

    -maçtan sonra christian baroni’nin eliyle “gel kuçu kuçu” hareketine “sahaya işeyen bir köpek taklidi” yaparak aklınca felipe melo ile dalga geçtiğini sanan mehmet topuz muydu komik olan? o da değildi. bir insan kendisini köpek olarak tanımlıyorsa bu bence onun en doğal hakkı olmalı ve o insanla (veya köpekle) dalga geçmemeliyiz. hayvan haklarına saygı duymalıyız, sonuçta onlar da birer can.

    -hakem hataları, ofsayttan atılan goller, yan gelip yatan rakipler, siyasi ayak oyunları, seyircisiz oynatılan maçlar, en önemli oyuncularından mahrum bırakılan rakipler gibi ekmeğine sürülen yağlar sayesinde ligi 9 puan farkla lider tamamlayan, büyük maçlardan hiçbirinde yenilmeyerek 12 puan toplayan bir takımın kendi sahasında oynadığı ve beraberliğin dahi büyük ölçüde yettiği maçı, üstelik büyük bölümünde üstün oynadığı, hakemin kendisine her türlü kolaylığı gösterdiği bir maçı kaybedip şampiyonluğu kaybetme ihtimaliyle yüz yüze gelmesine mi güldüm? pek dillendirmesek de böyle bir ihtimal var çünkü. ona da gülmedim çünkü sonuçta futbol bu hiç belli olmaz. futbol bu bugün volkan g.tüyle top tutuyor yarın melo skiyle gol atıyor. ne olacağı gerçekten belli değil.

    şimdi hatırladım neye güldüğümü. şimdi o maçtan sonra, yapılan o koreografiden sonra elinde dev gibi bir 3 boyutlu aslan maketiyle sokaklarda yürüyen, aslantepe’den otobüse veya levent metrosuna binen bir veya birden fazla insan evladı var. yazık lan dedim. bir an için düşüncesi içimi sızlattı ama sonra bir gülme geldi. ne kadar istesem de o herif/heriflerle empati kuramıyorum şimdi.

    arkadaşlar kabul ediyorum geçen sene şikeyle şampiyon olduk, 19 maçın 13'ünü satın aldık, bu sene aslında düşmemiz gereken, aslında galatasaray’ın şampiyonluğunu peşinen ilan etmiş olması gereken fakat play off denilen gerizekalı bir sistem ve fenerasyon yüzünden şampiyonluk şansımızın hasbelkader devam ettiği bir ligde mücadele ediyoruz. uefa kupası da dünyanın tartışmasız en büyük başarısıdır ve bunu her türk vatandaşının günde en az bir kez takdir etmesi lazımdır. ve şansına galip geldiğimiz bir maçı kutlamamız da son derece ayıptır, aslında başımızı önümüze eğip vakur davranmalıydık, çünkü aslında kazanmadık o maçı da hatta kaybettik belki de ve fakat beraberlik kutlamalarında da galatasaray tam tersine bir o kadar haklıdır. çünkü fenerbahçe stadında beraberlik elde edebilmek galatasaray’ı deplasmanda yenmekten daha büyük başarıdır. bunu mu kastediyorsanız ona da evet. artık beynim ambele oldu da…

    yine de ben o aslanı düşünmeden kendimi alamıyorum. ne yaptılar lan sahiden o aslanı? koskoca aslan bu boru değil ki. boru ne peki dersen stoch’un attığı ikinci gol mesela. boru o işte. o konuya hiç değinmek istemiyordum ama madem konu açıldı. yani bir yerde konuyu da ben açtım ama neyse. empati, centilmenlik filan bunlar da güzel şeyler fakat boruya da boru demek mecburiyetindeyiz arkadaşlar. güzel aslandı o nerenin hayvanıysa.
  • galatasaray taraftarı'nın halet-i ruhiyesini bozan maç olmuştur.

    geçen hafta inönü'de bizi yendiklerinde maçın hakimi biziz dediğimizde,

    "ama futbolda skor önemlidir, hatice'ye değil, neticeye bakacaksın." diyordular. haklıydılar. bugün de hatice'den gözlerini alamıyorlar.
  • bu maçla birlikte galatasarayin arenada fenere karsi bir maclik galibiyet serisi sona erdi.
  • galatasaraylı arkadaşların futbol adaletinden bahsedip ağladıkları maç.

    iki sene önce kadıköyde fenerbahçe trabzona karşı 20 pozisyon bulup şampiyonluğu kaybetmişti. bugün futbolun adaleti yoksa o gün de yoktu.

    ne ağladınız arkadaş. fenerbahçenin aksine şampiyonluğu değil alt tarafı bir maçı kaybettiniz. alırsınız kalan 4 maçı olursunuz şampiyon, o kadar hakediyorsanız.
  • cidden son 10 yılda gs' ye bu kadar ezildiğimiz bir maç hatırlamıyorum. volkan ve gs' lilerin kazmalıkları olmasa allah muhafaza tarihi bi gece olabilirdi. ligin en çok ve en isabetli pas yapan takımının oynadığı şu oyuna bak yaa. hayır bu sene zaten bir beklentimiz yok ama bu kadar da farklı bir oyun olmamalı.

    derken yazdııııııııııııııııııııııııııık. okumayın la yukarıyı geri alıyom hepsini :)))
  • sonuç olarak gs'nin yeni stadında fenerbahçe'ye karşı 1 maçlık yenilmezlik serisini sonlandıran maç
  • galatasaraylı olsam sinirden kendimi sikeceğim maç olurdu. iyiki beşiktaşlıyım. iyiki şampiyonluk falan gibi dertlerimiz yok. oh misss.
  • iyi futbol oynadıklarına sevinen galatasaraylı arkadaşları bir kenara koyuyorum, bazı insanlar için takımının kazanması değil iyi oynaması yeterlidir.
    ama fenerbahçe balı falan demeyin lütfen, komik oluyorsunuz.
    fenerbahçe, şu maçta galatasaray'ın oynadığından çok daha baskılı oynayarak, daha fazla pozisyona girerek iki maç (trabzon ve denizli maçları) kazanamamış ve iki şampiyonluk kaybetmiş geçmişte, siz hala fenerbahçe balı diyorsunuz. iki şampiyonluk diyorum aloooo, 3 puan falan değil.
    futbol bu işte, her zaman daha baskılı oynayan, daha fazla pozisyona giren kazanmıyor. bu mağlubiyeti kaldıramıyorsan izleme futbol mutbol.
    açıkçası ben mutluyum fenerbahçeli olarak, haklı ya da haksız gücünün yarısını kaybedip buralara gelmesi bile mucize olan takımımın hala şampiyonluk kovaladığın görmek yetiyor bana.
  • akıllara fatih terim'in bir zamanlar ki meşhur demeci resultante importante'yi getiren maç.