şükela:  tümü | bugün
  • 23 yaş henüz hayatın başıdır. 40 sene boyunca istenmeyen bir işi yapmaktansa, 36 sene istediğin bir işi yapmak çok daha mantıklıdır. maddi ve manevi engel yok ise hiç düşünmeden yapılması gerekendir.
  • çok erken başladım ve sınıf atladım. hazırlık okuduktan sonra 16 yaşımda üniversite birinci sınıftım. eğer 16 değil de başladığımda 24 yaşında olsaydım; deneyim ve tecrübe den dolayı kesinlikle daha çok verim alırdım. bence çocuklar erken başlamasın, sınıf atlamasın. bişeyler hep eksik kalıyor. yeteri kadar verim alınamıyor...
  • okulun son senelerinde sivil polis olduğunuz yönünde dedikodular çıkmasına neden olur.
  • 32 yaşımdayım. 27 yaşında yeni bir fakülteye başladım iş güç evlilik derken dondurdum. su anda yuksek lisans yapiyorum. akranlarim doktorayi bitirdi kadro aldi akademisyen. ben de 35 yaşında ise hukuk fakültesini deneyimlemek niyetindeyim. o filmde dediği gibi; "bu hayatın yarısını başkaları için yaşadım". 35ten sonra kendi yolumu çizeceğim. daha emin, tecrübeli kararlar vereceğim. herkesin bir zaman dilimi olduğuna inanıyorum.
  • aydın boysan 1921 yılında doğdu.
    24 yaşında güzel sanat akademisini bitirip mimar oldu ve 54 sene bu mesleği yaptı.
    35 yaşında ilk kez yabancı dil öğrendi.
    61 yaşında gazetecelik yapmaya başladı ve 41 tane kitap yazdı.
    yaklaşık olarak 75 senedir güzel içiyor.
    ve eşini kaybedene kadar tam 70 yıl aynı kadınla evliydi.
    hala yaşamakta, içmekte, gülmekte ve muhtemelen plan yapmaktadır.

    şimdi soruyu bir daha alalım?
  • 28 yaşında başlayarak artırdığımdır. normaldir, abartmayın.
  • 26 yaşımdayım tercih yaptım sanırım 27 yaşında başlamış olacağım 4 yıllık bir fakülteye .
  • 60 yaşında adamlar mezun oluyor. bu yüzden kafanıza fazla takmayın.
  • kafanızdaki meslek okuduğunuz meslek değilse eğer gayet rasyonel bir karardır. bu adamlardan bir tanesi de benim efendim. insanların ''hayata geç atılıyorsun bik bik'' demesi açıkçası sikimde değil. ben parayı her gün küfür ederek gittiğim bir işten kazanacaksam ve nefret ederek yaptığım bir işin mutsuzluğu ile evimin, ailemin mutsuzluğu olacaksam, sıçarım öyle paraya. biliyorum hiçbir iş kolay değil, hiçbir iş stressiz değil fakat severek yaptığın bir işin de bulmaca çözmekten ya da oyunda bir bölümü geçmek için inat etmekten de bir farkı yok. en azından omzumdaki yükü, hayatın verdiği bu mutsuzluğu birazcık olsun bu şekilde hafifletmek benim en doğal hakkım.

    saf romantizm peşinde koşan birisi değilim. ''para dediğin nedir ki yeaa'' diyen adamlardan olmadım hiç. para kazanmanın ne denli zor olduğunu biliyorum. para kazanmak için sanayide de çalıştım, konfeksiyonda da, gösteri organizasyonlarında da. her türlü ameleliği yaptım hiç çekinmeden ve elime tutuşturulan üç kuruş ile ''amına koyim bu mu emeğimin karşılığı'' dedim çoğu kez. o yüzden para hayatın %60'ı benim için. para olmadan birçok şey olmuyor. para bu yüzden çok önemli ama geriye kalan %40 da neredeyse hayatın bir diğer yarısı. birçok kişi %60'ı kovalarken %40 dan mahrum bırakıyor kendisini. en kötü şey de bu aslında.

    parayı mutluluğa ne zamandan beri tercih eder olduk? nasıl bu kadar materyalist olabiliyoruz? bence kendimize sormamız gereken en önemli soru bu.
    yaratıcılığın ve yeniliğin para ettiği bir dönemde, risk almamak için masa başı işlere kilitliyoruz kendimizi*. aslında ayın en depresif elemanı ödülünü hepimiz hak ediyoruz.

    üniversiteye girişimiz de bir alem bizim. çoğumuz için bu sınav sabri'nin ceza sahası içine(!) açtığı kafa topuna çıkmaktan farksız. tam bir karambol anı. 18 yaşında hayattan ne gibi beklentileri olduğunu bilmeden, sınavda yaptığı puana en yakın puanla öğrenci alan bölüme kapağı atma yarışı özetle. bölümler, mühendislik vs... batan geminin malları. kapanın elinde kalıyor. aslında o tercihleri yaparken siki tutuyoruz farkında olmadan. geriye dönüp baştan başlayabilecek cesaretin yoksa bütün bir ömrün artık yarı açık ceza evi. kimilerimize de f tipi.

    bir diğer nokta da aile mevzusu. neymiş efendim, aileye yük olunuyormuş. hassiktir oradan diyorum. beni üniversiteye yazdırırken babam ''oğlum gerçekten istiyor musun, bu adam mı olacaksın?'' diye sorduğunda, ben sizin o sikko inanışlarınız yüzünden bir sene daha evde oturup çalışmaktan ve eve yük olmaktan korktum ''evet'' demek zorunda kaldım. şimdi size söyleyeceğim bir şey var saygıdeğer aileye yük oluyorsuncular. hepinize kafam girsin! sizin yüzünüzden ne yaptığımı bile bilmeden girdiğim vizeler, finaller, çalıştığım koca koca kitaplar sizin götünüze girsin. ben babamın keşke sorduğu o soruyu etraflıca düşünseydim. keşke hayır diyebilseydim. diyemedim, olsun. ailem yine bana destek oldu, arkamda durdu. ''sen onu istiyorsan bizim için önemli değil'' dedi. onlar, hayatımın geri kalanında mutlu olduğumu görebilmek için okuttuklarının farkındayken ben vakti zamanında bunun farkında değildim. ''bir zamanlar kördüm, artık gözlerim açıldı''.
    aslında burada yaptığımız büyük bir hata var. çocuklara realist olmasını ve elindeki fırsatı en iyi şekilde değerlendirmesini öğretmek yerine onları belirli bir yaşa kadar pembe bir dünyada yaşatıyoruz. hiçbirimiz eşit doğmuyoruz bu yüzden çoğu çocuk ya hayal dünyasında yaşıyor ya da hayattan bir beklentisi kalmayacak noktaya gelip her şeye sırtını dönüyor. gerçek dünyanın zorluğunu göstermeyen aileler, her tökezlediğinde kollarından tutanlar; yaş 18 olduğunda çocuğunun hızla betona çakılmasına mani olamıyor.
    elimizdeki fırsatı en iyi şekilde değerlendirmesini bilmiyoruz, bilmediğimiz için öğretemiyoruz.

    sonuç olarak:

    ben hayatı para kazanmak için değil, hayattan alabileceğim en fazla mutluluk için yaşıyorum. yarın için büyük planlarım var ama her ihtimale karşı ufak olanları da yanımdan ayırmıyorum. kaybedersem vazgeçmiyorum, yenilirsem tekrar ayağa kalkıyorum. sağlıklı olduğum sürece mutlu olabileceğimi biliyorum. en azından mücadeleyi bırakmamanın haklı gururunu yaşıyorum. biliyorum ki; en büyük pişmanlıklarımı yaptıklarım yüzünden değil yapmadıklarım yüzünden yaşayacağım. bu yüzden elime geçen her fırsatı değerlendiriyorum. hayatın en ufak mutluluk kırıntısını dahi kovalıyorum.
    aksi takdirde;

    ot gibi yaşayacağım sevmediğim bir mesleği yapacaksam eğer bütün sevdiklerime son bir defa sarılıp, ıssız bir yerde ağzıma silahı sokar tetiği büyük bir mutlulukla çekerim.

    ''mona lisa'nın dağılışını izlemekse şu hayattaki tek kazancımız, çok da fazla kaybedecek bir şeyimiz yok demektir.''

    not: bütün samimiyetimle yazdım bunları. yanlışım varsa affola sayın okuyucu. uzun yazdım, vaktini aldım. küfür etmek için mesaj ışığımı yakabilirsin. *

    edit büdüt: ohannes yıllar geçmiş üstünden yazdığımın. o zamanlar bilgi amaçlı yazıyordum, hatırladım. sözlük sonra hepimizin kalbini kırdı ben de onu kırıyorum artık arkadaşlar. saçma sapan küfrü bol entryler yazıyorum, neyse.. şimdilerde istediğim mesleği yapıyorum. verdiğim en doğru kararlardan biriymiş bu hareketim.

    (bkz: #69838796)
  • 23 yaşında üniversiteye başlayıp nesil çatışması kaygılarından bahsedenleri gördüğümüz başlık. bu nasıl bir tükenmişliktir, hayret.