şükela:  tümü | bugün
  • kim stanley robinson adlı bilimkurgu yazarımızın geçen yıl(2012) yayınlanan kitabı, hem nebula hem de hugo odülüne aday oldu, ikisini de alabilir kanaatimce. kesin alır demiyorum, o derece iyi değil.

    gayet hard science fiction, iki yüz yıl sonra insanlık güneş sistemine yayılmış, jupiter'in uydularından merküre kadar her tarafta insan var, bu arada dünya'nın ebesi bellenmiş gerçi. yapay zeka gelişmiş biraz ama pek singularity durumu yok henüz. insanlar yaşam sürelerini epey uzatmışlar, ama uzayda yaşayanlar şöyle on yılda bir dünya'ya gelip biraz zaman geçirmezlerse erken yaşlanıyorlar, niye olduğunu çözebilmiş değiller. ana karakterimiz tam dayaklık bir abla, kendisine ısınana kadar tuğla gibi romanın yarısının geçmesi gerekti. bu arada yazar adeti olduğu üzere değişik üretim, paylaşım, yönetim biçimlerini düşünüp güzel bir evren kurdu, şimdi bakalım bu evren nasıl altüst olacak diye bekliyorum okurken. işten güçten vakit bulup bitirince sonunu berbat etmediyse sayın robinson'un kitabını bütün bilimkurgu severlere tavsiye edeceğim, bu arada nebula'yı da alırsa ayrıyetten yazarım.
  • 2012 nebula ödülünü almıştır. tercüman ve yayıncılara buradan göz kırpıyorum.
  • ingilizce bilmediği için insanı pişman ettiren kitaptır.
  • sonunda ithaki yayınları tarafından dilimize kazandırılan, en iyi roman dalında hugo*, locus*, arthur c. clarke* ve bsfa* ödülüne aday olup nebula'yı ise kazanan kim stanley robinson şaheseri. yani ingilizce bilmediği ya da ingilizce bilgisine güvenemediği için kitabı okuyamayan türk bilimkurgu okurlarının çilesi sona eriyor.

    şu paylaşımdan anlaşıldığı kadarıyla kitap 21 ekimde raflarda olacak. çeviri ise oldukça yetkin bir isim olan mehmet ihsan tatari'ye ait.

    ne diyelim, darısı kabalcı yayınevi'nin bizi yüz üstü bıraktığı mars üçlemesine*.

    edit: kapak ve ön okuma için: http://kayiprihtim.com/…/2312-cok-yakinda-bizlerle/

    edit 2: eğer kitabı merak edenler varsa burada da oldukça ayrıntılı, şahane bir inceleme var: http://kayiprihtim.com/…trafinda-sekillenen-uyanis/
  • bir bilim kurgu sever olarak on günden fazladır okumaya uğraştığım kitap. yavaş okuyan bir insan da değilim ama bitmiyor lanet kitap bitmiyor. bir de robert heinlein ödülü vermişler, mezarında ters dönmüştür adam.

    aradaki kopuk anlatımlar, listeler filan bitmiyor, çok saçma, sadece kağıt israfı. önceleri okumaya çalıştım ama artık atlıyorum.

    ana karakterimiz 130 yaşına gelmiş ama 10 yaşından beri gelememiş, bencil, huysuz, geçimsiz, düşüncesiz, nezaketsiz bir sanatçı ve teraryum tasarımcısı. evet, asteroitlerin için oyup teraryuma çevirmişiz, orada yaşayanlar var. insanlık oraya nasıl gitmiş belli değil. güneş sistemine yayılmış bütün insanlar ama geneli hippiler, amaçsızlar, boş gezenin boş kalfaları.

    kubi denen bir tür kişileştirilmiş bilgisayarlar var, kitap da güya bu bilgisayarların hafiften üşütmesi üzerine ama 400 küsürüncü sayfalardayım, hala hiçbir şey bilmiyoruz buna dair. sorun çözülemedi değil, sorunu anlatmıyor ki. en çok anlattığı şey cinsiyetlerin nasıl evrildiği. çoğu insan erdişi, en çok bunu öğrendik. bilim kurgu diye grinin elli tonu yazaydın ya!

    anlatım tarzı da berbat. sen bilim kurgu yazarısın, teraryum tasarımı filan yemek tarifi gibi anlatılır mı? evet, anlatım tarzın bu olabilir ama çok zorlamasın, olmamış, otur sana sıfır.

    hem pat diye dünyaya hayvanları salmak nedir gözünü seveyim, böyle saçma iş mi olur? o hayvanlar oraya uyum sağlar mı diye düşünmek yok, araştırma yok bi şey yok. biri dedi devrim başlatalım, öbürü dedi hadi hayvanları salalım, hobaa gelsin hayvanlar. oldu gözüm, oldu ciğerim, ne kolaymış öyle.

    yok yok, bu kitap olmamış. hatta olmamış bir kitap bile değil, bu bir kitap değil. o kağıtlara, o mürekkebe, benim bunları okuyan gözlerime yazık. ne ümitlerle almıştım oysa, vah benim hayallerim. yazarın dolandırıcılıktan tutuklanması lazım.
  • kendiyle ilgili olarak beni karmaşık duygulara iten nebula ödüllü bilim-kurgu romanı.

    başlarken amacım akıcı bir bilim-kurgu kitabı okumaktı ama kısa bir süre sonra yanıldığımı anladım. eğer amacınız gelecekte geçen heyecanlı, aksiyon dolu, akıcı bir roman okumaksa bu kitap o kitap değil.

    en başta detaylı bir gelecek öngörüsü ile bilimsel kurgunun hakkını verdiğini söylemeliyim. dünyanın küresel ısınma ve ardından gelen buz çağından dolayı büyük ölçüde sulara gömülü olduğu ve hala boktan siyasi çekişmelerle uğraştığı, insanlığın büyük ölçüde bunun etkisiyle güneş sistemine yayıldığı, bu sırada güneş sistemindeki başka ırklarla da kaynaştığı, teraryum denen gök taşlarına bile yerleştiği (bu fikre bayıldım), ulaşımın da çoğunlukla teraryumlar vasıtasıyla gerçekleştirildiği, kuantum bilgisayarlar ve yapay zekaların hayatımızın hatta beynimizin içine girdiği, insan ömrünün 200 yıla kadar uzatıldığı, kök hücre yöntemiyle kopan organların tekrar oluşturulabildiği, beyne yerleştirilen çiplerle insanların farklı özellik ve yeteneklere kavuştuğu bir gelecek bu. kitapta bunların hepsi son derece ayrıntılı anlatılmış. hatta belki de gereğinden fazla ayrıntılı.

    bilim-kurgu kitaplarında genelde işin bu gelecek öngörüsü kısmı olayın arka planını oluştururken ve ön planda başka bir hikaye varken bu kitapta ise tam tersi. sanki yazar aslında işler böyle giderse bizi nasıl bir gelecek beklediğine dair bir inceleme kitabı yazmış ve kitabın içindeki hikayeyi de bu öngörülerini okumayı kolaylaştırmak için bir aracı olarak kurgulamış gibi. kim stanley robinson çevre sorunların duyarlı bir yazar olarak bilinir zaten ve bu kitapta da bunun hakkını vermiş.
    ama tam da bu sebeple kitap ağır gidiyor. en azından ben akıcı bir okuma gerçekleştiremedim.

    --- spoiler ---

    bize sunulan hikaye merkür’deki tanyeri şehrine yapılan bir saldırının arkasındaki büyük komplo ve bu komployu çözmek için uğraşan merkür’lü kadınımsı swan ile titan’lı erkekimsi wahram’ın aşkı.
    teraryumlardaki ve dünyadaki doğa gezintileri bende dersu uzala okuyor hissi uyandırdı. öyle ayrıntılı… hatta bence gereksiz şekilde ayrıntılı. merkür’deki güneş gezerler ve onların güneşe karşı neredeyse tapınmaya varan bağlılıklarının anlatıldığı kısımları, güneşle ilgili anlatıyı çok sevdim. teraryum fikrini çok sevdim. swan ve wahram’ın aşklarının gelişimi bence çok doğal ve naif bir şekilde verilmiş. bunu da sevdim. esasen tanyeri’ne yapılan saldırı, bunun arkasındaki büyük komplo ve yapay zekalarla ilgili paranoya da güzel aktarılmış. keşke işin bu kısmı biraz daha ön planda olsaydı da kitap daha akıcı olsaydı diye düşünüyorum.

    --- spoiler ---

    nihayetinde önemli ve iyi bir kitap. zaten nebula ödülü almış. hugo ödülü ve locus ödüllerine de aday gösterilmiş.
    bende ikincisi yazılmalı hissi uyandırdı. ikincisi yazılırsa, yazar bu ilk kitapta atmosferi gayet ayrıntılı anlattığı için bu kez hikayeye daha çok yoğunlaşır ve bu sayede ikinci kitap daha sürükleyici hale gelebilir diye düşündüm.