şükela:  tümü | bugün
  • iranlı yönetmen abbas kiyarüstemi'nin 120 dakikalık son filmi. premieri 70. cannes film festivali'nde yapılacak.
    "it began with musings on epochal paintings and evolved with the photographs i had taken over the years” said kiarostami.
    "each of these frames is in essence 4 minutes and 30 seconds of what i imagine to have transpired before and after a single image,” he added. tehran times

    antalya film festivali'nde onur ödülü aldığı sene (2014) kendisiyle yapılan röportajda bu deneysel filmden şöyle bahsediyor:
    "1 yıla yakındır ‘24 frames’ adlı bir proje üzerinde çalışıyorum. bu çalışma içinde 24 tane 3 dakikalık film olacak ve hepsi ayrı bir hikâyeye sahip. planlar birbirinden ayrılıyor ama toplu olarak 24 tanesi, bir bedeni ortaya çıkarıyor. bu tarz çalışmayı seviyorum, çünkü kural haline gelen uzun hikâyelerden, günümüzün melodramlarından kurtarıp yeni bir forma kavuşturuyor. tahran’daki evimde veya gittiğim yerlerde çekiyorum."net gazetesi
  • bir manzaraya, resme ya da fotoğrafa uzunca bakmaktan sıkılmayan biriyseniz zaten düşünmüşsünüzdür; bir resim yapılır, bir fotoğraf çekilirken, bir melodi ya da bir metin size göz kırpmaya başlarken buna yol veren ortam aslında nasıl bir ortamdı ve söz konusu imgeyse fotoğraf makinesi icat edilmeden önce de fotoğraf çekiliyor muydu? tabii kiarostami belli ki bunun tersini de uzun uzun düşünmüş -kurgu burada devreye giriyor olmalı. film statik ve diyalogsuz olsa da kafa içinde insanı cozutturacak hareketliliğe sahip. belgesel mi, kurgu mu ayırdına varmak bile mümkün olamayabiliyor bazen. bir tarafta türlü imgelerle, kafada sorusu hazır olmayan şeylere güzel cevaplar verirken filmin ortasında uyunulmasını bile istemiş, sadece rahat olalım.*

    (bkz: 37. istanbul film festivali)
  • filmde çalan müzikleri bulan biri yeşillendirirse harika olur!
  • çerçevelenmemiş bir şeye dikkat etmeyiz, bakar da görmeyiz, görür de anlamayız, diyor merhum usta. bu yüzden rönesans'tan sonra dünya bir resim oldu ve çerçeveleyip duvarımıza astık. bunu ben demiyorum gençler, heidegger diyor. "heidegger diyor" beyanıyla sözü felsefi bir çerçeveye alıyorum bakınız, böylece kıymete biniyor, değer kazanıyor. halbuki ben de diyebilirim. amma çerçevesiz olduğu için kenarlardan uçar gider, değil mi? çerçeveciler sizi.

    neyse, insanoğlunun bir türlü durup sessizce seyredemediklerinden enfes bir 24 kare kurgulayıp bize hediye etmiş abbas kiyarüstemi. hakikaten bir hediye. hepsi ayrı güzel de, en çok 23. kareyle ave maria çalan kareyi sevdim. ah, bir de deniz kenarında tenekeye havlayan köpek. 23. karedeki ötücüye bittim. kızıl başlı minnak, baştankara familyasından olsa gerek. ave maria, ötücüler ve fırtınalı denizler, bana bunları koy, bir ömür seyredeyim/dinleyeyim zahir. ayrıca atlar, kargalar, kuzgunlar, karatavuklar, martılar, ördekler, köpekler, aslanlar, koyunlar, inekler, güvercinler: resmen içimizdeki ormanda mukim hayvanlarla uzun uzun muhabbet. o derece...

    peki ya 24. karedeki "the end" ve kare içindeki kare, çerçeve içindeki çerçeve, oyun içindeki oyun? o nasıl artistik bir final, helal olsun, aşk olsun! bu film, bir sanatkârın ölmeden önceki son işi, dikkat ediniz. amel defterine böyle bir işi yazıp uzamak. eh, öyle ölüme can kurban (aynı defterde kirazın tadı gibi bir şaheser de var). bu vesileyle ben de ave maria temalı bir şiircağzımı ustaya göndermek istiyorum. nasılsa love never dies. bizi de ancak bu cins adamlar anlar. selam abbas ağabey, sana selam: http://duygugules.blogspot.com.tr/…e-cantabile.html

    can alıcı müziklerinden yakalayabildiklerim:
    franz schubert - ave maria
    giacomo puccini - madame butterfly
    naqsh duo - narrante (tümü yok)
    andrew lloyd webber - love never dies