şükela:  tümü | bugün
1713 entry daha
  • muharrem ince'nin meral akşener lehine adaylıktan çekileceği seçim olacaktır. ahanda bakın görün.
  • ne gelecek, ne umut....
    bu seçim sadece midemi bulandırıyor !!
  • millet ittifakı anlaşamaz bir yerde sıkıntı çıkacak diye bekliyordum ama muharrem ince'nin canlı yayında temel karamollaoğlu'nu övmesi, meral akşener için politik de olsa olumlu konuşması birbirleri için verdikleri destek mesajları beni şaşırttı. tam bir ittifak görünümünde diğerinin güdümünde olan cumhur ittifakının da birbirleriyle uyumsuz halleri beni daha çok şaşırttı. akp'nin üst üste yaptığı ve somut adımlardan uzak vaatler ve açıklamalardaki tutarsızlık ( çözüm süreci düşünülebilir, gündemimizde yok genel af , isyan) da cabası... bu şartlarda ilk turda bu işin biteceğini düşünmüyorum.
  • sonucunda milletvekili seçilenlerin aylık 20 bin lira keş maaş alacağı seçimdir. bakın gece mesailerini hesaba katmadan söyledim. zaten parası olmayan adamı da kolay kolay vekil yapmıyorlar bu ülkede. parmak indirip kaldırmaktan başka bir fonksiyonları olsa içim yanmayacak. zenginin malı züğürdün çenesini yorar diye boşuna dememiş atalar.
  • artık partilerin adayları ve listeleri belli olduğuna göre partilerin bu süreçte izlediği politikalar, kurdukları ittifaklar ve seçtiği adaylar üzerinden bir değerlendirme yapılabilir diye düşünüyorum. şunu baştan söylemek gerekiyor ki yine mide bulandırıcı, yine çirkinlik dolu, yine küçük hesapların yapılıp, günden güne yaklaşmakta olan ekonomik krize karşı somut hiçbir öneri getirmeyen partilerle karşı karşıyayız. yani siyasi partilerin bırakın çözüm üretmeyi, çözümsüzlüğün kaynağı olarak seçime girdikleri bir iklim söz konusu.

    akp (ve mhp) ile başlayalım. oldukça düşük tempolu bir seçim kampanyası yürüttükleri aşikar. bunun iki tane sebebi var. birincisi, akp ve mhp'nin oylarının toplamı bile birinci turda erdoğan'ı başkan yapmaya yetmeyecek. artık terörist demenin, fetöcü bilmem ne demenin oy devşirmeye yetmediği bir dönemdeyiz. belki de akp'nin bu seçim döneminde yaptığı en önemli hamle tayyip erdoğan'a suikast yapılacak söylentisi oldu. ama bu dahi ses getirmedi. ikinci olarak, akp uzun bir süredir ülkeyi temsili demokrasinin araçlarıyla değil, zorbalıkla yönetiyor. eskiden sandık derdi, artık onu diyecek yüzü de yok tayyip erdoğan'ın. 7 haziran 2015 seçimlerini hatırlayın. her nasılsa o zamana kadar oslo görüşmelerinde, çözüm sürecinde paslaşılan hdp, selahattin demirtaş'ın 'seni başkan yaptırmayacağız' çıkışıyla ve ardından da hdp'nin barajı geçmesiyle birden bire 'terörist' bir partiye dönüşüverdi! akp'lilerin diliyle konuşursak 'milli irade' seçimlerde bir koalisyon hükümetinin çıkması yönünde karar alırken, tayyip erdoğan hdp'yi marjinalleştirecek türlü türlü politikalar izledi ve 7 haziran 2015 seçimlerinin sonuçlarını yok saydı. akp'nin seçim sonuçlarına uymadığını (ve bundan böyle de uymayacağını) gösteren ikinci adım 16 nisan referandumu oldu. gayr-ı meşru bir seçim ve hukuksuz bir kararla başkanlığın önü açıldı. tayyip erdoğan 'eğer seçimlerden istediğimiz sonuçlar çıkmazsa, a-b-c planlarımız var' dediğinde aslında bu seçimden aleyhinde çıkacak bir kararı tanımayacağını da açıkça belirtmiş oldu. zaten geçmişte yaptıkları da, tayyip erdoğan'ın bundan böyle iktidarı kesinlikle seçimlerle bırakmayacağının da bir kanıtı. tayyip erdoğan'ın bu seçimlerle iktidar kaybedeceğini inanları yine büyük bir hayal kırıklığı bekliyor.

    gelelim chp'ye. chp üst kademe yöneticilerinin (yani myk üyelerinin) uzun süredir izlediği ve kendi içinde tutarlı bir politika var: ne olursa olsun akp ile mücadelenin radikal bir nitelik kazanmaması ve toplumsal muhalefetin sokakta değil, parlementer düzenin çizdiği sınırlar içinde hareket etmesi. kemal kılıçdaroğlu gezi'nin ertesinde sokağa çıkan insanlara 'sokağa çıkmayın, provokasyona gelmeyin' uyarıları yaptığında, selin sayek böke'nin 16 nisan referandumundan sonra yaptığı sine-i millet çağrısını reddettiğinde ve 16 nisan sonuçlarını hukuken tanıdığında aslında chp'nin düzen siyasetindeki rolünü açık seçik ortaya koyuyordu: ülke içindeki siyasi statükoyu ne olursa olsun korumak. siyasi statükoyu korumak derken kastettiğim toplumsal muhalefetin düzen siyasetine yabancılaşmasını engellemeyi ve grevlerle, protestolarla, güçlü bir sosyal hareketlilikle parlamento dışı yollara yönelmesinin önüne set çekmeyi kastediyorum. mesele ancak bu düzlemde kavranırsa chp'nin neden abdullah gül gibi bir ismin bile cumhurbaşkanlığı adaylığı için tartışabildiğini anlayabiliriz. eğer iktidar değişecekse chp bunu yumuşak bir geçişle, akp'nin eski üst düzey yöneticilerini absorbe ederek, akp'li teknokratları yanına çekerek gerçekleştirme taraftarı. ama asla unutulması chp'nin abdullah gül gibi isimlerle uzlaşması demek şeker fabrikalarını özelleştiren neoliberal siyasetle, taşeronun önünü açan emekçi düşmanı ekonomi politikalarıyla, ab ve abd emperyalizmi ile uzlaşması demek. ama genelkurmay başkanı gül'ü ziyaret edip 'telkinlerde bulununca', meral akşener de başkanlık arzusundan vazgeçmesi için ikna edilemeyince abdullah gül planları boşa düştü.

    chp'ye dair genel durum böyle ancak yine de muharrem ince'ye bir parantez açmak gerekiyor. chp uzun bir süre sonra seçmenini heyecanlandıran bir adayla seçimlere girecek. şimdi sizden, özellikle de muharrem ince'ye oy verecek seçmenlerden şu* videoyu izlemenizi rica edeceğim. muharrem ince şimdi televizyonlarda 'chp örgütü ince için çalışmıyor' söylentileri çıkınca canlı yayınlara bağlanıp konuk ve spikerlere çıkışıyor ama daha şubat ayında yine aynı örgütün ve parti yönetiminin kendisine neler yaptığını ya unutuyor, ya da unutmuş gibi yapıyor. linkini verdiğim programda muharrem ince başkanlık için kılıçdar ile yarıştığında, parti üst düzey yöneticilerinin delegeler üzerinde seçim sürecinde nasıl baskı kurulduğunu, muharrem ince'nin başkanlığa aday için nasıl imza alması gerektiğinin engellendiğini, hatta bazı milletvekillerinin sırf ince'ye aday verdiler diye parti içinde dışlandığını anlatıyor. yani muharrem ince bu programda chp'nin tıpkı akp gibi yönetildiğini, kılıçdaroğlu'nun da parti içinde diktatör rolünü üstlenmekten oldukça memnun olduğunu açık seçik bir biçimde ortaya koyuyor. kılıçdaroğlu adaylığı durumunda seçimi kazanamayacağını bildiği için, muharrem ince'yi ortaya attı ve ince kaybetmesi durumunda muhtemelen parti içinde marjinalleşecek. dün açıklanan milletvekili adayları listesi ve neredeyse ince'ye yakın bütün isimlerin vekillikten uzaklaştırılması da bunun bir göstergesi. tabii ki kılıçdaroğlu ince'yi kaybetsin diye aday gösterdi demek biraz abartılı olur ama gelinen noktada kılıçdaroğlu bu seçimde asla kaybetmeyeceğini düşünüyor: eğer ince kazanırsa, hem chp'li bir başkan seçimi kazanmış olacak, hem de ince'nin parti içindeki destekçileri elendiği için ince'nin parti yönetimine müdahil olma şansı kalmayacak. eğer ince kaybederse, kılıçdaroğlu parti içindeki en önemli rakibini tasfiye etmiş olacak ve koltuğunu koruyacak. diktatörlükten kurtulmak falan hikaye, chp'nin adayını belirleme sürecini işte bu kişisel hırslar şekillendirdi.

    iyi parti'ye gelelim. nerede geldiği belli olmayan bir maddi kaynakla, türkiye'nin dört bir yanında birden bire örgütlendirler, il-ilçe başkanlıklarını açtılar ve şimdi de chp'nin desteğiyle seçime girecekler. ilker başbuğ gibi isimlerle ulusalcı ve devletçi kesim arasında sükse yapsa da, oldukça zayıf bir seçim kampanyası yürütüyor onlar da. aslında iyi parti olur da bu seçimde ana muhalefet partisi olmaya hak kazanırsa, hali hazırda var olan bir muhalefet biçimine yaslaranak varolacak, kendileri yine bir muhalif dinamiği harekete geçirdiklerinden değil. mhp, chp ve hatta kısmen de akp'den, daha doğrusu bu üç partiyi bir noktada buluşturan, ulusalcı ve devletçi reflekslerden beslenerek oy alacak. zaten akşener ve ekibi de bu durumun farkında: geçenlerde iyi partili bir yöneticinin verdiği kısa bir röportajda tam 33 kez 'devlet' kelimesi geçiyordu. amaçları 'devleti kurtarmak' olduğu için, iyi parti'nin programında 1500 tl'ye çalışan asgari ücretli yok, devlet hastanelerinde türlü türlü çileler çeken insanlar yok, kredi almadan öğrenciliğini sürdüremeyen insanlar yok, ülkedeki kürt-türk çekişmesini barış düzleminde birleştirecek ve hem türk'üne, hem kürd'üne rahat nefes aldırabilecek bir politika yok. onun yerine bol bol vatan-millet vurgusu var, yaklaşmakta olan ekonomik krizi emekçilere yükleme, patronlarla iş birliği yaparak aşma planı var, meral akşener'in geçmişte rol oynadığı fail-i meçhul cinayetlerin üstünü örtmek var. o yüzden iyi parti'de iyi olan pek bir şey yok. bütün bunlara ilaveten chp ile ortak aday çıkarmaya yanaşmayan ve bunu da kendi adaylığını etkilemesin diye yapan tayyip erdoğan'ın önerdiği başkanlığı gerçek anlamda isteyen bir meral akşener var. iyi parti'ye oy verecek olanlar dikkatli olsunlar, diktatörden kurtulacağız diye başka bir diktatöre oy vermeleri an meselesi!

    son olarak da hdp'den bahsetmek gerekir. yaklaşık 2 senedir, akp ve mhp koalisyonun bütün baskılarına rağmen oylarını koruyabilmeleri takdire şayan. 7 haziran seçimlerinden bu yana hdp için geriye kalan tek iyi şey, o dönem kendilerini destekleyen insanların hdp'ye bağlılıklarını hala şu veya bu şekilde sürdürmeleri. bu sefer ahmet şık, erkan baş gibi sol tandanslı ve akp'ye karşı her zaman dik durmuş kimselerle yarışa girmeleri kendileri için bir avantaj olabilir. ancak hdp'nin bu aşamadaki en büyük hatası parlementer düzenin normal zamanlarda olduğu gibi faaliyet göstereceğini varsayması oldu. şimdi sırf demirtaş hapiste diye, sırf demirtaş'ı onurlandırmak adına ucu nereye gideceği asla belli olmayan bir siyasetin içine girdiler ve cumhurbaşkanı adayı çıkardılar. halbuki demirtaş'ın kazanamayacağı açık ve hdp de ikinci turda akşener ve ince'ye destek vermeyecek gibi duruyor. yani demirtaş'ın aday gösterilmesinin aslında türkiye siyaseti açısından hiçbir hükmü yok. hdp'nin o 2010 başlarındaki 'türkiye siyasetinde ne olursa olsun, ben oyunu kendi dinamiklerime göre oynarım' şeklinde tanımlanabilecek bakış açısı hala hdp'de hüküm sürüyor.

    peki yapılması gereken neydi? yapılması gereken hdp'nin başkanlık için hiçbir aday çıkarmaması ve diğer adaylardan da seçimlerden çekilmeleri yönünde talepte bulunmasıydı. başkanlık seçimi ile alakalı yasal düzenleme şunu söylüyor: başkanlık seçimine tek bir aday girerse, seçim referandum biçimini alır ve seçime giren tek aday başkan olsun mu, olmasın mı oylaması yapılır. ikinci turda iyi parti, chp ve hdp'nin oyları kim aday olursa olsun azalacaktı, zira bu üç partinin seçmenlerinin tamamını bir araya getirecek bir aday yok ve matematiksel olarak, hele de hdp'nin tavır almadığı bir ikinci turda, tayyip erdoğan'a karşı kazanmak mümkün değil. öyleyse eğer adaylar seçimlerden çekilselerdi, 16 nisan'daki hayır blokunu blok olarak muhafaza etmek mümkün olacaktı. buna ilaveten toplumun neredeyse bütün kesimlerinin gayr-ı meşru olduğunu bildiği 16 nisan referandumuna geri dönüş yapacaktık. böylece siyasette yeni bir cephe, yeni bir mücadele alanı açılacak ve tayyip erdoğan büyük ihtimalle çok daha tartışılır bir figür haline gelecekti. üstelik başkanlık meselesinin rafa kalkması da mümkün olabilirdi. çizilen bu yol bana değil, devrimci işçi partisi'ne ait. bu öneriyi detaylı bir şekilde okumak için şu* yazıya bakabilirsiniz.

    bu strateji chp ve iyi parti için asla seçeneklerden biri değildi. çünkü chp yukarıda söylediğim gibi yumuşak geçişi savunan ve bunun uğruna akp ile uzlaşmayı bile göze alan bir parti, ve açık açık dillendirmeseler de onlar da siyasetimizdeki statükoyu bir takım modifikasyonlarla muhafaza etmek istiyor. meral akşener ise başkan olmak istiyor, dolayısıyla o da yarıştan vazgeçmeyecekti. demirtaş'ın kazanamayacağının yüzde yüz aşikar olduğu hesaba katılırsa bu seçeneği hayata geçirmeye en yatkın parti hdp idi ama onlar da siyaseti parlamentonun dört duvarı arasında, kırmızı koltuklarında kaldırılan ellerle alınan kararlara indirgediği için bu seçeneği tartışmadılar bile. tayyip erdoğan'ı 'başkan yaptırmamak' komikli komikli atılan twitlerle değil, hayır blokunu ne olursa olsun muhafaza etmekle mümkündü. belki hdp iyi parti ve chp'nin adaylarını seçimlerden çekilmeleri için ikna edemeyecekti ama çok doğru bir siyaset izleyip, diktatörlükten kurtulma reçetesini insanlara anlatma imkanı bulacaktı.

    tayyip erdoğan'ı ilk turda olmasa bile ikinci turda başkanlığa taşıyacak seçimin arka planı işte bu. tarihe not düşülsün diye yazıyorum...
  • şöyle bir ufak sıkıntısı olan seçimdir.

    hdp-mhp-iyi parti üçlüsü barajı geçememe tehlikesine sahipler.

    hadi, mhp geçmese herkese bayram da bu üçü geçemezse ki en az bir tanesi kesinlikle geçemeyecek, ortalığı akp toplayacak hep.
  • mhp'yi bilemem ama iyi parti ve hdp'nin baraj sorununun olmayacağı seçimdir.

    (bkz: meclis elden gidiyeah)

    edit: hakkatten lan cumhurbaşkanlığı seçiminde ne barajı?
  • cumhurbaşkanlığı seçimidir. baraj söz konusu değildir.

    baraj milletvekilliği seçiminde vardır; seçim ittifak yasası ile bir ölçüde baraj etkisi kırılmıştır. mhp'nin baraja bağlı sorun yaşaması akp'nin meclis dışı kalması demektir; iyi parti'nin -barajı tek başına rahat geçecek gibi dursa da- baraj sorunu yaşaması için de chp'nin meclis dışı kalması gerekir ki bunu düşünmek akılsızlıktır.