şükela:  tümü | bugün soru sor
  • 2017/18 sezonu euroleague çeyrek final eşleşmesinin 3. ve son maçı*. türkiye saati ile 22.00'de fernando buesa arenada oynanacak ve galibi fenerbahçe doğuş olacaktır.
  • zalgiris v oly ve pana v real serilerinde durum 1-1. khimki 2 maçta da de colo ve hynes'sız cska'yı yenmeye çok yakındı, 4. çeyregi oynayamadılar. kendi sahalarında en az 1 maç kazanacaklar. fener final four'a her sezon olduğu gibi ilk yükselen takım olacak. art arda 12. playoff zaferimiz olacak.
  • elemanlar bu defa çok hırslı. geçen yıl oaka'daki 18 bin çılgın yunandan sonra bu defa buesa arena'da 16 bin ispanyol bizi bekliyor olacak. euoroleague'de bugüne kadar 2-0'dan 2-3 yapan takım yok. turu geçeceksek orada geçelim; yarı finalde minik obra'nın takımı, finalde de hakemlerin en sevdiği takım gelsin ki bogdan'ın bu defa kenardan destek vereceği maçta onun ve takımın eski hesabını obra reisin evinde kapatalım artık.

    edit: obra geçen maçta dev hoparlorlerle hazırlamıştı takımı oaka'ya, bu defa bu resmi assınlar potaya.
  • normal sezonda baskonia 34, fenerbahçe 32.5 ortalama reboundla oynuyordu. fener ilk maçta reboundlarda rakibini 34-27, 2. maçta 34-22 ezdi. playoff takımları arasında 2 maç sonunda en kötü rebound performansı (24.5) baskonia'da.

    baskonia'nın 3 uzununun serideki ilk 2 maçta rebound ortalaması
    shengelia (normal sezonda 6.1, seride 4.5)
    poirier (normal sezonda 5.2, seride 4.5)
    voigtmann (normal sezonda 4.4, seride 4)

    fener'in yıldızları (wanamaker, sloukas, vesely ve melli) işi halleder. baskonia için sezonun son maçı.
  • fenerbahçemizin galibiyeti ile sonuçlanacak ve böylece fenerbahçe art arda 12. play off maçını kazanarak rakibini beklemeye başlayacaktır.

    reboundlar konusunda ilk iki maçtaki gibi konsantre oynar ve hücum reboundlarını iyi toplarsak yine zorlanmadan kazanacağız. oaka fatihi bogdan bogdanovic hazretleri de muhtemelen kenarda takıma destek verecek ve buesa arena fethini izleyecektir.
  • serinin 2-1 olacağı karşılaşma olacaktır.
  • baskonia ilk iki maçta fenerbahçe'yi geçemeyeceklerini gördü ve buna inandı, bu maç en azından bir maç kazanalım seri 3 0 bitmesin havasında oynayacaklar.

    saha ve seyirci avantajı ne kadar baskonia tarafında olsa da iş savunmaya gelince çok sayı yiyorlar.

    yine bol skorlu bir karşılaşma bekliyor.
  • wannamaker ve vessely gününde olsun bunları parçalarız.
  • final four'a 4. kez katılma biletini alacağımız maç.

    ilk maçın ilk yarısındaki etkili savunmamızdan sonra diğer üç yarı savunmamız rölantide gibiydi. genel olarak da rakibimiz fazla öne geçemedi. kontrol hep bizdeydi.
    bu gece de sert savunmayla başlar dizginleri en geç 3. periyotta ele alırız.

    hoca da işi mümkün olduğunca kısa ve az hasarlı bitirmek istiyor zaten.

    ayrıca bu gece kazanırsak üst üste 12 play-off galibiyeti ve toplamda da ilk kez 24 galibiyet almış olacağız. -kırmak üzereyken rekorları tanımlayalım da sonra şey olmasın*...
  • kupa yolundaki hikaye serimiz kaldığı yerden devam ediyor.

    baskonia 1. maçı öncesi: (bkz: #76124432)
    baskonia 2. maçı öncesi: (bkz: #76191978)

    baskonia üçüncü maçı öncesi

    baskonia takımının maçlarını oynadığı pabellón fernando buesa arena, ispanya’nın kuzeyinde yer alan bask özerk bölgesi’nin yeşillikler içerisindeki başkenti vitoria-gasteiz’in işlek caddelerinden biri olan portal de zurbano üzerinde yer almaktaydı. fenerbahçe erkek basketbol takımı istanbul’da iki karşılaşmadan eli boş gönderdiği baskonia’yı pabellón fernando buesa arena’daki ilk maçın sonunda 3-0’la süpürmek ve kupadan elemek hedefiyle ispanya’ya gelmişti. tüm arzu vitoria-gasteiz’deki ilk maçta final four biletini cebe koymak ve ispanya seyahatini kısa kesmekti. hatta ekipte öyle bir özgüven vardı ki, otel rezervasyonu bile turun ispanya’daki ikinci maça kalmayacağı düşünülerek ilk maçın sonuna kadar yapılmıştı. koç obradoviç’in kazanma hırsının ve oyuncuları motive etme yöntemlerinin küçük bir öngösterimiydi bu durum.

    fenerbahçe kafilesinin kamp yaptığı tesis ile pabellón fernando buesa arena arasındaki mesafe on beş dakikalık keyifli bir şehir turu kadardı. 250,000 nüfuslü şirin başkentin kuş cıvıltı atmosferine ters, baskonia’nın maçlarında ateşli bir taraftar grubu takımlarına destek olmak için tribünleri dolduruyordu. biz de fenerbahçemizi bu zorlu deplasman maçında yalnız bırakmamak için ispanya’ya uçmuş ve takımın kaldığı otelin yakınındaki minik bir oteli mesken tutmuştuk.

    otelin sekiz küçük masadan oluşan yemek salonu son derece minimalist tasarlanmış bir yerdi. yavru ağzına boyanmış duvarlar, alüminyum çıtalı alçıpan tavan ile birleşip modernliğin sadelikle klasik bir uyumunu ortaya çıkartıyordu. önceki gece akdeniz eğlencesini biraz fazla kaçırdığımız için hepimiz yorgunduk. kahvaltıya indiğimizde karşımızdaki manzarayı idrak etmemiz o yüzden biraz zaman almıştı.

    kahvaltı salonuna yaklaştığımızda içeride alışılmadık bir kalabalık olduğunu dışarıya taşan seslerden anlamıştık. fakat içeri girdiğimizde gördüğümüz manzarayı ifade etmeye kelimeler yetersiz kalıyordu. uzun boylu ve cüsseli bir grup insan küçücük açık büfe standının önünde sıraya girmiş, peynir, domates ve salatalık dolduruyorlardı tabaklarına. üzerlerindeki sarı lacivert eşofman takımlarının sırt bölgesinde fenerbahçe yazısı yer alıyordu. şaşkınlık içerisinde arkadaşlarla birbirimize baktık. koca fenerbahçe takımı kahvaltı etmeye bizim otele mi gelmişti? olayla ilgili aramızdaki en ironik tespiti en dinç olduğunu sandığımız arkadaşımız yapmıştı:

    “oturacak yer yok gibi görünüyor. dışarı mı çıksak?”

    elbette ona uyup böyle bir ahmaklık yapmadık. onun yerine kahvaltıyı boşverip tüm oyuncularla ve teknik ekiple fotoğraf çektirdik, ince belli bardaklarla muhabbetin (burasını tam net hatırlamıyorum, bardaklar ince belli olmayabilir) belini kırdık. vakit o kadar keyifli geçiyordu ki, oyuncuların neden bizim otele kahvaltıya geldiklerini sormayı dahi akıl edememiştik. uygun bir aralığı kollayıp, ilk boşlukta obradoviç’e burada olma sebeplerini sordum. “sizin otelin kahvaltısında iş yok muydu?” diye de takıldım nereden geldiğini bilmediğim bir özgüvenle.

    bir an duruldu obradoviç. sözlerimi anlamamış gibi bir ifade yayıldı yüzüne.
    “burası zaten bizim otelimiz. siz sonradan geldiniz,” dedi. koç beni beynimden vurmuştu. ne demekti bu? e hani biz yandaki oteldeydik, basketbolcular bizim yemek salonunda belirivermişti… neler oluyordu? uzay-zamanda bir kırılma mı olmuştu biz farkında olmadan?

    beni kendime getiren ve gerçekle yüzleştiren dinç arkadaşın söyledikleriydi. “oğlum kalksana, geç kalacağız maça.”

    sırtıma keskin bir ağrının girdiğini hissettim. gözlerimi açtım. arkadaşlarım başıma üşüşmüşlerdi. bizim şirin otelin lobisindeki kanepede iki büklüm, üzerimdeki fenerbahçe forması ile uzanmaktaydım.

    arkadaşlarım, “lan adamın sızıp kalacağı tuttu tam da maç günü,” diye çıkışıyorlardı bana. kısa süre sonra tüm yaşadığımı sandığım şeylerin bir rüyadan ibaret olduğunu fark etmiştim. oyuncular ile kahvaltı etmemiş, ince belli bardaklarla çay içmemiştik. açık büfenin önünde vesely ve sloukas üçgen kesilmiş jambonları usulca tabaklarına koymuyorlardı. kanepede uyuyakalmış ve düş görmüştüm. ayrıca maçın başlamasına da çok kısa bir süre kalmıştı.

    arka arkaya içtiğim kahveler beni kendime getirmişti. apar topar bir vasıta bulup salona gittik. biz vardığımızda maç çoktan başlamıştı ve fenerbahçe fırtına gibi esmekteydi. “iyi ki belgrad biletimi almışım önceden,” diye geçirdim içimden. dünyanın en güzel takımı bir kez daha final four’a kalmaya ant içmiş, yarınlar yokmuş gibi saldırıyordu. gözlerim gururla parlıyordu…

    ***
    galibiyet gelsin, bu destan devam etsin!
    ***
    benzer hikayeler için: (bkz: gurlino'nun kısa hikayeleri)
    ***
    edit: maçı kaybettiğimizi göre demek ki keramet benim hikayelerde değilmiş. zaten ilgi de çok düşük bu sene. aksi bir durum oluşmadıkça devam ettirmeyeceğim seriyi.