şükela:  tümü | bugün
492 entry daha
  • türkiyede çok uzun süredir ırak-suriye-iran ilişkileri kürt sorununa karşı toprak bütünlüğünü savunma ve güvenlikçi politikalar yönündeydi, bunlara ek olarak iran ve türkiye kendi kürt nüfuslarını baskın kültüre katmak için ciddi çaba gösterdi. o kadar kanıksamıştık ki "ırakta bir kürdistan kurulursa bu türkiye'ye de sıçrar" argümanını, şuan yalnızca bu söze göre sayısız yazı yazıyor, planlar yapıyoruz. kimisi belli ki saflıktan türk silahlı kuvvetlerinin müdahale etmesi gerektiğinden bahsediyor. canım benim.
    önce bu iş nedir ne değildir bir bakalım.

    1- sandık meşruiyettir
    biliriz, kurtuluş savaşında atatürk'ün ilk arzusu ulusal kongrenin toplanmasını sağlamaktı. işgal altında olunmasına rağmen seçimler yapılmış, hatta istanbulda mebuslar bile toplanmışlardır. seçimle gelen bu mebuslar burada misakı milli olarak bildiğimiz kararları almış, ardından işgal kuvvetleri meclisi basarak kapatmıştır. bu türkiyenin bağımsızlık mücadelesinde milletin aldığı bir karar olarak meşrui zemin yaratmış hatta meclisin ankarada açılmasıyla ve meclis ile savaşın yönetilmesiyle bunu uzun süreli hale getirmiştir.
    devletler adımlarını meşru zeminler yaratarak atarlar. barzani de bu mantığı kuruyor belki. uzun süredir kürdistan bölgesine bağlı yerleşimlerde kürtlerin kalıcı olduğunu tescillemek bir yana daha önemlisi ırakta uzun süredir tartışmalı olan ve şuanda peşmergenin elinde bulunan kerkük ve musulun kırsal bölgelerinde sandık kurmak ve bu sandıktan evet sonucu almak, ıkyb'nin bu bölgelere olan talebini daha meşru bir zemine sokacaktır. örneğin ırak anayasasına göre konumu tartışmalı olan kerkük'ün iyi bir katılım ve yüksek bir oranda evet oyu çıkarması, dış camiada "buranın gerçekten de bağdattan ziyade erbille bağı varmış" sözünü söyletmeyecek midir? velhasıl, sandık kurulan ve iyi oy alan her yer bundan böyle ikyb'nin ciddi hak iddia ettiği alanlar olacaktır.

    not: erbilde parlamento kapalıdır evet, zaten kurtuluş savaşının coverını yapıyorlar demiyorum, hak iddia ettikleri bölgeler için meşrui zemin yaratacaktır diyorum

    2- fiyatı yüksekten aç, kârını koru
    mal satacaksanız olduğundan daha yüksek bir fiyat söylemelisiniz. müşteri ile sıkı pazarlık yapmalı hatta hatır gönül indirimleri yapmalı ve malı normal fiyatına satmalısınız. müşteri fiyatı düşürdüğünü zannettiği için mutlu olur, siz de yüksek kârınızı korursunuz. burada da benzer bir durum var. bağdat yüzünden petrol geliri büyük zarar etmiş erbil, referandumun ilanından bu yana "ya biz netiz yapcaz bunu" demekte bir yandan da "alternatif olursa erteleriz bak" diye göz kırpmaktadır. kürt yönetiminin asıl isteği buradadır diye düşünüyorum. tartışmalı bölgelerin erbil'e bağlanması, petrol üzerindeki sorunların çözülmesi karşılığında bağdat'a bağlı kalınması. böyle bir senaryo, erbil için her yönden daha karlı değil midir? hem yıllardır benim dediğin bölgeleri al hem petrolünü satmaya devam et hem de "ben aslında ırak'a bağlıyım" diyerek komşularınla sorun yaşamadan geçinmeye devam et.

    3- ırak şii cumhuriyeti mi?

    batılıların karar vereceği şey aslında budur. bağdat ve basra iran'a kaptırıldı mı yoksa hala benim kontrolümde olabilir mi? tüm ortadoğuda şiiler militanlaşır, güç kazanırken ben elimde en azından ıraktan kalanı mı tutmalıyım yoksa bağdat'a oynayıp iran'a karşı ırak'ı kazanmalı mıyım?
    bunlar bir yana, ırak'ta sunniler devlet yönetiminden tamamiyle uzaklaşmış durumda. kürtlerin zaten ayrı olduğu, sunnilerin eskisinden çok dışlandığı bu düzende ırak ne kadar eskisi gibi kontrol edilebilecektir? körfez savaşından bu yana ırakta şiilere güç vermek ne kadar riskli hale geldi?

    4- gaz almak
    türkiye de benzer bir durum içinde. bir yandan hem devlet geleneği hem ulusun büyük kısmının buna tepki göstermesi yüzünden referanduma karşı çıkıyor ama öte yandan hem ırakta hem suriyede şiilerin nasıl güç kazandığını görüyor. suriyede esad karşıtlığını unuttuk gitti zaten kürtler yüzünden, şimdi de yine kürtler yüzünden türkiye ırakta mutlak şii hakimiyetini kabul mu edecek? pis bir kumar. erbil ile ilişkilerin bozulmasının ekonomik yansımaları da var. demeyin erbil aç kalır diye, türkiye de erbilden kazanıyor. ne kadar net karar verilebilir?
    operasyon diyor kimisi mesela.
    el bab gibi bir kasabada kaç kişi kaybetti türkiye? şimdi tahkimli ve daha büyük bir yere girdiğinde ne kadar gencini kaybedecek? hayır operasyon söz konusu değil. türkiye olayı sürmecede bırakacak, herkesin gazını alırken içten içe çok karşı çıkmayacaktır.

    4- olay fazla temiz

    eğer etrafınızdaki herkes size haklısınız diyorsa sakin olun, gaza gelmeyin. bir iş vardır hepsinin bana katılmasında diyin. özellikle batılılar size katılıyorsa, muhakkak uyanık olun. israil araplara doğal karşıtlığı yüzünden referandumu destekliyor- ne kadar da şaşırtıcı-, suudlar şiilere doğal düşmanlıkları yüzünden olaya sıcak bakıyor-ne kadar şaşırtıcı-, ikisinin de eski dostu amerika referandum ertelensin çağrısı yapıyor- neden bu zıtlık, siz hep beraberdiniz?-, avrupa ülkeleri de zamanlamanın yanlışlığı konusunda erdoğana katılıyor-erdoğana tahammül etmek zorunda kalan macron hem de mesela-. bana hiçbir yönden temiz gelmiyor, herkes maskeleriyle söylev verirken kulaklara başka şeyler fısıldıyorlar gibi geliyor. işin içinde bilmediğimiz görüşmelerin, arzuların, planların olması çok olası. her adımımızdan bir şüphe duymalıyız. kim ne istiyor, belli değil azizim.

    5- pkk patlar argümanı

    kemikleşmiş analiz. hakkında belki en uzun süre konuşulması gereken bu ama benim pek bir şey diyesim yok. bu öyle bir sahne ki hiçbir kuklanın ipini göremiyorsunuz, onları özgürmüşler gibi düşünmeye başlıyorsunuz. halbuki sizin onlar için kurduğunuz onca hayal, kukla ustasının canı ne isterse gerçekleşen o katılıkça kesiliyor. o usta kimdir, nedir bilmem, o bizim yaptığımız planları zerre umursamıyor bunu biliyorum, çıkarına ne gerektirirse onu yapıyor. kemikleşmiş şeylere hemen kapılmamak lazım bu yüzden.

    hulasa
    milletçe birlik ve beraberlik ortamında gazımızı verdiğimiz bu kıymetli günlerde hem iç siyaset hem dış siyaset uzun yıllar sonra belgesellerde "gerçekten böyleydi!" diye heyecanla izleyeceğimiz olaylar yaşıyor. biz nelere tanık olduğumuzun farkında bile değiliz, yalnızca eldeki şartlarla yaşamaya devam ediyoruz, devam edeceğiz.
  • batı'da (suriye'de) pyd*, arkasına aldığı amerikan gücü ile, deir ez zor'da amerikan petrol şirketi conoco'ya ait doğalgaz yataklarını işid'den geri aldı. alınan bölge, suriye'nin en büyük enerji kaynaklarını barındırıyor.

    birkaç gün öncesinde, amerikan hava indirme birliklerinin, bölge üzerine özel kuvvetlere bağlı askerleri indirdiğine dair haberler çıkmıştı.

    ışid, amerikan petrol devleri için müthiş bir "hukuksal dayanak" oluşturmaya devam ediyor. suriye'nin neredeyse tüm enerji kaynaklarını bu şekilde ele geçirdiler. çok daha kanlı örgütlerle yapılacak savaşlar gelecekte bizi bekliyor. savaş sahasında artık ordu mühürleri yerine terör örgütü bayrakları göreceğiz.
  • bazen haklı olmak çok yorucu. hangi konuda derseniz? faşistlerin sığlığı ve zeka seviyesi konusunda tabii...

    sağolasıca sözlük bunun için binlerce örnekle dolu, bakınız #70972340...

    ispat olarak ilk cümle; " almanya daki türklere sorsak bölünmeyi mi yoksa almanya hükümetini mi istermiş? " böyle bir konu ile almanya daki türkler mevzuunu birleştirecek kafa bence an itibari ile araba kullanmasın. cezası altı ay süresince ehliyete el koymadan başlıyor, maddi cezayı saymıyorum bile. ama yok herhangi bir maddeden bağımsız ise bu kafa, eee pes yani... aslında ben bu ülkede hükümet olsam, iq testi yapar belli bir rakamın altındakilerden boşa yaşıyor olma vergisi talep ederdim. bu abuk benzetmeyi ve yorumu yapabilme kapasitesi olanların sayıca çokluğu sebebi ile katar dan, araplardan para isteme durumumuz ortadan kalkar, hazinemiz dolar dolar taşardı. trollerden ricam bu fikrimi, patenti bana ait olmak üzere ilgili merciilere iletsinler lütfen, belki ötv kalkar bu sayede. zira ötv ye gerek kalmayacak sayıda potansiyel var. açıkça görülüyor bu. bak adı üstünde, almanya daki türkler - kürdistan daki kürtler... nasıl bir eğitim ve öğrenim hayatından geçip bu korelasyon kurulabiliyor, şaşırtıcı, bu ülkenin en önemli ve temel bilimsel öğrenilmişliğidir oysa ki " elma ile armut toplanmaz, çıkarılmaz, çarpılmaz, bölünmez " hususu. ama tabii siyaset yapma ortamı ülkü ocakları olanlar, bu en temel matematik kuralindan bile yoksun kalmış diplomasızlıklarıyla bu kadar işte...

    ikinci cümle; " it gibi üreyip yer ettiğin topraklarda çoğunluğu sağlayınca hak iddia edebileceğini mi sanıyorsun sen? " şimdi bu kıymetli soru değerli cümlesinin neresinden başlayacağımı bilemedim. dur şöyle cevap vereyim o zaman; hayır sanmıyorum ki yazar arkadaş da sanmıyorsa ermeni soykırımını tanıyor demektir zira bunu ermenilere yaptı atalar, dedeler, rumlara da yaptı. uzağa gitmeye gerek yok, şöyle bir istanbul u gez, izmir de dolaş, ayvalığa bir uzan ordan. nerede bu rum evlerinin sahipleri? nerede yüzyıllardır anadolu da yaşayan ermeniler? çok haklısın canım kardeşim, bu konuda hemfikir olmamız çok iyi amaaa şimdi it gibi üreyip yer etmek için sonuçta orda olmak lazım değil mi? peki soru burda işte, kürtler ne zamandır mezopotamya da? bu sorunun cevabını da yazar, muhtemelen kendisi için en hayati organıyla yanıtlamış zaten, " olmayan bin yıllık kültürünü sikeyim " diyerek. görüyor musun beyninin algılayamadığını başka bir organın algılamış bile. ona aferin, sana sıfır evladım.

    geldik bir sonrakine, " oy kullanacakların yarısı evet ne hayır hangisi onu bile bilmeden basacak mührünü ve sen orda yaşayan araplardan türkmenlerden daha çok çoğaldın diye o topraklar senin mi olacak şimdi? " şimdi canım yavrum, güzel çocuğum senin ülkende 16 nisanda bir referandum yapıldı tatlım, aç youtube u bir izle referandum röportajlarını, kim ne bilerek oy atmış, il il izle, en son diyarbakır halkının verdiği röportajları izle, sonra artık burda mı utanırsın yoksa başka yerde mi bilemiyorum. bu ne kepaze bir tarz yahu. şimdi sana sorsam, yaşın yettiyse oy atmaya tabii, sen de bilmiyorsun neye oy verdiğini eminim, ama gelmiş burda, hiç var olmadığın bir coğrafyanın yaşamadığın koşullarında yaşayan insanların bilincini sorguluyorsun. önce kendi ülke bilincine bak, sonra başkasınınkini bokla tatlım olur mu? tek yapabildiğimizi iddia ettiğin şeye gelince, bunu mevcut hükümette hali hazırda başbakan yardımcısı olarak görev yapan mehmet şimşek için de söylüyorsun sanırım. olur iletelim kendisine. haaa bir de kürtler tavşan gibi sikişirken ki bu tabir ilgili entry nin yazarına aittir, türkler atomu parçaladılar da haberimiz mi olmadı? yoksa uzaya yolculuk mu başladı? yerli otomobil üretimi? tıpta devrim yaratacak bir buluş? o da mı yok? kavanozda hoşafa devam o zaman... bilmiyorum anlatabiliyor muyum?

    şimdiiii gelelim en önemli paragrafa; " orospu çocuğunun biri de el altından sopa göstermiş. senin ben zürriyetini sikeyim. tarihe tanıklık ediyormuşuz ve erbile giden türkler de varmış. amın oğlu unutmayacakmış gariban(!) kürtlere yapılanları ve yapanları. dua et vasıfsız beceriksiz bir hükümet var. seni ananın amına sokar ananla siktir ederdi. " bu paragrafta kendince sarfettiği her küfrü sahibine tüm nezaketimle ve itina ile iade ediyorum bu bir, o kadar aptal ki bu yazar, okuduğunu anlayamıyor, aptallığının yanında " hatırlarsanız iyi olur " u tehdit olarak algılayabilecek kadar da nefret dolu bu iki, dediğim üzere çok şükür ki hükümet yancısı ve yanlısı tırtıldan hallice kurtçuklardan farklı türkler var ve bu gibi gerizekalılara inat zeki ve kültürlüler, bu ülkede hala yaşama sebebi, bu yüzden kuduruluyorsa lütfen gidilsin ve ötede kudurulsun bu üç, annem vefat etti oniki sene önce, annemle ilgili her küfrü, ayağı her taşa değdiğinde hatırlamasını sağlayacak ölçüde negatif duygular besliyorum ve beynimden geçen sinkaflı küfürleri yazacak kadar seviyesiz olamadığımdan keşke telepati ve ilgili yazara terlik atabilmek için telekinezi gücüm olsaydı diye üzülüyorum şu an bu dört ve ben bir kadınım allahın faşisti bu beş, küfretmek dışında tek bir vasfı olmayan, bilgi kırıntısı bile içermeyen bir entry için harcadığım zaman için de allah beni bildiği gibi yapsın bu altı. ama işte anneme küfretmeyecektin.......

    ez cümle, tek ve yegane organı ile hayat sürdürebilen, yani tek ve yegane organı ile düşünebilen, yorumlayabilen ve hatta o organından başka kullanacak bir şeyi olmadığı için iki cümlesinden birinde ilgili organına atıf yapabilenlere inat, tarihe tanıklık edilen referandumdur. gözleriniz ile görün, kulaklarınız ile duyun, beyninizle okuyun ve yorumlayın. tırtıldan hallice kurtçuklar tüm bunları tek organları ile başarabildiklerini sanıyorlar. takdir edersiniz ki yanılgı içindeler, bu yüzdendir ki dünün gerçeklerini öğrenmenize izin verilmedi, bari siz geleceğe gerçekleri bırakın. müfredatın gerçekliğini bırakın, gerçekler müfredat olsun bu kez de... haaa bir de en son suriye ye asker gönderdiğimizde " vurduğun leş olsun " misali dilekleriniz gerçek olmadı, bırak minik bir kazanımı neredeyse tüm siyasi itibarımızı kaybettik dünya gözünde, üstelik hayatını ne için ve hangi amaç için olduğu bilinmez, kaybeden askerlerimiz oldu. bu minvalde geçmişte de çıkan tezkereleri ve sonuçlarını şöyle bir google da arattık mı, artı eksi hesaplamalarını yapmamız daha kolay olacaktır sanıyorum. boşuna sanıyor olabilirim tabii zira içinde olduğumuz koşullar malum, hep bu proteinsiz kalmış tırtılların yüzünden...
  • şubat 1992…
    abd “davet edeceksiniz” dedi, bizimkiler “peki” dedi. barzani tarihte ilk kez ankara'ya geldi. cumhurbaşkanı özal'ın himayesindeydi, mit tesislerinde kalıyordu, başbakan demirel tarafından ağırlandı. süklüm püklümdü. kürtçe konuşmasına izin verilmedi, arapça konuşuyor, tercüman türkçe'ye çeviriyordu. tc pasaportu verdik, para verdik, silah verdik, buğday verdik, elektriğini vermeye başladık.
    *
    abd öyle istediği için, elimizi vermiştik, şimdi sıra kolumuzu kaptırmaya gelmişti.
    *
    sekiz ay sonra.
    ekim 1992.
    ege'de ortak tatbikat yapıyorduk. amerikan uçak gemisi saratoga'dan iki adet sea sparrow füzesi fırlatıldı, türk muhribi muavenet'in beyni, köprüüstü vuruldu. beş şehit verdik, 22 yaralımız vardı. abd “pardon” dedi, yanlışlıkla vurulduğunu söyledi.
    *
    halbuki, sea sparrowlar “yanlışlıkla düğmesine bastık” denebilecek türden füzeler değildi. ateşleme için altı aşamadan geçiyordu, komutan onayı şarttı. “at ve unut” türünden, güdümlü mermi değildi. ateşlendikten sonra hedefini vurabilmesi için rehbere ihtiyacı vardı, fırlatan geminin hedef gemiyi radarla aydınlatması gerekiyordu. yanlışlıkla fırlatma ihtimali, milyonda bir bile mümkün değildi.
    *
    peki neydi?
    ırak'ı bölebilmek, kürdistan kurabilmek için, incirlik ve pirinçlik'te konuşlanan “çekiç güç” şarttı. ankara ayak diretiyordu. muavenet zart diye vuruldu. ankara mesajı aldı! tbmm çekiç güç'ün süresini zurt diye uzattı. bir daha hiç ayak diretmedik, her defasında başımıza aynı şeyin geleceği belliydi, o nedenle, abd 2003'te ırak'a girene kadar çekiç güç'ün süresini hep uzattık, hiç itiraz etmedik.
    *
    (aslına bakarsanız, operasyona katılacak olan hava unsurlarının adı çekiç güç değildi. poised hammer, yani “kalkık horoz”du. mermi namluya sürüldü, tabancanın tetiğine basıldı, horoz kalktı manasındaydı. propaganda şaheseri tam burada devreye girdi… sayın ahalimiz “kalkık” kelimesinden rahatsız olmasın diye, bilinçli şekilde yanlış tercüme edildi, çekiç güç denildi. kapatalım parantezi.)
    *
    üç sene sonra, 1995…
    cıa peşmergeleri örgütledi, saddam'ı devirmek için darbe organize etti. beceremediler, çuvalladılar. peşmerge aşiretlerinden değil silahlı kuvvetler, zabıta teşkilatı bile kurmak mümkün değildi, eğitimleri yoktu, savaşabilme yetenekleri yoktu, fiyaskoyla sonuçlandı.
    *
    cıa apar topar tahliye operasyonu başlattı. saddam hepsini imha etmesin diye, maşa olarak kullandıkları 10 bin civarında peşmergeyi yurtdışına kaçırdılar. aileleriyle birlikte habur'dan türkiye'ye soktular, batman'dan nakliye uçaklarına bindirdiler, tee pasifik okyanusundaki guam adasına götürdüler.
    *
    niye tee oraya götürdüler? çünkü, adeta allah'ın unuttuğu yerdeki bu adada, abd'nin en önemli hava ve deniz üslerinden biri vardı. bu seferki girişimlerinde başarısız olan peşmergeleri, bir dahaki sefere başarılı olmaları için eğiteceklerdi.
    *
    bazılarını special activities division, özel operasyon bölümü tarafından eğitip, adı üstünde, örtülü operasyonlarda kullanacaklardı. bazılarını da, akademik konularda eğitip, merkez bankası, nüfus idaresi, tapu dairesi, vergi dairesi gibi, yakında kurulacak olan kürdistan'ın bürokrat kadrosunu yetiştireceklerdi.
    *
    küçük bi pürüz vardı… cıa'in peşmergeleri abd adana konsolosluğu denetiminde sınırdan geçirilip silopi'deki hac konaklama tesislerine yerleştirilmişti ama, pasaportları yoktu, kimlik bilgileri yoktu. daha doğrusu, elbette vardı ama, amerikalılar yok diyor, yok dedirtiyordu, maşalarının kimlik bilgilerini türkiye'ye vermek istemiyorlardı.
    *
    akıl öğrettiler… “sizin pasaport kanununuzda bu tür durumlara uygun madde var, parmak izlerini alın, geçirin” dediler. bizimkiler hık mık etti ama, elleri mecburdu, geçirmiyoruz birader diyecek halleri yoktu. ankara'dan beş kişilik uzman ekip getirildi, peşmergelerin tek tek parmak izleri alındı, buyrun geçin denildi. parmak izi bilgileri, mit arşivine kaldırıldı.
    *
    üç sene sonra, 1998…
    guam'a götürülen peşmergeler artık iyice pişmiş, olgunlaşmış, “guamerge” olmuşlardı. gene türkiye üzerinden, bazıları da ürdün üzerinden, kuzey ırak'a sokuldular.
    *
    bu dönemde, kuzey ırak'taki otorite boşluğundan en çok pkk faydalanmıştı, kandil dağına iyiden iyiye yerleşmişti. özellikle guamergeler döndükten sonra, pkk'nın bölgeye geçişi hızlanmıştı. peşmergeyle pkk'nın işbirliği ayyuka çıkmıştı.
    *
    acaba… guam'a götürülenler arasında pkk'lılar da var mıydı?
    *
    bu sorunun cevabını bulmaya çalışan türk istihbaratı, barzani'ye haber saldı, pkk faaliyetleri hakkında konuşmak üzere, bölgedeki aşiret liderlerini toplantıya davet etti. randevu ayarlandı. kuzey ırak'ta, bizim kontrolümüzdeki bir adreste buluşuldu. biraz sohbet edildi, bilahare mevzuya gelindi. türk tarafı rahatsızlığını dile getirdi, aşiret liderleri sessizce dinledi. o sırada çay servisi yapılıyordu. garsonlar tabii ki garson değildi. çaylar içildi, çay bardakları garsonlar (!) tarafından toplandı, mutfağa götürüldü, o bardağı kim kullandıysa onun adıyla etiketlendi, kolilendi, ankara'ya getirildi.
    *
    guam'a götürülenlerin parmak izleriyle eşleştirildi. bingo… pkk'ya açık destek veren 17 aşiret lideri, guamerge'ydi!
    *
    dört sene sonra, 2002…
    abd yönetimi saddam'ın örtülü operasyonlarla devrilmeyeceğini idrak etmişti. amerikan askerini getirip, savaşmak şarttı. amerikan kongresi 189 milyon dolarlık ödenek için onay verdi, cıa'nin paramiliter güçleri öncü kuvvet olarak devreye sokuldu.
    *
    saddam'ın ordusundan altı bin vatan hainini parayla devşirdiler, dile kolay, altı bin, her birine uydu telefon verdiler, mükemmel istihbarat ağı kurdular, saddam'ın ordusunu saniye saniye, konum konum takip etmeye başladılar. saddam tuvalete gitse, pentagon'un haberi oluyordu!
    *
    2002'nin temmuz ayında, operasyonu yürütecek olan cıa ekibi türkiye'den yola çıktı. kendilerine “kırık oyuncaklar grubu” diyorlardı. dünyanın pekçok ülkesinde görev yapmış, çok tecrübeli bir ekipti. arazi araçları ve cephane kamyonlarından oluşan konvoyla süleymaniye'ye geldiler, üs kurdular. yeşil badanalı üsse “antep fıstığı” adını verdiler!
    *
    2002'nin ekim ayında, bu defa para kamyonlarından oluşan konvoy geldi süleymaniye'ye… yine türkiye'den yola çıkmışlardı. karton kutuların içinde 100 dolarlık banknotlar vardı. bir milyon dolar 20 kilo geliyordu! yaklaşan savaşın altyapısını hazırlamak için, milis güç kurmak, adam satın almak, sabotajlar yapmak amacıyla 100 milyon dolardan fazla nakit dağıttılar.
    *
    hatta bir ara talabani rica etti, “100 dolarlık vermeyin, 1'er 5'er 10'ar dolarlık banknotlar halinde verin” dedi. niye diye sordular? “herkeste 100'lük dolar var, kimsede 100 doların altında para yok, bir kahve içiyorsun, 100 dolar veriyorsun, kahvecinin elinde bozukluk olmadığı için üstünü veremiyor” dedi!
    *
    amerikalıların cömertliği, rüşvetin bolluğu peşmergeleri sıkıntıya sokmuştu yani!
    *
    bu arada türkiye ne yapıyordu derseniz… cıa raporlarına göre, süleymaniye'deki üssü takip etmeleri için dört türk istihbaratçı görevlendirilmişti, amerikalıları takip etmek yerine, bir odaya kapanıp porno film seyrediyorlardı! cıa ekibinin lideri, türk istihbaratçılar hakkında şu hazin notu düşmüştü: “ne yaptığımıza dair, amacımıza dair en ufak bilgileri bile yoktu, onlar odaya kapandıklarında biz kürtlerle işbirliğini geliştiriyorduk.”
    *
    1 mart 2003…
    akp “tamam” dedi ama, tbmm direndi.
    chp sayesinde abd tezkeresi geçmedi.
    *
    vay sen misin…
    hem tsk'nın hem chp'nin imhası için düğmeye basıldı.
    *
    tarih özel olarak seçildi… tam 4 temmuz'da, amerikan bağımsızlık gününde, kafamıza çuval geçirdiler.
    *
    süleymaniye'deki irtibat büromuz, ağır silahlı amerikan askerleri tarafından basıldı, bordo bereli 11 subay ve astsubayımız kafalarına çuval geçirilerek, ters kelepçe takılarak, dipçiklenerek tutuklandı. binbaşımızın kaburgası kırıldı. 57 saat esir tutuldular. mesaj gayet açıktı. “artık burası kürdistan, burnunuzu sokmayın, kurcalamaya çalışmayın, defolun gidin” deniyordu. türkiye ayağa kalktı, akp hükümeti hariç! abd'ye nota verdiğimiz iddia edildi, üç saniye sonra yalanlandı. bizzat asrın liderimiz yalanladı, “müzik notası değil bu, her aklınıza estiğinde verilmez, ciddiyeti vardır” dedi!
    *
    kafamıza çuval geçirilmiş, onurumuzla oynanmıştı ama… asrın liderimiz hâlâ yeteri kadar ciddi bulmuyordu!
    *
    eylül 2006…
    ilk kez “kürdistan haritası” ortaya çıktı. roma'daki nato savunma koleji'nde brifing veren amerikalı albay, ortadoğu haritasını açtı, türkiye'nin yarısında alenen “kürdistan” yazıyordu! brifingi izleyen türk subaylar topluca salonu terketti, türk genelkurmayı olayı protesto etti ama… gayet açık seçik netti. kürdistan, nato projesiydi!
    *
    aynı ay, eylül 2006…
    akp hükümeti, sayın ahalimizin gazını almak için “terörle mücadele koordinatörlüğü” icat etti. güya amerikalı dostlarımızla terörle mücadeleyi koordine edecektik, bize anlık bilgiler vereceklerdi.
    *
    bize nasıl anlık bilgi verdiklerini, bizzat terörle mücadele koordinatörümüz orgeneral edip başer anlattı… “pkk'ya silah mühimmat nereden geliyor? barzani'nin kontrolündeki kuzey ırak'tan geliyor. barzani kimin kontrolünde? abd'nin kontrolünde… abd tarafıyla dokuz defa toplantı yaptık. en son beyaz saray'da başkanın güvenlik başdanışmanıyla konuştuk, anlattık. bir cd verdik… pkk'ya malzeme taşıyan kamyonun şoför mahallinde bir amerikan askeri oturuyordu! biz bunu türk kamuoyuna anlatamayız dedim, biz hâlâ ‘amerika bizim dostumuz' diyebilir miyiz dedim. bu toplantıdan sonra türkiye'ye döndüm, üç maddelik rapor hazırladım, abd'deki muhatabım orgeneral ralston'a bildirdim, 15 gün içinde cevap bekliyorum dedim. beni o gün görevden aldılar!”
    *
    “anlık bilgi” kepazeliği sadece bununla sınırlı mıydı? hayır… kandil dağında murat karayılan'la röportaj yapan ingiliz daily telegraph gazetesinin muhabiri damien mcelroy açık açık yazdı… “kandil dağında helikopter pisti var, spotlarla aydınlatması yapılıyor, ırak'ta görevli amerikalı subaylar helikopterle sık sık kandil'e geliyor, örgütün lider kadrosuyla görüşmeler yapıyor, abd hükümetinin ırak'ta çalıştırdığı özel güvenlik firmasına ait cipler de kandil'deki kamplarda park halinde duruyor.”
    *
    “terörle mücadele koordinatörlüğü” rezaleti sadece bununla sınırlı mıydı? hayır… edip başer'in yardımcısı tümgeneral “mücadelenin nasıl yapıldığını” şöyle açıkladı: “başbakanlıktan oda istedik, vermediler, fotokopi makinesi istedik, taa 6.5 ay sonra verdiler, faksımız yoktu, yan odalardan faks çektik, bilgisayarımız bile yoktu, cep telefonu vermediler, randevu istedik, randevu vermediler, hatta selam bile vermediler, bir tane sim kart verdiler, onu da yedi ay sonra verdiler, çay paralarını bile cebimizden ödedik, şeker parasını bile biz ödedik.”
    *
    altı sene sonra, 2012…
    suriye'deki otorite boşluğundan faydalanmak isteyen barzani, kobani'ye girmeye karar verdi. sayın hükümetimiz esti gürledi, barzani'ye haddini bildiririz filan denildi. zırrr… telefon çaldı. obama arıyordu. asrın liderimiz açtı, konuştular. beyaz saray'ın resmi internet sitesine, bu konuşmayla alakalı fotoğraf konuldu, obama'nın elinde beyzbol sopası vardı!
    *
    kızılcık sopası'nın ingilizcesiydi.
    “barzani'ye dokunanın kafasını kırarım” mesajıydı.
    bizimki anında yelkenleri suya indirdi.
    barzani güçleri, ırak'tan suriye'ye geçti.
    *
    yetmedi.
    aynı sene, 2012…
    barzani, onur konuğu olarak akp kongresine davet edildi, kürsüye çıktı, kürtçe konuşma yaptı, “türkiye seninle gurur duyuyor” tezahüratıyla ayakta alkışlandı.
    *
    yetmedi.
    bir sene sonra, 2013…
    “türkiye kerkük'e karışırsa biz de diyarbakır'a karışırız” diyen barzani, akp'nin diyarbakır mitingine davet edildi, şivan perver'e düet yaptırıldı, asrın liderimizle barzani kürsüye çıkıp ele ele halkı selamladı, asrın liderimiz ilk kez orada “kürdistan” dedi, barzani kürtçe konuşma yaptı, bülent arınç duygulandı, ağladı.
    *
    yetmedi.
    bir sene sonra, 2014…
    sayın tbmm'den “yabancı silahlı askerlerin türkiye'de bulunmasına izin veren tezkere” çıkarıldı. alenen barzani tezkeresiydi.
    *
    takvimde başka gün yokmuş gibi, onurumuzla dalga geçerek, tam 29 ekim'de, cumhuriyet bayramı'nda… kürdistan silahlı kuvvetleri, topuyla füzesiyle kürdistan bayraklarıyla, türkiye topraklarında resmi geçit yaptı. habur'dan girdiler, silopi, cizre, nusaybin, suruç güzergahını katedip, mürşitpınar sınır kapımızdan suriye'ye, kobani'ye geçtiler. bir bölümü, thy uçaklarıyla geldi. kürdistan silahlı kuvvetlerini, türkiye cumhuriyeti'nin bayrak taşıyıcısı thy taşıdı. erbil'den bindiler, şanlıurfa'ya indiler, karayoluyla devam ettiler, resmen şov yaptılar, kurbanlar kesildi, havayi fişekler fırlatıldı, halaylar çekildi. bazılarının üniformasında abd bayrağı vardı, biji serok obama sloganları atıldı. mit eskortluk yaptı. mardin-urfa yolunda acıktılar, benzin istasyonunun dinlenme tesisinde lahmacun yediler, lahmacunun parasını bile türkiye cumhuriyeti devleti ödedi. türk milletinin haysiyeti ayaklar altına alınırken, akp'nin başbakanı ne diyordu? “kobani'ye selam ediyorum, kobani'deki kardeşlerimin alnından öpüyorum” diyordu.
    *
    iki sene sonra, 2016…
    pentagon gizlisi saklısı olmadan, pkk'ya açık açık silah vermeye başladı. şimdilik gönderilen tır sayısı 1.100… yazıyla, bin yüz!
    *
    bir sene sonra, 2017…
    barzani ankara'ya geldi, tarihte ilk kez kürdistan bayrağı başkentimizde göndere çekildi. akp başbakanı binali yıldırım ne dedi? “kürdistan parlamentosu var, başbakanı var, kendine ait bayrağı var, tanınır” dedi!
    *
    25 sene önce ankara'da kürtçe konuşmasına bile izin verilmeyen süklüm püklüm barzani, artık bayrak çeker hale gelmişti.
    *
    aynı 2017…
    barzani, bağımsızlık referandumu yapıyor. akp de sayın ahalimizin gazını almak için tezkere çıkarıyormuş gibi yapıyor.
    *
    uzuuuun yazı oldu di mi?
    *
    kısası da var.
    anlayana davul zurna saz.
    anlamayana sazı soksan az.

    not: yazı şahsıma ait değildir.
  • iran, referanduma tepkisini kürdistan bölgesel yönetimi topraklarını bombalamaya başlayarak göstermiş.

    http://www.mynet.com/…k-ikbyyi-bombaliyor-3276670-1
  • iran'ın kuzey ırak'ı bombalamaya başladığı ajanslarda acil haber olarak geçiyor.

    http://www.haberaktuel.com/…liyor&hi=1035991#detail
  • son gelişmelere bakalım.

    abd isid gibi gerekçelerle adına isterseniz ypg ya dapeşmerge ne derseniz deyin "kürt" güçleri silahlandırdı. bu tahkimat sadece işid gibi örgütleri değil düzenli ordularla savaşacak güçte. böyle bakınca kürtleri bir savaşa hazırladıkları açık.

    şimdi abd diyor ki referandumun zamanı değil. bu şu demek, sen referandum yap, sonuç elinde olsun ama bağımsızlık için henüz erken. bu durum barzaniye öyle bir ateşten gömleke giydiriyor, abd diyor ki bene acele etme ama edersen de ırak merkezi yönetimi, türkiye ve iran ile papaz olacaksın. bu durumda muhtaç olduğun kudret sana verdiğim humvee'lerde mevuttur. yani abd sürecin sınırlarını çizmiş, sınırlar dahilinde kim ne yapacak izliyor.

    biz ise bir süredir ciddi bir savaş hazırlığında gibi gözüküyoruz. askeri disiplinde yatan ordu savaşma kabiliyetini yitirir. mesela pkk yıllarca bu sebeple bitirilmedi. yoksa ordumuz göbekli astsubaylardan ibaret kalırdı, acı ama gerçek. geçtiğimiz yıllarda yaşanan iç güvenlik operasyonları** düşük yoğunluklu şehir savaşı tatbikatıydı. fırat kalkanı ile orta yoğunlukta sahaya çıkıldı, şehirde seviye daha üste çıktı. bu çatışmaların bir tatbikat olduğu sonucu çok ulaşılmaz değil. tabi şu söylenebilir, fırat kalkanı gecikti. geciktiği için ypg fıratın batısına geçti, aslında daha önce yapılmalıydı. şimdi de aynı şekiilde kuzey ırak bizim için tehlikede.

    pkk ise bence kuzeyde kendine yer bulamaz. hiçbir devlet kendi içinde paralel silahlı kuvvetler istemez. eğer bağımsızlık olursa pkk kuzeyden çekilmek zorunda kalır zira onların peşmerge ordusu var.

    yani benim öngörüme göre referandum kesin olur ama 26sı sabahı barzani çıkıp beyler bağımsız kürdistanı kuruyoruz demez gibi geliyor.
  • bir tane arkadaş; kürdistan'ı ömrü boyunca düşünmediğini, türk insanını kardeşi gibi sevdiğini lakin bizim mandacılara hain dememizi ve istiklal harbi'ni "ulusların kendi kaderini tayin hakkı"na bağlayıp kürdistan'ı reddetmemizle karşılaştırmış ve 75 kişi de favorilemiş.

    peki sorarım, türkiye cumhuriyeti'nin kuruluşu ile şu taşeronların kuruluşu aynı mı? 25 eylül'de kurulmak istenen taşeron devlet abd'nin israil'in önüne senelerce domalmadı mı, belli ki hiç istiklal harbi'ni okumamışsın.

    orta doğu'da kurulmak istenen taşeron devletin referandum olayı.
  • barzani bugün 16'da yapacağı basın toplantısında ertelendiğini açıklamazsa -ki artık çok geç gibi- yarın yapılacak ve %60-70 oranında evet çıkacak muhtemelen.

    türkiye, ırak ve iran bu referanduma karşı ve iptal edilmesini istiyor. fakat basında ağırlıklı olarak çıkan haberler kerkük ile ilgili. iran ve ırak'ın da tepkilerinin önemli bir kısmı kerkük'e. sanki tek sorun kerkük'ün bu referandum kapsamına alınmasıymış da kerkük olmasa sıkıntı olmayacakmış gibi. hoş böyle durumda belki de iran ve ırak daha az tepki gösterecekti.

    belki de barzani tepkileri dağıtmak için kerkük'ü referandum kapsamına aldı diyorum bazen. referandum sonra bağımsızlık görüşmeleri olarak ve barzani "tamam ya kerkük kalsın" diyecek herkeste tamam o zaman diyecek gibi. bu şekilde olmaz tabi ama bunun diplomatik hali işte.

    türkiye'nin de bir askeri harekat düzenleyeceğini düşünmüyorum. en fazla ticari ambargo uygularız.

    öte yandan barzani'nin ömrü artık uzun değil. hem siyasi ömrü uzun değil hem de yaşlandı. bağımsızlık alınsa bile barzani uzun süre başta olamayacak ki bu bizim için daha tehlikeli. zira barzani ile bir şekilde anlaşabiliriz ama güç kyb ve pkk'ya kayarsa ki kayacak bizim için çok daha sıkıntılı günler başlar.

    zaten barzani iktidarını kaybetmemek için alelacele bu referandumu yaptı. zira siyasi rakibi olan terör örgütü kuzey suriye'de defacto hakimiyet kurarak elini güçlendirdi ve barzani zayıf düştü. bu referandum siyaseten elini güçlendirecek son şey.

    öte yandan barzani'nin siyasi rakibi olan terör örgütü neredeyse fırat nehri'nin doğusunda kalan tüm toprakları ele geçirdi. suriye ordusu fırat'ın doğusunda ilerlemiyor. belki de bu konuda anlaştılar, en azından şimdilik.

    öte yandan bizde fırat'ın batısı diye tutturduk durduk. şimdi de afrin diyoruz. menbiç diyorduk.

    yani biz de fırat'ın doğusuna hiç laf etmedik.

    velhasılı kelam zor günler bizi bekliyor.
159 entry daha