şükela:  tümü | bugün
  • tiyatro aşka benzer insanı hazin hazin ağlatır.
    27 mart dünya tiyatro günü! kutlu olsun sahnelerimizin, cesaretin, inancın, inadın, kahkahanın bugünü!

    kadıköy tiyatroları platformu, kadıköy bahariye caddesinde iki yıldır gerçekleştirdiği 27 mart yürüyüşüne bir yenisini ekliyor. 27 mart salı günü saat:17.30’da kadıköy nazım hikmet kültür merkezi’nden başlayacak yürüyüş etkinliği bahariye caddesinden geçerek mehmet ayvalıtaş meydanında son bulacak. kadıköy tiyatroları platformu tiyatroya gönül vermiş izleyiciden meslektaşlarına kadar tüm dostlarını bu yürüyüşe davet ediyor.

    platformun kaleme aldığı bildiri şu şekilde:

    bugün 27 mart. bugün binlerce sahnede milyonlarca göz kendi hayatına tanıklık edecek. dün olduğu, yarın olacağı gibi. sahneden sesler yayılacak… kulak verelim bu sese! bu ses; bir kâbustan uyanan kadının, bir emekçinin öfkesinin, bir gencin ilk aşkının sesi olabilir. bu ses, bir hayalden bir dünya yaratanların sesidir. bu ses, hayatı düşlerle yoğurup, sizi kendi avuçlarınıza bırakanların sesi, bu ses tiyatronun sesidir.

    bugün 27 mart. dünya tiyatrolarının kararlılığının en güçlü duyulduğu gün: vardık, varız, var olacağız!

    bugün 27 mart. bugün binlerce sahnede milyonlarca göz kendi hayatına tanıklık ediyor. shakespeare’in kadim cümleleri, vasıf öngeren’in sesi hala çelik gibi sağlam. haldun taner’i dinleyelim, bertolt brecht’i, lorca’yı: cesareti, hüznü, inancı, aşkı, inadı, öfkeyi, acıyı, direnişi, anlamayı, kahkahayı…

    bugün 27 mart. emperyalist devletlerin barbarlığına karşı, tiyatronun insanı savunmasının yeni yaşı. kutlu olsun insanın kendini, düşlerini, sanatla savunması!

    bugün 27 mart. tiyatro kapılarının polislerce dolaşıldığı, sansürün, yasakların a4 kâğıtlarına resmi mühürlerle yazıldığı; umudun, barışın sesinin kısılmaya çalışıldığı bu zamanlarda, yaşasın bir hayalden bir dünya yaratanların çılgınlığı!

    kadıköy tiyatrolar platformu
  • yaşasın tiyatro!
  • 2020 dünya tiyatro günü ulusal bildirisi
    (bkz: lemi bilgin)

    binlerce yıldır olduğu gibi siz ve biz, seyirciler ve oyuncular yeniden buluşacağız, yine bir araya geleceğiz ve birlikte yaratılan anların tanığı olacağız.
    bizi birbirimizden ayıran tüm engelleri, tüm farklılıklarımızı unutup, bizi birbirimize bağlayan ortak duyguların, ortak tehlikelerin, ortak özlemlerin büyülü dünyasına katılacağız.

    var olmak için birilerine aracılık edip körü körüne savunucusu olmak yerine, gerçeklerin üstündeki örtüyü kaldırıp bir ışık tutacağız.

    farklı oldukları için birbirini yok etmek isteyenlere karşı, benzerliklerimizi ortaya çıkarıp, birbirimizi anlamanın, diyalogun, birlikte yaşamanın yollarını arayacağız.

    görmek istemeyenlerin gören gözü,
    söylemek için cesareti olmayanların söyleyen dili olacağız.
    bizi tek bir kalıba dökmek isteyenlere karşı çok sesli, çok renkli bir dünyanın savunucusu olacağız.
    biliyoruz,
    savaşların, çatışmaların, baskıcı düzenlerin, yırtıcı kapitalizmin hüküm sürdüğü,
    doğanın katledildiği,
    kadınların ezilip öldürüldüğü,
    hukukun adaletin yok sayıldığı,
    sınırlarda çocukların solduğu,
    en büyük acıları en masumların yaşadığı bir zaman diliminden geçiyor dünya.
    işte bunun için,
    içinde yaşadığımız zamanı utandırmak, bu utanca ortak olmamak için,
    barışı öksüz bırakmamak,
    umutlarımızı yeşertmek için,

    sansüre, engellere, yasaklara, yokluklara karşı tiyatronun yeniden ve daha cesaretle var olduğunu göstermek için,
    kilit altına alınamayan sözcüklerle, şarkılarla, dansla, ışıkla, renkle
    yeniden buluşacağız
    birlikte olacağız
    siz ve biz
    yani tiyatro.
  • 2020 dünya tiyatro günü uluslararası bildirisi
    (bkz: shahid nadeem)

    bir mabet olarak tiyatro
    ajoka tiyatrosu’nun (1) sahnelediği, sûfî (2) şair abdullah şah (3) üzerine bir oyun sonrasında, seyirciler arasından yaşlı bir adam büyük sûfî’yi canlandıran oyuncuya yanaştı. yaşlı adamın yanında genç bir oğlan da vardı. “torunumun durumu çok kötü, bir okuyup üfler misin oğlum?” diye sordu. hazırlıksız yakalanan oyuncu “ben abdullah şah değilim, rol yapıyorum sadece, oyuncuyum ben,” dediyse de yaşlı adam: “sen oyuncu değilsin oğlum, abdullah şah sende vücut bulmuş. sen onun avatarısın (4),” dedi. bir anda oyunculuğun, tiyatronun yepyeni bir boyutunun farkına vardık, oyuncu, canlandırdığı karakterin reenkarne olmuş haliydi.

    abdullah şah’ınki gibi, her kültürde çokça bulunan hikayeleri keşfetmek, biz tiyatro yaratıcıları ve bu hikayelerle tanışmamış ancak hevesli seyircilerle arasında bir köprü kurabilir. sahnede oynarken bazen tiyatro felsefemiz, yani toplumun değişim elçileri olma rolü bizi andan alıp götürüyor, o zaman halkın büyük bir kısmını arkada bırakıyoruz. günün zorluklarıyla uğraşarak, belki savaşarak kendimizi tiyatronun sağlayabileceği son derece kuvvetli manevi deneyimlerden mahrum bırakıyoruz. yobazlık, nefret ve şiddetin yine sükse yaptığı günümüz dünyasında farklı milletler, inançlı insanlar ve topluluklar arasında büyüyen bir kin var; bu kin nefret ideolojilerini beslediği sırada çocuklar yetersiz beslenmeden, doğum yapan anneler sağlık hizmeti yetersizliklerinden ölüyor. gezegenimiz iklim faciasına hızla yaklaşıyor, mahşerin dört atlısının toprağı döven nal sesleri artık duyuluyor. manevi gücümüzü tazelemeliyiz, kayıtsızlık, rehavet, kötümserlik ve açgözlülüğe karşı savaşmalıyız. yaşadığımız dünyayı, bizi yaşatan gezegeni önemsememeye karşı savaşmalıyız. tiyatronun bir rolü var, insanlığı giderek içine sürüklendiği boşluktan çıkarıp silkelenmeye, harekete geçmeye itmede asil bir rol bu. tiyatro oynandığı sahneyi, performans alanını kutsal bir yüksekliğe taşıyabilecek güçtedir.

    güney asya’da sanatçılar sahneye adım atmadan önce selamlamak için sahneye dokunur, bu maneviyatın kültürle iç içe olduğu dönemden kalma bir gelenektir. bu ortakyaşar ilişkiyi sanatçı ve seyirci arasında, geçmiş ve gelecek arasında yeniden kurmanın vakti geldi. tiyatro yaratımı kutsal bir iş olabileceği gibi, oyuncular da oynadıkları rollerin birer avatarı olabilir. tiyatro bir mabet olabileceği gibi, mabet de performans alanı olabilir.

    (1) ajoka tiyatrosu. 1984’te kurulmuştur. ajoka kelimesi pencapça’da “modern” anlamına gelir. repertuvarında dinsel tolerans, barış, cinsel şiddet ve insan hakları temalarını işleyen oyunlar yer alır.
    (2) sûfî: islami mistik gelenek tasavvuf ile ermiş kişilere denir. çoğunlukla müzikle harmanlanan tasavvuf şiiri dünyevi sevgi metaforlarıyla mistik birliği anlatır.
    (3) said abdullah şah kadri (1680-1757): sade bir dille karmaşık felsefi konular üzerine yazmış önemli bir pencabi tasavvuf şairi. dini tutuculuğa ve elit kesim yönetimine güçlü bir muhalifti, düşünceleri aykırı ve sapkın olmakla suçlandı, kasur şehrinden sürüldü ve şehir mezarlığında gömülmesine izin verilmedi. ilahi sanatçıları ve halk ozanlarınca sevilir. dini farklılıkların ötesinde saygı görür.
    (4) avatar: hint kültüründe kutsal bir öğreticinin dünya’daki reenkarnasyonu ya da sureti.
  • ucundan kıyısından tiyatronun tadını aldığım bugünlerde özellikle mutfağında olanlar için insan ruhuna dokunan iyileştiren bir yanı olan bir sanat dalıdır tiyatro. çok şey katar, öğretir dönüştürür. tiyatronun daha fazla hayatımızda olduğu günler olsun. kutlu olsun.
  • şen olun dionysos'un çocukları, şen olun!