şükela:  tümü | bugün
  • adı; gözde
    29 yaşında, yönetici asistanı
    45 kilo, çıtı pıtı, dünya güzeli bir hatun. o cuma günü işten erken çıkıp koşa koşa taksime gelmiş direnişe destek olmaya. "sadece oturuyorduk" diyor meydanda. sonra vermişler gazı, vermişler suyu. tam 12 saat boyunca üzerinde şıkır şıkır iş kıyafetleriyle sıraselviler'de o sokaktan o sokağa direnmiş gazın altında. sıkmışlar kaçmış, durmuşlar gitmiş koşa koşa. maske yok, gözlük yok. sabah 4'te zor çıkardık onu kalabalıktan, "çok sinirliyim" diyordu hala. gerilla olmuş lan hatun, ölüm makinası olmuş.

    adı; serdar
    43 yaşında. ne iş yaptığını bilmiyorum. aslında bin kere anlattı ama anlayamadım ben. sık sık yurt dışına falan gönderiyorlar adamı, o yüzden önemli biri bence. adamın hayatındaki tek aşkı 3 yaşındaki kızı. kızından gayrı dünya yansa sikinde olmaz ibnenin. bi akşam bastılar buna gazı mahsur kaldı bir otelde 5-6 saat falan. müptelası oldu sonra. ertesi gün erkenden kalkıp ta kartaldan taksime koştu kahvaltıda gaz yemeye. siktiler ebesini, geri döndü oturdu evine. akşam telefonda konuştuk, "ben gidiyorum" dedim, "bekle" dedi. kartaldan çıkıp geldi yine benimle.

    adı; özlem
    28 yaşında. elektrik mühendisi, taş parçası bi hatun. gerçi ayaklar 43 numara falan galiba, biraz da at gibi gülüyor ya neyse, herkesin sıfatı kendine tabii. ilk gece bir apartmanın çatısına sığındı saatlerce gazdan kaçabilmek için, bayıldı ayıldı falan. ikinci, üçüncü gecelerinde kör oldu gazdan. yürümeyi bir an bırakmadı ama. "tel var atla" dedik atladı, "merdivenden çıkıyoruz, koş" dedik, koştu gözleri kapalı. yüzlerimize bastık talcidi, sütü, limonu, iyilerştirmeye çalışıyoruz hem bunu,hem kendimizi, gözleri açılır açılmaz, "yüzüne boşalmışlar kızıl sakal ehi ehi" dedi ayı. bu akşam geldi yine yeni maske almış kendine, sanırsın uzaya çıkacak pezevenk, öyle donanımlı.

    adı; murat
    37 yaşında, işsiz, kırsal, alkolik. tek derdi içki ve karı kız. yarrak gibi adam yani. buna da vermişler gazı, can havliyle bi terasa kaçmış 2 saat kalmış orda. gücüne gitmiş, yine gelmiş. yine vermişler yine gelmiş. içkiyi bile azaltmış lan gaz sevdasına, uyuyamaz olmuş o gazı yemeden. bi sike de yaradığı yok aslında. atıyorlar gazı, kör kör koşturuyor sonra sokaklarda, direnenlere ayak bağı oluyor hatta. "sik işin mi var lan senin burda?" diye sordum. "olsun, kalabalık etsem bile yeter" dedi.

    adı; özge
    29 yaşında. turizm falan işinde anladığım kadarıyla. robocop gibi karı allahıma. ufacık hatun ne gaz biliyor ne de yorulmak. benim gözüm götüme akmış orda, salya sümük oturuyorum, "kızım senin gözün yanmıyor mu lan hiç?" diyorum, "benim annem yünan olduğu için" diye başlayan uzun bir cümle kuruyor amk. "allah kudret vermiş"diyorum içimden.

    adı; kısa özlem
    31 yaşında avukat. bu ilk geceden çekince gazı havalandı balon gibi. en son semalarda geziyordu paçalarına kusa kusa. ertesi gün aynı saatte aynı meydana indi yine, ve yine ve yine.

    sonra ankara'da eda
    ve sonra ankara'da zeynep
    ve izmir'de aslı
    ve eskişehirde
    antalya'da
    hatay'da
    trabzon'da
    ve abdullah
    ve daha bir dolu insan, isimlerini sayamayacağım bir dolu memleket.

    bizler normal insanlardık olm.siz çıldırttınız bizi. bizler hayattan umutları olan sıradan insanlardık. demokrasiye inandık, oy kullandık, kaybettik uyduk, uyuduk. bize dayatılanlarla yaşamaya çalıştık. olmadı amk. daha çok dayattınız, cezalandırdınız, gazladınız, dövdünüz ve öldürdünüz. bizi siz çıldırttınız. öğrenciyi, doktoru, mühendisi, işçiyi, bakkalı, taksiciyi, taraftarı, siz çıldırttınız. şimdi siz toplayın amına koyiim. evet, olay artık ağaçlar parklar değil, ama ideolojiler de değil. karşınızdakiler örgüt değil bu sefer, sadece halk. ve bu halk ilk defa uğruna direnilecek bir şey yaptığından bu kadar emin.

    sırf bu yüzden diren gezi parkı. çünkü sen direnemezsen, senin için uykusuz işe gidenler, aç kalanlar, yürüyerek köprüyü geçenler, dövülenler, biber gazı yiyenler, ölenler yakana yapışır.
  • tam iki yıl önce bugünlerdi, tarlabaşında, ali'nin evinde uyandık. bizim sofa gelmişti ankara'dan, zeynep yani. duş aldık, kendimize geldik biraz. zeynep "ben lobna'yı ziyarete gidiyorum, hadi siz de gelin" dedi. lobna al lamii, bir gaz fişeğiyle başından vurulup komaya gireli 20 gün kadar olmuştu o zaman. park düşmüş müydü, yoksa son güzel günlerimiz miydi tam hatırlayamıyorum şimdi. lobna olimpos'tan arkadaşıymış zeynep'in, gerçi bence bütün türkiye olimpostan arkadaşıydı onun, ses etmedim. ben çekingen adamımdır, hiç beceremem böyle şeyleri aslında ama bir yandan da çok istiyorum gitmeyi. "ya zaten bi dolu insan vardır başlarında bir de biz kalabalık etmeyelim orda" diyecek oldum, "durumu hakkında bilgi alır, çıkarız hemen" falan diyerek kandırdılar beni.

    hastaneye girdik, kız kardeşi ve annesi karşıladılar bizi. perişan olmuşlar koridorda sandalyelerin üzerinde yatmaktan. bir otel odası tutmuşlar yakınlarda, yalnızca duş almak ve üzerlerini değiştirmek için gidiyorlar. sonrası hep o kasvetli hastane koridoru. ama nasıl güleç karşıladılar bizi, nasıl da metanetliler. annesi oturttu bizi yanına, kırk yıllık aile dostarıymışız gibi, dünya tatlısı bir kadın. uzun uzun anlattı lobna'nın durumunu, ilk günden o güne kadar. sonra oraya gelen diğer gençlerden bahsetti tek tek. hepsini hatırlıyor, memleketlerini, mesleklerini, hangi gün geldiklerini, kaç gün yattıklarını, ne zaman taburcu olduklarını, gözünü kaybedenleri, bacağı kırılanları. öyle bir anlatıyor ki kadın, kendi kızı kadar üzülmüş her birine. sonra "neden?" dedi, "bu çocuklar ne yaptı, benim kızım bunu hakedecek ne yaptı". sustuk kaldık tabi, söylenecek hiçbir şey yok insan yalnızca özür dilemek istiyor böyle durumlarda, anlamsız ama öyle. bir süre sonra"kalkalım artık"dedik, kız kardeşi bizim fotoğrafımızı çekti. ziyarete gelen herkesi çekiyorlarmış, lobna uyanınca göstermek için. annesinin gözleri dolu hala, oturuyor orda. vedalaşırken sırayla öptü, sarıldı hepimize, en son ali'nin yüzünü aldı ellerinin arasına ve "vazgeçmeyin" dedi, "pes etmeyin sakın!".

    üzerinden tam iki yıl geçti, hiçbir şey aynı olmadı tekrar. bizim gibi binlerce insan asla aynı kalmadı. o haziran, o parkın tozunu, gazını yutan hiç kimse aynı kalamadı. sabah parka gelip, bizi uyurken görünce, "hasta olacaklar" deyip tertemiz bataniyelerini toza, talcide bulanmış bizlerin üzerine örten gencecik kızlar, yatacak yer bulamayınca, lgbt çadırında ağırlanan homofobikler gördük. hergün ülkenin farklı bir yerinden gelen ölüm haberleri duyduk, küçücük çocukların cenazelerinde tomalar, mitinglerde yuhalanan anneler, emri verenler gördük. dolmabahçe'de biz gaz kapsüllerinden kaçarken "siz gidin, ben şunları geri atayım" diyerek sakince eldivenlerini giyip barikata ilerleyen hdp'li kürt delikanlısı hejar'la, ankara'da barikat yapmak için, komşularına ayıp olmasın diye sadece kendi barının önündeki kaldırımı söken özer'le tanıştık. her yargı kırıldı, korku gitti, inanç geldi yerine.

    kimse aynı kalmadı haziran'dan sonra, yerel seçimde sabahlara kadar tutanak peşinde koşturdu insanlar. gülşah yazmış daha bu sabah, 55.000 müşahit varmış bu seçimde, diyarbakır'da yaralanıp sargılar içinde izmir'e oy kullanmaya giden adamın hakkını korumak için belki. neresinden bakarsan kan, gözyaşı ve emek.

    bugün burada, koalisyondan, yüce divandan, yargılamalardan, özgürlükten, iç güvenlik yasasının iptalinden, ne bileyim, yeni bir şeylerden umut içinde konuşabiliyorsak herkes bilsin ki, hepsi 28 mayıs 2013 taksim gezi parkı direnişiyle başladı. bundan sonra ne olur, ne değişir hiç bilmiyorum, ama gerekirse bir 20 yıl daha direnecek insanlar görüyorum ben sadece. ve sanırım tek umursadığım da bu aslında.

    şimdi lobna'nın annesine, o güzel kadına gönül rahatlığıyla söyleyin lütfen, kimse vazgeçmedi, kimse pes etmedi.

    o parka girmeyecektin hacı.

    "ölenlerin adını unutma, türkülerin, meydanların
    ah, bırakmasın onlar seni"
  • edit: dün bu mecradan baş kaldırdığımız zihniyet bugün burada! aynı hatalara düşüyor, aynı hırsı bize gösteriyor.

    bu yüzden, direnmeyenler, boyun eğer...

    (bkz: 28 şubat 2016 ekşisözlük direnişi)
    (bkz: bütün entry'lerini silen yazarlar listesi)

    orjinal entry :

    unutulmayacaklar ve her zaman onurumuz kalacaklardır.

    berkin elvan (15) - öğrenci
    ali ismail korkmaz (19) -öğrenci
    mehmet ayvalıtaş (20) -işçi
    abdullah cömert (22) -işçi
    ethem sarısülük (26) -işçi
    medeni yıldırım (18) - öğrenci
    ahmet atakan (22) - öğrenci

    gün atmasıyla taksim gezi parkına yıkım için giren iş makineleri tarafından yapılan işgal. an itibari ile ayağa kalk taksim platformu twitterdan duyuruyor. herkesi gezi parkına bekliyorlar.

    https://twitter.com/ayagakalktaksim

    (bkz: 15 haziran 2013 taksim'de kaybolan çocuklar)
    (bkz: direnişçilere uygulanan azgın polis terörü)
    (bkz: taksim meydanı'nda kıpırdamadan duran adam)

    edit:

    önce basit bir yıkım gibiydi. her zamanki akp rezilliği, yine bir kaç kişi gelmiş yine bir şeyler yıkılacaktı. off poff yine gitti derken...
    önce onlar geldi, ertesi gün yüzleri izledi sayı binler derken bir anda dünyanın dört bir yanından milyonlar direngeziparkı dedi. o, herkesin korkarak yanından, içinden geçtiği sadece arkadaşını veya otobüsü beklemek için kullandığı park, 40 yıldır uyuyan bir halka, 10 yıldır ise yapacağa çocuğa gideceği yere kadar karışan bir dikteye baş kaldırının sembolü oldu. dünyanın dört bir yanından destekle güçlenen ülkenin gençleri yedikleri biber gazlarına, sopalara, coplara, taşlara ve hayatımızın bir parçası olan toma'lara karşı koyarak, apolitik tavrından silkelenerek dikteyi yıkmak için baş kaldırdı. yüzlerce insan yaralandı, bazı arkadaşlarımızı en güzel yaşında kaybettik, bazılarında ise hayatlarında hep hatırlayacağı yaralara sahip oldu. ama oldu. ilk defa benim gibi bir çok genç bu ülkede yaşamaktan gurur duydu, harbiye'den dağ başını duman almış ile yürürken, bu sefer insanlar bu ülkede yaşanmaz derken nasıl birlik olunacağını öğrendi. ilk defa sözlükte türkiye'den siktir olup gitmek yerine, ihtiyaç listeleri, sağlık noktaları konuşuldu. ilk defa birbirlerini her fırsatta öldürmeye çalışan renkler omuz omuza çarpıştı...

    bir ağaç öldü, bir millet uyandı.

    uyanan herkese sonsuz teşekkürler...
  • lan birer birer anılar geçiyor gözümün önünden şu mesai bitimine az zaman kala.

    bugün ne yaptım?
    hiç bi bok yapmadım.
    oturdum mal gibi, maildi,rapordu, hesaplardı falandı filandı.
    yoruldum mu?
    yoruldum.

    hele bir de gezi zamanlarına gidiyorum.
    saat 17:55, mesai bitimine 5 dakika var, üstümü değiştirmeye tuvalete gidiyorum. gömlekli pantolonlu ben gidiyor, yerine tam teçhizatlı bir direnişçi geliyor.
    sesi hafiften kısık.
    bir önceki gün biraz fazla bağırmış.
    gidecek birazdan esas mesaisi başlayacak çünkü.
    liseli ve üniversiteli kardeşleri yorulmuşlardır, onlardan devralacak nöbeti.

    kapitalci müdürünün eleştiren gözlerinden sıyrılıyor, aşağıda karakola her daim muhbirlik yapan bekçi, kısık gözlerle süzüyor.
    kimseye eyvallahımız yok diyerek geçiyorum önünden.
    ardımdan anarşik bunlar falan diyor, pis herif.

    ohhh, miss gibi hava, ciğerlerime hayat enerjisi doluyor.
    önce şöyle bir basmane'yi kolaçan edeyim. dikkat et ama sağda sola, pusmuştur yasal faşistler.
    pek hareket yok gibi, şimdilik basmane'de.

    alsancağa doğru yola koyuluyorum.
    yanımda ellerinden tuttuğum sevdiceğim, gözlerimin içine bakıyor.
    ya hep beraber ya hiçbirimiz...

    bir iki haberleşiyoruz, deniz tarafından gelin diyorlar.
    sağımızdan solumuzdan sırt çantalı gençler geçiyor, kızlı erkekli.... aralarında sevip de söyleyemeyen de var. kavgasına aşık olan da. heyytt bee hepsi nasıl da enerjik.
    isyan değil bu, daha fazlası geleceklerini koparım almak istiyorlar karanlık ellerden...

    bir kaç genç daha, ellerinde flamalar, hangi parti falan kim diye bakmıyorum, oradalar ya, omuz omuzalar ya, faşizme karşılar ya, hangi parti olduğu, kürt,türk,çingene kısacası kim olduğu önemli değil.

    kulaklarım uğulduyor, sloganlar, ıslıklar.. gençlerin ateşi yanıyor izmir'de.
    karanlık ellere karşı, haksızlığa karşı.

    bebek arabalarında aileler görüyorum.
    yaşlı amcalar teyzeler.
    kimi balkondan tava çalıyor. olsun, gücü yoksa buraya gelmeye deme ki.

    aynı anda türkiye'nin her yerinde, hepimiz tek bir güç oluveriyoruz, baronların korktuğu karşısında titrediği güç.

    bugün aylardan eylül yıl 2014....
    hatırlıyorum sizi, hepinizi.
    hepiniz birer kahraman, hepimizin içinde gizli bir güç var.
    iyi ki vardınız, iyi ki varsınız.
  • gezi parkındaki insanlara terörist diyen a be öküzüm. mesele tabi ki ağaç değildi. mesele ben yaptım oldu diyen bir zihniyete başkaldırıydı. oy çokluğunu eline geçirdi diye memleketin sahibi sananlara tokat gibi bir cevaptı gezi parkı. durakları yıkanlarla hesaplaşacakmış, a be gerizekalı saray yapmak için ağaç kesenlerle neden gidip hesaplaşmıyorsun? gücün, güçlünün yanında olmak ne kadar kolay değil mi? hah işte o vatan haini dediklerin, o gün güçlünün karşısında duranlardır. bu senin asla yapamayacağın bir şey. hayalini bile kuramayacağın bir şey.
    edit : mesaj atarak sizi ezeceğiz, geberteceğiz, bu daha başlangıç diyen siyasal islamcı piçler. asıl vatan haini sizsiniz.
  • madem gezi'nin yıl dönümü bugün ben de kendi anarşik! hikayelerimi paylaşayım.

    izmir'de ilk eylemler taksim'den 3 gün sonra 31 mayıs 2013'te başlamıştı, gezi parkı 3 gündür savaşıyordu ve biz onlara destek olmak için sosyal medya üzerinden örgütlenip bir eylem yapma planındaydık.

    bir perşembe günüydü ama benim akşamı bekleyecek sabrım yoktu, yazdığım 3 adet pankartla tek başıma gidip alsancak vapur iskelesinin önüne oturdum. o bölge gençlerin yoğunlukta olduğu bir bölge ve vapura gidip gelenler yüzünden bir insan sirkülasyonu var. pankartları gören geldi yavaş yavaş önce on, sonra yüz en son binler olduk...

    o gün orada çekilen fotoğraflarım gazetelerde ve sosyal medyada sıkça paylaşılınca hedef bile gösterildim ama tabi o zamanlar kanımız deli akıyordu ve gözümüzü hiçbir şey korkutmuyordu. şehrin ve eylemlerin tam merkezinde yaşıyordum. eyleme katılan arkadaşlarım hatta tanımadığım bir çok eylemci arkadaşım kah dinlenmek, kah konaklamak için evimi kullanıyordu.

    taksim dayanışma platformu gezi için 1 milyon kişilik destek çağrısı yapınca direnişte arkadaş olduğum insanlarla bir otomobilin içinde 7 kişi istanbul'a desteğe gitmeye karar verdik. çok aksiyonlu bir yolculuğun ardından istanbul'a vardığımızda saat sabahın 6'sıydı ve taksim adeta hayalet bir şehri andırıyordu.

    yaşadığım en sert direniş ile orada karşılaştım. polisin acımasız yüzü ile meclis-i mebusan caddesinde daha yakından tanıştım, bugün şans eseri yaşıyorsam yahut sakat kalmadıysam polisin benim yerime yanımda ki direnişçinin boynuna jop ile vurmasıdır sebebi hepsi bu. bir şekilde o büyük eylemden 1-2 gün sonra izmir'e sağ salim dönmeyi başardık.

    ardından ankara'ya kızılay'a gittim eyleme. orada bambaşka bir faşizm ile karşılaştım. sokaklarda polislere yardım eden taksiciler, hiç bilmediğim bir şehirde kaçamadığım ara sokaklar derken yine bir şekilde sağ salim dönebildim izmir'e. belki yaşadıklarımı bir gün yazabilmek için yaşadım diye düşünüyorum. gezi eylemleri süresince izmir eylemleri hariç 3 kez istanbul 1 kez ise ankara'da direnişe katıldım. bu yüzden yargılandım, mahkemede hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmedim çünkü suçsuzdum. nihayetinde beraat ettim ama dediğim gibi ben şanslı kesimdeydim.

    sonra 17-25 aralık patladı, biz akp'nin iç hesaplaşmasından ortaya dökülen ses kayıtlarından bizden kaçıranları dinledik. ayakkabı kutularında sakladıkları geleceğimizi öğrendik.

    16 mart 2014'te akp izmir'de bir miting yaptı. takip edenlerin taşımalı miting dediği türden bir miting. ülkenin dört bir yanından otobüslerle getirilen insanlar alsancak garda indirilip 2. kordondan gündoğdu meydanına kadar yolu yürüyüp meydan girişinden alana alınıyorlardı. bu güzergah benim evimin önüydü ve ben bir şeyler yapmak istiyordum. boş bir ayakkabı kutusu alıp apartmanımın kapısına yaslandım, yanımda ki elektrik kutusunun üzerine ayakkabı kutusunu koyup elimle üstüne vurmaya başladım. önümden geçen insanlar ayakkabı kutusunu görünce bana tepki vermeye başladılar, bazıları chp'nin kasetlerinden bahsetti, bazısı küfertti ama bunlar umurumda bile değildi. bu kez ayakkabı kutusunu elimle yukarı kaldırdım akın akın önümden geçen binlerce insanın bir ayakkabı kutusuna verdikleri tepki inanılmazdı. bu durum yaklaşık 45 dakika kadar sürdü, o esnada bir gazeteci ve bir dergi yazarı gelerek fotoğrafımı çekti, ismimi kullanıp haber yapıp yapamayacaklarını sordular, bunun bir eylem olup olmadığını sordular hepsine cevabım aynıydı. bu bir eylemdir ve ismimi kullanmanızda bir sakınca yoktur. sonra olayın en trajik yeri geldi 45 dakika sonra 2 sivil polis şikayet üzerine ayakkabı kutumu almak üzere geldiklerini söylediler.

    -şaşırmıştım, ayakkabı kutusu nasıl suç unsuru olabilirdi ve nasıl elimden alınabilirdi. polisler ''ayakkabı kutusu göstererek insanları tahrik etmek'' suçlamasıyla bunu yapacaklarını söylediler. -kimin neyden tahrik olacağının nasıl belirlediklerini sormam üzerine '' son dönemde yaşanan olaylar yüzünden bunu yapmak zorunda olduklarını söyleyip'' ayakkabı kutusunu alarak gittiler.

    -evet şaka değil benim ayakkabı kutumu göz altına aldılar.

    tabi kimilerince anarşik denilen eylemlerim burada bitmedi arada bir çok şey oldu ama açıkçası ben en ilginçlerini seçmeye çalışıyorum.

    15 ekim 2015 tarihinde pınar karşıyaka eurolegue mücadelesinde barcelona ile karşılaşıyordu. küçük bir pankart yaptırdım üzerinde berkin'in fotoğrafı vardı ve ''ben berkin elvan katilimi tanıyorsunuz'' yazıyordu. hep birlikte her zamanki yerimiz olan rakip benchin arkasına yerleştik ve ben seromoni esnasında pankartı ellerimde havaya kaldırdım. karşıyaka taraftarı zaten duruş olarak muhalif bir duruştadır pankartla birlikte bir an da ortalık alkış ve ıslıkla büyük bir protestoyla doldu. bu durum spor şubeden polisler gelene kadar sürdü. bugün bile hala şaşırdığım bir diyalogla spor şubeden gelen polisler bana direkt ismimle hitap edip pankartı almak zorunda olduklarını söylediler. tıpkı ayakkabı kutumda olduğu gibi verdiğim mücadele başarılı olamadı ve polisler bu kez üzerinde hiç bir suç unsuru olmayan pankartımı aldılar.

    gezi benim için her an her yerde bu düzene isyan etmek demekti. anarşiydi ama birinin malına veya canına zarar vermek değildi. aksine tüm eylemler boyunca kimsenin ne malına ne canına zarar vermeyip korudum ama söyleyeceğim şeylerden bana zarar gelecek diye söylememezlik hiç yapmadım.

    gezi benim için kırmızılı kadındı, kitap okuyan çocuktu. bugün 37 yaşında orta yaşı geçmiş bir adam olarak hala her imkan bulduğumda bu düzene karşı anarşizmden vazgeçmiş değilim. bu düzen yıkılacak biliyorum ve ben günün birinde çocuklarıma bu düzen yıkılsın diye elimden geleni yaptığımı söyleyeceğim.

    o pankartlar şimdi
    alnımızda duruyor
    alnımızın akı gibi.

    ben asarken büyüdüm
    sen taşırken vuruldun
    gençliğimiz düştü üstüne.

    iyi ki doğdun gezi parkı...
  • olm size bir sey diyim mi. format falan da umrumda degil artik. bodos yaziyorum. yaklasik 2 saat once polis uzerimize oldurmeye geldi. sersemletici ses bombalari, araliksiz saatlerce biber gazlari, tazyikli su... yine de istiklaldeydik fakat en son uzerimize oldurmeye geldiler. gaz bombasi atmadilar. gaz bombasi ile ates ettiler. gozumle gordum. binalara da attilar. tunele kadar surduler bizi. ınsanlar korkudan birbirini ezecekti. ama herkes sagduyulu davrandi. kizlari cocuklari korudu millet. herkes yardimlasti. ve sadece istiklalde benim orada bulunduğum 6saat 7saat boyunca 200 binden fazla insan vardi. bizi oldurmeyi goze almislardi olm. bunu unutma. ne olursan ol. hicsevme beni. ama bil bizi oldurmeyi goze almislardi.

    edit : kefal ispiyoncu. kafanı kullan azıcık.
  • o anlardan aklıma kalan bir kaç kare var onlardan biri de alsancak’taki özsüt’ün çevik kuvvet polislerini görür görmez bizi içeri alıp kapılarını kilitlemeseydi, camlardan oluştuğu için bütün dört bir yanı poliste haliyle görüyordu bizi sonra bizi dehliz gibi bir yere gönderdi oraya geçin demişti, biz bir süre geçmişti ve yüzümüze gözümüze sürmemiz için süt vermişlerdi. dışardan sesler gelince dayanamadık çıktık oradan hemen kapının önünde iki lgbt’li iki genci dövüyordu polis, bir kadın arkadaşım vardı hemen kapıyı açtı ama nasıl bir çeviklikle onları içeri aldı hayret kalmıştım. çocuklar içeri girer girmez dizlerinin üstüne çöküp çocuk gibi polisler bizi dövdü diye ağlamaya başladılar. sonra polisler yetmedi camları tekmelemeye ve özsütün sandalyelerini devirmeye başladı. en sonunda da sahibi dayanamadı ve bağırdı onlara burası benim yerim ve özel mülküm buraya giremezsiniz deyip yaklaşık 50 60 kişiyi onların gazabından korumuştu. bu yüzden özsütün yeri bende ayrıdır. alsancak kıbrıs şehitleri caddesindeki özsütün.

    gece gece aklıma geldi sebepsiz.
  • sıradan biri gibi görünmeye çalışan trolleri pazar pazar dezenformasyon kastırmış direniş.

    bi de ciddi ciddi yazmış.

    not:zaten onlardaydı da isterseniz götünüzü de verebilirsiniz akp'ye.
  • ilk şu çadırın kurulması ile başlayan ve şu tweet ile duyurulan ve tüm türkiye'ye dalga dalga yayılan direniş.

hesabın var mı? giriş yap