şükela:  tümü | bugün
  • change.org’da başlayıp twitter’da büyüyen kampanya. 8 yıldır süren bir dramın hikayesi. okuyunuz efendim (kampanyaya ulaşabileceğiniz ilgili link https://twitter.com/…kci/status/1000033815711113217)

    'kızlarım nazenin ve #nevbahar ın doğumu için hem doktorumuzun tavsiyesi hem de kuvöz ihtiyacı olması durumda sgk’nın karşılıyor olması sebepleriyle medikal park bahçelievler hastanesini tercih ettik ve 3 eylül 2010 tarihinde, 8 dakika arayla önce nazenin 1280 gram, sonra da nevbahar 2050 gram olarak normal doğumla sorunsuz dünyaya geldiler ve doğum 30 dk sürdü. doğum doktorumuz, kilosu çok düşük olduğu için ve tahlillerin tamamlanması gerektiği için nazenin’in küvözde yatması gerektiğini söyledi. diğer kızım nevbahar’ın ise çok iyi olduğunu ancak kardeşinden hemen ayrılmaması gerektiğini ve birkaç gün içinde taburcu edileceği söylediği için hiç itiraz etmeden kabul ettik.
    hastanede kaldıkları süre içerisinde, yeni doğan yoğun bakım sorumlusu dr. gonca vardar’dan da kızlarımın iyi olduğuna dair sürekli görüş alındı. 13 eylül 2010 pazartesi günü kızlarımı ziyarete gittiğimde nevbahar’ın küvözünün üzerine “kranial usg çekilecek” yazsını gördüm. o gün ilk defa gonca vardar ile yüz yüze görüştük ve kendisi kızlarımın çok iyi olduğunu ve 18 eylül 2010 cumartesi günü taburcu olacaklarını söyledi.küvözün üzerindeki yazının ne olduğunu sorduğumda ise “doğumdan hemen sonra beyin kanaması geçirdi.ancak önemli bir şey değil. şu anda sorun yok ve sadece kontrol amaçlı çekiyoruz” cevabını aldım. halbuki ne doğum sırasında ne de sonrasında kızlarımın, özellikle nevbahar’ın sağlığı ile ilgili ortada herhangi bir sorun yoktu.
    dr. gonca vardar tarafından o güne kadar kızlarımın sağlığının çok iyi olduğu söylenmesine ve kızlarımda gözle görülür bir sorun olmamasına rağmen, 14 eylül 2010 salı günü hastaneye gittiğimizde kızım nevbahar’ın hidrosefali olduğu söylendi. 16 eylül 2010 tarihinde gonca vardar tarafından telefon ile arandık ve hastanede nörolog olmadığı, 250 tl ödemeyi kabul edersek dışarıdan nörolog getirebileceklerini söylediler ve haliyle kabul ettik. 18 eylül 2010 cumartesi günü, biz yoğun bakım önünde doktorun gelmesini beklerken, bize hiçbir haber verilmeden kızım nevbahar’a tomografi çekilmiş. 1 nörolog, 3 çocuk doktoru yanımıza gelip kızım nevbahar’ın ileri derecede hidrosefali olduğunu ve gidişata bağlı olarak 3 operasyon geçirmesi gerektiğini söylediler. bir daha bizden habersiz hiçbir şekilde kızıma dokunulmamasını söyleyip odadan ayrıldım. bu olaydan sonra 2 hafta boyunca kızımı alıp başka bir hastaneye götürmek istedim. ancak tedavi gördüğü için izin verilmeyeceğini, eğer alınırsa hastanenin bize dava açacağını söyledikleri için kızımı hastaneden çıkartamadım. ek olarak; tomografi çekiminden sonra yoğun bakımda kızıma hemşirelik yapan melek altun koca isimli şahıs, ertesi gün doktor sıfatıyla nöroşirurji doktorundan kızım için konsültasyon talebinde bulunmuştur. hastanede kaldığı süre boyunca bütün usg’leri ve raporlarını binbir zorluk ve ısrarla alıp hepsini tek tek dosyaladım.
    2 ekim 2010 tarihinde kızlarım, diğer tüm bebekler gibi çok sağlıklılar denilerek medikal park hastanesinden taburcu edildi ve aynı gün eve gittiğimizde kızım #nevbahar ın alnındaki izi fark ettim ve bir çok doktora göstermemize rağmen hiç kimse mantıklı bir açıklama yapamadı. kızım nevbahar büyüdükçe fiziksel yetersizlikleri fark etmeye başladık. örneğin kafasını ancak 10 aylıkken tutmaya başladı. bu yüzden dosyalarını inceleyip araştırmaya başladım ve medikal park hastanesinde bize sorulmadan çekilen tomografide kızımın kafasında bir kırık tespit edildiğini fark ettik fakat kızım tamamen sağlıklı denerek taburcu edilmişti hastaneden. epikriz’de ise kızım nevbahar’ın doğarken mor olarak dünyaya geldiği ve oksijen desteği ile kuvöze alındığını yazılıydı. halbuki nevbahar pembe renkli ve ağlayarak dünyaya gelmişti. kilosu düşük olduğu için küvöze alınması gereken nazenin’di. doğan her bebeğin topuk kanının toplum sağlığı merkezi’ne gönderilmesi gerekirken kızım nevbahar’ın topuk kanının gönderilmediğini yıllar sonra toplum sağlığı merkezi’nin “sadece ölü doğanların topuk kanı gönderilmez. kızınız öldü mü?” sorusuyla öğrendik. yaşadığım şoku anlatacak kelime bulamıyorum bu soru karşısında. topuk kanı konusunda bimer’e şikayet ettiğimde, hastanenin testi yaptığına ancak yanlışlıkla toplum sağlık merkezi kayıtlarına girmediğine dair cevap geldi. bununla ilgili de hastane hakkında suç duyurusunda bulundum. eylül 2011’de tüm evrakları ilk avukatımıza gönderdik. kendisi doktor görüşü aldıktan sonra hemen dava açılacağını ve bu davayı ücretsiz takip edeceğini söylemesine rağmen 2013 yılına kadar hiçbir şey yapmadı.
    ağustos 2013 yılında kızım nevbahar’ı kontrol amaçlı götürdüğüm bir göz doktoru epikriz ile birlikte gitmemizi isteyince evrakları ilk avukattan geri istedik. bunun akabinde bu avukat apar topar bir dava açtı ve biz ısrarla ceza davası istememize rağmen davanın asliye hukukta açıldığını öğrendik ki asıl skandallar bundan sonra başladı. yoğun bakım kamera kayıtlarını ısrarla istenmesini talep ettiğim halde, avukatın dava dilekçesine bunu eklemediğini fark ettik ve dava sırasında hastanenin şahitlerine sorulmasını istediğim soruların hiç birini şahitlere sormadı. tomografide rapor edilen kırık için tanıdığı doktorlardan görüş almayı talep ettim ancak ıraklı bir doktor tanıdığı olduğunu ve ne zaman türkiye’ye geleceğini bilmediğini söyledi.
    2014 yılında kızımı bir çocuk cerrahı olan bir profesöre götürdüm ve kendisi bu kırığın, düşme ile olabileceğini söyleyen ilk doktor oldu kendisi ve bunun üzerine mahkemeden bilirkişi raporu talep ettim. kızım 3 kelimelik cümleler kurabildiği halde mahkemenin atadığı ilk bilirkişi kızımda zeka yetersizliği olduğuna dair bir rapor yazdı. akabinde şişli etfal hastanesinden aldığım “sadece fiziksel yetersizlik” tanısıyla bu raporu çürütünce mahkeme ikinci bir bilirkişi heyetine yönlendirdi ve heyet, sadece epikriz raporuna bakarak hastanenin gerekli uygulamayı yaptığını raporladılar fakat her biri ayrı bir rapor verdiği için mahkeme bizi üçüncü bir bilirkişi olan prof. mehmet vural’a sevk etti. bu arada, bu bilirkişiye sevkin görüldüğü mahkemeden 3 gün önce avukatımız kendisine sormadan delil bulmamızı bahane ederek davadan istifa etti ve apar topar bir avukat bulup davaya girmek zorunda kaldık. kaldı ki ilk avukat bize bilirkişiyi reddedemeyeceğimizi söylemişti. halbuki bilirkişiyi değil, hakimi bile reddetme hakkımızın olduğunu çok sonradan öğrendim. 3. bilirkişi olarak gittiğimiz prof. mehmet vural tomografide ve kafada kırığın görüldüğünü ancak bunu yazarak kimseyi zan altında bırakamayacağını açık açık söyleyerek tamamen epikrize uygun aleyhimize bir rapor yazarak bizi gönderdi. mahkemede bize kurduğu bu cümleyi ve bu doktorun kızımın kafasının kırıldığı hastanenin doktoru olan sibel özbek ile birlikte bir çok makale yazdığını hakime ilettiğimde, hakim bilirkişiyi reddederek dosyamızı adli tıp kurumu’na sevk etti. evet, kimseyi zan altında bırakamam diyen prof. mehmet vural, bahsi geçen hastanenin bir doktoru ile birden fazla makale yazmıştı. adli tıp kurumu, hastaneden eksik evrakların tamamlanmasını ve #nevbahar ın bir çocuk doktoru tarafından muayene edilmesini mahkemeden talep etti ancak hastane evrakları bulamadıklarını söyleyip iletmediler ve evrakları kendimiz tamamlayıp dosyaya koyduk.
    25 temmuz 2017’de nevbahar’ı hacettepe tıp fakültesi’ne götürdük. bahadır konuşkan ve miraç yıldırım'a muayenede, kızımın fizyoterapisti olan aynur baş’ın kırık ile ilgili raporunu okuttum ve alnının sol tarafındaki izi gösterdim. önce bu izin alın çizgisi olduğunu iddia ettiler fakat tekrar muayene ettiklerinde orada bir çöküntü olduğunu ve hatta yanında daha derin bir çökük olduğunu kabul ettiler. bunu raporda yazmalarını talep ettiğimde ise böyle bir sorumluluğa giremeyeceklerini söyleyip reddedip odadan çıkarak apar topar bir telefon görüşmesi yaptıktan sonra odaya geri döndüler. iki doktor da olay zamanı çekilen tomografiyi, elle muayenede tespit ettiği kırığı, göz morluklarının olduğu 4 – 5 günlük küvöz fotoğraflarını görmezden gelip uyutmalı mr, genetik ve metabolik kan testi talep ettiler. #nevbahar ın uyutucu sıvıya alerjisi olduğunu ve daha önce bu sıvı yüzünden boğulma tehlikesi geçirip ölümden döndüğünü söylememe rağmen ısrarla mr’ı çektirmemi istediler ve uyutmalı mr çektiremediğimiz için rapor yazmayı reddettiler. bu süre içerisinde görüştüğüm 2 adli tıp doktoru kafadaki bu izin ancak sert bir yere çarpma kaynaklı olarak, bıçak kesiği şeklinde iz oluştuğunu söylemekle kalmayıp, tomografiyi görüp, düşme ya da çarpma kaynaklı bir kanama yaşandığını da onayladılar.
    1 mart taki duruşmada #nevbahar ın kafasının incelenmesini istedim. karşı tarafın itirazlarına rağmen bir üniversite hastanesinin adli tıp bölümüne tekrar sevk edildik. #nevbahar ı randevuya çağırmadıkları ve zaman daraldığı için telefonla aradığımda dosyanın geldiğini, görüntüleri beklediklerini söylediler. radyolojik görüntülerin bulunduğu cd dosyadan yok olmuştu. hemen mahkemeden kağıt çıkarttım, görüntüleri hazırlayıp 30 nisan da hastaneye teslim ettim. geçen hafta yine aradım muayeneyi teyid etmek için ancak eski görüntüleri bir heyet ile incelediklerini, hemen sonra nevbahar'ı muayene için çağıracaklarını ilettiler ve hala davet edilmeyi bekliyorum. kızıma bunu yapanların ve sessiz kalarak suçluları koruyanların bulunması için kampanyama destek vermeye çağırıyorum.'

    demiş anne.
    olayın takipçisi olarak durumu üzgünlük ve şaşkınlıkla izliyorum, umarım başka bebeklerin-ailelerin canı yanmaz.
  • bitmek tükenmek bilmeyen, resmen tıp dünyasının içindeki bazı çürük yumurtaların "biz birbirimizi koruruz, siz başınızın çaresine bakın" demiş kadar olduğu, sözlük gündeminden düşmemesi gereken büyük rezillik.

    (bkz: up up up)
  • şu memlekette ahlaksızların, çocuk tecavüzcülerinin, katillerin, hırsızların birbirini koruduğu kadar biz birbirimizi koruyup kenetlenemiyoruz.

    bu rezalette yeni doğmuş bir bebeğe zarar verenleri korumak için birbirine kenetlenen ve bu uğurda satın alınan kişileri görüyoruz. bir annenin senelerdir süren adalet arayışında nasıl da ahlaksızca engellerle karşılaştığını görüyoruz.

    buna karşı elimizden tek gelenin bir change.org sayfası imzalaması da çok acı ama, şahsen ben baktığımda görmezden gelemedim. siz de gelmeyin. 8 senedir adalet arayan bu aileye elinizden gelen desteği gösterin.
  • yazıyı okurken hastanenin tutumundan dolayı bebeğin düşürülmüş olabileceğinden şüphelendim. okumaya devam ettikçe de düşüncemde haklı olduğumu gördüm. hastaneler için de avukat için de soruşturma yapılmalı. umarım dava sonuçlanır ve gerçek ortaya çıkar.
  • yazıklar olsun. sürekli gündemde kalması gereken hayati bir rezalet.
  • hastanelerin ticarethaneye dönüşmesinin acı sonuçlarından biri.
  • vay onun bunun medical parkı
  • change.org direkt linki budur
    adaletin yerini bulmasi dilegi ile...
  • nevbahar kızımız için, adalet için gündemde kalması gereken rezalet. (bkz: nevbahar neden yürüyemiyor)