şükela:  tümü | bugün
  • fanatik gazetesinin ertesi gün attığı başlık aynen şudur: potaya bomba düştü. önce asvel efesi, sonra aris tofaşı yener ve kapkara bir tarih olarak 3 nisan 1997 hafızalara kazınır.
  • bursada açilan
    -efese final fourda basarilar
    istanbulda açilan
    -koraç sampiyonu tofas pankartlarinin
    ardindan avucumuzu yaladigimiz maçin basinda tofasin bosnak power forvetinin (bkz: samir avdic) sakatlanmasiyla kaybettigimz maç (maçlar)
  • aris buraya gelmeden önceki turlardan birinde james bryson, gary alexander ve nihat mala'nın oynadığı beşiktaş'ı da yenmiş idi. tofaş ise genelde rahat maçlar ile çıkmıştı, hatta yarı finalde bir polonya takımı yenmişlerdi ki, şimdilerde esamesi okunmadığından adını dahi anımsamak zor. aynı takım meysu'yu elemişti yalnız. tabii önceki senelere nazaran kupadaki takım kalitesinin bu şekilde düşmesi böyle bir finali ortaya çıkardı.
    maça gelirsek; esasında avdic'in sakatlığına rağmen ilk yarı istenilen şekilde gitse de ikinci yarı başıyla birlikte tofaş dağılmıştı. jose ortiz içeriyi haşat etmiş, vasat bir skorer olan italyan doni de o gün kaplan kesilmişti. tofaş'ta steven rogers'ın tek başına çabaları anımsanır. rashard griffith de kötü bir günündeydi, bayağı serbest atışı kaçırmasından ötürü kulaklarını epeyce çınlatmıştık.
    maç bitmeden salon da boşaltılmıştı, hakikaten kara perşembeydi.
  • lise yıllarımda tuttuğum günlükte bu günü şöyle tanımlamışım:

    'yurt müdüründen izin alabilirsek (liseyi parasız yatılı okudum) bugün tofaş maçına gidicez.türker,onur,emre ve savaş'la...yanımızda sulu boya götürüp yüzümüzü boyuycaz.hatta emre 'anne bak cine5'teyiz' yazılı pankart bile hazırlamış...'

    evet kara perşembe'de ben de o salondaydım...öncelikle şunu belirteyim;finalin ilk maçı yunanistan'da oynanmış ve tofaş o maçı 11 sayı farkla kazanmıştı.yani kupayı almak için bursa'da 10 sayı farklı yenilgi bile yeterliydi...şölen havasında başlayan maçın hemen başlangıcında samir avdiç'in sakatlanması ne kadar etkili oldu bilemiyorum ama o gün tofaş hakikaten çok kötü oynadı!..hele şemsettin baş!...ki kendisi maçın son anlarında hücum sırasında topu kaptırmış,sonrasında da arisli oyuncuya basket foul yapmıştır.yanlış hatırlamıyorsam son 11sn.'de gerçekleşen bu olayla birlikte (fark aris lehine 18 sayıya çıkmıştı) ortalık karışmıştır.

    maç öncesinde salona giren her seyirciye tofaş bayrağı dağıtılmıştı.bu bayraklar yaklaşık 30-40 cm. uzunluğunda plastik sopalara takılıydı..ortalığın karıştığı anlarda bu plastik sopalar sahaya fırlatılmaya başlandı..yüzlercesi...kötü bir manzaraydı hakikaten..ve utanarak söylüyorum ben de elimdeki bayrağı sopasından sıyırıp sahaya fırlattım...(hiç bir oyuncuya isabet etmedi)..salon boşaltıldı...kalabalık üzgün ve kızgın şekilde evinin yolunu tuttu..darmstad caddesinden eski santral garajına doğru ilerlerken birden gökyüzü aydınlandı! kupanın kazanılacağına inanan yönetim havai fişek gösterisi hazırlamış.kaybedildiği halde de kullanmaya karar vermişler!.o moral bozukluğu ile birkaç dakika boyunca havai fişek gösterisini izledik…

    akabinde de eski hayatımıza geri döndük.unutmadan ; sulu boya ile yüzümüzü boyadık!..cine5 , etkili pankartımız sayesinde birkaç kez ekrana taşıdı bizi!..ve son olarak o gün dağıtılan bayrağı hala sakladığımı belirtmek istiyorum...hazine sandığımda, yine o gün dağıtılan tofaş marşı ile birlikte..

    o günleri hep özlemle anarım..bana basketbolu sevdiren tofaş’tı…hele hele david rivers’lı ,mehmet okur,alper yılmaz,slaven rimacve rashard griffith’li efsane kadro ile 2 yıl üst üste kazanılan şampiyonluklar,avrupa maçlarında barcelona,panathinaikos gibi dev takımları eze eze yendiğimiz o günler gerçekten unutulmazdı!.

    tofaş kapatıldı,bu ligin tadı kalmadı…alper yılmaz’ın (bkz: kelepçe)etkili savunması ile efsane naumoski’yi sinirden ağlattığı sahneyi ,slaven rimac ile ibrahim kutluay’ın üçlük düellosunu ,mehmet okur’un oyak renault’tan gelip adım adım yükselişini,hidayet türkoğlu’nun tıfıl hallerini ,attığı her basketten sonra deli gibi nasıl sevindiğini gözleriyle görmüş bir basketbolsever olarak şuan ki basketbol liginin ne kadar yavan olduğunu bir kez daha dile getirip hey gidi günler diyorum
  • masmavi bembeyaz tofaş tofaş sas'ımın, nasıl olduğunu anlamadan 70-88 kaybettiği; hatırladıkça bana "ah be!" çektiren maç.

    yatılıydım. perşembe günü fizik sınavım vardı; ama ben çarşamba günü için annemden izin kağıdını istemiştim. yatakhane sorumlusu - izin kağıdı bir türlü gelmeyince - beni bir arabanın bagajına atmış, okuldan çıkarmıştı (izin kağıdının sonra elinde olacağına dair bana güvenmişti - ki hala da bu davranışından dolayı kendisine müteşekkirimdir).

    çarşamba akşamı müthiş olmuştu. 2 nisan 1997 türkiye hollanda maçını türkiye orta yapamayan ilker yağcıoğlu'nun ortasına hakan şükür'ün vurduğu kafayla 1-0 kazanmış, ertesi güne dair olan iyimserliğime tavan yaptırmıştı. hem zaten biz onları deplasmanda 11 sayıyla yenmemiş miydik?

    tanıdıklar vasıtasıyla elde edilen torpilli biletlerimiz sayesinde, millet sabahın köründe sıraya girip maça gitmişken, kuzenimle ben öğleden sonra 3 gibi salona teşrif ettik. aslında kapıdaki polisin - sahaya atabiliriz inancıyla - kuzenimin güzelim sony walkman'ine el koymasından ve benim cebimdeki smintlerin kutusunu alıp yapış yapış şekerleri elime tutturmasından durumun sakat olduğunu anlamalıydık; ama hala başımız göklerde dolaşıyorduk. içerideki ambiansı anlatmaya uğraşmayacağım; ama tofaş kulübü dahil herkesin "kupayı aldık" diye düşündüğü barizdi.

    sonra maç başladı ve hayvanın biri samir avdiç'in (bkz: samir aydın) bileğine basıp adamı sakatladı. sonra o oldu, bu oldu, maçın bitimine - yanlış hatırlamıyorsam - 30-40 saniye falan kala salon boşaltıldı. o noktada, hayatında kardeşinden ve kuzeninden başka kimseyle kavga etmemiş, es kaza birisine vurur da öldürürsem falan gibi korkuları olan ben, hüngür hüngür ağlayarak, "en büyük taraftar oyuncular sahtekar" diye bağıran bir gruba doğru, sinirimi ve üzüntümü bastırmak için koşmaya başladım. kuzenimin yetişip araya girmesi olayın bir kaç sözlü sataşmaya dönüşmesini ve benim dayak yemekten kurtulmamı sağladı - ki hala şaşarım nasıl saldırmaya kalktığıma.

    çok kızmıştım be sözlük! daha 30-40 saniye var maçın bitimine. basketbolda olmaz diye bir şey yok ve fark aslında sadece 18 sayı. ben fizik sınavını kaçırmışım tofaş'ın kupa alışını görmek için (hayatımda ilk defa 3 geldi bir fen dersim). 30 saniyede 8 sayı nedir ki? üstelik senin takımında rogers, şemsettin, cüneyt, alanovic ve hatta duruma göre murat falan gibi üçlükleri leblebi gibi atan adamlar varken; üstelik kaçan üçlüklerin ribauntlarını toplayacak rashard'ın - ve yine - murat'ın varken... hem atamasak n'olacaktı ki? yegane başarıları 90-91 sezonunda finalde fenerbahçe'ye kaybetmek ve her sezon ligi 3. veya 4. bitirmek ve play-off yarı finali oynamak olan takımın bir avrupa kupasında finale yükselmiş. sevin, gurur duy, üzülsen bile alkışlarla yolla takımını...

    velhasılı kelam kendimden başka tüm bursa seyircisine gıcık olmaya başladığım ve tofaş maçlarını teksas'ın arasında değil de biraz daha fazla para vererek önde (benzeri bursaspor maçları için de geçerlidir) seyretmeme sebep olmuş maçtır bu maç.

    not: haklarını yemeyeyim. onlar olmasa alper'in ibo turnikeye çıkarken elinden topu çekip almasını, mulaomerovic'in alper'e çelme takmasını falan bu kadar net görüp hatırlamayacaktım, ama bunlar kralım, başka bir öyküde anlatılacak. (bkz: conan).
  • ertesi gün bursa'nın hayalet şehir olmasına neden olmuş maçtır. 4 nisan 1997 günü yoktur, olmamıştır.
  • kimse hatırlamak istemediğinden yazmamış galiba ama maç aris lehine 88-70 sonuçlanmıştı. 26 mart 1997 aris tofaş maçı'nın 77-66'lık skorundan kalan 11 sayılık avantaj ise öyle bakakalmıştı bu skora.
  • futboldaki karşılığı (bkz: 18 mart 1992 galatasaray werder bremen maçı)dır.

    bir kuşağın ruhunda iz bırakmış bir travmadır bu maç.
  • 24 saat önce sadece 5 adım yukarıda yani bursa atatürk stadında tüm türkiyeyi sevinçten sokakalara dökmüş maç oynanmıştır (bkz: 2 nisan 1997 türkiye hollanda maçı)

    d.k. favorisi hollandayı yenmiş maçta dalıcı gözlüklü seedorf penaltı kaçırmış böylelikle hollanda dünya 3.lüğüne kadar giden yolda tek mağlubiyetini türkiye'den almış oluyordu.

    24 saat sonra tüm türkiye başka bir spor dalında nefesleri tutmuştu aslında nefes tutmaya gerek bile yoktu 10 sayılık skor avantajı ve ev sahibiydik yani olayın meydana geleceği yer bu sefer yer sadece 5 adım aşağısıydı.

    bu tofaş elendi ... inanması çok zor ama elendi işte...

    tüm türkiye 24 saat arayla sevinci ve hüznü bir arada yaşadı evet sevincin ve hüznün arasındaki mesafe sadece 5 metreydi.