şükela:  tümü | bugün
  • sonucunda en az futbolcular kadar payım olan bir maçtır. açıklamadan önce (bkz: sozluge ani serpistirmek)
    devamı; uefa kupasını aldığımız sene tüm maçları 10 kişilik arkadaş grubuyla türkiyenin en sakat kırathanesinde izliyorduk. kırathanede 10 dakika da bir adam yaralama, yer kavgası falan oluyordu ama sonucta bizim için uğurluydu burası. galatasarayımız için bu riski alıyorduk. neyse efenim uğurun tutabilmesi için herzamanki yerimize, herzamanki sıralamada oturduk.. bir eksiğimiz vardı maç boyunca dalak yememiz gerekiyordu. aramızda ciddi anlamda dalak seven olmamasına rağmen 3 kasim 1999 galatasaray milan macinda son dakikalarda adamın tekinin bize dalak ikram etmesi, bizimde bakalım nası bişeymiş diye yerken, maçın son 5 dakikasında 2 gol atmamız ve bu skorun bize uefa kapısını açması ile yerleşen bir alışkanlıktı. neyse efenim bu real macında da herşey tamamdı ama dalak eksikti. keza ilk yarı 2-0 real üstünlüğü ile sonuclandı tam ikinci yarı baslıycakken kapıda dalakcı göründü. hemen saldırdık ilk posta dalak sonunda golümüz geldi. hemen ikinci postayı aldık derken ikinci gol geldi. bizim dalak olayından sonra gelen golleri ve konuşmalarımızı duyan kahve ahalisi bi anda dalakçıya saldırıp " dalak versene lan çocuklara" diye adamı zorlamaya başladılar. üçüncü posta dalağı kahve ahalisi ısmarladı, bi yandan yerken bi yandan da gol olsun diye dua ediyorduk. keza real orda bi gol atsa kahve ahalisi o asabiyetle ödeşmek için bizim dalakları bıçak darbeleri ile alabilirdi. ve beklenen 3. gol olduğunda sanki golü atmış futbolcular gibi kahvede herkesin sarıldığı, herkesin tebrik ettiği adamlar olduk birden.. 4. posta dalaklar sipariş verildi ama bizim artık dalak yicek halimiz kalmamıştı.. netekim dalakçıda dalak da kalmamıştı. başka dalak olmayınca bu maç ta o skorla bitti. kahve ahalisi bizi diğer maclara da cagirdilar, "gelin cocuklar dalaklar bizden" dediler ama biz olasi bir kotu sonucu dusunerek bir daha o kırathaneye gitmedik. o zamandan beri de galatasaray avrupada istenen basariyi yakalayamaz.. ya işte boyle.
  • fenerbahçelilerin "ne var yani biz de gaziantepsporu 3-0'dan 4-3yendik" tepkisini verdiği maç
  • galatasaray'in 2-0 yenilgiden, 3-2 galibiyete gectigi ve $u anda da boyle goturdugu mac . tarih yaziliyor sanirim ama durun bakalim .
  • bundan 1-2 ay önce bu maç ile ilgili bir hikaye öğrendim. o aralar sözlüğe yazmaya ara verdiğim için bu yazı bu zamana kadar sarktı. anlatacağım hikayeyi şu anda gençlik sporda çalışmakta olan ve üniversitede zamanında ev arkadaşım olan kişi bana aktarmıştır.

    bu yaz bolu'da içerisinde kasımpaşaspor'un da bulunduğu geyikten bir hazırlık turnuvası düzenlenir. bakanlıktan çıkan ani (!) bir karar üzerine bu maçlar iddaa bültenlerine eklenir. gençlik sporda görevli arkadaşı da turnuvaya iddaa'nın gözlemcisi olarak gönderirler. sözüm ona şike vs. gibi olayları denetlemek için gönderilmiştir. neyse... kasımpaşaspor'un yeni kaptanı (yanılmıyorsam) fatih akyel de tabi ki oradadır. benim arkadaş orada turnuva bitene kadar kaç gün kaldı bilmiyorum; fakat fatih akyel'le uzun uzun muhabbet edip neredeyse kanka olabilecek kadar vakit bulmuş. ee fatih'le yarım saat muhabbet yapsanız sözün dönüp dolanıp geleceği yer de şüphesiz efsane real madrid maçı olmalıdır. çoğu galatasaraylı için unutulmaz bir gün olan 3 nisan 2001'de yaşananlar bildiklerimizin çok ötesindeymiş. aslında bundan sonra yazacaklarımı arkadaşımın bana aktardığı gibi direkt fatih akyel ağzından yazmak isterdim; fakat götümüze girebilir endişesi içerisinde daha bir üsturuplu yazacağım.

    malumunuz, ilk yarı galatasaray 2 gol yemiş ve real madrid karşısında muhtemel bir hezimet daha olası gelmeye başlamıştır maçı izleyen kişilere. bu arada fatih ve arif yedek kulübesinde oturmuş en son ne zaman yemek yediklerini düşünmektedirler. ikisinin de karnında çalan ziller onları bir arayışa sürüklemiş ve saha kenarındaki çocuklardan birini çağırıp o tarihi isteği yapmışlar. çocuktan dışarı çıkıp, stadın karşısındaki caddeden iki tane yarım kokoreç almasını istemişler. çocuk yaşadığı bu hayal mi gerçek mi olduğu tam olarak kestirilemeyen anda düşünedururken fatih "hadi len az kaldı devreye. buraya getirme ekmekleri. soyunma odaları giriş tünellerinin orda bekle. alıcaz ordan." demiş ve çocuğu yollamış. eleman ekmekleri almaya giderken neler düşündü, ekmeği yapan ustaya "abi malzemesini bol koy arif'le fatih yiyecek bunları" diyip "hassiktir ulen deyyus!" diye laf yedi mi bilinmez ama hakem ilk yarı düdüğünü öttürdüğünde tam da fatih'in belirttiği lokasyonda elinde poşetle beklemekteymiş. ekmekleri alıp herkesten önce tünele dalan arif ile fatih tabi ki kendilerine kuytu bir köşe bulma arayaşına girip, uygun yer olarak kazan dairelerini bulmuşlar. burada muhtemelen bir kaç ısırıkta yarım ekmeği bünyelerine indiren akabinde gözlerine fer gelmiş topçular bir de çay olsa ne gider diye düşünürken fatih akyel soyunma odasında lucescu'nun hışmıyla karşılanmış. "neredesin sen? capone sakatlandı. oyuna gireceksin çık ısın" lafını duyan fatih "ulan roberto carlos sen mi büyüksün ben mi.....? " düşünceleri içerisinde sahaya çıkmış tekrar. (bu arada bu olayı anlattığım ich "ben capone'un sakatlanmadığını, taktik gereği o değişikliğin olduğunu hatırlıyorum" demiştir.) neyse efendim. ikinci yarı başlıyor bir penaltı oluyor ve 2-1. bu arada fatih akyel "ne zaman ayağıma top gelse sürüyorum roberto carlos'un üstüne, sürüyorum roberto carlos'un üzerine" demiş ve bunun üzerine hasan şaş'a yaptığı asistle galatasaray 2-2'yi yakalamış. ali sami yen gazı almış yer gök inliyorken bir de orta yapıp jardel'e gol attırmaz mı? bütün millet kafayı yemiş o an oradaki herkes hayatının en mutlu anını yaşadığını düşünürken, fatih akyel de bu 2 asistle piyasada tavan yaptık düşünceleri içinde yedek kulübesine doğru koşup milletin üstüne atlamaya hazırlanırken karşıdan iki ellerini açıp sırıtarak " gelmeeee gelmeeee. kusucam valla kusucam kokoreçi!" diyen arif'i buluyor. ben bundan sonrasını yerlere yatmış gülüyor olduğumdan dinleyemedim. eğer maç sonrasında soyunma odasında dansöz çağrılıp sıra gecesi yapıldıysa orasını bilemiyorum. 2-0'dan gelip real madrid'i kanırta kanırta yenmiş, şl'de yarı finale göz kırpmışsın ama işin içerisinde nereden bakarsan bak bir kokoreç hikayesi var.
  • ikinci yarısında hasan şaş'ın luis figo'yu, fatih akyel'in roberto carlos'u maymun ettiği maç olarak zihinlerde yer eden karşılaşma..
  • babamın sürpriz yaparak beni götürdüğü maçtır. stada giderken kazanacağımızı umuyordum ama tabi ki böyle bir maç aklımın ucundan geçmiyordu.
    helguera'nın kafayla attığı golden sonra umutlarım azalmıştı. makelele'nin attığı şuta taffarel'in yapacak hiç birşeyi olmaması da gecenin kötü biteceğine işaretti. ben gecenin böyle biteceğine inanmak istemiyordum. 15 dakkalık devre arası boyunca sahanın yeşil çimlerine bakıp 2. yarıyı düşündüm. babam da devre de yemek almaya giderken "napalım bu gece böyle hüsranla bitti, bu kadarmış" dedi. ancak ben halen gecenin bittiğine inanmak istemiyordum.
    2. yarı başladıktan çok kısa bir süre sonra haklı bir penaltı ile ümit skoru 2-1 yaptığında tribünlerde buruk bir sevinç vardı. ne de olsa real madrid 2-0'dan maçı kolay kolay verecek bir takım değildi. hasan şaş'ın maçı beraberliğe getiren golünün ardından tribünlerdeki sevinç görülmeye değerdi. ancak henüz galibiyet golünün geleceğini ve atmosferin bugüne kadar kimsenin görmediği kadar coşmuş ve güzel olacağını kimse bilmiyordu.
    galatasaray oyunun kontrolünü eline almıştı. real madrid'li oyuncularda maçı 2-0'dan mı vereceğiz korkusu başlamıştı. sağ kanatta fatih'in önüne havadan bir top atıldı. real madrid'li kim olduğunu hatırlamadığım oyuncu atağın tehlikeli olacağını sezmişti ve topu elle kesmeye çalıştı ancak ıskaladı. fatih topla bir dribbling yapıp ortaladı. topun ceza sahasında bekleyen jardel'e gelmesi durumunda "gol" diye ayağa fırlayacağımızdan emindik. nitekim top jardel ile buluştu ve gol vuruşlarındaki başarısını bir kez daha tekrarlayan jardel skoru 3-2 lehimize taşıdı. casillas'ın atladıktan sonra direkle bir olup şaşkın şaşkın saha bakmasını unutamıyorum.
    üçüncü gol sonrası casillas haricinde sahada olan hiç bişeyi hatırlamıyorum. ne jardel'in sevincini, ne real'li oyuncuların şokunu ne de galasaraylı oyuncuların jardel'e doğru koşmasını. tribünde tam anlamıyla çıldırmıştık. hiç tanımadığımız insanlarla sarılıp hep beraber zıpladık, bağırdık, çağırdık. ancak yapılan santraden 3-4 dakika sonra kendime gelmiştim.
    yaklaşık 5-10 dakika sonra da sol kanattan yapılan orta yine jardel ile buluştu ve jardel topu 90'a gönderdi. hepimiz "3-2'de bu kadar çıldırmıştık 4-2 oldu, napıcaz ki biz şimdi" diye şaşırmışken yan hakemin bayrağını çektiğini gördük. eğer o gol verilmiş olsaydı tribünlerde yaşanacak şeyleri tahmin bile edemiyorum. belki de tribünler yıkılacaktı, büyük bir facianın eşiğinden dönüldü*

    yazdım ancak bu maç anlatılmaz yaşanır. o gün stadda olanlar gerçekten hayatları boyunca unutamayacakları bir atmosferi yaşadılar. ayrıca 3. gol öncesinde topu elle kesmeyi deneyip başaramayan real'li oyuncuya beceriksizliği yüzünden teşekkürlerimi iletmek istiyorum. o atak kesilmiş olsa belki de maç 2-2 bitecekti ve tarihi bir maç yerine sadece güzel bir maç izlemiş olacaktık.
  • çekmecelerimi temizlerken ortaya çıktı efenim:
    http://i30.tinypic.com/5a0wwi.jpg

    ayrıca:
    #6278196

    hey gidi hey be, 8.5 sene olmuş....
  • galatasaray'ın üçüncü golünden sonra çılgına dönen seyircilerin zıplayarak yaptığı tezahüratların etkisiyle kapalı tribünün üstündeki ışıkların sallanmasının yeşil zemin üzerinde görülmesi ile dumura uğranılması, akabinde daha fazla dayanamayan ışıkların bir kısmının sönmesi neticesinde oyunun 5 dakika durması ile sonuçlanan olayın gerçekleştiği maç..
  • berbat bir ilk yaridan sonra devre arasinda macin kazanilacagina dair pek bir umut yoktu. yenilen 2 golun yani sira oynanan oyun hic umut verici degildi. hagi durgundu. okan, hasan $a$, umit sahada yok gibiydiler. devre arasinda sigara tuttururken raul, morientes, figo, roberto carlos, mcmanaman, helguera gibi isimleri izlemi$ olmanin bile tadini alamiyorduk.
    2.yariyla birlikte sahada bir firtina esmeye ba$lami$ti. sevdigimiz kaleye dogru (yeni acik tarafi) akin akin geliyorduk. umit davala' nin penalti goluyle "lan olur mu acaba" demi$tik. sagdan fatih' in kesip getirdigi topu hasan $a$ yerden ters ko$eye mihlayinca sevincten cildirmi$tik. yine fatih' in sagdan ortasina mario jardel' in mukemmel yukselip golunu cakmasindan sonra kapalidaki insanlar ne yaptigini nasil bagirdigini $a$irmi$ti. golden sonraki santradan sonra bile insanlar olanlara inanamiyordu.
    mactan once maci kazanmayi umuyorduk tabii ki ama 2-0 dan 3-2 ye gelen maci almak hem de bunu dunyanin en iyi takimina sahip real madrid' e kar$i becermek inanilmaz bir olaydi.
    real madrid' in bizi madrid' te parcalayacagini biliyorduk ama bu umurumuzda bile degildi. ali sami yen stadi boyle bir taraftar, boyle bir co$ku, boyle bir mutluluk gormemi$ti. hele ki macin sonlarina dogru yapilan "i$te boyle her sene boyle madride boyle koyarlar amman" tezahurati yarilmamiza neden olmu$ ve acayip ho$umuza gitmi$ti.
    real madrid' in hocasi bjk' nin $imdiki hocasi del bosque idi.
    ertesi gun radikal' in man$eti harikaydi; "once real, sonra surreal"
    macin diger bir ayrintisi, davala' nin penalti golu galatasaray' in avrupa kupalarindaki 200.goluydu.
  • 10 yaşımdan gün alıyorum, kış gecesi. anneannem gelmiş, sene 99’, evde babam ve ben 21.45’i bekliyoruz. adana’dan iskenderun’a yeni taşınmışız, evde oturma grubu yok. babam mobilyacıya sipariş vermiş, sövüyor hala getirmedi orospuçocukları diye, iki gün geçmiş. adam asker olduğu için, saate, söze çok önem veriyor. neyse, yemekten sonra para verdi, o zamanlar altı sıfırlı banknotlar var, 5 milyon lira’yı al, gidip beyaz leblebi ve bira al dedi. her şampiyonlar ligi maçının klasiği olmuş artık. neyse, maç zamanı evde soba yanıyor. herkes mayışmış, ben heycanlıyım falan. milan’ın 100. yılı, of ki ne of. biliyorsunuz yenerlerse bir üst turdalar, yenemezlerse uefa kupası’na bile gidemiyorlar. ev sıcak olduğu için anneannem uyumuş, kadın çok yaşlı, bu sene vefat etti, 94 yaşında. o zamanlar 80. yaşındaydı. çok severdim anneannemi. iş böyleyken babam da saygıda kusur etmeyelim diye, bağırmayacağız diyor. maç 2-1 olduğu zaman ben umudumu kaybedip, çok net hatırlıyorum 80. dakikada gidip yatıyorum. babam da bağırmıyor tabi ki, küfürlerini sessiz televizyona bakarak ediyor.

    sabah oluyor, üzülerek okula gidiyorum. bir de rosenborg maçında, 3-0 yenildiğimizde üzülerek okula gitmiştim ama sonra onun telafisi oldu, 3-0 almıştık, yaşım 8. şimdi 9 yaşındayım, bu sefer telafisi yok işte. zaten bir de 5 yemişiz siktiğim çelsi’sinden, o zamandan beri hiç sevmem orospu çocuklarını. yine boynum bükük, okul yolunda fenerbahçeli arkadaşlar var. o zamanlar kemalettin’leri, högh’leri, saffet’leri, ilk insan faruk’ları vardı. yıldızlar karmasıydı gözlerinde ama işte bizim hagi’miz vardı lan. hagi’yi ikinci babam olarak görürdüm. neyse yokuşta çıkarken bekliyorum ne zaman lafı çakcak diye, selam bile vermeden gidiyor. -pek samimi değilim onunla.- aynı şekilde bir de beşiktaşlı arkadaşım var, o da öyle gidiyor. sonra lan, bi baktım yaşım daha 10 ama işte amına koyim, anca futbol aşıkları yapar bu hareketi: “önünden geçtiğim bakkalın beyaz demirli gazete köşelerinden fanatik başlığı’na bakmak” eylemi.

    hakan şükür’ün resminin üstüne 32 belki de 48’lik puntolarla
    “yine aslan, yine destan
    galatasaray 3-2 milan”
    yazıyor. http://media.tumblr.com/…line_mkork8f5vv1qz4rgp.jpg

    o anda sevinmedim, şaşırmadım da. sadece çok üzüldüm ve pişmanlık duydum. sonrası malüm işte, bologno’lar, dortmund’lar, leeds’ler, arsenal’ler.

    daha sonra aradan bir yıl geçiyor. şampyonlar ligi çeyrek finali'ne çıkıyoruz. madrid maçı. ilk yarı bitmeden dakika 35 olmuş 2-0, ezim ezim eziliyoruz. babam yok evde, nöbetçi. komşular gelmiş. fanatik galatasaraylı mahmut ve ailesiyle izliyoruz maçı. teleon’unumuz var, ilk maç o zamanlar yine paralıydı. 11 yaşımdayım, şampiyonlar ligi’nde çeyrek final’in ne olduğunu biliyorum. şampiyonlar ligi’ndeki tüm oynadığımız maçları da biliyorum. ilk devre 2-0 bittiğinde, mahmut ve ailesi evden gitti. 5 olacağını düşündüler herhalde. figo, carlos, raul, makalele, helguera, mcmanamen, guti, hierro. lanet olsun, bir adam topu alıp, diğer dünya yıldızına atıyor. annem, “izleme artık istersen” diyor, kadının derdi sabah okula kalkıp, kalkmamam. haklı tabi ki, erken yatarsam içi rahat edecek. eğitimim önemli. ikinci yarı başlıyor, akai televizyonumuz. sami yen inliyor, gol atıyoruz. 2-1 oluyor. seviniyorum. sonra gol atıyoruz, 2-2 oluyor. çok mutluyum ama içimizde hala bir korkuyla karışık heyecan var derken 3-2 oluyor. belki de utançlarından mahmut ve ailesi ikinci yarıya gelmediler. onlar sadece izledikleri televizyon programlarının sağ üst köşesinden maçın nasıl 3-2 olduğunu anlamaya çalıştılar.

    ben maçı sonuna kadar izledim. ilk yarısında ezim ezim ezildiğimiz liverpool maçını da sonuna kadar izlemiştim, 3-2’lik maçı. çünkü ben babamdan öyle gördüm. o gün yanımda sarılacak annem vardı, gol sevincimde anneme sarıldım.

    işte ben 9 yaşındayken öğrendim galatasaray’ın maçlarını sonuna kadar izlemeyi. aradan geçen 14 sene hatta futbolu ilk hatırladığım 97 yılından beri yani 16 sene boyunca her iki günümden biri galatasaray oldu, her hafta en az bir defa sarı kırmızıyı özledim.

    futbol asla sadece futbol olmadı, futbol benim için çoğu zaman galatasaray’dı.

    bana galatasaraylılığı aşılayan maç bu olmuştur.
hesabın var mı? giriş yap