şükela:  tümü | bugün
  • emsal olarak kabataş gelini'nin ifadelerini de verebiliriz. kabataş gelini tipik bir kezbandır ve söylemleri kezban iftirası kapsamına girer. kezbanın ifadelerine göre üstleri çıplak, deri kıyafetli 50-60 adam, kadını darp edip kadının üzerine işemişti hatırlarsanız. ana akım medya mal bulmuş mağribi gibi olayın üstüne atlamış, blue oyster bar müdavimleri tarafından mağdur edilen kabataş kezbanı fantezik sanrılarını gerçekmiş gibi anlatmış, 'kadının beyanı esastır' düsturunca gezi eylemlerine gölge düşürülmek istenmişti. bu olaya inanan aynı güruh camide bira içilip grup seks yapıldığına da inanmıştı.

    bu noktada şu soruyu sormak gerekir, kezban neden iftira atar, kezban neden yalan söyler? çok fazla farklı cevabı olabilecek bu sorunun en yakıcı yanıtı bana göre korkudur. kezban; özgüven sahibi olmayan, genelgeçer etik değerlerden nasiplenmemiş, nasiplense de çıkarına göre bu değerleri rafa kaldırabilen, cahil, birey olamamış, ilgi budalalarını özetleyen bir ifadedir. salt kadına indirgenemez, erkeğin kezbanı daha fenadır ancak erkekler kadınlara nazaran daha az kurnaz oldukları için, daha az tehlikelidirler. bir kezbanı korkutursanız, kulis yapıp adınızı kötüye çıkarması işten bile değildir. acı olan kezbanın girişimleri değil, bu girişimlere yakınınızdaki kişilerce prim verilmesi ve haklılık payının kendisine teslim edilmesidir. evet, yıkıcı ancak öğretici olan budur.

    birazdan anlatacağım olayda; kezban iftirası nedir, toplumsal karşılığı var mıdır, kezban'a inanmanın kişileri düşüreceği çukur, kişilerin iftiraya uğrayanı dinlemeyip dinledikten sonra özür dilemeleriyle çıkabilecekleri derinlikte midir gibi konulara değineceğiz. kezban iftirası psikopatolojik bir mevzudur ve üzerine çokça düşünüp az konuşmak ve yazmak gerekir ancak, toplum sağlığı açısından kezbanların halet-i ruhiyesinin kavranabilmesi ve onları iftiraya yönelten sebeplerin anlaşılabilmesi için bu konuyu tartışma gayretindeyim sevgili sözlük. işin uzmanı değilim, başıma gelene kadar üzerine de hiç düşünmedim açıkçası ancak başımdan geçen (daha doğrusu henüz geçmeyen) olayı olduğu aktararak fikirlerinizi almak istiyorum.

    gelelim olayımıza..

    not : durum yargıya aksettiği için şahıs isimleri, şehirler, mekan isimleri deforme edilecektir.

    olaydaki arkadaşımız 1993 doğumlu bir mimar. bu tanımla sözlük ahalisinin bir kısmının gözlerinin parladığına eminim, çünkü mesleki hayatının başında üretken bir insan canlanıyor insanın gözünde. bu arkadaşın paçalarından yalan, dedikodu ve art niyet akıyor. 25 yaşındaki bir mimar ne kadar çirkinleşebilir derseniz, tahmin edilemez derecede derim. bu arkadaşımız erkeklerle (aynı zamanda kadınlarla da) sağlıklı ilişki kuramayan, onları ya tapılacak bir put ya da kendine hizmet etmesi gereken bir köle gibi gören biri. ortası yok ne yazık ki.

    hikayeye başlayalım;

    arkadaşımızın kod adı 'pelin su' olsun. pelin su kendisinden yaşça büyük sevgilisi (kod adı gencay) tarafından terkedilmiş, kendine yakın duran mahmut'un duygusal/duyarlı yanına oynayarak ona yaslanmış ve mahmut'un duygularını sömür sömür sömüren bir vampir yarasadır. mahmut, pelin su'ya nazaran hayat acemisi, görece saf anadolu delikanlısıdır. pelin su, mahmut'a her istediğini yaptırmaya başlamış, onu zihinsel ve fiziksel olarak köleleştirmiştir. pelin su, bendenize yekten sarmadan bir süre evvel bana, mahmut'un onu taciz ettiğini, bir türlü mahmut'tan kurtulamadığını, mahmut'un kapısına gelip 'aç o kapıyı konuşacağız pelin su' diyerek kendisini tehdit ettiğini anlatmıştı. pelin su başka bir zamanda da, mahmut'un ofiste göğüslerine dokunarak onu taciz ettiğini anlatmış ama hikaye bana mesnetsiz gelmişti, pelin su'ya "acaba adama neler yapıldı da o raddeye geldi" diye sormuştum. dudak büküp yanıtlamamıştı.

    mayıs ayı ortasında bi'akşam, çalışmak üzere gittiğim şehire, kendi şehrimden iki arkadaşım geldi. çalışmak üzere gittiğim şehir büyük büyük erşenler'in imar ettiği güzide bir şehrimiz. kendi şehrim ise adı kara, kendi kara, kırmızı kara bir orta anadolu kenti. angora keçisinin anavatanından gelen arkadaşlardan biri yakın dostum, diğeri onun sevgilisi. yakın dostum lösemi tehlikesiyle yüzyüzeydi o aylarda, sevgilisi ise işinden izin alarak dostumu ülke içinde gezintiye çıkarmıştı moral amaçlı. sevgilisini moral için gezdiren arkadaşımız (kod adı: çağlayan, lösemi tehlikesi geçiren dostumun da kod adı: serpil). çağlayan, mühendis ve serpil'le ilişkilerinde mezhepsel kaynaklı gerilim yaşıyor o sırada. mühendis olmasının verdiği yetkiye dayanarak argümanlarını sağlam kurup serpil'in zayıf noktalarına vuriyi ha vuriyi. aslında çağlayan temelde haklı, çağlayan alevi kökenli, serpil ise gerçekten inançlı, sunni, namazında niyazında biri. ramazanda içki içilme meselesi üzerinden gerildikçe geriliyor masa, ben de çağlayan'ın ne kadar ileri gidebileceğini görmek amaçlı muhabbetin önünü açıyorum. serpil'i yere vuruyorum, kaldırıyorum duvara vuruyorum ki çağlayan içindeki zehri atabilsin. çağlayan zehrini atıyor, bu sefer bi'iki teknik vuruşla çağlayan'ı etkisiz hale getirip barışı (pax bira) sağlayıp mekan değiştirme kararı alıyoruz. bu arada ben de muhabbete katlanabilmek adına biraya vuriyim ha vuriyim, 70 tl hesap ödediğime göre en az 4 bira içmişim. canlı müzik çalınan bi'yere gidiyoruz, grunge/nü metal tarzı çalıyor elemanlar. serpil ortamı seviyor, çağlayan arızaya bağlayana kadar kalıyoruz. çağlayan arıza lambasını yakınca kalkıyoruz. canlı müzik eşliğinde 3 bira da orada içiyorum. yollarımız aksi yönlerde, ziyaretçi arkadaşlar, bulunduğumuz şehrin yerlisi çiftte kalmak üzere ayrılıyor. arkadaşlarla vedalaşıyorum ama eve gidesim yok, içim şişmiş atardan giderden, tartışmadan. zaten uzun zamandır uykusuzluk çekiyorum, bi'kaç bira daha içip sızma planındayım. bu arada saat gece yarısına yakın ya da az biraz geçmiş. o saatte gidilebilecek birkaç mekan dışında pek de alternatif yok. pelin su ve birkaç kişiye daha yazıyorum, "nereye gidilir bu saatte bu taşrada?" diye. derken enerjimin düştüğünü fark edip eve yürümeye başlıyorum. evin kapısını açmak üzereyken pelin su'dan yanıt geliyor, şuradayız rakı içiyoruz sen de gel diyor. rakı içemem çok bira içtim diyerek reddediyorum, zaten kapının önündeyim, anahtarımı arıyorum. ısrar ediyor, daha önce bi'kaç kez girmeyi denediğim ama sap sap giremediğim ya da girişteki tiplerden irrite olup girmediğim mekanın adını veriyor, dans ederiz diyor. işte buna hayır diyemem diyorum kendi kendime. dans etmeyeli yıllar olmuş zaten. dans iyidir, enerji boşaltır, kafa dağıtır, yorar ve uyutur. tamam diyorum, apartmandan iniyorum, merkeze yürüyerek gitmeye çalışıyorum, oha sarhoş olmuşum şehr-i kadim'in sokaklarında kayboluyorum. sonra tekrar eve gitmeyi akıl ediyorum, apartmandan çıktığım andan 15-20 dakika sonra evi buluyorum tekrar. apartmanın önünde arabam var, ceplerimi yokluyorum anahtar üstümde, arabayla gitmeye karar veriyorum merkeze, zaten 2 km yol, yürüsem iyi ama yeterince zaman kaybettiğimi düşünüp çalıştırıyorum arabayı. bu esnada pelin su arıyor nerede kaldığımı öğrenmek için, geliyorum 5 dakikaya diyorum. mekana damsız almadıkları için pelin su kapıya geliyor ve içeri giriyorum. sahnede pop rock yapan bebeler var. eğlenen kitle de yeni mezun olmuş, mezuniyet kutlayan çocuklar genellikle. müzik fena değil, ufak ufak sallanmaya başlıyorum. üzerinize afiyet, biyokimyasal olarak biraz coşarlı biri olmamdan ötürü sallantı yerini dansa bırakıyor, rock'n roll bithcez! bu arada 2 ya da 3 bira daha gömüyorum ve pelin su'ya diyorum ki, kontağı al, arabaya binmeme izin verme, gürültüde ne anlıyor bilmiyorum ama alıyor kontağı, çantasına atıyor. hava almaya dışarı çıkıyorum ara ara, pelin su da geliyor, arkadaşımdan söz ediyorum, çıkmazdayım diyorum, üzülüyorum diyorum. anlıyor beni pelin su, içinden çıkamadığın meseleler olursa ne zaman olursa olsun arayabilirsin beni diyor, pelin su güven veriyor ya da ben güvenebileceğim birilerini arıyorum, çünkü yalnızım. sadece benim bildiğim bi'şey anlatıyorum, sırrımı açıp yaramı gösteriyorum. artık gönül rahatlığıyla sarhoş olabilirim, oluyorum da nitekim. çıkarken yalpaladığımı, onun beni tuttuğunu, kontağı almaya çalıştığımı vb. durumları hatırlıyorum. bana gideceğiz diyor, gidelim pelin su, uyuyayım da mekan önemli değil. sarma sigara çıkarıyor eve gidiş yolunda, ben de alıyorum bi'kaç fırt. apartmanın kapısında mal gibi dikildiğimi hatırlıyorum kapıyı açmasını beklerken, o sırada arkamızda biri de apartmana girmek üzere bekliyor. eve giriyoruz, koltuğa götürüyor beni, pantalonunu çıkarabilirsin diyor, ben böyle şeylere açığım diye de ekliyor. bunu daha önce de söylemişti, böyle şeylere açığım. kafam taşşak gibi, karnım da aç, neye açıksın acaba diye soramayıp bayılıyorum.

    sabah uyanıyorum, bura nere lan iç sesi eşliğinde evi geziyorum, aha pelin su. üzerinde benim gömleğimle yatıyor. gömleğin onda ne işi var derseniz, gece mekanda dans ederken terleyip trikosunu çıkarıp gömleğimi giymiş ve göbek ve belini açık bırakacak şekilde önünü bağlamıştı. benim de üstümde gömlek içinde tişört vardı, terleyip gömleği çıkarmıştım. ha bir de gece boyunca erotik dans konusunda bilgilendiğimi itiraf etmeliyim.

    uzun süredir beni düşürmeye çalıştığını düşünüyorum bir anlığına. operaya gidiyorum karşıma çıkıyor, spor salonuna gidiyorum tam önümdeki koşu bandına geçiyor, şurada rakı içiyoruz diye mesaj atıyor ama mahmut'u çağırma diyor. kendime kızıyorum zokayı yuttuğum için. yanlış verilmiş anlık bir karar neticesinde geyik amaçlı zıplayıp yatağa giriyorum, 1 saat sonra mesai var ama geyik ve şaka peşindeyim, çünkü mallık bunu gerektirir. 'sevişeceğiz' diyorum, sevişme gibi bir niyetim yok esasen, ağzı rakı bira kokan insanlar sevişmemeli zaten, gözleri çapaklıyken üstelik. gecenin sevişmeyle bitmemiş olmasına şaşırıyorum, sonuçta arkadaşımız türlü zahmetlere girip hedefine ulaştı. ben götürülecek kadın değilim, götürecek kadınım deyip çıkıyor yataktan, duşa gidiyor. derin bir oh çekip ben de çıkıyorum yataktan. cüzdan ve kontağı alıp evden çıkıyorum, çıkarken de, durumu daha zorlaştırmadığın için teşekkürler diyerek yaptığım yersiz şaka için özür diliyorum. saçlarını kuruturken kafa sallayarak olumluyor beni. telefonumu unuttuğumu farkedip geri dönüyorum, beni arıyor ki telefonu bulalım. pelin su diye kaydetmiş hay allaam ya diye gülerek veriyor telefonu, adın pelin su değil mi zaten diyerek ben de gülüp çıkıyorum.

    eve gidip duş aldıktan sonra işe gidiyorum, alca seltzer veriyor bi'arkadaş. soda limon vs. derken toparlıyorum. 11:00 gibi kafam açılıyor, sarhoşluğu ve alkolü atıyorum. öğle yemeğini de iyice gömünce kendime geliyorum. bu arada mesai başladığında, sessiz bi'yer tarifleyip oraya gidelim mi diyorum pelin su'ya, kafamın içinde atlar tepişiyor çünkü ve sessizliğe ihtiyacım var. sessizliğin huzurunda, yaptığım saçmalık için özür dileme niyetindeyim en derinden. ne olura olsun, ne yaparsa yapsın kişisel alanına saygı duymadığıma kanaat getiriyorum.

    mesainin bitişine doğru pelin su'nun tavırlar değişiyor, yüzüme bakmıyor. mesai bitiyor, mahmut'la çıkıyorlar. mahmut hem iş, hem ev arkadaşım. (ekleme: haftanın 6 günü ailemden uzak yaşadığım için çalıştığım şehirde de evde kalıyorum, burası anlaşılmadığı için ekleme gereği duydum) eve gidiyorum, mahmut'un odasının kapısı kapalı, kapatmaz normalde, geyik yapılır o evde, şakalar komiklikler. hazırlanıp akşam yemeği yeyip kafa dinlemelik yer aramak üzere evden çıkacakken telefonum çalıyor. adımı sorarak, sen misin diyor, evet diyorum. küfür etmeye ve tehditlere başlıyor. 10 dakikaya merkezde olurum, sen de gel anlatayım diyorum. tecavüz etmeye kalkmışsın diyor. haklısın diyorum ama bi'gel, konuşalım. tekrar arıyor, taciz etmişsin diyor. yahu birader diyorum gelsene bi'yere. sen benim evime gel diyor, adımı yaz internete çıkar zaten diye bağırıyor. bi' de haneye tecavüz boku çıkarak başıma deyyus. yemek yeyip dinelendikten sonra dinlendikten sonra ara sokaklardan birinden tehditkar deliğanlıya konum atıyorum, gel diyorum elimi dahi kaldırmıcam, vuruyosan vur ama beni bi'dinle. savcılığa suç duyurusunda bulunmaya ikna etmeye çalışıyorum pelin su'yu diyor, pelin su'ya diyorum ki, bu bir lekedir, salak salak iş yapma. işe gelmeyeceksin diyor pelin su. la olm niye işe gitmeyim la, çalışıyorum orada ben. hem henüz işleri devretmemiim. sabah oluyor, pelin su'ya mesaj atıyorum, korktuğumu düşünmemesi için savcılığa/polise suç duyurusunda bulun, ne istiyorsan yap diyorum. korkmuyorum, çünkü ortada elle tutulur bir mevzu yok. bu arada pelin su boş durmayıp ofisteki insanları arayıp neden işe gelmediğini açıklıyor. ben ise zaten istifamı vermişim, 30 gün sonra ayrılacağım, iş devrediyorum yerime gelen arkadaşa. ofiste dolaşan dedikodu şu; ben pelin su'yu mahmut'un evinde (dolayısıyla kendi evimde) ilişkiye zorlamışım. delirmek üzereyim, kimsenin bana sorduğu bi'şey yok, kendime en yakın gördüğüm insanlar tavır alıyor. katlanamıyorum duruma ama kimseye bi'şey anlatmak da istemiyorum, tecavüzle itham ediliyorum çünkü. kime ne anlatacaksın, nasıl anlatacaksın? sadece olay hakkında soru soran yakın arkadaşlara , suçluyum diyorum, kendimi o evegirdiğim için suçlu kabul ediyorum çünkü. kimse konuşmamaya başlıyor benimle ofisten ve şantiyede. dün oturup geyik yaptığım adamlar beni görünce arkalarını dönüyor. içlerinde biraz daha delikanlı olanlar ne oldu anlat bakalım diyor, bir başkası sen daha neden buradasın ki abi diye soruyor. ne oldu anlat bakalım diyen başka biri, neler konuşulduğunu bilsen katil olursun diyor, o dakika karar veriyorum gitmem gerektiğine. çünkü kalırsam beni ölümle, asfalta kanımı akıtmakla tehdit eden pelin su'nun ex sevgilisi gencay'a küçük sürprizler yapabilirim. bu arada gencay'a bi'taraftan da ilişmek istemiyorum çünkü sanatçı sayılabilecek bir insan kendisi. biz timur soyundanız, tüm ülkeyi yakarız ama sanatçılara ve bilim insanlarına dokunmayız icabında (swh) bu süreçte arabam da çiziliyor, 3 bin tl masraf çıkıyor, 3 bin tl masraf çıkmasında sıkıntı yok, boyatmanın ardından araç değeri yaklaşık 15 bin tl düşer diyor eksper. boyatmıyorum tabii ki. şu an dört kapı ve iki çamurlukta derin çizikler var.

    bir kaç gün sonra karakoldan tanık ifadesi için çağırılıyor mahmut, ne biliyorsam anlatacağım diyor, anlat tabii diyorum. derken 2 gün sonra beni arıyorlar karakoldan, pazartesi ya da salı ifadeyi alacak arkadaş gelecek diyor görevli memur. pazartesi arayan olmuyor, salı da arayan yok. salı öğle arası 'eh sikerler' diyerek karakola gidiyorum, hakımda suç duyurusu varmış, ifade vermeye geldim diyorum. hakkınızda suçlama kaydı yok diyor bankodaki memur. ben de basıp angora keçisinin anavatanına dönüyorum.

    bunca haksızlığa rağmen susmamın sebebi, evli olmam ve yeni doğmuş bir çocuğumun olması. yeni doğum yapmış kadınların hormonlarındaki değişimden dolayı ne ölçüde anlayışlı olduklarını bilen bilir. normal şartlarda olayı eksiksiz anlatır ve kendi kararını vermesi beklerim ancak, koşullar bombok. ankara'da 3-4 gün kaldıktan sonra, toplanıp tatile çıkıyoruz. tatildeyken ifade vermeniz gerek diye arıyorlar tekrar karakoldan, tatilde olduğumu ifade edip döndüğümde uğrayabileceğimi ifade ediyorum. açık adresimi veriyorum ki en yakın karakol belirlenebilsin.

    karakoldan gelen son telefonun üzerinden 10 gün geçti, hâlâ bekliyorum ki çağırsınlar da ifade vereyim. neyle suçlandığımı tam olarak bilmiyorum henüz, suçlamanın derecesine göre ben de ifade vereceğim. pelinsular'ın rakı üzerine, ağır ilaçlar içip sapıttıktan sonra, yaşadıkları pişmanlıkları insanlara iftira atarak geçiştiremeyeceklerini öğrenmeleri gerek çünkü. ha bu arada tecavüz ithamıyla başlayan gencay atarları, sen taciz girişiminde bulunmuşsuna kadar düşüyor. taciz girişimi.. ne demekse.

    bütün bu olanlara eyvallah deyip geçtim ancak, radikal bir karar alıp taşınacağım sahil şerindeki şehirdeki şefe de (pelin su şefin eski çalışanı) olayı tecavüz olarak duyurduğu için bu arkadaşımız, o bağlantı da kopartıyor. o kişiye de anlatma gereği duymadım olayın aslını astarını. olaya kendine anlatıldığı şekliyle inanması ve hatta öğrenir öğrenmez teyit için beni aramaması yeterince aşağılayıcı çünkü.

    hülasa, asfalta kan dökecek gencayların da kaçak imalatlar peşinde koşmaması yerinde olacaktır. maliye bu ülkenin sağlam kalan tek tük kurumlarından biridir belki de, çünkü para toplar. iş yapıyorsan faturanı keseceksin bilader.

    ve pelin su, müptezel olduğun iddiası kayıtlara geçti ve velev ki ilerleyen süreçte savcılık senden saç örneği istedi, olayın yaşandığı gün hangi maddenin etkisinde olduğunu anlayabilmek için ya da genel madde kullanımı durumunu belirleyebilmek için. saç örneği verdiğin taktirde o saçta kokolar, exler, otlar, çöpler belli olmayacak mı?

    ve beni asıl delirten mesele şuydu sevgili sözlük, çocuğumun fotoğraflarını çekip altına kısa hikayeler yazdığım instagram hesabını, "çocuk istismarı yapıyor" diyerek şikayet ettiler. tüm bu olanlar çok zoruma gidiyor sözlük. anlatmamak için çok direndim ama yazmak zorundaydım.

    bu ülkede kadın olmak zor ama erkek olmak da zor.

    edit 1: burkay kod adı, istek üzerine mahmut olarak değiştirildi.

    edit 2: olay anlattığım gibi, yeterince uzun olduğu için çok detaya girmedim. bu arada gecenin köründe çalan taciz telefonları vs. de var.
    avukatıma danıştım, hâlâ ifadem alınmadığı için ben suç duyurusunda da bulunsam beklemeye alınıyormuş. ilk olarak ifade vercem, dava açılırsa gidip burada anlattığım gibi (daşşak geçmeyeceği için daha da uzun anlatabilirim) hakime de anlatacağım.

    edit 3: lapdance nereden çıktı arkadaşlar. eve girince bayılıp uyudum. dans meselesi mekanda gerçekleşti ve bitti.

    edit 4: evli ve çocuklu olduğumu belirtmeyebilirdim, odasına girdiğimi saklayabilirdim ancak olanı biteni hatırladığım oranda anlatma gereği duydum. suçlu olduğuma inansam detayları vermem ve manipülasyon yaparım.

    edit 5: önceki entrilerde kadın ve memur olduğum yazılmış, evet hesap benim değil ve ben de ekşici değilim. çok uzun süre önce okumayı dahi bıraktım sözlüğü. farklı fikirlere/bakış açılarına göre ancak burada yargılayabileceğimi düşündüm kendimi.

    edit 6: gerçekten kötü yazmışım, hikayenin çatısını ve gelen algısını bozmadan, devrik/bitmemiş cümleleri toparlamaya çalıştım. anlık bir akışla yazmayı samimi bulduğum ve aklımdakileri filtreye sokmadan en doğru şekilde ifade edebileceğimi düşündüğüm için bodoslama yazdım.
  • hepsini okumadım ama konunun özüne katılıyorum. amerikada bir çok örneğine hapis cezası verilmiştir.
  • biraz daha kısa yazamaz mıydın?

    (bkz: okumadım)
  • kardeş burkaya bir koyayım pelin suya iki koyayım bu nasıl hikaye amk.
  • yeniden akp döneminin gelmesiyle beraber çökecek olan "leş yaşam tarzı"nın son kazalarından olan olaydır.

    meral etme koçero, bundan sonra "beraber namaz kılmamız" şeklinde başlık açacaksın(ız).
  • (bkz: burkay ne amk)
  • hepsini okumadım ama burkay diye anadolu delikanlısı olmaz.
    olsa olsa mahmut olur.
    kod adı olmamış.
  • okumayın, ben okudum. evli ve yenidoğmuş bir bebeği varken içip içip pelinsuda kalıp erotik danstan yorgun düşen pelinsuya gömleğini giydirip pelinsuya sevişelim diye şaka yapan bir adet sadakatsiz içerir. ha, bir de arabası çizilmiş.
  • özet geçmemiş kimse hayret

    (bkz: çok uzun bir iftira)